Sunday, July 25, 2021

Duş alırken bile terliyorum. /Liva

 



Bu aralar çok mutluyum. Çünkü KİTABIM ÇIKTI. Evet yanlış duymadınız, kitabım çıktı! 2 gündür kitabımla yatıp kitabımla kalkıyorum. Bence çok güzel olmuş kitabım. Onu görünce içimi bir mutluluk kaplıyor. Mesela yarın falan ölsem fazla üzülmenize gerek yok "Zaten kitabı çıkmıştı." dersiniz.

Bu arada bana kitabevi kitap yollamadı henüz. Yasemin sipariş etmiş Shopier'den, ona geldi kitap, ben de onun kitabını aldım o daha okumadan. Çünkü bana kitap gelmesini bekleyecek sabrım kalmadı. Kendi kitabıma para vermek de saçma olurdu. Kitabımın ön satışa çıkmasıyla, tanıdığım birkaç kişi alıp yavaş yavaş okumaya da başladı kitabı. Dolayısıyla ilk geribildirimler gelmeye başladı. Abimin arkadaşı Sinan, kitabımın olaylara uzaktan bakmayı, gözlemciliği ve genel olarak yabancılaşmayı çok iyi verdiğini söyledi. Kitabı okuduktan sonra ona da kendi hayatı üzerine yazma isteği gelmiş ve geçen gün Büyükada'da tabağına konan bir arı köftesini yediğinde aklına benim kitabım gelmiş hemen, Begüm olsa "Siz hiç köfte yiyen arı gördünüz mü?" diye başlık yapardı bu durumu diye düşünmüş. Yani benim okuyucumda yaratmak istediğim bütün etkileri kendi ağzıyla yazdı Sinan bana. Demek ki kitabımı doğru anlamış. Bu beni mutlu etti.

Sinan kitapta en çok 2013 ve sonrasını beğenmiş. Herkesin kitabın farklı yerlerini beğenmesini ilginç buluyorum. Ecem başlarını, Pınar sonlarını, ben ortalarını beğeniyorum. Bahar 2011'i beğenmişti. Barış kitabımı "genel olarak komik bir kitap" olarak okumluyor. Daha fazla okuyucu ve daha fazla geribildirim için sabırsızlanıyorum. 

Eğer siz de kitabımı okumak isterseniz, ön satış linki olan şu linkten https://www.shopier.com/ShowProductNew/products.php?id=8198531&sid=UDIxb1hhRWQ0UHlUOVRSNTFfNV8gXyA= satın alabilirsiniz. Yakında raflarda da olacak ama o kadar beklemenize gerek yok, hemen alın bence. Kitabı okuduktan sonra bana kitabın nerelerini beğendiğinizi, nerelerini beğenmediğinizi yazarsanız çok mutlu olurum. Bu geribildirimler beni heyecanlandırıyor ve geliştiriyor. 

Bu arada ikinci kitabımı düzenlemeye başladım bile. 

Yeni kitaplarda yeniden buluşmak dileğiyle.

Wednesday, June 23, 2021

Terliklerim benle birlikte niye buraya gelmemiş. /Barış


İstanbul burası. Teyzemin resim atölyesi olarak kullandığı evdeyim. Yıllık İstanbul ziyaretimi gerçekleştirmek üzere buraya geldim. 1 ay kalacağım. Evin etrafı yeşilliklerle dolu. Pencereyi açtığımda martı sesleri içeri doluyor ve kafamı balkondan çıkardığımda güzel bir mimarisi olan eski bir köşk görüyorum. Evde küçük bir balkon ve küçük bir bahçe var. Her odada teyzemin yaptığı resimler asılı. Resimleri gördükçe benim de resim yapasım geliyor.

