Thursday, November 29, 2018

Eminlik

Bir süredir hedefim yaratıcı iç sesimin yerini bulup eskisi gibi yaşamıma eşlik etmesini sağlamak. Ama bırak yaratıcı sesimin kalıcı olmasını, eskisi gibi kesik kesik bile gelmeyi bıraktı. Bunu, dönemsel olarak analizi arttırıp sentezi ikinci plana itmem gerekmesine bağlıyorum. Öte yandan yaptığım analizler sonucunda ulaşmak istediğim yeterli çıkarımlara ulaştığım için, tekrar senteze dönmeye de hazır hissediyorum kendimi.

Ama maalesef bunu yapmak hiç kolay değil! Yaratıcı sesimin geri gelmesi için önce bunun önündeki çeşitli pürüzleri halletmem gerekiyor. Her gün lanet olası yeni bir pürüz ortaya çıktığından ötürü, kendimi birleştirmek için tekrar tekrar uğraşıyorum aylardır. Bazen "bu eğitim ne zaman bitecek" diye bağırasım geliyor.

Neyse ki bugün itibariyle dükkanı kapatıp normal kendime geri dönüş yapmaya karar verdim. Çünkü pürüz kaldırma eğitiminden de bence yeterli bilgiyi aldım. Öğrendiklerimle idare edeceğim bir şekilde, aşırı eğitime gerek yok. Zaten kendi araçlarının dışına çıkmamalıdır kimse. Gelişeceği bir nokta varsa, bu kendi imkanlarıyla olmak zorundadır; tepeden inme hiçbir şey işe yaramayacaktır.

Saturday, August 25, 2018

Yetişkinliğe girer girmez aileden uzaklaşıp dünyayı kendi başına deneyimleyerek kendini yapılandırmaya inanan biinsanım

Bayram burası. insanlar aynı anda aynı yerlere hücum ediyorlar, sürekli bir şeyler yiyorlar, bir anlamı olmayan anlık şeyleri sırayla yapıp duruyorlar. Her şeyi milyonlarca kişiyle aynı anda yaptıkları için trafikte, orada, burada sürekli sıra bekliyorlar ve sonuç olarak bulundukları her yer kalabalık oluyor.

Bazen onlara bakıp üzülüyorum; çünkü ben burada hiçbir şekilde eğlence değil, sadece varoluşsal boşluk görüyorum. Hal böyle olunca bazen dünyaya gizli bi ajan olarak gönderilmişim gibi oluyor, sanki ruhlar aleminden kılık değiştirerek buraya gelmişim, düzgün yaşamayı bilen az sayıda kişiden biriymişim, cenneti bildiğim için insanlara onun neye benzediğini göstermem gerekiyormuş ve gözleri açık olan insanlara örnek oluşturma görevim varmış gibi.

Thursday, June 14, 2018

Peki ya siz hangi anlar için yaşıyorsunuz?

Begüm burası. İnternette herkes bir seçim heyecanında. Ben de muharrem gelse iyi olur diye düşünüyorum ama yine de bu konuda fazla bir şey hissetmiyorum. İlk başta, tayyip beni o kadar bastırdı ki ülkeden umudumu kestim herhalde diye düşünmüştüm. Şimdi ise siyasetçilerden medet ummayacak kadar olgunlaştığım için bunun böyle olduğuna karar verdim.

Belki de benim cumhurbaşkanı adayım icx vortex olduğu için böyle hissediyorumdur?

https://youtu.be/pa325KdRk3c?t=128

ikinci turda da oyumu vikotnik'e veriyorum: https://youtu.be/zNwVJzGvobc?t=276


edit: ülkenin kurtulma şansı olmadığını bildiğim için umutlanamıyormuşum.

Tuesday, November 7, 2017

Cesaret

Dedem Şahin Şahin öldü dün. 88 yaşında falan vardı. Dediklerine göre uykusunda ölmüş, fazla acı çekmemiş. İstanbul'da olamayıp bugün cenazesine gidemediğim için biraz üzgünüm, ama ben de en azından burada biraz anabilirim onu.

Dedem gençliğinde babanemle birlikte Moda'ya taşınmış. Çok fakirlermiş ilk geldiklerinde, tencerede yemek pişirip kapağında yerlermiş. Dedem önce kapıcılık yapmış, babaannemse zengin komşulara yemek pişiriyormuş. (Babamın dediğine göre babaannem dedemden çok kazanıyomuş). Sonra biraz para biriktirip Moda'da bir yer satın alıp bakkal açmışlar. 5 çocukları olmuş, sonra da bir sürü torunları. Tanıdığım pek çok kişinin ve kendimin dünyada olması babanem ve dedem Şahin Şahin'e dayanıyor yani.

