begüm: 2 nin 2 ye bölünebiliyo olması çok acaip geldi bana şu an. kendine bölünüyo resmen
cicek: 2 2nin 1 katı olunca oluyo öyle
begüm: 1 katı diye bişey olmaz bence ya
cicek: oluyo öyle şeyler takma kafana
begüm: olmamış bence
ama takmiyim dimi
cicek: ozaman hersayı kendisine bölündüğü için olabilir
begüm: böle milyonlarca saçmalık vardır kesin
cicek: desem
begüm: aa evetlan
cicek: euhauhdu
yaa
begüm: 3 te 3 e bölünyo dimi
cicek: asıl acaib olan
begüm: mahfoldum
ahuehuah
cicek: 2 nin asal sayı olması
begüm: ehahe hakkaten
begüm: 37 nin asal sayı olması daa ilginç ya o kadar büyük bi sayısın hala hiçbişeye bölünemion
boşuna yaşamışsın resmen
cicek: euhaushduhe dimi ayıp denen bişi var
begüm: aslında bi yerde 8 basamaklı asal sayı bulunmuş
yatıyomuş öle
cicek: hadi ya
begüm: baygın
cicek: adsdhguashjıdağsoldp
delimisin nesin
Monday, January 19, 2009
Wednesday, November 26, 2008
kendimi oliver twist gibi hissettiğim nadir anlardan biriydi
3 senedir bu evde yaşıyorum ama mutfak duvarına asılı telefonu ilk defa farkediyorum. telefon nasıl olmuş da kendini bunca yıldır benden saklamayı başarmış? bu sanki kış gelip de montunu giyince, montun cebinde geçen kıştan kalma parayı bulmak gibi bişey. aslında öyle bişey değil,
Tuesday, November 11, 2008
sonuçta üstünde satılık yazan bişeyin içindeyim

Saat gecenin 3'ü.. Bütün sevdiklerim birer birer offline oldu. Bense düşük bi çene ve yarım şişe birayla kalakaldım. Üstelik çok önemli bi sorunumvar: 12 dakkalık bi şarkının toplam 1 dk'sı güzelse bu şarkıya güzel denebilir mi? Şu an hayatımdaki en büyük sorun bu. Yani diğer 11 dk'sı kötü değil ama güzel kısmı ilk 3 dakka içinde bittiği için diğer 9 dakkayı dinlemeyip yine başa dönüyorum. Bu şarkıda ciddi bi strateji hatası var demekki. Eğer şarkının güzel kısmını sona koysalardı mecburen o ilk 9 dk'yı da dinlicektim sonuna gelebilmek için ve çok defa dinleyecek olduğumdan, belki o kısımları da sevmeye başlicaktım. İşte o zaman gönül rahatlığıyla bunun güzel bi şarkı olduğunu düşünebilirdim. Şimdiyse ilk 3 dk içinde olup biten güzel kısmı dinliyorum ve hoop başa... Böylelikle last.fm şarkıyı saatte 20 kere dinlemişim gibi gösteriyor ve bu durum sanki şarkıya bayılmışım gibi bi hava yaratıyor. Sırf 60 saniyesini beğendiğim için şarkıya bayılmış gibi gözükmek kafamı çok karıştırdı. Yakışıklı çocuklar görüp şarkılarını hemen indirirsem olucağı budur işte.
Wednesday, October 29, 2008
benim blogumu niye kapatıyosunuz ulan
Yatmadan önce gece 1 gibi google'da gezinirken bi de ne göriym dolorian yeni bi albüm çıkarmış! Dün mü ne çıkmış albüm. Hemen download ettim. 1-2 şarkı dinledim süper ötesi harika mükemmel şarkılar. Üstelik albümde 16 şarkı var. Ama baktım saat 2 olmuş, "en iyisi şimdi yatiym yarın evdeyim nasıl olsa bol bol dinlerim" dedim. Yattım işte ama uyuyamadım bitürlü, heycan yaptım resmen. 4 gibi kalktım hemen şarkıları dinlemek için ama "bu saatte sesi açmamak lazım" diye düşünerek albümü mp3 player'ıma atıp yatarak dinlemeye karar verdim. Sonra uyandım, meyersem hepsi bi rüyaymış. Acaba bubiişaretolabilir mi diyerek hemen nete girip dolorian'ın sitesine baktım. Değil yeni albüm çıkarmak web sitelerini bile 1 buçuk yıldır yenilememişler.
