Wednesday, December 30, 2020

Blog yazdım acil başlık lazım, sende var mı bişeyler?

2020 yılının son gününden bir önceki gündeyiz. 2021'e girmeden önce, 2021 ile ilgili bazı planlarımı ve dileklerimi yazmak istiyorum. Böylelikle seneye bunları okuyup hangilerinin gerçekleşip hangilerinin gerçekleşmediğini değerlendirebilirim.

2021'de yapmayı planladığım şeyler:

- Sağlıklı, dengeli ve lezzetli beslenmek

- Haftada 2-3 kere yoga yapmak

- Daha çok günlük ve blog yazmak

- Telefonu yatak odasına çıkarmayıp, telefona bakmak yerine daha çok kitap okumak

- Resim çalışmak

- ve Dudak yememek

2021'den isteklerim:

- Kitabımın basılması

- Resimde biraz daha ilerledikten sonra yaptığım resimlerin Etsy'den satılması

- Koronanın tehlike olmaktan çıkması, böylelikle tekrar gezebilmemiz

- Türkiye'nin daha yaşanabilir bir ülke olması

Tabii ki hayat biz planlar yaparken başımızdan geçen şeydir ve tanrı plan yapan birisi görünce kahkahalar atar, bunları biliyorum. Ama planlarım olması hoşuma gidiyor; çünkü planlarımın ve dileklerimin olması demek, hayallerimin olması demek aslında. Hayalsiz yaşamak çok yavan olurdu.

Monday, December 21, 2020

Ya gelecekteki kendim şimdi eve geldiyse ve beni evde bulamayınca geri döndüyse? /Eray


İnsanın gün içinde düşündüğü şeylerin, bir gün önce düşündüğü şeylerle %98 oranında aynı olduğunu okuduğumda çok şaşırmıştım. Yani düşünsenize, yeni bir gündeki sadece o %2'lik ufak sapmalar sayesinde değişe değişe farklı bir insan oluyoruz. Her gün aynı şeyi düşünmemizin şokunu daha yeni atlatmışken, şimdi de gün içinde yaptığımız şakaların çoğunlukla bir önceki günün aynısı olduğunu fark ettim. 

Mesela bu aralar sabah uyanınca saçımı üstünkörü topluyorum ve bazen bu toplanım esnasında saçımdaki birkaç tel havaya dikilip komik bir görüntü oluşturuyor (buna yeni uyanmış kuş saçı adını verdim). Eğer güne bu kuş saçıyla başladıysam, saçın komik şeklini bozmayıp evde öyle geziyorum. Böylelikle günün ilk şakası "komik saç şakası" oluyor. Sonra akşamüstü Barış'la yürüyüşe çıkacağımız zaman ayakkabı çekeceğiyle sadece tek ayakkabımızı giyip "tek ayakkabıyla sokağa çıkma şakası" yapıyoruz. Ardından akşam film izlerken ben tekerlekli koltukta oturduğum için "koltukla fazla dönme şakası" yapıyorum. Sonra gece Barış yatağa yatarken farkında değilmiş gibi davranarak yorganını benim üstüme atıp "yorgan şakası" yapıyor. O esnada ben de yatağa yatar yatmaz hızlıca uyuma taklidi yaparak "uyku şakası" yapıyorum. Ayrıca gün içinde sözleri bazen "YEBİCİ YEBÜCÜ", bazen de "ZUBİ ZUBU" olan kendi uydurduğumuz değişik şarkıları söylüyoruz.

Bu şakaları her gün yapmamıza rağmen her seferinde eğleniyoruz ve zamanla %2'lik sapmalarla eski şakalar yok olup yeni şakalar geliyor yerine.


Sunday, December 20, 2020

Yaşamak, olmak ve düşünmek

dark shadows filminden bir kare

Herkesin sürekli konuştuğu ve yüzeysel şeyler yaptığı şu dünyevi ve dışadönük dünyada, kendi iç sesini duymanın öneminin çok büyük olduğunu düşünüyorum. Sanırım bu nedenle herkesi yazmak konusunda cesaretlendirmeyi genel bir tutum edindim kendime.

