Saturday, June 8, 2019

Sanat, iki kere yaşamaktır.

Günler sonra tekrar balkon burası. Sonunda çevirilerden kafamı kaldırıp, bir soda açıp (biraymışçasına?) müzik dinlemek için şuraya oturabilirdim. Clandestine blaze’in beni biraz serinletmesine izin vermek istiyorum şimdi. Sıcak hava ve güneş, karanlığı bilinçdışına itermişçesine bastırdığında, biraz black metal dinlemek işi dengeliyor.

Web sitelerimden kazandığım komik rakamlardan sonra, uzun bir aranın ardından çeviri ile tekrar para kazanabilmek iyi geldi. Ama bütün beyin kıvrımlarımın çeviriye emanet olması pek hoşuma da gitmemeye başladı. İlk etapta tam benim beynime göre bir "challenge" olduğu için, gayet tatmin oldum şu çeviri işinden; sonuçta yazmakla, ifade etmekle ve cümle yapılarını kafada döndürmekle ilgili bir şey. Ama sonra patron benden memnun kalıp ayı gibi uzun işler yollamaya başlayınca ve ben mükemmeliyetçi bir insan olduğum için bütün işleri aşırı özenli yapmaya kalkışınca, yemek içmek gibi temel ihtiyaçlar dışında bütün gün çeviriye gömülmüş bir halde buldum kendimi. Özellikle de son bir kaç gündür yoğun çalışmanın sonucu, sürekli ekrana bakan boynum ve oturmak zorunda kalan belim biraz ağrıtmaya başladı. Barış benim tekrar bir çeşit “tez yazma hastalığına” tutulduğumu düşünüyor. Ama berat’ın ekonomiyi yönettiği bir ülkede, her ne kadar temel ihtiyaçlarımı karşılayacak kadar param olsa da, kendimi maddi açıdan tam olarak güvende hissetmediğimden ve sonuçta sıradan insanla muhatap olmak zorunda kalacağım sosyal işleri de beceremediğimden, bu masa başı zihin işlerini kabullenmekten başka çarem yok. Her neyse, patronun ısrarcılık seviyesiyle baş etmenin bir yolunu bulur bulmaz bana daha az iş atmasını sağlayacağım ve bu, sorunumu temelli olarak çözecek sanırım. Sonuçta günde 3 saat çevirsem yeter.

Her gün birkaç saat balkon keyfine kesin vakit bulabilmek istiyorum. Çünkü yazmanın benim için elzem bi konu olduğunu geçtiğimiz 6 aydan sonra artık kesinlikle anladım. Yazmaya başlayınca hayatımın renkleri tekrar yerine oturuyor, eksik bir parçam tamamlanıyor sanki. Dolayısıyla, sanırım  büyük bir kısmını kimseye okutmasam da, yazmaya devam edeceğim. Belki 10 yıl falan sonra yazdıklarımı bir konu altında derleyecek bir konsept bulursam kitap çıkarabilirim. Ama çıkarmasam da sorun değil, ben yazmanın kendisini seviyorum.
Bu blog Clandestine blaze - Anti-Christian Warfare dinleyerek yazılmıştır:


No comments: