<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109</id><updated>2012-02-21T03:43:18.342-08:00</updated><title type='text'>Begüm harikalar civarinda</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>372</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3353802861608847851</id><published>2012-02-13T15:23:00.000-08:00</published><updated>2012-02-14T10:55:33.134-08:00</updated><title type='text'>yine ışınlanma ve telepatiye olan gereksiz güvenin çok revaçta olduğu bigün /melis</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;span&gt;bilindiği üzere bundan yıllar önce babam, bi bayram sabahı sülalecek babanemde kahvaltı ederken "&lt;i&gt;bizim öyle yakından tanıdığımız, samimi olduğumuz bi palyaço yok&lt;/i&gt;" şeklindeki açıklamasıyla beni küçük bi şoka sokmuştu. ortamdaki herkesin esrarengiz bi şekilde normal karşıladığı bu cümle, beni akrabalarımın tanıdığı begüm olmaktan çıkartmış, bi anda living maze'e dönüştürmüştü. o andan itibaren herkesi iç güdüsel olarak bu cümlenin dünyanın en komik cümlesi olduğuna mantıksal argümanlarla etmeye çalışmıştım ve çabalarımın karşılığını bu cümleye gülünmesini bi nebze de olsa sağlayarak almıştım.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;bu cümlenin ortaya çıkmasını sağlayan dinamiklerden kısaca bahsedecek olursak; öncelikle babam teknede ya da onun gibi su üstünde giden şeylerde düğün ve benzeri organizasyonlar yapan bir kişiydi ve bu organizasyonların oluşması için dj, garson, aşçı vb. insanlardan oluşan bir ekibe ihtiyaç duyuyordu. genellikle palyaço dışında onunla çalışan kişiler hep aynı kişilerdi ve palyaçoların sadakatsizliği yüzünden biraz üzgündü; bu nedenle sözkonusu bayram sabahı, ailecek kahvaltımızı ederken sanırım birine palyaço olmayı teklif etmişti. bu muhteşem iş teklifini alan kişinin kimbilir ne kadar mutlu olmuş olabileceğini şu an hayal edemesem de, efsanevi cümleden bir önceki cümlenin "aslında sen bizim palyaçomuz olsan çok iyi olur" olduğunu hayal meyal hatırlıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;gel zaman git zaman yakından tanıdığımız, samimi olduğumuz bi palyaçomuzun olmamasına ben dönem dönem çok takılıp bu cümleyi kah tavanı izlerken, kah arkadaş ortamlarında hep sayıkladım. sanırım artık hayatımdaki herkes, yakından tanıdığımız, samimi olduğumuz bi palyaçomuzun olmadığı bilgisine sahipti. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;esas meseleye dönersek, geçen ay minibüste telefonumu kaybetmem sonucu babamın eski telefonunu kullanmaya başladım. babam telefon numaralarını vaktiyle sim karta değil telefonun hafızasına kaydetmiş olduğu için şu an babamın dünyasındaki bütün telefon numaralarına sahiptim ve bir kaç gün önce yatağa uzanmış telefon rehberini karıştırırken orda "palyaço muzo" ismine rastlayıp büyük bi hayal kırıklığı yaşadım. gerçekten yıllar boyunca ben burda yakından tanıdığımız, samimi olduğumuz bi palyaçonun olmamasına üzülürken, meğer aslında palyaço muzo varmış. kendimi çok fena kandırılmış hissettim, onun telefon numarasına sahip olduğumuza göre onu yakından tanıyorduk ve herhalde muzaffer olan ismini "muzo" şeklinde kısaltabildiğimize göre demek ki samimiydik. neden ama babam bize yalan söylemişti? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="font-style: normal; "&gt;&lt;span&gt;:(&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3353802861608847851?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3353802861608847851/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3353802861608847851' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3353802861608847851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3353802861608847851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/02/yine-snlanma-ve-telepatiye-olan.html' title='yine ışınlanma ve telepatiye olan gereksiz güvenin çok revaçta olduğu bigün /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3383174552158455370</id><published>2012-02-12T15:19:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T16:27:48.184-08:00</updated><title type='text'>yeterli fiyat verilmediği için şefkatimi piyasadan çekiyorum</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ben citten mügeyi çok seviyorum ya&lt;br /&gt;siz dalga geçip duruyosunuz&lt;br /&gt;bakın o yardımcı oluyo&lt;br /&gt;önder de iyi gerçi&lt;br /&gt;çok iyi bi baba olucak bence önder&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;bi ben mi kötüyüm lan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;milis kötü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;melis en iyi bi insan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;benim en iyi olduğumu düşünen 2 kişiye karşı bir kişi olarak&lt;br /&gt;demokratik bi yenilgi yaşıyorsun begüm&lt;br /&gt;biliosun ki demokratik bi topluluğuz bundan böyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;bence mügeyle önder iyi&lt;br /&gt;herkes en iyiyi seçsin&lt;br /&gt;bakalım oy çokluğu sende mi olucak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;seçsinler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;begüm:&lt;/i&gt;&lt;span&gt;&lt;br /&gt;sen kimi seçiyosun peki milis&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben karar veremiyorum önder mi daha iyi müge mi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ikisi de birer melek&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bence kapalı bi oylama sistemi yapalım&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;herkes bi kağıda yazıp atsın&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;sora açarız her kağıdı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;beni seçen olucak mı acaba hiç&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;pwıeunfozwmğg&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;baksana kapalı oylama diyo ya asjlkajlrjskjdaklsjd&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;hepimiz onu seçelim şu an&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;düşünsenize&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben kazanıyomuşum&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;aşslfjkaoırjlksdj&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;en iyi olanı oylamaya sunan biri iyi olabilir mi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;iyiliği bile yarışa dönüştürdüm&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;hiç şansım yok&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;seni seçen olursa onu 20 sene senle arkadaş olmaya davet ederim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;eheuhe&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben mügeyi seçiyorum&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bence 20 sene begümle arkadaş kalabildiğim için en iyi ben seçilmeliyim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ehuahuea&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben de melisle müge arasında karar veremedim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;mügeyi hiç tanımıyorum ki&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben melisi seçmek durumundayım.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ya müge dün gece&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;şarkıyı açmaya üşeniyorum dedim hemen link verdi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bu hangi nota acaba diye düşündüm&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;makul bi saat olsa bakardım dedi ya&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;tanımadığın birinin begümden iyi olduğuna eminsin ama yani&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ondan eminim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ehuahuıea&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;önderin şevkati ve mügenin iyilikseverliği arasında kalıyorum gerçi&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;önder bana kapı tutmayı çok güzel öğretmişti&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis baarıp duruyo hep &lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;müge de şevkatli ya&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;delirttin lan beni&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ehaıuheua&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;loıynetıosezmyp&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bakın yine baarıcak&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;eheuheu&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bugünlere nası geldim ben&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;eıjhrıehaşlkjkd&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;onu seçmeyin&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben şu anki performansıyla melisi seçtim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;begümü seçmeyin de hayatının amacı en iyi olmak olsun&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;sadece morali iyiyken iyi biri o, sinirliyken hepimizi öldürmek istiyo&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis 2 oyla başkan oldu&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;yihuu&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;2 oyla başkan olmak neymiş ya&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis gurubun en iyisi olmak nası bi his&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis seçimini yaptı mı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;çok gururluyum&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;müge yaptı mı&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis sen de kendine oy ver&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;hayır demokratik diil&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;itiraz ediyorum&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;müge melis dedi ben de dedim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;kendimize vermek yasak&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;melis kime veriyo&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;?&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;o zaman da melis oluyo&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ya bizim orda böyle oynuyoduk gibi bi demokrasi biçimi mi var&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;kendisine oy veren iyi mi olur ya&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;çelişik&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;yasaklar filan çıkıyo&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;kendine veremezsin melis&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;kendime vermedim ki zaten&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;iyi biinsansa arkadaşına vermeli bana gıcıklık olsun diye kendini 1. yapana iyi mi dicez&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;müge dedim sanırım&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;ben de müge dedim&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;begüme verirsen birinciligin garanti olur&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;kendine vermesine engel olan ne ki. gerçekten kendisinin en iyi olduğunu düşünebilir&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;bak bak ne kadar iyi bu kız ya&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="font-style: normal; "&gt;lhwentwoş&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-style: normal; "&gt;&lt;tpğ span="" style="font-style: italic; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/tpğ&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-style: normal; "&gt;&lt;tpğ span="" style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/tpğ&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;müge yine iyi yine iyi&lt;br /&gt;ehuahuıe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;eheu ya melis öyle hesaplar yapamıyo&lt;br /&gt;5 10 tane kurabiye istiyo&lt;br /&gt;7 tane bekliyo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;benim oyum mügeye gitti&lt;br /&gt;kendim de yataga gitti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;müge kazandı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;gönül rahatlıgıyla uyuyabilirim&lt;br /&gt;en iyi insanı seçtik&lt;br /&gt;oh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ahuheuauhe&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ben bu sorumluluğu kaldıramıycam arkadaşlar. en iyi olamam ben&lt;br /&gt;ehehueh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;canım ya&lt;br /&gt;muçk&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;önder:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;iyi ki ben seçilmedim uykum kaçardı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;istersen bana devredebilirsin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;en iyi olmanın ödülü var mı&lt;br /&gt;yoksa iyi olmanın kendisi mi ödül oluyo&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ödül dedi biraz şüfeye düştüm şu anda&lt;br /&gt;önderi mi seçseydik acaba&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;yok ona göre sana devredicem&lt;br /&gt;ödül peşinde diyilim&lt;br /&gt;eğer çoksel bi ödülse veriyim sana eheuhe&lt;br /&gt;sırf iyiliğimden soruyorum yağni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;hihihihi&lt;br /&gt;evet ama eğer ödül iyi olmanın kendisiyse biraz sıkılabilirim&lt;br /&gt;lskjmfwzeşrmy&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;melis:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;müge de iyice havaya girdi he&lt;br /&gt;oscar mı dağıtıyoruz&lt;br /&gt;kendimize gelelim lütfen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;müge:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;ama yani en iyiyi seçmenin bi amacı olmalı&lt;br /&gt;ya da amaçsızca hergün birini seçebiliriz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; "&gt;begüm:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;hergün kaybetmeye dayanamam&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3383174552158455370?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3383174552158455370/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3383174552158455370' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3383174552158455370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3383174552158455370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/02/yeterli-fiyat-verilmedigi-icin.html' title='yeterli fiyat verilmediği için şefkatimi piyasadan çekiyorum'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2498593766202578671</id><published>2012-02-11T05:26:00.000-08:00</published><updated>2012-02-11T11:29:37.093-08:00</updated><title type='text'>hala bizimle sadece bloglarına baslik bulabilmek icin arkadaslık ettiğinden şüpheleniyoruz /eray</title><content type='html'>kendimi köyden gelmiş gelin gibi hissetmeye başladığımdan beri hayatımdaki bi takım enteresanlıklar gözüme çarpmaya başladı. mesela günümün önemli bi kısmı evi toparlamakla, çamaşır bulaşık yıkamakla, yemek yapmakla geçiyordu ve bilgisayara format atmaya bile girişemeyecek kadar teknolojiye ilgisizdim. dağ keçilerinin sindirim sistemi bile medeni insanların ilgilendiği gündem maddelerine oranla daha çok ilgimi çekiyordu ve canımın istemediği konulara kafamı çalıştırmayı reddediyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçen gün kendimi çamaşır suyunda beklemiş "patik" durularken yakalayınca küçük bi gülme krizine girdim. o esnada üstümde sadece don olduğu için, bi süre sonra üşüyüp aceleyle eşofman altımı -arkası öne gelecek biçimde- ters giyince üstümde şalvar varmış görüntüsü oluştu. bunun üzerine hergün yeni bi hobi mottosuyla hayatını idame ettiren melise yağlı boya fırçalarımı vermeyi teklif ettim çünkü artık benim onlara ihtiyacım yoktu. zaten sıklıkla medeniyetin bu gereksiz ilerleyişini sorgulayıp duruyorken belki de daha ilkel bi hayatı tercih etmem iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;daha sonra mutfağa zeytinyağlı kereviz yapmak için gittiğimde dolapta asla kimsenin yemeyeceği portakalları gördüm. çünkü abim zaten meyve yemiyordu ve ben de c vitamini gerektiğinde görece pratik soyumlu mandalinayı tercih ediyordum. bu evde portakal satın alma potansiyeli taşıyan tek bi kişi yaşamadığından, heralde bunları bize biri getirmişti ve portakalları biraz inceleyince bunu satın alan kişinin portakalların güzelliğine dayanamadığı için satın aldığına karar verdim. çünkü adeta platonun idealar aleminden dünyamıza düşmüşçesine yusyuvarlak tupturuncu ve püppürüssüzdüler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;portakal sıkacağımızı annem taşınırken götürdüğü için bunları limon sıkacağında sıkarak kerevizimi portakallı kereviz haline getirmeye karar verdim. kerevizin portakallı kereviz haline gelmesi için sadece 1-2 portakal sıkmak yeterli olacakken ben limon sıkacağında portakal sıkma işini çok eğlenceli bulup hepsini sıkmaya, sıkarken bi yandan da içmeye başladım. yaklaşık iki saat sonra bütün portakalların suyunu içmiştim ki; sanki sabah uyanıp durup dururken "bugün neden iki kilo portakal yemiyorum ki" diye düşünüp bütün bunları yapmışım gibi geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bütün gün portakal suyu içtiğim için yapılacak diğer şeyler birikmişti. halihazırda ders çalışmam, çarşafları değiştirmem, kaşlarımı almam ve duş yapmam gerekiyordu ama ben hangisinden başlayacağımı bilemiyordum. dolayısıyla ben de bu işleri alfabetik sırayla yapmaya karar verdim. yani: çarşaf, ders, duş, kaş şeklinde ilerlemek bana zaman kazandırabilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2498593766202578671?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2498593766202578671/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2498593766202578671' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2498593766202578671'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2498593766202578671'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/02/hala-bizimle-sadece-bloglarna-baslik.html' title='hala bizimle sadece bloglarına baslik bulabilmek icin arkadaslık ettiğinden şüpheleniyoruz /eray'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3600314521108237283</id><published>2012-02-05T04:12:00.000-08:00</published><updated>2012-02-05T05:37:10.393-08:00</updated><title type='text'>marsta ifade özgürlüğü dünyadan daha gelişmiş /efe</title><content type='html'>&lt;div&gt;ev burası. günlerim hep istediğim şeyleri yaparak geçtiği için ortalama mutluluk seviyem oldukça yükseldi. bazen kafamı yastığa koyduğumda oha resmen çok mutluyum diyorum. nerdeyse mutluluktan zıplayabilirim gibi oluyor ve bazen zıplıyorum da. ne istediğim konusunda gün geçtikçe daha da eminleşiyorum* varlığımın varoluyor oluşu üstüme üstüme gelmiyor; gelmediği gibi bu dünyada sanat ve felsefeyle beslenerek yaşamak bana gayet tatmin edici gözüküyor. kendi aralığımdan gün geçtikçe daha da memnunlaşıyorum. canlılığımı küçük bi parti yaparak kutlamaya kalkarsam hiç şaşırmam.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;zaman zaman schopenhauer'ı hatırlıyorum. bazen onu rüyamda görüyorum. aslında hiçbir zaman gerçek anlamda birbirimizi kabul etmediğimiz için böyle olması biraz anlamsız geliyor. beki tek bi kere bile baştan sora şu güzel bi gündü diyebileceğimiz bi gün yaşamamış olabiliriz ve pek çok utanç verici anımız olmuş olabilir. ama yine de bütün psikoloji literatürünü okumama yol açtığı için ve şu an geldiğim noktaya ulaşmamda büyük etkisi olduğu için, onun bazı hallerini hatırladığımda içim hala sıcaklıkla dolabiliyor. ve onun mutlu olmasını çok istiyorum. bazen güzel şeyler yaşadığını okuduğumda çocuğumun bu mutlu gününde yanında olamamışım gibi hissettiğim oluyor, hüzünleniyorum, ne garip.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;diye düşünürken dark suns-29'u açtım. bu şarkının sözleri internette yoktu ve ben  senede 2 defa mutlaka geleneksel dark suns 29'un sözlerini google da arama seremonisi yaparken bugünkünde artık buldum. sonra da ağzım açık bi şekilde okudum:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe width="459" height="344" src="http://www.youtube.com/embed/rzt6zqbjIrA?fs=1" frameborder="0" allowfullscreen=""&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Unaware he failed&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Conjured up preying fear&lt;/div&gt;&lt;div&gt;His instinctive rebellion and his talents lost their charm&lt;/div&gt;&lt;div&gt;But I know&lt;/div&gt;&lt;div&gt;He savoured life&lt;/div&gt;&lt;div&gt;He dreamt&lt;/div&gt;&lt;div&gt;He changed this life again&lt;/div&gt;&lt;div&gt;He wrote these lines&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Line by line&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Unaware we failed&lt;/div&gt;&lt;div&gt;And shouldered all the blame&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dissolved into tears again&lt;/div&gt;&lt;div&gt;For there's music full of memories&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Like Gabriel&lt;/div&gt;&lt;div&gt;My flesh and blood&lt;/div&gt;&lt;div&gt;I'll swim the flood with you again&lt;/div&gt;&lt;div&gt;And read your lines&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Line by line&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pierce the empty zone&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cause you are not alone&lt;/div&gt;&lt;div&gt;A step towards the now&lt;/div&gt;&lt;div&gt;In heart you'll save a bow&lt;/div&gt;&lt;div&gt;You don't cry in vain&lt;/div&gt;&lt;div&gt;The more you miss his flame&lt;/div&gt;&lt;div&gt;The more I feel ashamed&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Once just have known his name&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Pierce the empty zone&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Cause you are not alone&lt;/div&gt;&lt;div&gt;A step towards the now&lt;/div&gt;&lt;div&gt;In mind we'll save a bow&lt;/div&gt;&lt;div&gt;You don't cry in vain&lt;/div&gt;&lt;div&gt;The more you miss his game&lt;/div&gt;&lt;div&gt;The more I wished to share&lt;/div&gt;&lt;div&gt;His silent words of care&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maybe we've never talked about it before&lt;/div&gt;&lt;div&gt;So it's really hard for me to fing any words at all&lt;/div&gt;&lt;div&gt;I mean, I can't explain to you my feelings&lt;/div&gt;&lt;div&gt;...it's a tremendous emptiness that causes me pain&lt;/div&gt;&lt;div&gt;A certain longing that will never be satisfied again&lt;/div&gt;&lt;div&gt;And I guess... consequently, never cease&lt;/div&gt;&lt;div&gt;I delve into pages&lt;/div&gt;&lt;div&gt;I lurk in cages&lt;/div&gt;&lt;div&gt;This way I like to atone&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Missing you&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Missing you... so much&lt;/div&gt;&lt;div&gt;If I tore down my pain&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Maybe beneath the surface&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Would gratefulness be seen&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3600314521108237283?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3600314521108237283/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3600314521108237283' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3600314521108237283'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3600314521108237283'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/02/marsta-ifade-ozgurlugu-dunyadan-daha.html' title='marsta ifade özgürlüğü dünyadan daha gelişmiş /efe'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://img.youtube.com/vi/rzt6zqbjIrA/default.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5791678829494078048</id><published>2012-02-02T13:29:00.000-08:00</published><updated>2012-02-02T13:55:30.590-08:00</updated><title type='text'>o kadar zengin ki tatil planlarıyla insanı öldürebilir</title><content type='html'>&lt;div&gt;rüyamda en iyi arkadaşım brüksele gittikten sonra, bütün arkadaşlarımın farklı illerde/ülkelerde olmasına çok üzülüp ani bi kararla almanyaya gittim. fakat ne pasaport ne vize ne para hiçbişey yoktu yanımda. bi otelde kalıyordum ama geceliği 250 yuroymuş ve benim sadece 300 milyonum var gibi bişeydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra otelci çocuğa "bu odanın geceliği 250 yuroymuş niye söylemiyosunuz?" diye çıkıştım. otelci çocuk benim pasaport ve vizem bile olmadığını farkedip "sen ödeme bişey tamam" dedi. sonra da bana yan sokakta kaçak bi gemi olduğunu, ona binip sinsice ülkeme geri dönebileceğimi söyledi. aslında geri dönmek gibi bi isteğim yoktu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gidip dediği gemiyi buldum ama gemi daha yapılmamıştı, işçiler falan tahta çakıyodu hala üstünde. o yapılana kadar biraz dolaşiym şehirde dedim ama gele gele berline gelmişim ve keşke daha önce gelmediğim bi yere gelseymişim bari diye düşündüm. sonra gemi aniden bitip yolcuları aldığı gibi hareket etti, "durun beni de alın nereye gidiyosunuz" derken acaba suya atlasam yüzerek yetişebilir miyim diye düşündüm, sonra da kesin 20 metre yüzüp yoruluruma karar verip bişey yapmadım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rüyanın bundan sonrası biraz bulanık ama hatırladığım kadarıyla bomboş bi gezegende tek başıma oturup lacivert bi brüksel düşünmüş olabilirim. brüksele o kadar yabancılaştım ki şu an, bence brüksel 2 kere söyleyince anlamsızlaşan kelimeler grubuna rahatlıkla dahil edilebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;küçük bi analiz yapmam gerekirse sanırım bu rüya, son gördüğümde brüksel lahanasına takmış, gemi yapabilen fakbadimin etkisi altında kalmış olabilir. yeterince istersem beni eve götürücek olan geminin henüz yapılmamış olmasına ve yapılınca da aslında çaktırmadan özellikle binmemiş olmama çeşitli anlamlar atfedebilirim. ama son 8 saat boyunca beynime bilgi yüklediğim için şu an yeterince verimli çalıştıramıyorum onu. belki çalıştırabilsem tuvaletimizin mordan bayılmak üzere olduğunu, nedense aylardır lavabonun üstünde duran legoyu, istiklal marşısını andıran melodisiyle insanı büyüleyen sifon sesini anlatabilirdim. aslında biraz kurguyu toparlayabilsem evimize ilk defa gelen bi insanın yaşayacağı zorlukları ve şaşkınlıkları sırasıyla ele alıp kendi çapımda eğlenebilirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belki eve dünyanın en memnuniyetsiz ve bi o kadar da komik iki arkadaşını çağırdığım gece winampin aşırı bozulmasını, mikserle olan varoluşçu ilişkimi, baharatlarla bardaklar arasındaki dostluğun dezavantajlarını da anlatabilirdim. onu anlatmasam bile en azından fakbadimin sırasıyla tişörtünü, çoraplarını ve şimdi de diş fırçasını burda bırakmış olmasının sinsi bi yerleşme planı olup olmadığını tartışabilir, dışardan gelen sesi duyup ısrarla noel babanın geyikleriyle evimizin önüne iniş yaptığını iddia etmesine gülebilirdim. o da olmadı fizik kurallarının dışına çıkarak gözüme fışkıran prilin gözümü çitilememle son bulan hikayesini ve sonra ertesi gün aynı saatte yine aynı gözüme fışkıran diş macununun bunu yapmaktaki amacını düşünebilirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer kafamı toplayabilseydim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5791678829494078048?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5791678829494078048/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5791678829494078048' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5791678829494078048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5791678829494078048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/02/o-kadar-zengin-ki-tatil-planlaryla.html' title='o kadar zengin ki tatil planlarıyla insanı öldürebilir'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2573177409725361010</id><published>2012-01-27T14:10:00.000-08:00</published><updated>2012-01-27T14:13:44.784-08:00</updated><title type='text'>onu sevebilmek için çok zeki olmak gerekiyordu</title><content type='html'>bu daha önemli&lt;div&gt;mutsuz olabilirsin, sevinebilirsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ağaçlar daha parlak gelebilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama bu içten dışa olmalıdır&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hem ağaçlar neden parlasındır ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;insanlar neden parlasındır?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;seni sevmeyenler de mi parlayacaktı?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2573177409725361010?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2573177409725361010/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2573177409725361010' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2573177409725361010'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2573177409725361010'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/onu-sevebilmek-icin-cok-zeki-olmak.html' title='onu sevebilmek için çok zeki olmak gerekiyordu'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4967234796926433003</id><published>2012-01-25T05:35:00.000-08:00</published><updated>2012-01-25T12:16:58.205-08:00</updated><title type='text'>önce eksi sözlükte aratıcam, ciddi bi bilgiye hazır değilim</title><content type='html'>&lt;div&gt;bi haftalık yazar tıkanmasının ardından yeniden karşınızdayım. bu hafta tıkanma vesilesiyle aşık olmadan yazı yazılamayacağını öğrendim. aşık olmadan derken, ille de bi insana aşık olmak anlamında değil; tabi o da dahil ama aynı zamanda bi şarkıya, bi atmosfere, bi yazıya, bi acıya, bi bişeye falan. şimdi örnekleri çeşitlendirerek cennetteki  bi TOMURCUK gibi davranmanın alemi yok, cehennemde olduğumuz apaçık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında son zamanlarda aşık olduğum bi kaç şey oldu. mesela bi 20 dakika kadar eski sevgilimsime aşık oldum ve sonra onu irrasyonel bi şekilde özledim. ama bunun bana yazı yazdırmasına izin veremezdim çünkü bu kadar irrasyonel bişeyi beslemenin sonunun şizofreni olduğunu daha önceden deneyimlemiştim. sonra başka bi gün, bi anlığına fakbadime küçük bi idealleştirme aktarımı hayranlığım oldu ama o sadece 37 saniye sürdüğü için o ilhamla da yazamadım; zaten o da irrasyonel bi aşktı ve bu sebepten onu da beslememek daha iyi sayılırdı. sonra bi ara addams ailesinin 1964 yapımı siyah-beyaz tv dizisine yaklaşık 3 saat kadar aşık oldum ama sonra uyudum. gerçekten de o geceki rüyam boyunca gerçek bi addams'tım, bunun yanında ne yazık ki aşık olma halimi takriben yazı yazmak yerine uyuduğum için ilham zaman aşımına uğradı, dolayısıyla ertesi gün yazı yazmayı denediğimde addams ilhamları çoktan gitmiştilerdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra bi ara şarkı olarak she wants revenge'in tear you apart'ına aşık oldum ama o sırada günlerdir spora gitmememin vicdan azabı içinde mekik çektiğim için sporuma ara verip yazamadım. sonrasında da yazamadım çünkü spor içimdeki enerjiyi yeterince atmıştı. zaten sporun sanatın düşmanı olduğuna dair bi hipotezim var. bu hipotezi belki daha sonra yeterli deneyi yaptıktan sonra kamuoyuna sunarım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu haftanın içinde bi keresinde de ghost'un satan prayer'ına aşık oldum ama o esnada kahvaltı hazırladığım için (ev işi yaparken mp3 player dinliyorum) kahvaltım bittiğinde yine ilham zaman aşımına uğradı. gerçi eskiden olsa kahvaltı hazırlamanın tam ortasında da olsam, amuda kalkmış da olsam koşarak odama gelip yazımı yazar sonra amuduma kaldığım yerden devam ederdim. ama o sefer öyle olmadı çünkü haftalardır evden çıkmadığım için (çünkü şu anda türk eğitim sistemindeki bütün sınavlara hazırlanıyorum, bi kaç örnek vermek gerekirse: kpss, üds, kpds, ales..) ilhamla birleştirebileceğim herhangi bi malzemeye sahip değildim. malzeme demişken, bazı şeyler o kadar kendiliğinden komik oluyo ki yazmak için ilham gelmesine gerek bile yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;en sonunda eylemlerimi bölüp yazı yazamıyor olmama bi çözüm olarak sabah kahvaltısından sonraki 3 saati serbest vakit ilan ettim ama serbest vaktimin sınırları olması beni fazla etkiledi ve hazırolda olduğum için yazamadım. sonra anladım ki ben her ne kadar android olsam da yaratıcılık konusunda sınırlamaya gelemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve son olarak kaka durumumun yazma üzerinde etkisi yadsınamaz. kakam varken daha iyi yazarken kaka yaptıktan sonra birden ilham kaçıyo ve dolayısıyla bazı durumlarda kakamı bekletmek zorunda kalıyorum. biraz üreticilik için nelere katlandığımı artık daha iyi anladınız.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4967234796926433003?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4967234796926433003/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4967234796926433003' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4967234796926433003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4967234796926433003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/once-eksi-sozlukte-aratcam-ciddi-bi.html' title='önce eksi sözlükte aratıcam, ciddi bi bilgiye hazır değilim'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-374214496947539718</id><published>2012-01-18T15:23:00.000-08:00</published><updated>2012-01-18T16:57:20.737-08:00</updated><title type='text'>bilgi olduğu gibi aktarılırsa etik bi sorun yok</title><content type='html'>anlayamıyordum, bi varoluşun içinde varoluşuyor olmayı ve bütün bunların ne belirsiz garip menem bişey olduklarını. kendimi &lt;i&gt;lönk&lt;/i&gt; diye dünyaya düşmüş gibi hissediyordum, bunun adına artık yabancılaşma demek eğreti duruyordu çünkü tamamiyle doğal bir düşünme süreci gibi hayatıma entegre olmuştu. eğer entelektüel bi ürün olan felsefe yabancılaşmaysa, sanat da yabancılaşma olmalıydı ama biri delirtirken öbürü iyileştiriyordu. bilim ise nötrdü..&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;i&gt;derken şarkı sonu sessizliği yan masanın "upper beginner" tespitlerine maruz kalmama neden oldu. neden bu kadar bağırarak konuşuyorlardı? birbirlerini duymak için gereken ses desibelinin çok üstündeydiler ve içlerinden birinin ses şiddeti optimizasyonu önermesi çok uzun zaman alabilirdi. &lt;/i&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse ki fin de nuit yeniden başladı ve ben emziği verilmiş bebek gibi birden sakinleştim. adeta hava karardı, dünya dramatik bi görüntüye büründü ve ağaç yaprakları dansedercesine uçuşmaya başladı. kendimin kafası karışık olmayan bi versiyonunu düşünmeye çalıştım ama başaramadım çünkü kafası karışık olmayan bi begüm çok saçmaydı, ben olsa olsa yabancılaşmasıyla barışmış bi begüm olabilirdim. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;yan masadan gelen bi küfürle irkildim. hoşlarına gitmeyen herhangi bi şeye hemen küfür edebiliyorlardı. sonra da oldukça ciddi bi şekilde telaffuz edilen lanet olsunlar havada uçuştu ve ben neden yan masadakilerin ciddi ciddi bi çeviri lisanıyla konuştuklarını anlayamadım. neye sinirlendiklerine dair sağlam bir arka planları olmamasına rağmen gösterdikleri aşırı tepkinin içerdiği nevrotiklik üzerine çok fazla düşünmeme gerek kalmadan, neyse ki şarkı yeniden başladı.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şarkının başlamasıyla birlikte etrafı bi sis kapladı ve rüzgarın uğultusundan hiçbir şeyin duyulmadığı güvenlikli bölgeye geri döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendimi kötü hissetmiyordum ama yanlış soru hala soruktu. zilin basılı kalması gibi yanlış soru bi yerlerde sorulu kalmıştı ve ben deneyimlediğim her yeni şeyde sanki onun cevabını arıyor gibiydim. bu, yanlış sorunun cevabıyla ilgili olmayan diğer her şeyin birikerek ilerlemesini engelliyordu ve bu nedenle belli konulara obsesif derecede bağlıyken, hayatın çok temel noktalarına karşı inanılmaz ilgisizdim. işin kötüsü sağlıklı bir hayat için bunlara belli derecede ilgi duyup takibinin yapılması gerekiyordu. ama obsesif derecede bağlı olmadığım bilgilerin alımında şahsi hard disk'im problem çıkartıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;"yan masa anırmalı gülüşü"yle dikkatim dağıldı. hassas kalbim bu kadar gürültüyü kaldıramıyordu. cenin pozisyonunda, bi çöpün içinde uyumak istiyordum ve ancak çöpün kapağını da kapatırsak tamamen güvende olabilirdim.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bütün bunlar bi yana, kendimi hayatın içine attığımda bu yabancılaşmanın kozmik bi yolculuğa dönüştüğü ya da yanlış sorunun eski gücünü kaybettiği bir gerçekti. ama o zaman da deneyimlerimi kendim seçemediğim için bazı sürüklenmelere direniyordum ve sürüklenildiğim yerler hoşuma gitmezse içimdeki yabancılaşma canavarı tristan'ın içindeki hayvana benzer bi şekilde uyanıyordu. onu tatmin etmenin yolu sanat ve felsefeden başkası değildi, böyle durumlarda, uzayda yer değiştirmek benim için sadece malzeme toplamaktı, çoğu zaman yer değiştirmeme bile gerek yoktu.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;yan masadaki anırtılar bütün beynimi kapladı. onların dünyevi tespitlerine kısa bi süre daha maruz kaldıktan sonra loop'a aldığım track tekrar start verdi. o lanet olası yan masadaki dublaj ve ingilizce modası bana da bulaşmış olmalı diye kaygılanarak fin de nuit'in volümünü arttırdım.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanatı hayal ettim. sıcak bi şömine karşısında çıtır çıtır sesler arasında çalınan, içime sıcak bi çorba gibi yayılan kemanları falan. yumuşacık dünyama geri dönmüştüm, seslerin ve diğer her şeyin armonik olduğu böyle bir dünyaya sahip olup hala şizofren olmamış olmam bi mucizeydi.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-374214496947539718?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/374214496947539718/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=374214496947539718' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/374214496947539718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/374214496947539718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/bilgi-oldugu-gibi-aktarlrsa-etik-bi.html' title='bilgi olduğu gibi aktarılırsa etik bi sorun yok'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2432385501137867461</id><published>2012-01-14T08:57:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T03:02:38.031-08:00</updated><title type='text'>bugün tek bir şeyi bile umursamadım. /efe</title><content type='html'>&lt;div&gt;saat 2'ye kadar yataktan çıkamayan begüm, saat 2'de rmx'in telefonuyla güne başladı. bütün şehrin elektriği kesikti ve deli gibi kar yağıyordu. rmx geldiğinde elektrik kesintisinden ötürü kapının otomatiği çalışmadığından begüm, balkondan anahtarı attı fakat anahtar yere değil bahçeye düştü. rmx çamurlarda sürüklenip anahtarı ararken, bu kasvetli cumartesi öğleni begüm'ün yaptığı ikince şey bi uzaylının çamurda anahtar aramasını izlerken kardanbegüm'e dönüşmek oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx gezegeninden gelirken begüm'e tonlarca çikolata almıştı. begüm bi yandan çukulataları yerken bi yandan odanın penceresi kapsamında gözüken kasvetli gökyüzü ve karlı fon arasındaki karşı binayı göstererek rmx'e: "sence şu bina ne renk? " diye sordu. rmx, "kiremit rengi olan mı?" diye cevapladı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm: kiremit rengi mi? yavruağzı diil mi sence o?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx: yavruağzı pembe diil miydi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm: bu bina pembe diil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx: bence bu bina kahverengi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm: peki bu bina sence daha çok turuncu mu yoksa pembe mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx: pembe olucak kadar kırmızı diil&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm: ama kahverengi olucak kadar koyu da diil.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx: çünkü bu bina açık kahverengi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra begüm rmx'e, "açık kahverengi zaten turuncu değil mi" diye bağırdı ve rmx ağlamaya başladı. bunun üzerine rmx'in moralini düzeltmek için begüm ona, geçmişte onunla yaptıkları tatlı bi geziyi hatırlattı. o gün de gökyüzü tıpkı bugünkü gibi gündüz olmasına rağmen kapkaranlıktı ve dalgalar sanki özgür iradeleri varmış gibi hareket ediyordu. fakat begüm bunu tarif ederken bi gariplik hissetti. acaba o gün hava gerçekten öyle miydi; yoksa bunu şu anda mı uyduruyordu? sonra rmx'e o gün ona dinlettiği şarkıyı açtı. ama acaba o gün ona gerçekten bu şarkıyı mı dinletmişti; yoksa o gün ona bu şarkıyı dinlettiğini şu anda mı uyduruyordu? rmx sevinip o günkü şarkının bu şarkı olduğunu onayladı. ama sonra şüpheye düşüp, "acaba gerçekten o şarkının bu şarkı olduğunu hatırladım mı yoksa uyduruyor muyum" diye düşündü. içsel netlikleri tamamen kaybolmuştu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elektrikler gelince rmx begüm'e kendi gezegeninde dinlediği "hey mambo, mambo italiano" şeklindeki eski missbon reklamı şarkısını açtı. müziğin öyle bi enerisi vardı ki begüm az önce top yaptığı çukulata ambalajını rmx'e atsa, rmx onu kesin havada yakalardı. kısa bi süre sonra begüm topu rmx'e attığında rmx gerçekten de havada yakaladı. istatistiksel olarak ona atılan bi şeyi havada yakalama olasılığı mutlak sıfır olan begüm de rmx'in ona attığı topu defalarca havada yakalayınca, şarkının gerçekten de büyülü olduğuna ikna olup sevindiler. sonra top atmak ve yakalayabilmek zaten 12 aylık bi bebeğin bile yapabileceği hareketler olduğu için bu kadar seviniyor oluşlarına bi çeki düzen verdiler. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm mambo'nun ne demek olduğunu çok merak edince mambonun en iyi ihtimalle ağaç, bitki ya da arkadaş demek olduğunu düşünüp "hey mambo" diye mırıldanıp durdu, begüm için mambo en kötü ihtimalle milli eğitim bakanı demekti. rmx vikipedia'dan mambonun anlamına baktı ve onun bi dans türü ve müzik grubu olduğunu öğrendi. begüm mambonun milli eğitim bakanı olmamasına çok sevindi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm ve rmx bi süre bilincin yerini düşündü. begüm'ün bilinci beyninin içindeyken rmx'in bilincinin yeri sırtıydı. sonra begüm'ün bilinci kitap okuma ışığının ampulüne girdi ve rmx'in bilinci rmx'in içinde gezinirken bi yerde sıkışıp kayboldu. bu esnada cern'de kuantum karar vericisini arıyorlardı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx uzay gemisine binip gezegenine dönmeye hazırlanırken, kendi gezegenindeki yollarda u dönüşü yapılabilecek pek çok fırsat olduğunu ama begümlerin gezegeninde çok nadir u dönüşü yapılabildiğini söyledi. begüm de u dönüşünün kolay kolay yapılamamasının iyi birşey olduğunu, çünkü istenildiği an u dönüşü yapma seçeneğine sahip olunursa gidilinen yere varma konusundaki kararlılığın etkileneceğini söyledi. rmx küçük bi aydınlanma yaşadı çünkü kendi gezegenindeki uzaylıların sık sık karar değiştirdiklerini farketti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rmx uzay gemisine doğru yürürken begüm balkona çıkıp kardanbegüm olarak rmx'e el salladı, rmx gemisine binip ufukta kayboldu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2432385501137867461?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2432385501137867461/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2432385501137867461' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2432385501137867461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2432385501137867461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/bugun-tek-bir-seyi-bile-umursamadm-efe.html' title='bugün tek bir şeyi bile umursamadım. /efe'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8939870166867223934</id><published>2012-01-13T10:18:00.001-08:00</published><updated>2012-01-13T10:18:56.793-08:00</updated><title type='text'>meteoroloji uzmanı olsam hergün şiir yazarım</title><content type='html'>gördüğüm en mantıklı bahaneyi sizinle paylaşmak istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı astronomlar, Dünya’ya ev sahipliği yapan Samanyolu Galaksisi'nin dışardan nasıl göründüğünü bulmaya çalıştıklarını belirterek, Dünya’nın Samanyolu’nun içinde olmasından dolayı bunun zor bir iş olduğunun altını çizdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8939870166867223934?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8939870166867223934/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8939870166867223934' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8939870166867223934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8939870166867223934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/meteoroloji-uzman-olsam-hergun-siir_13.html' title='meteoroloji uzmanı olsam hergün şiir yazarım'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6987737460465790422</id><published>2012-01-12T14:00:00.000-08:00</published><updated>2012-01-12T14:41:39.734-08:00</updated><title type='text'>"Tanrım beni fiziksel acılardan esirge, manevi acıların hepsine razıyım." Oscar Wilde</title><content type='html'>&lt;div&gt;az önce jules et jim'i ağzım açık bi şekilde izledim. çünkü 1962 yılında çekilmiş bu filmdeki catherine'in nevrotikliği, benim içimdeki nevrotiğin tıpatıp aynısıydı. eğer mantığımı nevrozumdan daha fazla ciddiye alıp, onu kontrol altında tutmaya çalışmasam, uygun şartlar altında ben de tıpkı onun gibi davranırdım. Catherine benim içimden geçenleri hiçbir süzgeçten geçirmeyip harfiyen söyleyen/davranan bir izdüşümdü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;filmden alıntıladığım bir dialog:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyin var?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu gece yalnız uyumak istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendi odana git.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Peki ama neden?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyle istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söyle neden?