İstanbul’a geldiğimde artık kendimi köylü gibi hissetmeye başladım. Bizim Dalyan’daki yaşantımız İstanbul’daki yaşantıdan çok farklı. Dalyan’da sürekli eşofman giyiyorum ya da şortla geziyorum. Dağda, taşta, ormanda, kumda gezdiğim için ayakkabılarımın hepsinin tipi kaymış oluyor. Ama Dalyan’da herkes genel olarak rahat ve serseri bir görünüme sahip olduğundan rengi kaçmış tişörtlerle gezmek ya da tozlanmış ayakkabılarla gezmek bana hiç garip gelmiyor. İstanbul’da ise insanlar şıkır şıkır giyiniyor, ayakkabıları tertemiz, herkesin kıyafeti sanki yeni alınmış gibi, hiç eskimemiş. Onların yanında kendimi sokak çocuğu gibi hissediyorum. Ayrıca 4 yıldır İstanbul’da yaşamadığım için buradaki ulaşım ağlarını da iyice unutmuşum. Hayatım toplu taşıma araçlarında geçmiş olmasına rağmen nereye nasıl gidilir, bütün bilgiler kafamdan silinmiş.

Bugün işlerin benim için yolunda gitmediği bir gündü. Sabah bazı işleri halletmek için metroya binip alışveriş merkezine gitmeye karar verdim ama Üsküdar metrosunu bir türlü bulamadım. Metro sağ taraftaymış, ben önce sağa, sonra vazgeçip sola, sonra tekrar sağa gittim. Ne yöne gitsem “sanki ters yöne gidiyorum” hissi vardı içimde, bu nedenle sürekli yön değiştirip durdum. Sonunda metro istasyonunu bulup turnikeden geçtim ama geçtiğim turnike Marmaray’a ait değilmiş, Üsküdar–Çekmeköy metrosuna aitmiş (böyle bir metro olduğunu bilmiyordum). Sonra görevli beni doğru metroya yönlendirdi fakat boşuna akbil basmış oldum. Ayrıca Marmaray metrosunun turnikelerinden geçemedim çünkü bir kere akbil bastıysan tekrar basabilmek için YARIM SAAT beklemen gerekiyormuş. Görevliye, bir şeyler yapamaz mısınız, kaçak gireyim mesela, zaten demin akbil bastım, dedim. HES kodu olayı olduğu için bir şey yapamam, dedi.  Ama tuvalete gidip orada akbil basarsam yarım saat bekleme sürem iptal olurmuş. Ben de tuvalete gittim mecburen. Tuvalete 1 liralık akbil bastım. Sonra geri gelip Marmaray’a bindim, 6 lira da oraya akbil gitti. Güne Üsküdar metrosundaki bütün turnikelere akbil basarak başlamış oldum. Sonra 1 durak yol gidip Nautilus’a geldim.

AVM girişinde HES kodu soruyorlar, hep unutuyorum. Şehirli insanlar ellerindeki telefonlarda HES kodları sayfası açık bir şekilde giriyor AVM’ye. Ama ben köylü olduğum için bunu yapmak aklıma hiç gelmiyor. Karşıdan karşıya da zaten bir tedirgin geçiyorum, “karşıdan karşıya böyle mi geçiyorduk?” diye düşünüyorum içimden hep karşıdan karşıya geçerken. Kalabalıklar dikkatimi dağıtıyor.

Nautilus’a varınca, geçen gün aldığım şortu değiştirmek için Migros’a gittim öncelikle. Artık şişko birisi olduğumu kabullendiğimden şortu M beden almıştım ama o kadar şişko değişmişim herhalde ki M beden bayağı büyük geldi, S’si ile değiştirdim. Migros’taki işimin çok kolay hallolmasına biraz şaşırdım; çünkü bence bugün işlerin hiç yolunda gitmeyeceği bir gündü. Böyle günleri nerede görsem tanırdım. Ardından Barış’a bel çantası ve ip almak için Decathlon’a gittim. Bel çantası ve ipi aldım. Fakat ipi yanlışlıkla kırmızı yerine yeşil renk almışım, tam ödemeyi yapmak için şifremin son hanesini tuşlarken Barış’ın yeşil değil kırmızı ip istediği aklıma geldi. Kasadaki kız şifreyi yanlış girin bari, işlemi iptal edeyim, dedi. Ödeme işlemimi iptal ettikten sonra yeşil ipi kırmızı iple değiştirip tekrar ödeme yaptım.

Decathlon’dan çıkınca birkaç ayakkabıcıya gidip ayakkabı denedim ama hiçbirini beğenmedim. Ayrıca her mağazaya girdiğimde nedense alarmları öttürdüm. Güvenliklere, neden bugün hep ötüyorum diye sordum. Kredi kartlarım nedeniyle olabilirmiş. Bu tedavisi imkansız bir hastalıkmış. Her neyse, canım sarı bir ayakkabı almak istiyordu. Bu sefer beyaz almayacaktım, beyaz ayakkabılarımı hemen pisletiyordum. 

Beyaz ayakkabı almak çok kolay oluyor, her yerde satılıyor, ayrıca kendimi Wimbledon tenisçisi gibi hissettiğim için de hoşuma gidiyor ama son 6 ayakkabım beyazdı, ömürleri çok kısa oldu. O yüzden başka bir renge geçme zamanı geldi. Bir sürü mağazaya bakmama rağmen ve hepsinin girişinde ve çıkışında ötmeme rağmen Nautilus’ta kafama göre ayakkabı bir türlü bulamadım. En son Greyder'in mağazasına girdim, orada güzel bir ayakkabı buldum ama o da 449 liraydı. Satıcı, isterseniz Optimum AVM’de outlet mağazamız var, orada yeni sezon olmayan normal fiyatlı ürünlerimize bakabilirsiniz, dedi. Ben de çılgın bir kararla Optimum’a doğru yol aldım. Biraz da Optimum'un mağazalarında ötecektim.

Optimum AVM’ye gitmek için metro istasyonuna doğru yola koyuldum. Yıllar sonra metroya binmek zevkli oldu. Bir otobüs, bir metrobüs gibi kötü değil metro. Uzun yollar tepiliyor, yürüyen merdivenler çıkılıyor iniliyor, adeta bir mühendislik harikası. Metro’dan inip AVM’ye giden yolu yürürken sağanak yağmura yakalandım. Bir sokak çiçekçisinin tentesine sığındım. Baktım yağmur durmuyor, mecburen en yakındaki pastaneye oturdum. Yağmurdan kaçmaya çalışan insanlara ve boy boy dikilmiş ıslak binalara bakıp çayımı içtim. Pastaneci çok iyi bir insandı, bana bir tane tulumba tatlısı ikram etti. Pastanede yeterince vakit geçirdikten sonra yağmur durdu. AVM’ye gitmeye devam ettim.

AVM’de ayakkabıcılara girdim hemen, yine mağazalara her girişimde ve her çıkışımda öttüm. Kinetix’in mor bir spor ayakkabısı vardı onu aldım. Bir de converse tarzı sarı bir bez ayakkabı gördüm, onu da beğendim ama onun 37’si yoktu. Mecburen lacivertini aldım. Ayakkabı işleri bitince AVM’den çıktım. Deli gibi yağmur yağıyordu, kafamı dışarı çıkarmam bile imkansızdı. Mecburen tekrar AVM’ye girdim. Yemek yiyerek oyalandım. Yemek bitince yağmur da bitmişti. Taksiye atlayıp eve doğru yol aldım. Yolda, evin adresini bilmediğim aklıma geldi.

Evin adresini sormak için Barış’ı aradım. Neyse ki hemen konum attı,evi bulabildim. Şimdi evdeyim. Demin Migros'tan aldığım şortu denerken fark ettim, şortun içindeki alarmı çıkarmayı unutmuşlar, o yüzden sürekli ötüyormuşum.


Görsel: Juneleeloo

Monday, May 17, 2021

Hangi yıldasın şu an?

 


Çocuk sahibi olmak isteyip istemediğim konusundaki kafa karışıklığımı sonunda çözdüm. Çocuk sahibi olmanın norm olduğu bir kültürde yetiştiğim için, gençken ileride çocuğumun hatta çocuklarımın olacağını düşünmüştüm hep. Başka bir seçenek aklıma bile gelmemişti. Sonra 20'lerime gelip de akranlarımın çocuk ilgisini görünce, bende hiç böyle bir ilgi olmadığını keşfettim. Evlenip çocuk yapan pek çok arkadaşım ve yaşıt akrabam vardı ama benim hayat çizgim onlarınkinden bariz farklıydı, çocuk yapmamış kadınlarla daha ortak görünüyordu benim gidişatım. Ardından rehber öğretmen olup çocuklarla bol bol vakit geçirince çocuk sevgimde bir artış hissettim. Üstüne Barış'a aşık olup Barış'ın da çocuk meselesine olumlu baktığını görünce "olabilir" diye düşünmeye başladım. 