Wednesday, October 15, 2008
post-modern insanın mutsuzluk fobisi
Büyük bir odadaki çok sayıda insandan biriyim. Hatta net sayı verebilirim. Veriyorum.. Veremiyorum ama yaklaşık 40 kişi. Bize siyasetin oluşmasını sağlayan psikolojik nedenleri anlatan bi kadın var. Görünüşe göre bu nedenler burdaki 40 kişiyi ilgilendirmiyor. Camdan caddeyi izleyenler, sınıftan çıkmaya çalışanlar, net sayı vermek için sınıfı sayanlar(!)..
Aslında onu dinleyebilirdim, kafamı çalıştırmaya çalışabilirdim, not tutabilirdim ama yapmıyorum. Bu amaçlarımı hep bi sonraki derse erteliyorum. Hedonizm deyince yine bi bakış atıyorum hocaya çünkü aklıma hedonist olduğunu iddia eden bi arkadaş geliyor. Hala hedonist mi acaba diye düşünüyorum.
Hoca güvenlik diyince yine bi dinler gibi oluyorum.. Görüldüğü gibi dersle hiç ilgisi olmayan sığ ve bön biinsanım. Ama hoca, söyledikleri ilginç de olsa öyle sıkıcı ve aynı tempoda anlatıyor ki insanın dinlerken algılama organları tozlanıyor. Dışardan gelen tadilat sesi bile inişli çıkışlı olması bakımından daha ilgi çekici. Evet bi kişi daha dayanamayarak sınıfı terk etti.
Herkes Teoman Duralı olamaz.
Aslında onu dinleyebilirdim, kafamı çalıştırmaya çalışabilirdim, not tutabilirdim ama yapmıyorum. Bu amaçlarımı hep bi sonraki derse erteliyorum. Hedonizm deyince yine bi bakış atıyorum hocaya çünkü aklıma hedonist olduğunu iddia eden bi arkadaş geliyor. Hala hedonist mi acaba diye düşünüyorum.
Hoca güvenlik diyince yine bi dinler gibi oluyorum.. Görüldüğü gibi dersle hiç ilgisi olmayan sığ ve bön biinsanım. Ama hoca, söyledikleri ilginç de olsa öyle sıkıcı ve aynı tempoda anlatıyor ki insanın dinlerken algılama organları tozlanıyor. Dışardan gelen tadilat sesi bile inişli çıkışlı olması bakımından daha ilgi çekici. Evet bi kişi daha dayanamayarak sınıfı terk etti.
Herkes Teoman Duralı olamaz.
Tuesday, October 14, 2008
Amazonian Poison Frog
Doğumgünü hediyesi olarak gelen National Geographic oyuncağı kurbağa dünya görüşümü temelden sarstı. Onun o mavi puantiyeli bacakları, sarı-siyah çizgili gövdesi... gerçek olamayacak kadar komik bi tasarımdı. tanrı bizimle dalga mı geçmişti? tibe bak yaa. amma ciddiye almışım dünyayı. Etrafta pijamasıyla gezen hayvanlarla birlikte yaşıyomuşum meğersem.vay anasınıadeta yeniden doğdum..
Monday, September 29, 2008
selçuğun hikayesi
Bugün size anlatacağım hikaye Selçuk'un hikayesidir dostlar. Beni iyi dinleyin çünkü hepinizin ders çıkarabileceği cesaretin, tutkunun, kahramanlığın öyküsüdür bu ve eminim ki bu dolambaçlı hayat yolunda size liderlik edecektir.