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söylenecek bir şey yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yanında böyle yatacağım,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uslu duracağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Durmazsın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca uslu durmanı da istemiyorum;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;midemi bulandırıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gece bir kabus oldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hiç doğmayacak çocuğumuzu düşünüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sınava giriyormuşum gibi geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Artık dayanamayacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama birbirimizi seviyoruz, önemli olan da bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayır, ben de önemliyim &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve ben seni daha az seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Onun için dürüstçe&lt;/div&gt;&lt;div&gt;birbirimizden vazgeçmeye çalışalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrılırsak ve ben sonradan seni&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sevdiğimi anlarsam, bu benim sorunum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hadi Gilberte'e dön.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gün mektup yazıyor sana.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haksızlık ediyorsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyorum, ama ben kalpsizim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu yüzden de seni sevmiyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hiçbir zaman da kimseyi sevmeyeceğim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ayrıca ben 32 yaşındayım,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sen ise 29.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;40 yaşına geldiğinde bir kadın isteyeceksin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben 43 yaşında olacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;25 yaşında bir kadın bulacaksın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve ben salak gibi ortada kalacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Jim:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Belki de haklısın. Yarın gidiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üç aylığına ayrılalım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Catherine: &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Acı çekiyor musun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben artık çekmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü iki kişi birden acı çekmemeli.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Senin acıların geçince&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben devralırım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6987737460465790422?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6987737460465790422/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6987737460465790422' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6987737460465790422'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6987737460465790422'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/tanrm-beni-fiziksel-aclardan-esirge.html' title='&quot;Tanrım beni fiziksel acılardan esirge, manevi acıların hepsine razıyım.&quot; Oscar Wilde'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1044947945541154440</id><published>2012-01-10T06:27:00.000-08:00</published><updated>2012-01-10T07:02:12.191-08:00</updated><title type='text'>internete girer girmez hayatımdaki bütün gelişmeleri emdin</title><content type='html'>&lt;div&gt;selçuk:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; düğün davetiyemi mail atiym sana&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pihihihi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; teknolocik&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; al burdan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehahuehauh&lt;/div&gt;&lt;div&gt; biz olmaya karar verdiniz demek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tarnım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; en komiği buydu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; klişeden düşüp bayılıcam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehuahue&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ya öle de&lt;/div&gt;&lt;div&gt; diğerlerini görsen iğrençler&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu en güzeli&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kendin yaptıramıyo musun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; mani mi yazsaydık&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ne yaptırcaz ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evleniyoruz biz gelin bekleriz mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; auhaeuhae&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bilmiyorum ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; benim alanım diil&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; evlilik klişe bişi zaten yapcak bişi yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ne zamandır birlikteydiniz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; hımm&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 6 ay filan&lt;/div&gt;&lt;div&gt; beşbuçuk belki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; oha 6 ayda hemen evlenilir mi olum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; yıldırım harekatı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; niye öle oldu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; neden olmasın ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bimem&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bişeyolmaz aslında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; çünkü kısıtlama olmadan birlikte olmak istiyoduk&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bunun da yolu evlenmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yeterince görüştüyseniz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; yazın çok hızlı yaşadık ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hala öleyiz &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; babam bana evleniceğin kişiyle enaz bi sene aynı evde yaşa dedi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; boş zamanımız yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehahe&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ya işde her ailede onu yapamıyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi de onu yapabiliyosan neden evlenesin ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; öle bişi olsa evlenir miydik biz bilmem&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evet resmen evlenmemi engelliyo babam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu kadar çabuk evlenmiceğimiz kesin ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sonuçta boşanma diye de bişi var&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıhı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; belki de boşanmicağım şekilde evlenmemi sağlamaya çalışıyodur&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehahue&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ya bi de evlilik baskısından kurtulmak süper bişi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; vıdı vıdı yok artık başımda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evet ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; onu ben de düşünüyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 1 yıl daha böle takılıp sora evleniceğim birini bulucam ben de&lt;/div&gt;&lt;div&gt; nişanlara falan gidiyorum darısı senin başına diyip duruyolar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; gerçi ben pek sallamam öyle şeyleri ama bu kadar bana uyan biri çıkınca neden evlenmiyim ki dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; adını yazdır gelinin ayakkabısının altına&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi de bunu deneyelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; nişan kurdelesi yedirmeye kalktılar yemedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehua&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehuahue&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; manyak mısınız olum dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; mide hastasıyım ben dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tansiyonum kalbim var dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama ondan ne kadar ufak yersen o kadar çabuk evlenirsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şekerim var benim dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; sen hiç yememişin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ıloawrtnzsıoxmj5orm6&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; heran evlenebilirsin bence&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; risk altındayım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; zaten dün biri evlenme teklif etti&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ordan anlamalıydım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; yaaa evet işte&lt;/div&gt;&lt;div&gt; geliyo evrenin enerjisi yavaş yavaş üstüne&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kurdelanın laneti&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; korkiom&lt;/div&gt;&lt;div&gt;selçuk: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; kork&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kork ki daha hızlı kaçasın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; keşke o lanetolası kurdelanın hepsini yeseydim&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1044947945541154440?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1044947945541154440/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1044947945541154440' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1044947945541154440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1044947945541154440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/internete-girer-girmez-hayatmdaki-butun.html' title='internete girer girmez hayatımdaki bütün gelişmeleri emdin'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7773769096233240197</id><published>2012-01-08T14:01:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T14:12:41.209-08:00</updated><title type='text'>gördüğüm en saçma doğru şey /taşkın</title><content type='html'>&lt;div&gt;selam ben bmx. satürnün uydusu titan'da yaşıyorum. geçen gün samanyolu galaksisinde küçük bi gezintiye çıkmıştım, jüpiterin biraz ilersinde mavi sevimli bi gezegen görüp biraz inceledim, gerçekten çok hoşuma gitti. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gezegene ayak bastığım zaman uzay mavi gözüküyordu, dünyalıların deyimiyle buna gökyüzü diyelim. ve bi atmosfere sahip olmaları nedeniyle havada ılık bi rüzgar vardı. mavi gökyüzünde beyaz pamuk gibi bulutlar geziniyordu ve ara sıra hava kararıyor, gökyüzü pembe oluyor, bazen bulutlar gri oluyor derken sürekli görsel bi şölen yaşanıyordu bu gezegende. bu da yetmezmiş gibi her yer su denen serinletici bi sıvıyla dolu, etrafa mis gibi oksijen yayan ağaçlar var; bizim gezegende hiç böyle şeyler yok. her taraf doğal gazla dolu ve bu nedenle yerin altında yaşıyoruz. ama bizim de kendimize özgü doğal güzelliklerimiz var, bi gün dünyalılar gelebilecek teknolojiyi yapabilirlerse gezdiririz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse bu gezegendeki gelişkin canlı organizmalar benim anlam veremediğim bi takım zaaflarla kendilerini öldürüp duruyorlar. gelmişken bi kaç tarih kitabına ve gastelere bakayım dedim gülmekten geberdim. aslında bilim, sanat, felsefe gibi harika şeyleri keşfetmişler ama bi yandan da sürekli kendi ırkını korumaya genişletmeye çalışan ilkel türler var ve dünyanın yönetimi garip bi şekilde onlara bırakılmış. özetle mis gibi gezegenleri olmasına rağmen gezegendekilerin nerdeyse tamamı mutsuz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ilk başta boşver bmx elleme dedim ama baktım mis gibi gezegen nükleer silahlar yüzünden mahvolacak, sonuçta bu galaksi hepimizin, benim de ara sıra bu mavi gezegende denize karşı bi bira içmeye hakkım var o yüzden nazik bi müdehalede bulunmaya karar verdim bu gezegene. öncelikle mirası kaldırarak paranın tek elde kalmasını engelledim ki herkes eşit şartlarda başlasın. o andan itibaren ölen herkesin malını devlet hazinesine aktardım. bizim gezegende kanlı devrim hoş karşılanmaz, o yüzden yavaş yavaş evrimleştiriyorum dünyayı. miraslardan elde ettiğim paralarla barınak falan kurdum, sokakta yatanları burda topladım ve hayatta kalmalarını sağlayacak temel ihtiyaçları ücretsiz sağladım. tabi miras ortadan kalktığı için babası ölünce evi kalmayanları da buraya aldım, böylelikle herkes ne kadar çalışırsa o kalitede bi ev kiralayabiliyordu. barınakların çok lüks olmaması insanları çalışmaya özendirdi, hoşuma gitti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğitimi herkesin eğilimlerine göre ücretsiz hale getirdim ve meslekler arasındaki statü farkını ortadan kaldırdım. mesela kimse çöpçü olmak istemediği için en yüksek maaşı çöpçüye verdim ve dolayısıyla en güzel evde onlar yaşıyor ve gezegendeki en zengin insanlar inşaat ameleleri şu anda. migros kasiyeri genel müdürden daha fazla maaş alıyor. beyni çalıştırma gücü değil ihtiyaç-talep oranına göre sürekli kendini güncelleyen bi maaş endeksi oluştu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;devamı gelebilir..&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7773769096233240197?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7773769096233240197/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7773769096233240197' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7773769096233240197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7773769096233240197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/gordugum-en-sacma-dogru-sey-taskn.html' title='gördüğüm en saçma doğru şey /taşkın'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6913679255760155783</id><published>2012-01-08T12:44:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T12:50:02.931-08:00</updated><title type='text'>kelimeyle ek arasındaki boşluğu, kelimeyle kelime arasındaki boşluktan daha az önemsiyosun</title><content type='html'>&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ya bana tarih ve siyaset çok anlamsız geliyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şimdi kitabın başından beri&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 3 5 tane yer var&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hepsi aynı kökenden gelen insanlar devlet kurup kurup&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu 3-5 yeri bi o alıyo bi o&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bir de o kadar beceriksziler ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eninde sonunda&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yıkılıyor o devletler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıhı hıhı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hayır yıkıldın sonra niye yenisini kuruyosun ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sürekli mekan ismi değiştirip müşteri kazıklamaya çalışan mekanlar gibiler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sonuçta hiçbişey olmuyo ve herkesin tek hayatı boşu boşuna bitiyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi de bunu bendeki kitap&lt;/div&gt;&lt;div&gt; türklerin bağımsızlığına düşkünlüğü olarak yorumluyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ölüyosun savaşta&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ölünce bağımsızlık söz konusu olmuyo ki ölen kişi için&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eskiden nüfus da bu kadar fazla diil bu kadar ölmeye ne gerek varmış&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bir de sonra ucubik filmler çekiyorlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt; fetih 1453 falan diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıhı hıhı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o fatih de zaten nası pis bi herifse&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; filmin fragmanına baktım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kardeş katli kuralını koyyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ne biçim insan o ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; insan mısın bardak mısın önce ona karar ver arkadaş&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bardaksan bilelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; türke aşık olan rum kızıyla olsun, her yanından kötülük akan bizanslılarla olsun, film bütün klişeleri içeriyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehuahueh&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bizim senaristlerimizin bizanslıların şehirlerini vermek istememesi ve osmanlıyı düşman görmesine şaşırmaları da izaha muhtaç.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; her yanından kötülük akan bizanslı çok komik  ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; çizgi film sanki anasını satiym&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kötünün hiç iyi bi davranışı olamaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yani bizanslılar "hoşgeldiniz" diye şehirlerini açıp "dost ve kardeş osmanlının şehrimizi ele geçirmesini kutluyoruz" mu diyeceklerdi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kötülüğün doğuştan geldiği bi insan doğası varsayımı var&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuheuahuhe&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hayır ben anlamıyorum şöyle devlet başkanları toplanıp&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ya bu devlet millet işi çok saçma&lt;/div&gt;&lt;div&gt; boşu boşuna ölüp gidiyoruz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dünyayı ele geçirince nolucak ki bızzt diye bişey mi olucak&lt;/div&gt;&lt;div&gt; gelin şu kaynakları bölüşelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; el ele tutuşup dönerek şarkı söylüyelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; demiyolar da&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tek dil tek bayrak altında toplanalım ahah&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eşek gibi kitabı ezberliyorum hangi salaklar öbür salakları öldürmüş diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tek dil tek bayrak sıkıcı olabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; herkes kendi kültürünü korusun sonsuz hoşgörü olsun işte&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sen islamiyete mi inanıyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben de yazı turaya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hihihi hadi sarılalım gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; devlet denen olguya kafam girsin zaten&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; devlet fırsat eşitliği yaratmak bakımından gerekli olabilir bence&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yoksa doğa kanunlarına kalırız&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; devlet dediğin kurallı mafya işte&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sosyal devlet anlayışı iyi beğeniyorum ben&lt;/div&gt;&lt;div&gt; aehua&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; lenin demişti sanırım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; "kitlelerin gücünü silahlı ve örgütlü bir azınlığın gücüne bağımlı kılan kurum."  diye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; devletin niyeti önemli&lt;/div&gt;&lt;div&gt; boşu boşuna orduya para gidiyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bence ordu olmasın ama devlet olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şu anki dünyanın işleyişine ters ordu olmaması&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; işte kimsede olmuyunca olmuyabiliyo bitek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; silahlar satılmalı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; silahları eritip madene dönüştürelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tencere falan yapılır&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ziyan olmasın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Niko:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kurşunlardan kolye yapalım (:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehuahuhe&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıhı hıhı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6913679255760155783?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6913679255760155783/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6913679255760155783' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6913679255760155783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6913679255760155783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/kelimeyle-ek-arasndaki-boslugu.html' title='kelimeyle ek arasındaki boşluğu, kelimeyle kelime arasındaki boşluktan daha az önemsiyosun'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3064042415799365695</id><published>2012-01-07T14:20:00.000-08:00</published><updated>2012-01-07T14:59:24.346-08:00</updated><title type='text'>c dedirticeğin insanı çok iyi biliyosun</title><content type='html'>akşam abimin nişanı vardı ve nişanda alkol olmayacaktı. bütün akrabaların geleceğini de hesaba katınca oranın dünyanın en sıkıcı yeri olacağından emin oldum. dünyanın en sıkıcı yerine gitme kaygım gittikçe büyürken, normalde odama girmesi yasak olan kedi odama girdi ve kaloriferin altında, geçen hafta akvaryumdan kaçan semenderimizi kurumuş ve ölü bi halde bulup onunla oynamaya başladı. kurumuş ölü siyah böceğimsi şeylere dokunamadığım için abimi çağırdım, abim onu havlukağıtla çöpe götürürken yolda yanlışlıkla KIRDI. bir zamanlar canlı olan siyah kurumuş ölü semenderin kırılma sesini duymak beni biraz iğrendirdi doğrusu. bu iğrenç evden kuaförde saçımı yaptırmak üzere çıktım.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kuaföre "akşam nişana giden insanların saçına napıyosanız onu yapın" dedim. kuaför nişanına gidiceğim kişinin nesi olduğumu sordu, kardeşi olduğumu söyleyince su dalgası yapmaya karar verdi. eğer uzak akrabası ya da arkadaşı olsaymışım fön çekecekmiş. kuaförün işi bittiğinde dünyanın en kıvırcık saçlı insanıydım. bu hayatta insanın başına herşey geliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eve dönüp giyinirken hep kaloriferin altındaki kurumuş semenderle acaba kaç gün geçirdiğimi düşündüm. ben bi sürü şey yaparken onun orda kuruyup sertleşiyor olması ne garipti. akvaryumunda uslu uslu oturmak yerine neden böyle çılgın bi hayatı seçmişti? gezintisi bitince neden akvaryuma geri dönmemişti? yolu mu bulamamıştı? sorsa ben ona akvaryumun yerini tarif ederdim?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;giyinip makyajımı yaptıktan sonra çantamı hazırlarken, nişanda çok sıkılacağımı varsayarak yanıma bi kitap ve uykusuz aldım. tabi bunları okuyacak ortam olmayacağından emindim ama yine de aldım işte.. yanımda kitabım varken kendimi biraz daha güvende hissediyordum. belki sinsice tuvalete gidip küvete uzanıp orda okuyabilirdim ve duşakabini kapatırsam kimse orda olduğumu farketmezdi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nişana gidince sırasıyla bi süre kız tarafının ananesiyle, bi süre abimin arkadaşıyla, bi süre kuzenlerle, bi süre halalarla, bi süre dedemle, bi süre annemle oturduktan sonra baktım olmuyor mecburen çalan müziğe kendimi bırakıp göbek atmaya başladım. kendimi öyle kaptırmışım ki uyandığımda herkes alkışlayarak etrafıma toplanmıştı ve para yapıştıranlar vardı. doğrusu kendimi bi kalabalığın ortasında kıvırırken bulmak bu hayattaki planlarım arasında yoktu ama para yapıştırıldıktan sonra artık ayakkabıları falan da çıkartıp iyice dansöz oldum. en övündüğüm özelliğim değildir ama aldığım paranın hakkını veririm dosdum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3064042415799365695?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3064042415799365695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3064042415799365695' title='7 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3064042415799365695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3064042415799365695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/c-dedirticegin-insan-cok-iyi-biliyosun.html' title='c dedirticeğin insanı çok iyi biliyosun'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1403689468502029714</id><published>2012-01-05T14:33:00.000-08:00</published><updated>2012-01-05T15:21:20.757-08:00</updated><title type='text'>eray bi türlü öğrenemedin, kaç kere seviştiniz sorusunu begüm; ne zaman evleniceksiniz sorusunu ben soruyorum /melis</title><content type='html'>bardanadam burası. eray votkayı neli içeceğine karar veremediği için sek votka söylemiş, ayfer ısrarla su içiyor ve ben gelip garsona "cin istiyorum sanki ama elmalı olsun" diyince melis 50'lik birasına sarılıp bi ortamdaki en normal kişi oluşuna şaşırıyor. sonra 4 tabak patlamış mısır yiyip aniden spora gidiyorum ve ardından bara dönüp biraz önce sporda çılgınca zıplamış olan ben değilmişim gibi, eray'ı bana 100 milyon borcu olduğuna ikna ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayatımın en mutlu dönemini geçirdiğim için sürekli sevgi patlaması var içimde ve sanırım sevgi -anekdoten'ın ve beyin pröfösörünün dediği gibi- herşeyin anahtarı olabilir. heran elele tutuşup dönerek şarkı söyleme tehlikesi altındayım. biraz önce 2 saatliğine uyukladığım uykumdan "hayat çok güzel" diyerek uyandım. o an hayatın bana görünüşü o kadar nefisti ki, tarnım camus'nun lafını ilk defa farklı bi açıdan görüyorum; yani öncelikle cevaplanması gereken felsefe sorusunun hayatın yaşamaya değip değmediği olmasını.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-fd4PzGsyKaM/TwYupdnZAjI/AAAAAAAAANs/s6qg2wbxuzQ/s400/downloadx.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5694290068715930162" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 400px; height: 154px; " /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu coşku rüyalarıma da yansıyor, geçen gün rüyamda konsere gittim ve hep istediğim şarkılar çaldı. bi hafta sonra hollanda'da göl ve ağaç manzaralı bi ev tuttum, sonra kuzey ışıklarını izledim ve dün akşam da dünyayı kurtardım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1403689468502029714?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1403689468502029714/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1403689468502029714' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1403689468502029714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1403689468502029714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/eray-bi-turlu-ogrenemedin-kac-kere.html' title='eray bi türlü öğrenemedin, kaç kere seviştiniz sorusunu begüm; ne zaman evleniceksiniz sorusunu ben soruyorum /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-fd4PzGsyKaM/TwYupdnZAjI/AAAAAAAAANs/s6qg2wbxuzQ/s72-c/downloadx.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8270272174130222590</id><published>2012-01-02T03:23:00.000-08:00</published><updated>2012-01-02T03:24:25.540-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>dünyadaki herkesin twitter'ı olduğu için ben de twitter açtım yeniden:&lt;div&gt;&lt;a href="http://twitter.com/#!/livingmaze"&gt;http://twitter.com/#!/livingmaze&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8270272174130222590?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8270272174130222590/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8270272174130222590' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8270272174130222590'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8270272174130222590'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/dunyadaki-herkesin-twitter-oldugu-icin.html' title=''/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7363471650716536030</id><published>2012-01-01T14:35:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T14:50:04.955-08:00</updated><title type='text'>sırasında kendin olabilmen için öncesinde başkası olmaya değer /cemre</title><content type='html'>&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; biliyo musun evren tarihini bir yıl olarak ele alırsak insanlık tarihi ne kadardır var&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 2 gün&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 2 saniye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; biliyodum &lt;/div&gt;&lt;div&gt; 2 aklımda kalmış da hangi zaman ölçeği olduğunu unutmuşum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuahu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uaehu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; amma az di mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; amma önemsiziz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; insanlık 2 saniyedir var biz 1 salisedir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ne bu artislik bizdeki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ve o bir salise için bile önemli değiliz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bir justin timberlake veya lady gaga olamadık&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yada bill gates&lt;/div&gt;&lt;div&gt; markafoniyi bile kuramadık&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hatta kimsenin okumadığı bi kitabımız veya albümümüz bile yok kimsenin dinlemeyeceği&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şimdi ölsek 3 ay sonra kimse hatırlamaz bizi annemiz babamız dışında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; öjsdxhkjashdkhd&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şiir gibi devrik&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bunu copy paste yapmışsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yoo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sen paranoyaklaşmışsın&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehuah&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; iletimden komplo teorileri kurmaktan daha önemli bi işin yok mu&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu mu yani&lt;/div&gt;&lt;div&gt; aueha&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pdıyfaodfhuafh&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evren tarihindeki yerim bu benim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bence en önemlisi sanat  ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sanat çok insanca bişey bence &lt;/div&gt;&lt;div&gt; yapabileceğimiz en büyük şey bu&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 50 yıl sonra çok daha zeki insanlar hatta insandan zeki bilgisayarlar olucak&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ve herşeyi keşfedilecek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama sanat hissetmek bunlar bize özel&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evet ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; çok doru didin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; öpüjem&lt;/div&gt;&lt;div&gt; muçk&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bir robot ne kadar ayrıntılı olursa olsun sadece vermesi gereken tepkileri verir ama biz bunları hissederek yapıyoruz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; acaba kendi varlığıının bilincinde olan bi robot yapabilecekler mi onu merak ediyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o zaman çok gülerim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben ölmeden yapsınlar da rahatliyim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehuahuhe&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;i&gt;varlık bilinci exe&lt;/i&gt; yi kurarlar olur biter&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bilgisayar artık şey yapıyo ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; virüs girdi falan diyo kendi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sanki varlık bilinci varmış gibi hissettiriyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kolum kaşındı demek gibi bişey&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sercan:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yok işte bize hissettirdiği diil o kolay tamamen algoritma onu yaparlar ona eyvallah da varlık bilinci başka bişey&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sen daha iyi bilirsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu felsefi bi konu başlığı diil mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; varlık bilinci  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; valla ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yazarken bile ağzımın suyu aktı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; "&lt;i&gt;varlık bilinci&lt;/i&gt;"&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;i&gt;varlık&lt;/i&gt; ve &lt;i&gt;bilinç&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; resmen pırıl pırıl ışıldıyan mükemmel nefislikte kavramlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kavram kavramının da ayrıca hastasıyım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7363471650716536030?