Dedem bence iyi birisiydi, bize iyi baktı. Çok çalıştı. Moda'daki bakkal o kadar para kazandı ki; bugün bir evim varsa ve geçinme kaygısı olmadan bir hayat sürebiliyorsam o bakkal sayesindedir. Şu an hala duruyor orası, sonradan genişledi biraz. Muhtemelen Moda sahiline inmeden önce oradan bira alıyorsunuz.


Daha önce bu kadar yakından tanıdığım birisini kaybetmemiştim. Benim için yeni bir durum bu.
Yakından tanıdığın, sevdiğin birinin ölümü zor bir ruh durumuna sokuyor insanı. Sanırım bir insanın ölümüyle ilgili üzücü noktalar 4 grupta toplanıyor:

1) Ölen kişi kötü bir hayat yaşadıysa hissedilen üzüntü: yani doğru düzgün yaşayamadan, kendi olamadan, gün yüzü görmeden ya da çok acı çekerek öldüyse bunlardan kaynaklanan acıklı durum

2) Ölen kişiyle istenilen ilişkiyi kuramamış olmakla ilgili yarım kalmışlığın getirdiği pişmanlık: sevgimi gösterebildim mi, onu anladım mı, yeterince görüştüm mü, hak ettiği gibi davranabildim mi, onunla geçen zamanın yeterince tadını çıkarabildim mi gibi sorunlar. Ve tabi o kişinin varlığına alışmış olmaktan kaynaklı, yokluğunun getirdiği özlem de bu gruba dahil edilebilir.

3) Ölen kişi sana kendi ölümünü hatırlattığı için yaşanan kaygılar: İstediğim hayatı yaşıyor muyum, tadını çıkarıyor muyum, iyi birisi miyim vb.

4) Son olarak ölüm kavramıyla genel anlamda yüzleşmekten gelen kaygılar: Bu noktada ölen kişi şu an nerede falan gibi varlık sorunlarına ek olarak, herhalde en önemlisi benliğinin yok olacağı ile yüzleşmekten gelen sorunlar oluyor.

Eğer şiddetli duygular sindirilip, bu sorulara tatmin edici cevaplar bulunup, gerekli dersler çıkarılamazsa yas süreci çok uzayabilir.

Ben de bu açılardan düşündüm dedemin ölümünü. 1. maddeye bakarsam, erken yaşta beklenmedik ani bir ölüm olmadığı için kabullenmesi daha kolay. Zaten çok yaşlı insanların sağlık sorunları da çok olduğu için bir noktada ölmesi kurtulması gibi geliyor insana. Dedem son zamanlarda kalbindeki sorunlar nedeniyle çok hastaydı. Öte yandan son bir kaç yıl hariç hayatını sağlıklı bir şekilde geçirdi. Çocuklarının, torunlarının kazasız belasız büyüdüğünü gördü. İçkisi, kumarı yoktu, gururuyla yaşadı. İdeal uzunlukta bir hayatı oldu. Yaşamı genel olarak fena değildi bence. Dolayısıyla bende fazla acıklı duygular uyandıran bir durumu yok.

2. madde: Beni sevdiğini biliyordum. Görünce gözleri parlardı, neşesi yerine gelirdi. Benim onu sevdiğimi bildiğini de biliyorum. Elini tutardım, gözünün içine bakardım, kaliteli zaman geçirmeye çalışırdım her gittiğimde. Görüşmeye fırsatım olmadığı dönemlerde bile arayı çok açmamak için bir şekilde zaman yaratıp uğrardım. Dolayısıyla aramızdaki ilişkinin yarım kalmışlığıyla ilgili ya da yeterince yakın davranamamış olmakla ilgili bir sorun hissetmedim.

4. madde: Maddi şeyleri ya da kendi kimliğini abartmayınca günün birinde benliğini kaybedeceğini bilmek o kadar korkutucu gelmiyor insana. Yani eşyalarla ya da somut şeylerle kendimi tanımlamak yerine ruh maceralarının peşinden gitmeye çalıştığım için ve dışarıdan nasıl göründüğüme kafayı takmak yerine içimden gelenleri yapmaya önem verdiğim için 4. madde açısından da sorun yaşamadım.

3. maddeyi sona attım çünkü beni en çok duygulandıran bu oldu. Dedemin ölümünün bende uyandırdığı en belirgin duygu "bir devir kapanmış" gibi hissetmek. Yani sanki bakkalın önünde kuzenlerimle oynadığım, dedemin etrafta olduğu o çocukluk yıllarım sanki biraz daha geçmişte kalmış gibi oldu. Bunun getirdiği bir burukluk var şu an. Sanırım bir dönemin kapanması iç dünyamızda "sen büyüdün" ya da "yaşlandın" gibi bir anlama geliyor. Bu da hayatımı yeterince verimli geçiriyor muyum, hayatımdan memnun muyum sorularını tekrar gündeme getiriyor. Hayatımdan memnunum ama dedemin ölümü biraz daha cesur olmam gerektiğini fark etmemi sağladı. Daha doğrusu kaybettiğim cesaretin yerini bulmamı sağladı ki; kaybettiğimi bile bilmiyordum. Hayatı yaşamak için daha güçlü bir heves ve istek hissediyorum şimdi. Yaşamın değerini anlamak gibi bir şey oldu sanırım.


Huzur içinde uyu

Sunday, September 11, 2016

Armut

www.dogalbiryasam.com diye bi site var. Faydalı bilgiler içeriyor. Şu da facebook sayfası: https://www.facebook.com/DogalBirYasam/?ref=bookmarks

Thursday, June 18, 2015

terapi

Pınar nefes alıp vermek işe yarıo ama
daha iyiyim
ben: evet iyi oliyo
bi de nefes alıp verirken
çok güzel doğalı bi yerdeymiş gibi de gözünde canlandırabilirsin
Pınar: tamam
iyi olur
denizli filan
ben: hıhı
hangi ağaçları seviyosan ondan da koy
ben bi tane göl ve ağaç manzaralı evin balkonundaymışım
müstakil ev ama
onu düşünücem
alknworşgnot
Pınar: ahşap mı
:D
ben:
   hayır amerikan filmlerindeki evler gibi çift katlı
böyle porselen beyaz çaydanlıktan
bitki çayı
koyyomuşum
Pınar:    kuşlar ciklesin ağaç yaprakları ses çıkarsın
ben:    verandası falan da varmış ama ben arka taraftayım etrafta insan yok huzurlu
hıhı hıhı
tatlı bi rüzgar falan esiyomuş
Pınar:  evet bi de
fırından kek kokusu gelsin
ben: huehuhau gelsin gelsin
keki de çayın yanına alırım

 Pinar:  bi sincap göz kırpsın ajahjdhs

 ben:  poeı6nudoıp6nıud6mnupm5ğ
hıhı
sonra da martıyla göz göze gelelim

 Pinar:  sonra bi bakmışsın
kek yok
 ben:  hulwrgbuextbhıvxlş6 un46sğui
martı beni oyalarken
sincap keki almış
 Pinar:  sonra da martı elinde kek dilimi olan sincabı
almış götürüo
 ben:  krhg olrbuyubxr nuyt
belgesele döndü
terapötik egzersizimiz
 Pinar:  auhuahuah
korku filmine benzicek birazdan

Tuesday, October 7, 2014

ev şeyleri

10 yılı aşkın süredir tanıdığım eray ve onun kadar olmasa da yıllardır tanıdığım oytun'la aynı evde yaşama serüvenim, arkadaşlarımın daha önce bilmediğim bir kaç özelliğiyle karşılaşmama neden oldu.

öncelikle birlikte yaşamaya kutsal kakatu kitabına ev kurallarını yazarak başladığımızı belirtmek isterim. kutsal defterimiz, kapağında gerçek kurumuş yapraklar olan, saman kağıdından yapılmış oldukça kutsal görünümlü bir kutsal defterdir ve her zaman mutfakta durur. aynı eve taşındığımız gece ev kuralları adı altında: sabah uyandırma gürültüsü yapılmaması, küllüğe sigara ve külleri hariç çöplerin atılmaması gibi temel kuralları yazdıktan bir süre sonra, üzerinde düşündüğümüz her maddenin "ortak bilinç" koşulunu gerektirmesi, kural belirleme açısından elimizi kolumuzu bağlamaya başlamıştı. 10) evin içinde sigara içilip içilmemesi ortak bilince bağlıdır, 11) temizliğin ne zaman yapılacağı ortak bilince bağlıdır... dolayısıyla daha fazla kural yazmayı bırakıp doğaçlama yaşamaya karar verdik. sonuçta farkında olmadan bile iş birliği halinde bir üçlüydük. bunu el sabununu 3 farklı kişinin farkında olmadan 3 aşamada doldurması ile kanıtlamıştık ama bu hikayeyi anlatmaya şu anda üşendim.

