evdeydim. beynimde tümdengelmekten yorulup sonunda yanmış transmitterlerimle oturuyordum. bu enteresanlıklarla örülü hayat canımı çok sıkmaya başlamıştı. telefon çaldı. bi arkadaşım beni kadıköy'e çağırdı ama dışarı çıkmaya hiç halim yok diyerek teklifini reddettim. 1 saat sonra anladım ki evde durmaya da hiç halim yokmuş. hazırlanıp sahile indim.
gökyüzü çok acaipti. sıksık günbatımı izliyordum ama böylesini hiç görmemiştim. solda pembe bi bulut var eşşek kadar, ama güneş o tarafta değil. normalde sadece güneşin battığı taraf pembe olur. sonra ortada lacivert uzun bi bulut var ama gri yağmur bulutlarından diil; bildiğin lacivert ve o lacivert buluttan aşşağıya gri çizgiler inmiş. sağdaysa normal güneş batıyo hiçbişey olmamış gibi. hatta çiziym durun:

etrafta 3-5 tane uzaylı vardı. koca kafalı, minyon, göz kapakları olmayan, kahverengi tenli uzaylılardı bunlar. bana çok iyi davrandılar. mantı yedik. "biraz uzayı gezmek ister misin?" dediler, acayip sevindim, hemen kabul ettim. biraz jüpiterin etrafında dolaştık, satürne uğradık. ben sonunda "ama böle uzay gemisinin içinden olmuyo ki, otursaydım birazcık üstlerinde" dedim. uzaylılar da "o zaman ayda oturalım biraz" dedi.
beni şeffaf bi fanusun içine soktular. ay yüzeyinde fanusu zıplata zıplata gezdim, çok eğlenceliydi. sonra uzaylılardan bi bira istedim. şansıma uzay gemisinde geçen kaçırdıkları insan bira bırakmış onu verdiler. birayı da fanusun içine aldım ve dünyaya bakarak içmeye başladım. keyfim feci yerindeydi, yanımda iki tane yakışıklı uzaylıyla ayda çılgınca eğleniyordum desem abartmış olmazdım.
fakat o sırada farkında olmadığım bir problem vardı. sabah dışarı çıkmicam diyerek ektiğim arkadaşım teleskopla ayı izlerken beni görmüştü ve sonra dünyaya döner dönmez bana küstü:((
No comments:
Post a Comment