Tuesday, March 30, 2010

katmerli faktitif

burası istanbul üniversitesi nin mavi stüdyo amfisinin bulunduğu bina. okulumuz ilk bakışta garip bi çekiciliği olan kasvetli ve tarihsel bi yapı gibi görünse de bodrum katları işte böyle. amfiye ulaşmak için böyle kırık dökük, pis, rutubetli yerlerden geçiyoruz biz. bu fotoğrafı buraya ibret olarak koyuyorum ki gençler biraz daha çalışıp daha güzel okullara girsin. tabi silent hill atmosferinde okumanın tadı da başka ama negerekvardimi?


ayrıca hatırlatma olarak: http://livingmaze.blogspot.com/2007/12/kampste-yaam-nasl-srdrlr.html

Friday, March 26, 2010

tanrı sıkıntıdan patladı ve buna big bang dendi. /hakan günday

bir süre önce kendime sormuştum: güzelin zıttı çirkin, sevginin zıttı nefret, peki ya korkunun zıttı ne? şimdi bulduğum cevabı, korkunun zıttı güven.

Thursday, March 18, 2010

insanın kendiyle olan savaşında karşı tarafı tutması gibi bişey

six feet under'ın bi bölümünde nathaniel demişti ki, x kitabın (adını unuttum şimdi) ilk cümlesi şöyle der: kimse bana acının korkuya benzediğini söylememişti. şimdi ben bunu 3. elden anlatıyorum: bi kitap var, o kitaptan bahseden dizi var, kitaptan bahseden diziden bahseden ben varım; o yüzden birazkarışık oldu. ama zaten burda esas nokta "kimse bana acının korkuya benzediğini söylememişti." cümlesi. ben bu cümleyi duyunca nörotransmitterlerimde bi kıpırdanma oldu. ne güzel ifade etmiş resmen dedim. yani acının korkuya benzemesi tespiti zaten süper; bi de kimse bana söylememişti demesi de süper. o kadar acı dediniz bi kere korku demediniz çünkü. ama kimbilir, belki de acının korkuya benzemesi herkes için geçerli değildir.

Wednesday, March 3, 2010

varlık vardır, yokluk yoktur. /parmenides

bak aklıma ne geldi: benim üniversite 1. sınıftayken tamer diye bi arkadaşım vardı. kadıköy'de otruyodu o da, eve birlikte dönüyoduk. ama benim sınıftan arkadaşlarım var mesela, onun hiç yok. bitek benle anlaşabiliyo ve bitek benle konuşuyo.

neyse gel zaman git zaman, ben hayatımın en paranoyak dönemindeyim, panik ataklardan panik atak beğeniyorum ve delirmeye çok yakınım, bana dedi ki "begüm, ben aslında yokum". "düşünsene" dedi, "okulda kimseyi benimle konuşurken gördün mü?" hakkaten de düşününce biri geliyo mesela, naber begüm diyo ama tamer'e bakmıyolar bile; ya da ben tamer'den bahsedince acıbirgülümseme yapıyolar.

ve sonunda hiç unutmam bigün, vapurda yan yana oturuoruz, bi adam gelip tamer'i göstererek oturabilir miyim dedi, ben de hayır dedim tabiy ki. ama çok korktum, gerçekten de tamer yokmuş lan. sora tamer de zaten "bak gördün mü, yokum işte" dedi; mecburen inandım o gün olmadığına. sonra zaten tamer boğaziçi üniverstesi'nin felsefe bölümüne yatay geçiş yaptı, (ya da ben öyle hayal ettim) ve o gün bu gündür hayatımda yok. bazen kadıköy sokaklarında görüyorum hayaletini ve yanımda her kim varsa "siz de gördünüz mü diyorum", tatmin edici bi yanıt alamıyorum.