bir süre sonra alışverişlerimiz ve ev düzeni kendiliğinden belirlendi. gerektiğinde evdeki robotları sayma, cumartesi kehanetleri gibi çeşitli ritüellerle kakatu dinimizi de ayakta tutmaya çalıştık. bu açıdan oldukça dinibütün bir aile olduğumuzu söyleyebilirim.

arkadaşlarımın daha önce bilmediğim yönlerine gelirsek, önce eray'dan başlayacağım: erayın; aniden, bulunduğu herhangi bir yerde uyuma huyu var. eray'ı enteresan saatlerde,  evin herhangi bir yerinde uyurken bulabilirsiniz. eray'ın daha önce fark etmediğin ikinci özelliği ise her zaman her şeyin daha iyi bir yolunu bilmesidir. örneğin o esnada ne yapıyor olursanız olun mutlaka gelip o yaptığınız şeyin daha iyi bir yolunu söyleyip sonra bilimsel argümanlarla fikrini destekleyecektir. örneğin donmuş milför hamurlarını sıcak suya tutarak eritmek mi istiyorsunuz? bu işlem esnasında kesin eray yanınıza gelip şöyle der: "aslında hamurları ılık suyun içinde bekletsen daha iyi olur. çünkü bilindiği üzere sıcak suyun soğuk sudan önce buharlaşması uzay zaman bükülmü açısından...." ya da viledayla evi süpürüyorsunuz "aslında viledayı soldan sağa değil ileri geri doğrultuda itmek daha iyi olur çünkü bilindiği gibi dikey yönde oluşturulan açıların mikroorganizmalar üzerinde yaptığı entropik etki..." bunun dışında eray'ın bir diğer huyu da şudur: her zaman yeni bir şey denemek istemek, bu özellik zaman zaman aynı keki ikinci kez yapmanızı hayatı pahasına engelleyecek şiddette olabilmektedir. ayrıca eray'ın her şeyi tamir edebiliyor olması bir diğer özelliği. bir cumartesi gününü bulaşık makinesinin bütün parçalarını söküp etrafa yayarak, pompayı tıkayan minik beyaz plastiği bulup makinenin parçalarını tekrar birleştirmek suretiyle sorunu çözdüğünü belirtmek isterim.Aslında ilgi çekmeye çalışan bulaşık makinesiyle ilgili hikaye tamamiyle kendi başına başka bir postun konusu. hatta sırf bulaşık makinesi için yeni bir blog açılabilir. Ve son olarak eray'ın aşırı yardımseverliği yüzünden iki adet şarj aletinin birini bana birini oytun'a vererek, şarj aletsiz kalma tehlikesiyle yüz yüze gelmek gibi benim başıma asla gelmeyecek şeyler deneyimleyebilir. eray'la ilgili şimdilik bu kadar.

oytun'a gelirsek, onun özelliklerini tanımlayacak anahtar kelime "bira" dır. oytun hep bira içer. hatta rakı balık gününde bile bi yandan rakı içerken bira içer? ayrıca diğer eylemlerde yavaş bir seyir izlerken tekele gitme konusunda aniden road runner gibi olabilir ve evde ayakkabılarını giymeye üşenmeyen tek insandır. asla çay içmez ve üzüm, muz , elma gibi sağlıklı şeyler yemez. bir ninja turtle kadar çok pizza yer ve evdeki en iyi kalpli insanlardan biridir (diğeri de tabi ki eray). arkadaşınızın doğumgünü kutlamak için pasta ve hediye almayı unuttuysanız siz işteyken oytun, arkadaşınıza pasta ve hediye alıp evi temizleyip sonra da "kızı odaya kapatma salonu topladım" diye mesaj atabilir. ayrıca genelde pizza yemesine rağmen yemek konusunda bilirkişidir. oytun'la ilgili şimdilik bu kadar.

elbette onlar da benimle aynı eve taşınınca benimle ilgili bazı şeyleri fark ettiler. gerçek bi sheldon olmam bunlardan bi tanesi. ilk günden kendime bi begüm spot (sheldon spot) belirleyerek hem uzanılabilen hem tam televizyonun karşısında olan hem de çeşitli açılardan en rahat koltuğu mülkiyetime kattım. eray gibi enteresan yer ve saatlerde olmasa da evdeki insanların 2 katından 5 saat fazla uyuduğum ilk olarak göze çarpan özelliklerimden biri. ayrıca eray ne kadar değişken yaşıyorsa ben de o kadar her gün aynı saatte aynı şeyi yapıp belli durumları sistematikleştirerek kural koyma eğilimindeyim. ayrıca nispeten daha disiplinli gibi olmama rağmen nedense kendimin eray'la oytun'un çocuğu gibi hissediyorum.