Yazmak, olan bitenleri proses etmeye, analiz etmeye, olan bitene farklı bir açıyla bakmaya ve kişinin kendi gerçek düşünceleriyle temasta olmasına yarıyor bence. Bir de yaratıcılığı ifade etmeyi sağlıyor tabii. İşte buradan hareketle, bugün burada toplanma sebebimiz 2 çok sevdiğim insan olan Ecem ve Yasemin’in bloglarını sizinle paylaşmak istemem.

Adeta kendi radyo programından bize seslenen üslubuyla gündelik mevzular, rüyalar ve filmler hakkında yazan Yasemin’in blogu şu: http://bayankene.blogspot.com/

Küçük etik sorunlarını, yaşam sorgulamalarını ve mizahi bakış açısını bizimle paylaşan Ecem’in blogu ise şu: https://icdusey.blogspot.com/

Sunday, December 6, 2020

Mont giymeyen çocuk yüzünden cinnet geçirdiğim için kocam bira içmeye gönderdi beni. /Pınar

Yetişkinlerin lego yapmasında küçük düşürücü bir yan görüyorum. Legoyu üretmek için bir yapıyı modelleyen ve bu modeli parçalara ayırdıktan sonra tekrar nasıl birleştirileceğini kullanım kılavuzunda detaylı olarak açıklayan mühendislik dehası olmak yerine, o legonun parçalarını birleştiren kişi olmak bana biraz utanç verici geliyor. Hele bir de legoyu birleştirdikten sonra evin muhtelif yerlerinde sergilemek, adeta kendi yetenek kısıtlılığını övünerek ilan etmek gibi bir şey.

Thursday, November 19, 2020

Şimdi de hayaletlere sinyal verelim. / Barış

İllustrasyon: Pascal Campion

Bir süredir ortalıkta yoktum; çünkü kitap yazmakla uğraşıyordum! Blogumdaki yazıları eleyip, komik olanları alıp, bolca düzeltip, hatta yer yer yeniden yazıp değiştirerek günlük tarzı eğlenceli bir kitap haline getirdim. Sonra kitapta kullandığım yazıları blogdan sildim.

Kitabı hazırlamak çok zevkli oldu. Gece gündüz hiç bıkıp usanmadan çalıştım. Sonra gözden geçirmesi için kitabı Yasemin ve Ecem'e yolladım. Yasemin, ona belirsiz ya da bulanık gelen yerleri düzeltti, Ecem imla hatalarını ve gereksiz yere devrik olan cümleleri düzeltti. Sonra Barış'a okuttum, Barış eksik bilgi içerdiği için havada kalan yazılara ekstra bilgiler ekletti. En son da Pınar'a okuttum, o da birkaç iyi fikir verdi, yazıları daha akıcı okunacak şekilde sıraladım. Genel olarak herkes beğendi kitabı, gerçek bir editörün dokunuşundan sonra basılabileceğini düşündü. Ben de beğendim açıkçası.

Kitabı tamamen bitirince birkaç yayınevine yolladım. Şimdi 3-5 ay onların kitabı değerlendirmesini bekleyeceğim. Umarım basılır. Böylelikle yazmaya devam etmek için daha çok bahanem olur. Bir de satıldığını düşünsenize, resmen sevdiğim şeyler yazarak para kazanmış olurum. İnsanın sevdiği işi yaparak para kazanması idealine çok yaklaştım şu an. Eğer kitabım basılır ve satılırsa hemen yenilerini yazacağım.

Sunday, November 8, 2020

Çatalı havada yakaladım

Geçen gün Ecem beni eve çağırdı. “Çocuklarla Felsefe” atölyesiyle ilgili toplantı yapalım, Bahar da gelecek, dedi. Hazırlandım, 1 gibi evden çıktım. Norveç’in en kötü mikrofonuyla kaydedilmiş karanlık müzikler dinleyerek Ecemlerin evine doğru yol aldım. Ecemler’in evine tam şarkının en güzel yerinde varınca, canım şarkıyı kapatıp içeri girmek istemedi. O yüzden mavi çitli büyülü kapının fotoğrafını çekip biraz oyalandım. Şarkı bitince içeri girdim.

Geldiğimde Ecemle Bahar, Bahar’ın ilkokul öğretmeni olduğundan şüphelendiğim bir kadın hakkında dedikodu yapıyordu. Ben de hemen oturup dedikodulara katıldım. Çocukken diğer insanlara yaptığımız zorbalıklardan konuştuk biraz. Sonra “Çocuklarla Felsefe” atölyesinin içeriğini düşündüğümüz bir toplantı yaptık. Toplantıda çocukları felsefe çukuruna düşürüp sonra da o çukurdan nasıl çıkarabileceğimizle ilgili birtakım planlar yaptık. Sonra nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde konu intihara geldi ve hepimiz bunalıma girip intihardan bahsetmeye başladık. “Çocuklarla felsefe” gibi hayat dolu bir niyetle başladığımız bu buluşmanın sonu nasıl intihara bağlandı hiç anlamadım. Acaba Norveç’in en kötü mikrofonu yüzünden mi böyle olmuştu?

Evdeki toplantıyı bitirince dışarı çıktık. Marketten bira alıp yolda yürüyerek bira içtik. Yürürken Ecem’in gözüne sinek girdi, gözü yanmaya başladı. Gözündeki yanma geçmeyince, Ecem olaganüstü hal ilan edip sağa sola koşmaya başladı. Kör olup ölmekten çok korkuyordu. Sonunda koşarak yakınlardaki bir evin bahçesine girdi. Bahçedeki çiçekleri sulayan adamdan, gözünü yıkamak için biraz su rica etti. Adam hortumdaki suyun kuyu suyu olduğunu söyleyip Ecem’e su vermek istemedi. Ecem evin içine girip yıkadı yüzünü. Sonra adam Ecem’in gözüne birtakım göz damlaları sıktı. Bütün bunlar olurken Bahar’la ben, film izler gibi Ecem’i izliyorduk.

Ecem’in gözüne yapılan ilkyardım tamamlandıktan sonra sahile indik. “Akşamcı” isimli teknenin karşısındaki banka oturup biralarımızı içtik. Otururken yaptığımız sohbetler esnasında bazen çok gülüyorduk, bazen de konu ölüme geliyordu ve üzülüyorduk. Sürekli bir gülüp bir üzüldüğümüz için Türk televizyonları gibi olmuştuk. Bankta bir süre bu duygusal iniş çıkışı sürdürdükten sonra, yanımıza Bahar ve Ecem’in arkadaşı Özgür geldi; tekrar dünyaya döndük. Bahar’la Ecem Özgür’le konuşurken, ben de fırsattan istifade Özgür’ün kişilik tipini bulmaya çalıştım. Bir süre sonra biram bitti. 2 birayı geçmeme prensibim sebebiyle hızlı bir şekilde ortamı terk ettim.

Thursday, February 13, 2020

Domates fazla kazandırmıyor. /Nilüfer



Acaba ben devrimci miyim diye düşündüğüm bir gün. Yani istediğim 1. şey kendim olmak ve kendime uygun şeyler yapmak. Sonrasında 2. şey, daha rahat ve mutlu bir şekilde kendim olmak ve kendime uygun şeyler yapmak. 3. aşamada ise isteyebileceğim şey, herkesin kendisi olması ve kendine uygun şeyleri yapması ve bunları rahat ve mutlu şekilde yapmasıdır. 

İşte bu 3. madde biraz devrimcilik gibi.