İstanbul burası. Teyzemin resim atölyesi olarak kullandığı evdeyim. Yıllık
İstanbul ziyaretimi gerçekleştirmek üzere buraya geldim. 1 ay kalacağım. Evin etrafı
yeşilliklerle dolu. Pencereyi açtığımda martı sesleri içeri doluyor ve kafamı
balkondan çıkardığımda güzel bir mimarisi olan eski bir köşk görüyorum. Evde
küçük bir balkon ve küçük bir bahçe var. Her odada teyzemin yaptığı resimler
asılı. Resimleri gördükçe benim de resim yapasım geliyor.
İstanbul’a geldiğimde artık kendimi köylü gibi hissetmeye başladım. Bizim
Dalyan’daki yaşantımız İstanbul’daki yaşantıdan çok farklı. Dalyan’da sürekli
eşofman giyiyorum ya da şortla geziyorum. Dağda, taşta, ormanda, kumda gezdiğim
için ayakkabılarımın hepsinin tipi kaymış oluyor. Ama Dalyan’da herkes genel
olarak rahat ve serseri bir görünüme sahip olduğundan rengi kaçmış tişörtlerle
gezmek ya da tozlanmış ayakkabılarla gezmek bana hiç garip
gelmiyor. İstanbul’da ise insanlar şıkır şıkır giyiniyor, ayakkabıları
tertemiz, herkesin kıyafeti sanki yeni alınmış gibi, hiç eskimemiş. Onların
yanında kendimi sokak çocuğu gibi hissediyorum. Ayrıca 4 yıldır İstanbul’da
yaşamadığım için buradaki ulaşım ağlarını da iyice unutmuşum. Hayatım toplu
taşıma araçlarında geçmiş olmasına rağmen nereye nasıl gidilir, bütün bilgiler
kafamdan silinmiş.
Bugün işlerin benim için yolunda gitmediği bir gündü. Sabah bazı işleri
halletmek için metroya binip alışveriş merkezine gitmeye karar verdim ama
Üsküdar metrosunu bir türlü bulamadım. Metro sağ taraftaymış, ben önce sağa,
sonra vazgeçip sola, sonra tekrar sağa gittim. Ne yöne gitsem “sanki ters yöne
gidiyorum” hissi vardı içimde, bu nedenle sürekli yön değiştirip durdum.
Sonunda metro istasyonunu bulup turnikeden geçtim ama geçtiğim turnike
Marmaray’a ait değilmiş, Üsküdar–Çekmeköy metrosuna aitmiş (böyle bir metro
olduğunu bilmiyordum). Sonra görevli beni doğru metroya yönlendirdi fakat
boşuna akbil basmış oldum. Ayrıca Marmaray metrosunun turnikelerinden geçemedim
çünkü bir kere akbil bastıysan tekrar basabilmek için YARIM SAAT beklemen
gerekiyormuş. Görevliye, bir şeyler yapamaz mısınız, kaçak gireyim mesela,
zaten demin akbil bastım, dedim. HES kodu olayı olduğu için bir şey yapamam,
dedi. Ama tuvalete gidip orada akbil basarsam yarım saat bekleme
sürem iptal olurmuş. Ben de tuvalete gittim mecburen. Tuvalete 1 liralık akbil
bastım. Sonra geri gelip Marmaray’a bindim, 6 lira da oraya akbil gitti. Güne
Üsküdar metrosundaki bütün turnikelere akbil basarak başlamış oldum. Sonra 1
durak yol gidip Nautilus’a geldim.
AVM girişinde HES kodu soruyorlar, hep unutuyorum. Şehirli insanlar
ellerindeki telefonlarda HES kodları sayfası açık bir şekilde giriyor AVM’ye.
Ama ben köylü olduğum için bunu yapmak aklıma hiç gelmiyor. Karşıdan karşıya da
zaten bir tedirgin geçiyorum, “karşıdan karşıya böyle mi geçiyorduk?” diye
düşünüyorum içimden hep karşıdan karşıya geçerken. Kalabalıklar dikkatimi
dağıtıyor.
Nautilus’a varınca, geçen gün aldığım şortu değiştirmek için Migros’a
gittim öncelikle. Artık şişko birisi olduğumu kabullendiğimden şortu M beden
almıştım ama o kadar şişko değişmişim herhalde ki M beden bayağı büyük geldi,
S’si ile değiştirdim. Migros’taki işimin çok kolay hallolmasına biraz şaşırdım;
çünkü bence bugün işlerin hiç yolunda gitmeyeceği bir gündü. Böyle günleri
nerede görsem tanırdım. Ardından Barış’a bel çantası ve ip almak için
Decathlon’a gittim. Bel çantası ve ipi aldım. Fakat ipi yanlışlıkla kırmızı
yerine yeşil renk almışım, tam ödemeyi yapmak için şifremin son hanesini
tuşlarken Barış’ın yeşil değil kırmızı ip istediği aklıma geldi. Kasadaki kız
şifreyi yanlış girin bari, işlemi iptal edeyim, dedi. Ödeme işlemimi iptal
ettikten sonra yeşil ipi kırmızı iple değiştirip tekrar ödeme yaptım.
Decathlon’dan çıkınca birkaç ayakkabıcıya gidip ayakkabı denedim ama
hiçbirini beğenmedim. Ayrıca her mağazaya girdiğimde nedense alarmları
öttürdüm. Güvenliklere, neden bugün hep ötüyorum diye sordum. Kredi kartlarım
nedeniyle olabilirmiş. Bu tedavisi imkansız bir hastalıkmış. Her neyse, canım
sarı bir ayakkabı almak istiyordu. Bu sefer beyaz almayacaktım, beyaz
ayakkabılarımı hemen pisletiyordum.
Beyaz ayakkabı almak çok kolay oluyor, her yerde satılıyor, ayrıca kendimi
Wimbledon tenisçisi gibi hissettiğim için de hoşuma gidiyor ama son 6 ayakkabım
beyazdı, ömürleri çok kısa oldu. O yüzden başka bir renge geçme zamanı geldi.
Bir sürü mağazaya bakmama rağmen ve hepsinin girişinde ve çıkışında ötmeme
rağmen Nautilus’ta kafama göre ayakkabı bir türlü bulamadım. En son Greyder'in
mağazasına girdim, orada güzel bir ayakkabı buldum ama o da 449 liraydı.
Satıcı, isterseniz Optimum AVM’de outlet mağazamız var, orada yeni sezon
olmayan normal fiyatlı ürünlerimize bakabilirsiniz, dedi. Ben de çılgın bir
kararla Optimum’a doğru yol aldım. Biraz da Optimum'un mağazalarında ötecektim.
Optimum AVM’ye gitmek için metro istasyonuna doğru yola koyuldum. Yıllar
sonra metroya binmek zevkli oldu. Bir otobüs, bir metrobüs gibi kötü değil
metro. Uzun yollar tepiliyor, yürüyen merdivenler çıkılıyor iniliyor, adeta bir
mühendislik harikası. Metro’dan inip AVM’ye giden yolu yürürken sağanak yağmura
yakalandım. Bir sokak çiçekçisinin tentesine sığındım. Baktım yağmur durmuyor,
mecburen en yakındaki pastaneye oturdum. Yağmurdan kaçmaya çalışan insanlara ve
boy boy dikilmiş ıslak binalara bakıp çayımı içtim. Pastaneci çok iyi bir
insandı, bana bir tane tulumba tatlısı ikram etti. Pastanede yeterince vakit
geçirdikten sonra yağmur durdu. AVM’ye gitmeye devam ettim.
AVM’de ayakkabıcılara girdim hemen, yine mağazalara her girişimde ve her
çıkışımda öttüm. Kinetix’in mor bir spor ayakkabısı vardı onu aldım. Bir de
converse tarzı sarı bir bez ayakkabı gördüm, onu da beğendim ama onun 37’si
yoktu. Mecburen lacivertini aldım. Ayakkabı işleri bitince AVM’den çıktım. Deli
gibi yağmur yağıyordu, kafamı dışarı çıkarmam bile imkansızdı. Mecburen tekrar
AVM’ye girdim. Yemek yiyerek oyalandım. Yemek bitince yağmur da bitmişti.
Taksiye atlayıp eve doğru yol aldım. Yolda, evin adresini bilmediğim aklıma
geldi.
Evin adresini sormak için Barış’ı aradım. Neyse ki hemen konum attı,evi
bulabildim. Şimdi evdeyim. Demin Migros'tan aldığım şortu denerken fark ettim,
şortun içindeki alarmı çıkarmayı unutmuşlar, o yüzden sürekli ötüyormuşum.
Görsel: Juneleeloo

No comments:
Post a Comment