Bütün
gün Kadıköy'ü bir aşağı bir yukarı arşınladıktan sonra, en sonunda kendimi sıcak
eve atabildim. Şarap içip kırmızı marul yatağında peynir ve somon füme yiyorum
şimdi. Yazı yazmak için harika bir zaman.
İki
gündür İstanbul sokaklarında kulaklıkla müzik dinleyip fotoğraf çekerek sergi
geziyorum. Sanat olmasaydı ne yapardım hiç bilmiyorum. Bütün gün yazı yazıp,
fotoğraf çekip, resim yaptığım yetmezmiş gibi kendim bunları yapmadığım esnada
da bunları yapan diğer kişilerin yaptıklarına bakıyorum. Sanırım dünyamızda sanat
diye bi şey olmasaydı yetkili mercilere ulaşıp “beni buraya neden yolladınız?”
diyerek hesap sorardım.
Dün
Taksim’de gezdiğim sergiler arasında en çok Meşher’i beğendim. “Kadın
sanatçıların yüzyılı” başlığında toplamış eserleri bayağı samimi buldum, kadın sanatçılar yaptığı resimler aracılığıyla benimle dertleşiyormuş gibi geldi. Özellikle portrelerdeki ilginç yüz ifadeleri ve huzuru
çağrıştıran ev içi ve oda içi çizimler ilgimi çekti.
Bugünse
Kadıköy’de fotoğraf çekerek ara sokaklarda gezinirken tesadüfen Nelumbo isimli
bir galerinin önünde buldum kendimi. Hemen içeri girdim. Benim yaşlarımda bir
kadının “mutsuzluk” teması üzerine sıradan kağıtlara ayakkabı boyası sürerek yaptığı
resimlere baktım. Çeşit çeşit duygular, hayal kırıklıkları ve yaşamdan kesitler
gözümün önünden film şeridi gibi geçti sergiyi gezerken. O esnada, resimleri
yapan sanatçı mekanda olduğu için kendisiyle tanışma fırsatı da buldum. Çok
tatlı birisiydi. Resimleriyle ilgili duygu ve düşüncelerimi ilettim ona hemen.
Eve
gelip Instagram’ı açtığımda Dalyanlı orta yaşlı bir kadının kitabımı övdüğünü
gördüm. Çok mutlu oldum. Geri bildirim almak ve yaptıklarının bir yerlere ulaştığını
görmek çok güzel bir his. Bunu kendi hayatımda öğrendiğimden beri beğendiğim
her sanatçıya olumlu geribildirim vermeye çalışıyorum. Hayat böyle daha doyurucu oluyor benim için.
Görsel: Filiz Çağın

No comments:
Post a Comment