"Olabilir" diye düşündüğüm dönemden bu yana yaklaşık 2 sene geçti. 2 senedir korunmuyoruz fakat çocuğumuz olmadı. Korona pandemisinde olduğumuz için ve hastaneye gitmek sıkıcı bir süreç olduğu için, Barış'ın da benim de doktora gidip bunun nedenini araştırasımız gelmedi. Ben de bu belirsiz ama uzun süreçte bol bol, çocuk sahibi olup olmamanın benim için anlamını düşündüm. Bu işin artılarını ve eksilerini ölçüp biçtim, çocuğu olan arkadaşlarımla konuştum, annelikle ilgili yazılar okudum ve en sonunda çocuk istemediğime kesinlikle karar verdim.

Çocuk istemediğimi kendime itiraf edince şu "olabilir" diye düşündüğüm dönemde bile çocuk işine en fazla %65 sıcak bakabildiğimi fark ettim. Çoğunlukla %50 %50 ya da %60 %40 şeklinde bir oran vardı çocuk isteme ve istememe kararımda. Yani çocuk sahibi olmak içime hiçbir zaman tam olarak sinmemişti. Şimdi ise artık %99,9 istemediğimden eminim. Ne olur ne olmaz diye tekrar korunmaya başlayacağım ve düşük bir ihtimal ama yine de yanlışlıkla hamile kalırsam fetusu aldırma ihtimalim yüksek. Barış da bu kararıma saygı duyuyor.

Şimdi çocuk istemememin benim için en önemli sebeplerini yazacağım. Aslında geçmişteki kendimin verdiği kararlara güvenen birisiyimdir, dolayısıyla bu kararımı sonradan sorgulayacağımı ya da "neden doktora gidip bu işin peşini kovalamadık" diyeceğimi sanmam. Ama yine de gelecekteki kendimin, eski kendimin neden çocuk yapmak istememiş olduğunu merak etme ihtimaline karşı bu konudaki düşüncelerimi toparlamak istiyorum:

1. Çocuk doğurma, emzirme ve bakım sürecinin fiziksel olarak çok hırpalayıcı olduğunu düşünüyorum. Zaten mide sorunlarım ve vidalarım var, bir de hamilelikle kendime eziyet etmek istemem. Çocuğu kucağına al, kaldır, indir derken bel ağrısı olacak, sezaryenle doğurayım derken durduk yere ameliyat olmam gerekecek. Hamileliğin son aylarında nefes darlığıydı, reflüydü bir sürü fiziksel acıyla uğraşacağım. Benim için mutluluğun en önemli bileşenlerinden biri fiziksel esenliktir, bunu birkaç seneliğine bile olsa kaybetmek istemem. Ayrıca uyumak hayattaki en sevdiğim şeylerden biridir, bir kaç yıl uykudan mahrum kalmak da istemem.

2. Çocuk sahibi olmanın psikolojik olarak yıpratıcı olduğunu düşünüyorum. Anneliğin getirdiği hormonların yarattığı duygusallıklar bir kenara, bir insanın annesi olmak bence çok yorucu. Bu çocuğun hastalığı olacak, üzüntüsü olacak, başını belaya sokması olacak, bu tarz durumlarda bol bol olumsuz duygu hissedeceğim. Dönem dönem anksiyete ve depresyon sorunları yaşayan ve genel olarak enerjisi düşük olan bir insan olarak, bu kadar çok iniş çıkış ve olumsuz duyguyla baş etmeye çalışmak istemiyorum.

3. Türk aile yapısına dahil olmanın bana iyi gelmeyeceğini düşünüyorum. Benim ebeveynlik ilişkisine bir alerjim var. Birisinin çocuğu olmam düşüncesine bir türlü ısınamadığım gibi, bu şema üstüne kurulan ilişki tarzını da çok boğucu buluyorum. Ebeveynlerin, bizi kendilerinin uzantısı olarak gördükleri için ister istemez bazı beklentilerinin olması ya da mutsuzluklarımız gibi konularda gereğinden fazla kaygılanmaları veya inkar moduna geçmeleri aile ilişkilerini çoğunlukla yüzeyselliğe mahkum ediyor bence. Barış da ben de ailelerimizle şu an güzel bir arkadaşlık ilişkisi içindeyiz. İstediğimiz zaman arıyor, özlediğimiz zaman görüşüyoruz. Böyle olmasından memnunuz. Bir torun ise bu ilişki dinamiğini ister istemez değiştirir. Çocuğu büyütürken ebeveynlerimizin desteğine ihtiyaç duyacağımız için yeni bir ilişki tarzı geliştirmemiz gerekir. Torun vasıtasıyla geleneksel bir akrabalık bağı içine girmenin beni sıkacağını düşünüyorum.

4. Toplumla tekrar iç içe geçmek bana iyi gelmez. "Bir çocuğu yetiştirmek için bir köy gerekir" lafı boşuna değil. Çocuk sadece benim ya da babasının bakımıyla ve etkisiyle büyümeyecek. Mecburen toplum da işin içine girecek. Toplumun eğitim sisteminden, kültüründen, ekonomik koşullarından ve baskılarından nasibini alacak bu çocuk da. Ülkemizin toplumsal yapısını hiç beğenmediğim ve hayatımın son 10 yılını bu toplumsal yapının benliğime verdiği zararları geri almakla geçirdiğim için, dünyaya getirdiğim yeni kişinin aynı dandik süreçlerden geçişini oturup izlemek benim için sinir bozucu olacaktır. Kendi içimdeki toplumu çökertmeye çalışırken yeterince sıkıldım zaten, yeni bir insanla birlikte tekrar aynı süreçlerden geçmek istemiyorum.

5. Kendime vakit ayıramamak ve yaşadıklarımı sindirememek benim için kötü bir senaryo. Bitişiğimizdeki yan komşunun çocuğunu duyuyorum, günde 15284 kere "annee" diye bağırıyor. Görünen o ki çocuk okula başlayana dek oturup güzelce odaklanarak bir şeyler yapmak mümkün değil. Çocuk ikide bir seni çağırıyor, peşinden ayrılmak istemiyor, bir şeye ihtiyacı oluyor ya da çocuk için yapman gereken bir şeyler oluyor. Yazmayı, çeşitli sanatlar üretmeyi ve yaratıcı olmayı seven bir insan olarak, iç dünyama zaman ayıramamak benim için 35 yıl boyunca emek verip büyüttüğüm şeyleri devam ettirememek demek. Kendi içime odaklanıp, yaratıcı üretimler yaparak hayatı sindirerek yaşamak yerine çocuğun peşinden koşturup günlerin nasıl geçtiğini anlamadan yılları bitirmek bana hiç uymuyor. Gelecek planım kesinlikle bu değil.

Kısacası çocuk sahibi olmak bana göre değil. Çocukları çok seviyorum ama ben kendi bildiğim gibi yaşayacağım.


Görsel: Jamie Heiden

Saturday, April 17, 2021

Radyatör gururum devam ediyor. /Barış

 


Geçen gün Ecem'le Ali bize geldi. Bira içip film izledik. Sonra bir noktada Ali ayağını uzatmak suretiyle radyatörümüzü kırdı. Daha doğrusu radyatör yerinden çıktı, 4 vidası vardı, 1 vidası kaldı üstünde; düştü düşecek gibi oldu. Mecburen önüne sandalye, altına destek falan koyup zar zor radyatörü ayakta tutarak o geceyi atlattık. 

Salonun ortasındaki radyatör bu haldeyken hayata normal devam edemeyeceğimiz için, ısı pompasını yaptırdığımız yeri arayıp tamir için onları çağırmayı düşündük Barış'la. Ama sonra bu ara raf montajı, dolap içi düzenlemeleri falan gibi zor işleri başarıyla gerçekleştirdiğimiz için, kendimize güvenimiz arttığından ötürü radyatörü kendimiz tamir etmeye karar verdik.

Ertesi gün yürüyüşe çıkıp, radyatörü yerine geri monte etme amacıyla kullanabileceğimiz İngiliz anahtarını almak için Liva'ya uğradık. Liva'nın İngiliz anahtarı küçüktü, o yüzden işimize yaramadı; ama Cem'de işimize yarayabilecek kilitli pense isimli bir alet olduğunu tespit ettik. Ardından nalbura gidip vida aldık. Aslında dübel de alacaktık ama nalbura müşteri olarak gelmiş bir adam dübel yerine "ağaç" kullanmamız konusunda çok ısrarcı olunca "tamam" dedik. O esnada Ali Barış'ı arayıp radyatör montajına yardım etmek istediğini söyledi.

