Thursday, October 21, 2010

yapmam gereken şeye gelene kadar bir sürü yapmam gereken şey var

geceydi. üstümüzde kocaman bir gökyüzü uzanıyordu ve açık havada yatakların üstüne uzanmıştık. fonda bergraven çalıyordu, bergraven'ı herkes seviyordu bu ülkede. ay tam olarak yarımaydı ve olması gerektiğinin 8 katı büyüklüğündeydi.

şarkı bitince yataktan kalktım. içkimi alıp ilerdeki dans gösterisini izlemeye gittim. bi takım kafeslerin içinde şimdiye dek hiç karşıalşmadığımız garip hayvanlar vardı. etrafında da siyah kıyafetleriyle dans eden, uçan adamlar. gösteriye biraz baktıktan sonra yatağa geri döndüm. dünyamızı saran o sonsuz gökyüzünü ve çok hızlı hareket eden o gri bulutları izlemeye devam ettim.

uyandım.

Wednesday, October 13, 2010

geceleri uykumun gelmesi gibi bi sorunum var

yatak burası. sıcacık yorganın altında yatıyorum. dışarısı buz gibi ve sağanak yağmur yağıyor. şu an benim yerimde olmak isteyecek milyonlarca; hatta belki milyarlarca insan var dünyada.

dünyada dedim de aklıma geldi; dün minibüste işe giderken dünyayı düşündüm. burasının dünya olduğunu.. bu söz konusu yuvarlak şeyi dünya olarak düşününce çok tanıdık gözüküyor. ama aslında onun üstünde dünya falan yazmıyor. ona biz dünya dedik, sonra da bu tanımı benimsedik. başlangıçta bize hiç bilgi verilmemişti, eğer insanlığın bin yıllardır üst üste eklediği bilgiler olmasa hiçbir şeyden habersiz bir organizmadan fazlası olamayacaktık.

aynı şekilde insan olduğumuz da bizim üstümüzde yazmıyor. bize en yakın gelen şey bile (yani kendimiz) hakkında hiçbir fikrimiz yok. bir iki psikolojik yapı inceledik, atom böldük diye bişey biliyoruz sanmayalım. bu konuşan, bunları yazan organizma tam olarak kim/ne hiçbir fikrim yok.

(aa ben bundan bahsetmişim zaten 3-4 blog aşşada)