Tuesday, January 4, 2022

Öylesine bir yazı

 


Yılbaşını Nazos'taki bütün insanlara "Ölümden korkar mısın?" sorusunu sorarak geçirdim. Teorime göre insan 7-8-9 yaşlarında ölümlülükle ilk tanıştığında ölüm düşüncesiyle nasıl baş ediyorsa, o düşünce hayatına ve duygu durumuna ciddi bir yön veriyor

Ben mesela ölecek olduğumuzu bir türlü kabullenemeyip (ama sonsuza kadar yaşamayı da bir o kadar korkutucu bulup) en iyisinin, insanın ölüme odaklanmayıp nasıl yaşadığına odaklanması olduğuna karar vermiştim. Bu da beni hayatımı nasıl dizayn etmek istediğime götürdü. Kendi içsel süreçlerimi proses etmek ve seçimlerimi nasıl yapmak istediğimi tespit etmek için bol bol yazı yazdım. Ama sonra hayatımın dizaynının düşündüğüm kadar da benim elimde olmadığını fark ettim, toplum ve çevre beni bir hayli sürüklüyordu. Toplumu ve genel insanı dandik buldum. Bu dandik düzene dayanabilmek için yazdıklarım kara mizaha kaymaya başladı. O noktadan sonra hayatın hepsinin bu kadar olduğunu kabullenmek yerine yaşamdaki büyüleri aramaya koyuldum. 

Doğayı büyülü buldum ilk olarak. Gün batımı, ağaçlar, dalgalar, bulutlar, insan elinin değmediği bu olgular bana mutluluk verdi. İnsanın yaptığı şeyler içinde de şehir ışıklarını beğendim. Doğa ile ışıkların birleşmesi özellikle hoşuma gitti. Kasvetli havada yanan ışıklar ateş böceğini andırıyordu. Bu büyüleri yakalamak ve ifade etmek beni resim ve fotoğraf gibi görsel sanatlarla ilgilenmeye itti. 

Yazarak daha fazla açabileceğim içsel bir konum olmadığında, olaylar mizah haline getirilemeyecek kadar tatsızlaştığında, büyüleri yakalayacak coşkum olmadığında piyanonun başına oturup hüzünlü karanlık melodiler çalmaya çalıştım. Notalar duyguda kalmama yardımcı oldu. Şimdi ukulelem de var, duyguda kalmama yardımcı olan bu yeni oyuncağımı da diğer oyuncaklarım kadar seviyorum.

Bütün bu bilgiler ışığında diyebilirim ki sanat resmen terapi benim için.

Görsel: Harald Rudyard

No comments: