"burçlara inanmıyorum ama bi güç var" sloganıyla, kendi şahsi deneyimlerimi harmanlayarak hazırlayıp sunduğum bu harika eser, eminim herkese çok faydalı olup nesilden nesile aktarılacak.
terazi-koç ilişkisi
siz teraziler zarif, duyarlı, insan ilişkileri konusunda uyumlu ve dengeleyici olduğunuz için; koş burcunun kaba davranışlarından rahatsız olucaksınız. onların o öncü öncü hareketleri, liderlik taslamaları sizi uyuz edicek. bence siz koş burcuyla meraba meraba o kadar.
terazi-boğa ilişkisi
tanıdığınız hiçbi boğa birbirine benzemiyor olabilir ama sonuçta boğalarla iyi anlaşacaksınız çünkü onlar, çok acaip istekleri ya da anlam veremediğiniz davranışları olmayan, bi kere söyleyince anlayan normal insanlar.
terazi-yengeç ilişkisi
yengeç burçları iyi kalpli, bencil olmayan, verici kimselerdir. hatta kimisi çok eğlenceli olabilir. o yüzden iyi arkadaşlardır ama baştan söyliyim bunları hareket ettirip evden çıkarmak baya zor.
terazi-aslan ilişkisi
aslanlar çok iyi çocuklar bence, en iyi onlarla anlaşıyorum. niye anlaşıyorum anlamadım gerçi ama teraziyi tamamlıyolar gibi sankiler. kararlılar ama koçlar gibi kaba saba diiller; ayrıca gururlu insanlar. seviyorum aslanları ben, bi ömür geçer onlarla.
terazi-başak ilişkisi
başakların böyle titiz, kasıntı, obsesif hareketleri var, çok yoruyolar insanı. alt tarafı dönen bi şeyin üstünde yaşayan atomlardan oluşmuş varlıklarız, zorlaştırma bu kadar diyesiniz geliyor. aslında özünde iyi insanlar; hatta kimisi çok çalışkan, düşünceli ve verici olup sevgilisinin her istediğini daha o istemeden yapabiliyo.
terazi-terazi ilişkisi
ikiniz de süper karakterde insanlar olduğunuz için birbirinize nazik, seviyeli ve halden anlar bir şekilde davranıp iyi anlaşıcaksınız. süper bi arkadaşlık olur bu kesin, hiç kavga çıkmaz.
terazi-yay ilişkisi
yay burcu da aslan burcu gibi en iyi anlaştığınız burç bence. eğlenceli, neşeli falanlar. insana enerji veriyolar ve iletişim kurabiliyolar. zaten ben neşeli insanları severim, geçinip gideriz.
terazi-oğlak ilişkisi
bu oğlak burcunun anlamsız hırsları var ve çok işkolik. kendine herşeyden önce iyi bi arkadaş arayan terazinin canını sıkan hareketler bunlar. ayrıca ben bu kadar hırsı hiç biarada görmemiştim, mutluluğa değil de ambalajına sahip olmaya çalışıyolar sanki. anlaşırsınız anlaşmasına da biraz garip amaçları var gibi olduğundan tedirgin olabilirsiniz.
diğer burçlara gelince: benim öyle yakından tanıdığım samimi olduğum bi kova, ikizler, balık ve akrep yok ama astrolojinin dediğine göre kova: zeki, yaratıcı, entelektüel bi insnamış. demek ki onla iyi anlaşıcaz. balık çok melankolikmiş, bayabilir, akrebi gözüm hiç tutmadı, ikizlere gelince: o da kova ve terazi gibi zeki, entelektüel, objektif bi insnamış. demek ki onla da anlaşılır ama çabuk sıkılıyomuş herşeyden. çabuk sıkılan insanlardan çok çabuk sıkılabilirim.
Friday, April 24, 2009
Saturday, April 18, 2009
hoop diye bişey yoktur
skolastikdönemortaçağtarihifelsefesimetinleri dersi için thomas aquinas'la ilgili ödev yapmam gerekiyodu. thomas çok sıkıncıma gittiği için bu dersi 3. alışım. hatta daha önce de bu ödevi yapmam gerekirken http://livingmaze.blogspot.com/2007/06/thomas-aquinas.html şu yazıyı yazmıştım.