Geçtiğimiz cumartesi günü yani Eray'ın Kore'den gelişiyle Kolombiya'ya gidişi arasındaki tek gün; aynı zamanda Melis'in Aksaray'dan gelişinin ertesi günü olan gün ve bütün bunların yanında müslümanların kadir gecesi olarak adlandırdıkları gece Selçuklar'da toplanmaya karar verdik. O gün orda toplanmamızın sebebi Eray'ın ve Melis'in gelişini kutlamaktı. Uzun zamandır görüşmediğimiz için birbirimizi özlemiştik, bu yüzden buluşmanın ilk dakikalarında teletabiler gibi sarılıp durduk, daha sonra biraz da kadir gecesine itafen bu günü sarılma bayramı ilan ettik.
Gecenin ilerleyen dakikalarında geleneksel yemeğimiz olan mantar soslu makarnayı yedikten sonra selçuk, beni melisi ve eray'ı üçlü koltuğa oturttu. Kendisiyse tam karışımızdaki tekli koltuğa yayılıp bizi "çapraz sorgu"ya çekti. Çapraz sorgunun gerçekte ne anlama geldiğini bilmememize rağmen Selçuk'un bize yaptığı şeyin çapraz sorgu olduğuna karar verdik. Çapraz sorgunun ardından Kore'den gelen tequila sunrise'ın bizi dolapta beklediğini hatırlayıp önceden hazırladığımız portakal dilimleri, tarçın ve birayla, tequila sunrise'ı kendimize servis ettik.
Bu kısma kulak kabartın dostlar çünkü şu andan itibaren okuyacaklarınız alkolün su gibi aktığı, seviyenin düşüp iğrençliklerin yüzeye çıktığı bir gecenin kimseye faydası olmayacağını destekleyecektir. Selçuk'un sorduğu her soruya geyirerek cevap vermemden bir şeylerin saçma olduğunu anlamalıydık aslında ama bunu anlayamadığımız gibi Eray'ın sürekli bana nah yapmasını da görmezden geldik.
Bence çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi ders onlara doğru arkadaşlar seçmesini öğretmektir, belki de bu yüzden size bu hikayeyi anlatıyorum, yani ilerde çocuklarınıza aktarasınız diye. Neyse bu korkunç iletişim biçimi Melis'in 1 deste kağıdı tam 26 dan kesebileceğini söylemesi üzerine neyseki kısa bi mola verdi. Bunun üzerine herkes sırayla 52 kağıdı tam 26 dan kesmeye çalıştı ve herkes bi kaç denemeden sonra bunu başarınca kakatu dinine girmenin şartının bu olması gerektiğine karar verdik.
Seviyesiz sohbetlerle devam eden gecede tabiiki alkol de su gibi akmayı sürdürmekteydi. Bünyesi bu kadar alkole vebu kadar saçmalığa daha fazla dayanamayan Melis sızdı. Eray, ben ve Selçuk'sa tequila şişesinin dibini görmeye adeta and içmiştik ve shut'larımıza son hız devam ettik. Bu noktada "senin miden nooldu" diye sorabilirsiniz tabii sevgili okurlar ama beni alkolden soğutan yegane gecenin ardından mideme tipik akşamdan kalma bulantısı haricinde bişey olmadığını baştan söylemeliyim ve belki de bundan sonra 2 biradan fazlasını içmeme kati kararımdan ötürü mideme kocaman bir iyilik bile yapmış sayılabilirim. Neyse konu bu değil. Tequila'nın bitmesine birer shut kalmıştı ve artık hiçbir şeyin net olmadığı anlardı. Eray son shut'ını içtikten sonra eğilmeye bile gerek duymayarak direk fışkırtır tarzda bi kusma gerçekleştirdi. Tabi ondan fışkıran kusmukların bi kısmının tam karşısında oturduğum için benim üstüme geldiğini söyelemeye gerek var mı bilmiyorum. Alkolün etkisiyle olsa gerek bu durum beni pek iğrendirmedi. Ardından uyumaya karar verdik ve tabiiki bütün dünya son hızla döndüğünden hiç birimiz uyuyamadık. Uyuyamayınca ben de kusmaya karar verdim ve önümdeki halıya boşaltıverdim midemdekileri. Bunu yaptıktan sonra düşündüğüm tek şey yüzleştiğim makarnaların akşam yediğimkilere pek benzemiyor oluşunun sebepleriydi. Ben görevimi başarıyla tamamlarken Selçuk da korkarım balkondaki çamaşırları topluyordu gecenin o saatinde. Sonra uyuduk.
