Thursday, November 19, 2020

Şimdi de hayaletlere sinyal verelim. / Barış

İllustrasyon: Pascal Campion

Bir süredir ortalıkta yoktum; çünkü kitap yazmakla uğraşıyordum! Blogumdaki yazıları eleyip, komik olanları alıp, bolca düzeltip, hatta yer yer yeniden yazıp değiştirerek günlük tarzı eğlenceli bir kitap haline getirdim. Sonra kitapta kullandığım yazıları blogdan sildim.

Kitabı hazırlamak çok zevkli oldu. Gece gündüz hiç bıkıp usanmadan çalıştım. Sonra gözden geçirmesi için kitabı Yasemin ve Ecem'e yolladım. Yasemin, ona belirsiz ya da bulanık gelen yerleri düzeltti, Ecem imla hatalarını ve gereksiz yere devrik olan cümleleri düzeltti. Sonra Barış'a okuttum, Barış eksik bilgi içerdiği için havada kalan yazılara ekstra bilgiler ekletti. En son da Pınar'a okuttum, o da birkaç iyi fikir verdi, yazıları daha akıcı okunacak şekilde sıraladım. Genel olarak herkes beğendi kitabı, gerçek bir editörün dokunuşundan sonra basılabileceğini düşündü. Ben de beğendim açıkçası.

Kitabı tamamen bitirince birkaç yayınevine yolladım. Şimdi 3-5 ay onların kitabı değerlendirmesini bekleyeceğim. Umarım basılır. Böylelikle yazmaya devam etmek için daha çok bahanem olur. Bir de satıldığını düşünsenize, resmen sevdiğim şeyler yazarak para kazanmış olurum. İnsanın sevdiği işi yaparak para kazanması idealine çok yaklaştım şu an. Eğer kitabım basılır ve satılırsa hemen yenilerini yazacağım.

Sunday, November 8, 2020

Çatalı havada yakaladım

Geçen gün Ecem beni eve çağırdı. “Çocuklarla Felsefe” atölyesiyle ilgili toplantı yapalım, Bahar da gelecek, dedi. Hazırlandım, 1 gibi evden çıktım. Norveç’in en kötü mikrofonuyla kaydedilmiş karanlık müzikler dinleyerek Ecemlerin evine doğru yol aldım. Ecemler’in evine tam şarkının en güzel yerinde varınca, canım şarkıyı kapatıp içeri girmek istemedi. O yüzden mavi çitli büyülü kapının fotoğrafını çekip biraz oyalandım. Şarkı bitince içeri girdim.

Geldiğimde Ecemle Bahar, Bahar’ın ilkokul öğretmeni olduğundan şüphelendiğim bir kadın hakkında dedikodu yapıyordu. Ben de hemen oturup dedikodulara katıldım. Çocukken diğer insanlara yaptığımız zorbalıklardan konuştuk biraz. Sonra “Çocuklarla Felsefe” atölyesinin içeriğini düşündüğümüz bir toplantı yaptık. Toplantıda çocukları felsefe çukuruna düşürüp sonra da o çukurdan nasıl çıkarabileceğimizle ilgili birtakım planlar yaptık. Sonra nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde konu intihara geldi ve hepimiz bunalıma girip intihardan bahsetmeye başladık. “Çocuklarla felsefe” gibi hayat dolu bir niyetle başladığımız bu buluşmanın sonu nasıl intihara bağlandı hiç anlamadım. Acaba Norveç’in en kötü mikrofonu yüzünden mi böyle olmuştu?

Evdeki toplantıyı bitirince dışarı çıktık. Marketten bira alıp yolda yürüyerek bira içtik. Yürürken Ecem’in gözüne sinek girdi, gözü yanmaya başladı. Gözündeki yanma geçmeyince, Ecem olaganüstü hal ilan edip sağa sola koşmaya başladı. Kör olup ölmekten çok korkuyordu. Sonunda koşarak yakınlardaki bir evin bahçesine girdi. Bahçedeki çiçekleri sulayan adamdan, gözünü yıkamak için biraz su rica etti. Adam hortumdaki suyun kuyu suyu olduğunu söyleyip Ecem’e su vermek istemedi. Ecem evin içine girip yıkadı yüzünü. Sonra adam Ecem’in gözüne birtakım göz damlaları sıktı. Bütün bunlar olurken Bahar’la ben, film izler gibi Ecem’i izliyorduk.

Ecem’in gözüne yapılan ilkyardım tamamlandıktan sonra sahile indik. “Akşamcı” isimli teknenin karşısındaki banka oturup biralarımızı içtik. Otururken yaptığımız sohbetler esnasında bazen çok gülüyorduk, bazen de konu ölüme geliyordu ve üzülüyorduk. Sürekli bir gülüp bir üzüldüğümüz için Türk televizyonları gibi olmuştuk. Bankta bir süre bu duygusal iniş çıkışı sürdürdükten sonra, yanımıza Bahar ve Ecem’in arkadaşı Özgür geldi; tekrar dünyaya döndük. Bahar’la Ecem Özgür’le konuşurken, ben de fırsattan istifade Özgür’ün kişilik tipini bulmaya çalıştım. Bir süre sonra biram bitti. 2 birayı geçmeme prensibim sebebiyle hızlı bir şekilde ortamı terk ettim.