neyse işte dün akşam ödev hazırlamak için temel oluşturayım diye thomas aqinas'ın "varlık ve öz" isimli kitabını okurken uyyakalmışım. bu sabah uyanır uyanmaz daha yataktan kalkmadan kitabın dün akşam anlayamadığım paragrafını okuyup hemen anladım. (merak edenler için o paragrafı yazayım: tözlerin kimi yalındır kimi de bileşik; her ikisinde de öz mevcuttur, ama yetkin bir varlığa da sahip oldukları sürece, yalın olanda daha gerçek ve daha yetkin şekildedir. onlar(yalın olanlar), en azından tanrı olan ilk yalın töz, bileşik olanların nedenidir. ama o tözlerin özleri gizli olduğu için, kolay olandan çıkararak izlenecek yol makul olsun diye işe bileşik tözlerin özlerinden başlanmalıdır [sanırım bu dersi niye sevmediğim de gayet açık]) bu paragrafın ne demek istediğini anladıktan sonra yataktan kalktım ve dün akşam çalıştığım beethoven'ın moonlight sonatını çaldım. şarkıyı o kadar yavaş çalabiliyodum ki ay ışığı sonatı elimde ayışığı işkencesine dönüşmüştü. sonra kahvaltı edip ödevin 1. paragrafını yazdım, sonra bukadarçalışmayeter dedim ve bisiklete binmeye karar verdim.
sahile giden yokuşu indikten sonra bisikletin selesi oynamaya başladı. tekrar o yokuşu çıkıp eve dönüp alet çantasından uygun aleti bulup seleyi sabitlemek çok zor gözüktüğünden ben de esnafla iletişim kurmaya karar verdim. buzdolabı falan satan ama bi kaç tane de bisiklet satan bi dükkana girip "yaa sizde ingiliz anahtarı gibi bişi var mı?" dedim kasadaki adama (ihtiyacım olan aletin adını da bilmiyorum, işallah ingiliz anahtarı düşündüğüm şeydir). sonra selenin oynadığını, vidalarının sıkıştırılması gerektiğini söyledim. kasadaki adam işini bilen esnaf edasıyla çekmeceden uygun aleti buldu, birlikte sabitledik seleyi. çok teşekkür ettim gittim.
sahile inip bostancı yönüne doğru ilerledim.
neyse işte dün akşam ödev hazırlamak için temel oluşturayım diye thomas aqinas'ın "varlık ve öz" isimli kitabını okurken uyyakalmışım. bu sabah uyanır uyanmaz daha yataktan kalkmadan kitabın dün akşam anlayamadığım paragrafını okuyup hemen anladım. (merak edenler için o paragrafı yazayım: tözlerin kimi yalındır kimi de bileşik; her ikisinde de öz mevcuttur, ama yetkin bir varlığa da sahip oldukları sürece, yalın olanda daha gerçek ve daha yetkin şekildedir. onlar(yalın olanlar), en azından tanrı olan ilk yalın töz, bileşik olanların nedenidir. ama o tözlerin özleri gizli olduğu için, kolay olandan çıkararak izlenecek yol makul olsun diye işe bileşik tözlerin özlerinden başlanmalıdır [sanırım bu dersi niye sevmediğim de gayet açık]) bu paragrafın ne demek istediğini anladıktan sonra yataktan kalktım ve dün akşam çalıştığım beethoven'ın moonlight sonatını çaldım. şarkıyı o kadar yavaş çalabiliyodum ki ay ışığı sonatı elimde ayışığı işkencesine dönüşmüştü. sonra kahvaltı edip ödevin 1. paragrafını yazdım, sonra bukadarçalışmayeter dedim ve bisiklete binmeye karar verdim.
sahile giden yokuşu indikten sonra bisikletin selesi oynamaya başladı. tekrar o yokuşu çıkıp eve dönüp alet çantasından uygun aleti bulup seleyi sabitlemek çok zor gözüktüğünden ben de esnafla iletişim kurmaya karar verdim. buzdolabı falan satan ama bi kaç tane de bisiklet satan bi dükkana girip "yaa sizde ingiliz anahtarı gibi bişi var mı?" dedim kasadaki adama (ihtiyacım olan aletin adını da bilmiyorum, işallah ingiliz anahtarı düşündüğüm şeydir). sonra selenin oynadığını, vidalarının sıkıştırılması gerektiğini söyledim. kasadaki adam işini bilen esnaf edasıyla çekmeceden uygun aleti buldu, birlikte sabitledik seleyi. çok teşekkür ettim gittim.
sahile inip bostancı yönüne doğru ilerledim.
Thursday, April 16, 2009
bir şeyden ötürü durgun olabilirim belki
yüzümde ayı gibi bi gülümsemeyle okulun merdivenlerini çıkarken düşünüyorum:
".....yüzünden değişik davranıyorlar ve bu durum bende garip izlenimler yaratıyor. izlenimin min'ini düşünürken (minini minini hihihi) beynim benden önce karar verip yaratıyorum'u sonraki kelime mi yapıyor şimdi?
2 dakka durgun olamaz mıyım yaağ?
olamıyorum. nedense sürekli gülümsemek, eğlenmek, merdivenleri koşarak çıkmak istiyorum. iğrencim."
".....yüzünden değişik davranıyorlar ve bu durum bende garip izlenimler yaratıyor. izlenimin min'ini düşünürken (minini minini hihihi) beynim benden önce karar verip yaratıyorum'u sonraki kelime mi yapıyor şimdi?
2 dakka durgun olamaz mıyım yaağ?
olamıyorum. nedense sürekli gülümsemek, eğlenmek, merdivenleri koşarak çıkmak istiyorum. iğrencim."
Sunday, April 12, 2009
bi kere emekli oldun mu artık hep emeklisindir
içimde bi huzursuzluk vardı demin. sanki bi işi yarım bırakmışım gibi bi huzursuzluktu bu. önce ciddiye almadım, birazdan geçer sandım ama geçmedi. neyi yarım bıraktığımı hatırlamaya çalıştım, hatırlayamadım. yarım kalan o şeyi bulup tamamlamak; bu huzursuz histen kurtulmak istedim.
kalktım, odamı havalandırdım sonra mutfağı da havalandırdım ama mutfağı havalandırmam çok saçmaydı çünkü mutfakla hiçbi alakam yok. neyse çişimi yaptım, çantamdaki dişfırçalarımı tuvalete yerleştirdim, kıyafetlerimi dolaba kaldırdım, çorabımı değiştirdim falan... sonra yerde duran çorabın öbür tekini buldum ama huzursuzluk geçmedi. saçımı topladım, hırkamı değiştirdim, yatağın çarşafını düzelttim yine geçmedi. izlemediğim filmleri izlediklerimden ayırdım, odamdaki su şişesini doldurdum, müziği değiştirdim yine geçmedi. sonra regl olduğum aklıma gelince huzursuzluğumun hormonal olduğunu düşündüm. ama yine de emin olamıyorum yarım kalan bişeyler var mı diye düşünmeye devam ediyorum.
kalktım, odamı havalandırdım sonra mutfağı da havalandırdım ama mutfağı havalandırmam çok saçmaydı çünkü mutfakla hiçbi alakam yok. neyse çişimi yaptım, çantamdaki dişfırçalarımı tuvalete yerleştirdim, kıyafetlerimi dolaba kaldırdım, çorabımı değiştirdim falan... sonra yerde duran çorabın öbür tekini buldum ama huzursuzluk geçmedi. saçımı topladım, hırkamı değiştirdim, yatağın çarşafını düzelttim yine geçmedi. izlemediğim filmleri izlediklerimden ayırdım, odamdaki su şişesini doldurdum, müziği değiştirdim yine geçmedi. sonra regl olduğum aklıma gelince huzursuzluğumun hormonal olduğunu düşündüm. ama yine de emin olamıyorum yarım kalan bişeyler var mı diye düşünmeye devam ediyorum.
Thursday, April 9, 2009
sanal bilgisi
bugün okula giderken tramvayda biri aniden koluma girdi çok acaipti, noluyo diye kafamı çevirince onun tutunacak yer bulamayan bi teyze olduğunu anladım, durum biraz normalleşti o zaman. teyzelerden herşey beklenir sonuçta. sonra okula geldim derse girdim hoca bana "bireysel" dedi. daha doğrusu şöyle oldu: ben yazı yazıyodum, sınıfsa ahlak toplumsal mıdır bireysel midir bunu tartışıyodu. hoca da aniden bana dönerek bireysel arkadaşınıza soralım dedi. bu, yıllar yılı derslerde konunun aniden bana sorulması ve benim müthiş bi özgüvenle saçma bi cevap vermem ritüelinin bi kez daha tekrarlanmasına sebep oldu. dersten sonra kitap almak için okulun fotokopicisine gittim, ordan kütüphaneye gelip kitabımı masanın üstüne koydum. yanımdan geçen bi kız durup duruken kitabımı aldı, biraz inceleyip yerine koydu, sonra da hiçbişey demeden gitti, çok acaipti. böyle bi gündü işte bugün...
Sunday, April 5, 2009
sen beni kovamazsın ben istifa ediyorum
"yaptık bi hata bi daha mı yapalım yağni?" diyen mecidiyeköy-kadıköy otobüsü şoförünün, önceki yaptıklarıyla tutarlı olma eğiliminin kendisini sınırlandırmasına izin vermeyen o özgür bakış açısını düşünürken uyyakalmıştım.
şimdi bu cümleyi yıllar sonra okuduğumda, bambaşka bir hayat düzenim olduğunda, sanki başka biri yazmış gibi hissedicek olmam çok garip. "heeey, bunu da ben yazdım; yani eskiden sen olan şey!" demek istiyorum kendime burdan o zaman.
2017'den not: yuoo hiç de sanki başka biri yazmış gibi gelmedi, resmen aynı kişiyim.
şimdi bu cümleyi yıllar sonra okuduğumda, bambaşka bir hayat düzenim olduğunda, sanki başka biri yazmış gibi hissedicek olmam çok garip. "heeey, bunu da ben yazdım; yani eskiden sen olan şey!" demek istiyorum kendime burdan o zaman.
2017'den not: yuoo hiç de sanki başka biri yazmış gibi gelmedi, resmen aynı kişiyim.
Subscribe to:
Posts (Atom)