Sakın saatlerdir sizi Selçuk'un hikayesini anlatıcam diyerek kandırdığımı düşünmeyin çünkü Selçuk'un hikayesi şimdi başlıyor yani Selçuk'un sabah uyanıp gece balkondan aşağı kusmuş olduğunu farketmesiyle.. Selçuk balkondan aşağı kusarak sadece bahçeyi portakallı makarnayla bulamakla kalmamış aynı zamanda alt komşunun balkonuna da aynı karışımdan bi miktar sıçratmıştı ve sanki bunun sorumlusu bizmişiz gibi "neden balkondan aşşağı kusmama izin verdiğiniz" diyerek bize kızdı. Ardından su dolu kovasını alıp sinsice bahçeye gizli göreve gitti, yerdeki makarnalara su dökerek temizlemeye çalıştı; suyla gitmeyip yere yapışmış makarnaları ise ayağıyla tepikledi. Eve dönünce alt komşunun balkonundaki portakallı makarna karışımı için çareler düşündü. Selçuk kara kara düşünürken ben de ona komşunun balkonuna da su dökmesi yönünde bi öneride bulundum ve evime döndüm.
Ertesi gün Selçuk'a alt kattaki makarnalar konusunda ne yaptığını sorunca, alt katın balkonunun ışıklarının kapalı olduğundan emin olunca, su dökmeye çalıştığını ama karşı apartmandakiler görücek diye stres olduğunu söyledi. Suyu dökmüş ama balkonu tutturammış bi türlü. Bunun üzerine daha fazla uğraşmaktan vazgeçmiş. Bi kaç saat sonra makarnaların güneşin etkisiyle kuruyup uçmaya başladığını görünce rahatlamış.
Geçtiğimiz cumartesi günü yani Eray'ın Kore'den gelişiyle Kolombiya'ya gidişi arasındaki tek gün; aynı zamanda Melis'in Aksaray'dan gelişinin ertesi günü olan gün ve bütün bunların yanında müslümanların kadir gecesi olarak adlandırdıkları gece Selçuklar'da toplanmaya karar verdik. O gün orda toplanmamızın sebebi Eray'ın ve Melis'in gelişini kutlamaktı. Uzun zamandır görüşmediğimiz için birbirimizi özlemiştik, bu yüzden buluşmanın ilk dakikalarında teletabiler gibi sarılıp durduk, daha sonra biraz da kadir gecesine itafen bu günü sarılma bayramı ilan ettik.
Gecenin ilerleyen dakikalarında geleneksel yemeğimiz olan mantar soslu makarnayı yedikten sonra selçuk, beni melisi ve eray'ı üçlü koltuğa oturttu. Kendisiyse tam karışımızdaki tekli koltuğa yayılıp bizi "çapraz sorgu"ya çekti. Çapraz sorgunun gerçekte ne anlama geldiğini bilmememize rağmen Selçuk'un bize yaptığı şeyin çapraz sorgu olduğuna karar verdik. Çapraz sorgunun ardından Kore'den gelen tequila sunrise'ın bizi dolapta beklediğini hatırlayıp önceden hazırladığımız portakal dilimleri, tarçın ve birayla, tequila sunrise'ı kendimize servis ettik.
Bu kısma kulak kabartın dostlar çünkü şu andan itibaren okuyacaklarınız alkolün su gibi aktığı, seviyenin düşüp iğrençliklerin yüzeye çıktığı bir gecenin kimseye faydası olmayacağını destekleyecektir. Selçuk'un sorduğu her soruya geyirerek cevap vermemden bir şeylerin saçma olduğunu anlamalıydık aslında ama bunu anlayamadığımız gibi Eray'ın sürekli bana nah yapmasını da görmezden geldik.
Bence çocuklarınıza verebileceğiniz en iyi ders onlara doğru arkadaşlar seçmesini öğretmektir, belki de bu yüzden size bu hikayeyi anlatıyorum, yani ilerde çocuklarınıza aktarasınız diye. Neyse bu korkunç iletişim biçimi Melis'in 1 deste kağıdı tam 26 dan kesebileceğini söylemesi üzerine neyseki kısa bi mola verdi. Bunun üzerine herkes sırayla 52 kağıdı tam 26 dan kesmeye çalıştı ve herkes bi kaç denemeden sonra bunu başarınca kakatu dinine girmenin şartının bu olması gerektiğine karar verdik.
Seviyesiz sohbetlerle devam eden gecede tabiiki alkol de su gibi akmayı sürdürmekteydi. Bünyesi bu kadar alkole vebu kadar saçmalığa daha fazla dayanamayan Melis sızdı. Eray, ben ve Selçuk'sa tequila şişesinin dibini görmeye adeta and içmiştik ve shut'larımıza son hız devam ettik. Bu noktada "senin miden nooldu" diye sorabilirsiniz tabii sevgili okurlar ama beni alkolden soğutan yegane gecenin ardından mideme tipik akşamdan kalma bulantısı haricinde bişey olmadığını baştan söylemeliyim ve belki de bundan sonra 2 biradan fazlasını içmeme kati kararımdan ötürü mideme kocaman bir iyilik bile yapmış sayılabilirim. Neyse konu bu değil. Tequila'nın bitmesine birer shut kalmıştı ve artık hiçbir şeyin net olmadığı anlardı. Eray son shut'ını içtikten sonra eğilmeye bile gerek duymayarak direk fışkırtır tarzda bi kusma gerçekleştirdi. Tabi ondan fışkıran kusmukların bi kısmının tam karşısında oturduğum için benim üstüme geldiğini söyelemeye gerek var mı bilmiyorum. Alkolün etkisiyle olsa gerek bu durum beni pek iğrendirmedi. Ardından uyumaya karar verdik ve tabiiki bütün dünya son hızla döndüğünden hiç birimiz uyuyamadık. Uyuyamayınca ben de kusmaya karar verdim ve önümdeki halıya boşaltıverdim midemdekileri. Bunu yaptıktan sonra düşündüğüm tek şey yüzleştiğim makarnaların akşam yediğimkilere pek benzemiyor oluşunun sebepleriydi. Ben görevimi başarıyla tamamlarken Selçuk da korkarım balkondaki çamaşırları topluyordu gecenin o saatinde. Sonra uyuduk.
Sakın saatlerdir sizi Selçuk'un hikayesini anlatıcam diyerek kandırdığımı düşünmeyin çünkü Selçuk'un hikayesi şimdi başlıyor yani Selçuk'un sabah uyanıp gece balkondan aşağı kusmuş olduğunu farketmesiyle.. Selçuk balkondan aşağı kusarak sadece bahçeyi portakallı makarnayla bulamakla kalmamış aynı zamanda alt komşunun balkonuna da aynı karışımdan bi miktar sıçratmıştı ve sanki bunun sorumlusu bizmişiz gibi "neden balkondan aşşağı kusmama izin verdiğiniz" diyerek bize kızdı. Ardından su dolu kovasını alıp sinsice bahçeye gizli göreve gitti, yerdeki makarnalara su dökerek temizlemeye çalıştı; suyla gitmeyip yere yapışmış makarnaları ise ayağıyla tepikledi. Eve dönünce alt komşunun balkonundaki portakallı makarna karışımı için çareler düşündü. Selçuk kara kara düşünürken ben de ona komşunun balkonuna da su dökmesi yönünde bi öneride bulundum ve evime döndüm.
Ertesi gün Selçuk'a alt kattaki makarnalar konusunda ne yaptığını sorunca, alt katın balkonunun ışıklarının kapalı olduğundan emin olunca, su dökmeye çalıştığını ama karşı apartmandakiler görücek diye stres olduğunu söyledi. Suyu dökmüş ama balkonu tutturammış bi türlü. Bunun üzerine daha fazla uğraşmaktan vazgeçmiş. Bi kaç saat sonra makarnaların güneşin etkisiyle kuruyup uçmaya başladığını görünce rahatlamış.
Subscribe to:
Posts (Atom)