Yoldan ağaç dalı toplayarak Barış'la eve geldik. Ardından Ali, Cem'den kilitli penseyi alıp bize geldi. Kendime sıcak çikolata yapıp Barış ve Ali'nin radyatörü monte edişini film izler gibi izlemeye koyuldum. Fakat her şeyi yanlış yaptıkları için bir süre sonra sürece müdahale etmek zorunda kaldım. Ali ve Barış kilitli penseyle bir saat uğraşıp boruyu sökemedi. Sonra ben kilitli pensenin nasıl çalıştığını anlayarak 5 saniyede boruyu söktüm. Boruyu radyatörden ayırınca etrafa sular saçıldığı için kısa bir süreliğine tuvalete leğen almaya gittim. O esnada Barış'la Ali deliğin içine ölçme vidasını fazla ittiği için vidayı içeriye kaçırdı, tuvaletten çıkıp yarım saat vidayı cımbızla delikten çıkarmakla uğraştım. O esnada sıcak çikolatam biraz soğudu, üzüldüm. 

Neyse ki bu noktadan sonra Ali ve Barış işe ısınmaya başlayıp daha becerikli oldu. Barış ağaçları kesip deliğe sokma alanında büyük başarılar gösterdi, Ali ise matkapla vidayı yuvaya yerleştirmede adeta uzman oldu. Onların fiziksel yetenekleri benim düşünme becerilerimle birleşince imkansızı başararak en sonunda radyatörü yerine monte etmeyi başardık. 

Radyatör montajında başarılı olduğumuz için kendimizle çok aşırı gurur duyduk. Bütün gün mutlu mutlu gezdik. Hala da radyatörü gördükçe "vay be ne becerikliyiz" diye övünüyoruz.


Görsel: Sam Szafran

Monday, April 12, 2021

Bugün seni ne etkiledi derinden?

 



Yeni balkonum burası. Deftere yazı yazıp yeşil çay içiyorum. Isıtıcı bir güneş var üstümde ve etrafta tertemiz bir hava geziniyor.

Sanırım ikinci hayalime kavuştum şu an. İlk hayalim doğal bir yerde yaşamak, günümü kitap okuyarak, güzel filmler izleyerek ve sevdiğim insanlarla görüşerek geçirmekti. Bunu Dalyan'a taşınıp güzel bir düzen kurunca gerçekleştirmiş oldum. Sonra da gözümün önünde ikinci hayalim canlanmaya başladı. İkinci hayalim bol bol yazdığım, resim ve müzik yaptığım, güzel ortamlarda geçen sanat dolu bir yaşamdı. Şimdi yatak odasına çalışma masası koyup burayı benim odam yapınca o da gerçekleşiyormuş gibi hisssediyorum.

Yatak odası aslında evdeki en güzel oda. Kocaman, güzel ışık alan, ferah bir yer ve tatlı küçük bir balkonu var. Ama sadece uyumak için kullanıyorduk burayı saçma bir şekilde, mis gibi oda bütün gün boş duruyordu. Geçenlerde ben mutfak masasında ayak altından olmaktan ve yemek saati geldiğinde bütün eşyalarımı ortadan kaldırmaktan sıkılınca yeni bir düzen oturtmaya karar verdik Barış'la. Bunun üzerine ertesi sabah uyandığımda Barış'ı yatak odasındaki dolapları iterken buldum. O gün yatak odasındaki gereksiz eşyaları atıp bana alacağımız yeni çalışma masası için yer açtık. Sonraki gün ise hemen Ortaca'ya gidip kendime güzel bir masa seçtim. 

Mobilyacıda masamı görür görmez aşık oldum. Hem rengi yatak odamıza uyuyordu hem de estetik bir görünümü vardı. Ama mobilyacı masamı 1 hafta sonra Dalyan'a getirebileceğini söyledi. O 1 hafta nasıl geçti ben de bilmiyorum. Çok heyecanlıydım. Her gün geri sayım yaptım. Masamın gelmesine 3 gün kaldı, 2 gün kaldı diye diye heyecanımla Barış'ın başının etini yedim. En sonunda cuma günü masam geldi! 

Masa odaya çok yakıştı. Büyük bir sevinçle hemen tozunu aldım, sonra da özenle üstüne yazı ve resim eşyalarımı yerleştirdim. Cuma günü bütün gün sevinçten dans ede ede gezdim. Artık mutfak masasında takılmak yoktu. Aslında mutfakta bir yandan yemek yaparken bir yandan laptopumda işlerimle ilgilenmek pratik oluyordu. Ama artık yemekler pişerken laptop yerine piyanoya takılmaya karar verdim. O da mutfak gibi alt katta ve o da laptop gibi zevkli bir oyuncak.

Masam geleli 2 gün oldu ama hala onunla yeterince vakit geçiremedim. Cumartesi günü erkenden Ecem'le buluştum, pazar günü ise Barış'la aşırı uzun bir gündüz yürüyüşü yaptık. Şimdi artık sonunda bugün odamdayım. Masamla doyasıya vakit geçirebildiğim ilk günü yaşıyorum. Önce sabah biraz bilgisayarda yazı yazıp yazar tıkanmamı açtım. Şimdi de çayımı alıp balkona çıktım ve deftere bu yazıyı yazıyorum. Yazıdan kafamı kaldırdığımda dağları, tarlaları, tatlı küçük bir evi gören güzel bir manzaraya bakıyorum. Keyfim çok aşırı yerinde olduğu için kozmiğe teşekkür ediyorum.



Saturday, April 3, 2021

Progresif gece şiirleri


Bugün canım şiir yazmak istedi. Önce şiir yazmak istememin şiirini yazdım, sonra da bazı kadın şairlerin şiirlerini okudum. Ardından merak ettim, acaba ben eskiden de şiir yazmış mıydım? Aramaya inanıp eski şiirlerimi buldum:


27.12.2008

Saat 3 oldu hala gelmedi uykum,

Çok yalnız olduğum için mi akıyor burnum?

Son zamanlarda pek bir mutsuz gibiyim,

Hayatımdan tiksiniyorum diyebilirim.


10.01.2009

Bir gecenin daha sonuna geldim aniden,

Bugün beni hiç sarsmadı derinden,

Böyle duracağıma yatayım artık,

Zaten uykum geldi inceden.


20.01.2009

Bu saatten sonra içilir mi şarap?

Ne oluyor böyle halim harap?

Özgür irade var mıdır ahbap?

Hiçbirine bulamıyorum cevap.


05.02.2009

Gece gece tatlı bir melankoli sardı içimi,

En iyisi yazayım bir progresif gece şiiri,

Tam şu an dünyada garip bir sessizlik oldu,

Sanki bazı şeylerin anlamı azalmış gibi.


16.02.2009

Kendimizi sarhoş ettik, uyuşturduk, oyaladık diye gerçek değişecek değil;

Dünyada aniden belirmiş yalnız varlıklar olarak bir şeyler arıyoruz bizi tamamlayacak

Ama kimse kimsenin öbür yarısı falan değil, hepimiz aynı tekiz,

Hepimiz çorabın aynı tekiyiz..


13.06.2010

Tek hayatımın bir günü daha bitti,

Mide asidi içime işledi,

Tamamlayamadım bile bestemi,

Yakalayamadım kendimi;

Ama madem durduramıyorum sürüklenmeyi,

O halde amor fati!


10.10.2013

ENFJ'ye

Kör noktamda kalır F'si,

Yüzeysel gelir E'si,

Tutmaz bir türlü frekanslar,

Herkes istese bile.


Sırf savunma mekanizması görülür,

Her söylediği ürkütür,

Denk gelir hep o ters tarafı,

Dark side of the moon gibi.


Görsel: Philippe Charles Jacquet

Bugün şiir yazacağım



Şiir

Kelimeler kifayetsiz kalınca resim yaparım,

Renkler coşkusunu kaybederse piyano çalarım,

Eğer notalar da tat vermemeye başlarsa,

İşte o zaman şiir yazarım.


Resim: Monet