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7363471650716536030/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7363471650716536030' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7363471650716536030'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7363471650716536030'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/srasnda-kendin-olabilmen-icin-oncesinde.html' title='sırasında kendin olabilmen için öncesinde başkası olmaya değer /cemre'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6171787571815438558</id><published>2012-01-01T10:38:00.000-08:00</published><updated>2012-01-01T13:23:43.206-08:00</updated><title type='text'>ne güzel şeyler konuşuyosunuz, ne dediğinizi dinlemedim ama duyduğum bazı kelimeler hoşuma gitti. /taşkın</title><content type='html'>&lt;div&gt;kendi halinde zeki bi çocuk olan sina'nın bi sigara problemi vardı. eskiden sadece alkol aldığı zaman ara sıra içtiği sigarayı, bütün gününü okulda geçirmeye başladıktan sonra -etrafındaki herkesin sigara tiryakisi olması sonucu- gittikçe arttırmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her sigarayı bırakmak isteyen insan gibi sina da öncelikle paket almamayı denedi. ama paket almamak sigara içme oranında bir değişme yaratmayınca, sürekli insanlardan sigara otlanıyor olmaktan rahatsız olup -en azından evde içmemek için- hakan isimli arkadaşına bi paket sigara satın aldı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sina okuldayken sigarayı sürekli hakan'dan otlandı ve paket kendisinde bulunmadığı için evde içmiyordu. fakat bir süre sonra bu yöntem sina'nın beklentilerini karşılamamaya başladı. çünkü sina, yanında hakan yokken sigarayı yine başkalarından otlanıyordu. bu problemi çözmek için okulda birlikte vakit geçirdiği diğer 4 arkadaşına da birer paket sigara satın aldı. fakat burda dikkat edilmesi gereken bi nokta vardı. her arkadaşından bi paket sigara sayısı olan 20 tane sigara otlandığına emin olunca o arkadaşına yeni bi paket sigara satın alması gerekiyordu. fakat buna yaklaşık olarak karar vermek subjektif algının işin içine girmesi sonucu bazı tartışmalara yol açtı. söz gelimi pınar sina'nın ondan aldığı sigara sayısının 20 olduğunu düşünürken, sina en fazla 10 tane içtiğini iddia ediyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sina bu problemi sürekli, içilen sigaraları sayarak çözmeyi denedi. her gün içtiği sigara sayısını özenle takip ederek o sayıyı ezberlemek suretiyle gerçekleştirdiği "içilen son sigara sayısı güncellemeleri" bir süre sonra onu çok yormaya başladı. beyninden hep şöyle şeyler geçiriyordu: halit 8,esra 4, hakan 12, mustafa 1, pınar 5. halit 11, esra 5, hakan 12, mustafa 1, pınar 9. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sina sigara sayısı hesaplamasına gösterdiği aşırı efora rağmen yine de arkadaşlarıyla "hayır en son 11'di", "hayır sonra bi tane daha içmiştin unuttun mu" tarzı can sıkıcı diyaloglar yaşamaktan kurtulamadı. bunun üzerine son çare olarak yanında bi sigara defteri gezdirmeye karar verdi. bu defter sürekli masada açıktı ve sina, her içtiği sigaradadan sonra, sigara defterinde sigarayı aldığı arkadaşının adının yanına bi tik atma alışkanlığı geliştirdi. fakat bu sefer de bazı sigara parasını sina'dan çıkarmak isteyen sinsi arkadaşları sina'nın sigara defterindeki kendi hanesine, o tuvalete gittiği esnalarda gizlice tik atmaya başladı. sina tik sayılarındaki  garipliği farkedince o lanetolası arkadaşlarının hepsine küstü, defteri çöpe attı ve kendisine bi paket sigara aldı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;alternatif son:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sina tik sayılarındaki garipliği farkedince o lanetolası arkadaşlarının hepsine küstü, defteri çöpe attı ve sigarayı bıraktı. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6171787571815438558?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6171787571815438558/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6171787571815438558' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6171787571815438558'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6171787571815438558'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2012/01/ne-guzel-seyler-konusuyosunuz-ne.html' title='ne güzel şeyler konuşuyosunuz, ne dediğinizi dinlemedim ama duyduğum bazı kelimeler hoşuma gitti. /taşkın'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6672279846419895868</id><published>2011-12-30T02:48:00.000-08:00</published><updated>2011-12-30T03:20:59.674-08:00</updated><title type='text'>başlık bulamamış olmamın üzüntüsü içindeyim</title><content type='html'>dün akşamki pilates dersinin sonunda biraz meditasyon yaptık. örtmen çakralarımıza teker teker odaklandırdı. çok afedersiniz götümüzde turuncu yaşam enerjisi çakramız var ve bütün gücümüzü ondan alıyoruz. karnımızda sarı bi tane, göğsümüzde bi adet yeşil, boynumuzda mavi iletişim çakramız, alnımızda mor çakramız derken hepsini teker teker açtık. fakat meditasyonun sonunda giyinme odasında benim çenem iyice düşünce melis mavi çakramın zaten fazlasıyla açık olduğuyla, biraz daha açmamın hiç de iyi olmadığıyla ilgili şikayetlerde bulundu. bunun üzerine ben öğretmenimizi taklit edip tam tersini amaçlayarak "şimdi mavi iletişim çakranızın gittikçe ölüfare grisine dönüştüğünü düşünün" diyerek küçük bi meditasyon şakası yaptım. sonra bu şaka hoşuma gidince hızımı alamayıp "şimdi de turuncu kök çakranızın enerjisinin gittikçe azaldığını hissedin, yaşam enerjinizin gittikçe düştüğünü" derken öğretmen geldi. 27 yaşımdan gün aldığım şu günlerde yaramazlık yaparken öğretmene yakalanmayı hiç beklemiyodum doğrusu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6672279846419895868?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6672279846419895868/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6672279846419895868' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6672279846419895868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6672279846419895868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/baslk-bulamams-olmamn-uzuntusu.html' title='başlık bulamamış olmamın üzüntüsü içindeyim'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2093127593728459206</id><published>2011-12-29T15:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-30T02:00:35.212-08:00</updated><title type='text'>sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız</title><content type='html'>biraz önce eve geldiğimde acı bir gerçekle karşılaştım. "telefonumu minibüste düşürmüştüm."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;önce buna inanmak istemeyip çanta içi, pantolon ve manto ceplerine yaklaşık 6 kere tekrar tekrar baktım. ama gerçek apaçıktı. arkadaşıma mesaj atmak üzere çantamdan çıkardığım o telefonu asla tekrar çantama koymamıştım ve dolayısıyla ben minibüsten inmek için ayağa kalktığımda muhtemelen kucağımdan yere düştü ve o esnada kulağımda kulaklık olduğu için bu düşme sesini duymayıp minibüsü terk etmiştim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;minibüsçü telefonumun acı feryadını duysun diye yaklaşık 10 kere aradım. sonra aklıma telefonumun sesinin kapalı olduğu geldi ve bu, ancak minibüsçü gece ya da sabah minibüsün içini toplarken koltuğun kenarına düşmüş zavallı telefonumu bulabileceği anlamına geliyordu. (tabi böyle bişey yapıyorsa) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;minibüsçünün, telefonumu bulunca mesajlarımı okuma ihtimali biraz sinirimi bozdu. mesajlarda özel hayatıma dair çok fazla bilgi vardı ve minibüsçü onları okurken kesin çok eğlenecekti. kim bilir belki de bi gün önce bindiğim minibüsün şöförüyle ilgili yorumlarımı gördüğünde -eğer adamı tanıyorduysa- telefonumu bana vermekten vazbilegeçebilirdi. çünkü melise, "upper beginner fikirlere sahip geveze bi minübüsçüye denk gelmem hiç hoş olmadı doğrusu" yazıp, sonra da minibüsçüden alıntıladığım "bilim adamını koruyamayan yöneticiler vatan hainidir." tarzı cümleler yollamıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;arkadaşlarımın bana attığı ve benim arkadaşlarıma attığım mesajları düşündükçe gülümsemeyle karışık bi sıkıntı yaşıyordum. sanırım minibüsçü telefonumu geri vermeye kalksa bile ben gidip onu almaya utanabilirdim; eğer bi şekilde bana ulaşırsa telefonumu almaya gitmesi için müge'ye teklifte bulundum ama mesajlarımın içeriğinden kısaca bahsedince müge, teklifimi kahkahalar içinde reddetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğrusu minibüsçünün dandik telefonumu çalmaya kalkacağını hiç sanmıyorum çünkü gayet eski ve beş para etmez birşeydi. ama onu çok seviyordum, bana ihtiyacım olan herşeyi veriyordu ve o dandikliğine rağmen internete girebiliyor olmasına her gün yeniden hayran oluyordum. bazen geceleri ona sarılıp uyumamak için kendimi zor tutuyordum. ama belki de bu olay telefonun hayatımdaki yerini sorgulamam için bi fırsat olarak yorumlanabilirdi. bedava sınırsız sms olayına geçtiğimden beri telefonum sayesinde 3 buçuk saniye bile yalnız kalmamıştım. arkadaşlarımla "hastalık derecesinde bağımlı arkadaş grubu" haline gelmiştik ve bi ara duştayken bile melise msj attığımı hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ev burası. telefonumsuz kendimi yapayalnız hissediyorum.&lt;br /&gt;uyumaya karar verdim ama telefonum olmadığı için saat kuramayacağımı farkettim.&lt;br /&gt;her an onun eksikliğini daha çok hissediyorum ve hayatımda yarattığı boşluğun gittikçe büyüdüğünü görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onu çok özlüyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2093127593728459206?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2093127593728459206/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2093127593728459206' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2093127593728459206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2093127593728459206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/sinyal-sesinden-sonra-mesajnz-braknz.html' title='sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1108203934509297250</id><published>2011-12-29T06:16:00.000-08:00</published><updated>2011-12-29T07:04:36.382-08:00</updated><title type='text'>Bırakın vatandaş biraz molotof atsın, deşarj olsun /altan tan</title><content type='html'>içimdeki dark side oranı ölümcül sınırdaydı. denizanası kıvamındaydım ve ılık bi denizde keyifle sağa sola sürükleniyordum. sanırım light side'ım %85'lere varmıştı, geri kalan 15'in içinde ise ufak bi alman idealizmi ve minik bi yabancılaşmalı mizah anlayışı sıkışmış halde yaşam mücadelesi veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendime bi iyilik yapıp she wants revenge açtım. çünkü sevimli küçük bi tavşan gibi yaşayarak hayatta kalmam mümkün değildi, ayrıca cenette olmadığımız apaçıktı ve hayatmdaki herşey belli bi dark side oranına göre ayarlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;written in blood işe yaradı, dark side'ım yeniden ideal sınıra geldi(%30) şimdi kendimi biraz daha güvende hisediyordum, sokağa çıkmaya hazırdım, böylesi daha iyiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne de olsa öğrenilmesi gereken bi kaç ders daha vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1108203934509297250?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1108203934509297250/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1108203934509297250' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1108203934509297250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1108203934509297250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/brakn-vatandas-biraz-molotof-atsn.html' title='Bırakın vatandaş biraz molotof atsın, deşarj olsun /altan tan'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5984483715510604768</id><published>2011-12-25T05:13:00.000-08:00</published><updated>2011-12-25T05:23:33.925-08:00</updated><title type='text'>ikea köftesi sosu tarifi</title><content type='html'>yemek tarifi içeren bloglar arasında bi süre gezinmem sonucu aldığım ilhamla, bu post'umda size iskandinavyadaki arkadaşımdan elde ettiğim ikea köftesi sosu tarifini vermek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;çok tehlikeli ve gizli planlar yapıp dedektifvari bi ciddiyetle iz sürerek, ikea köftesi sosu tarifinin sende olduğu bilgisine ulaştım. ya tarifi bana açıkla ya da karını ve çocuklarını unut ahbap.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mert:&lt;br /&gt;aşlskdjşaslkjdş manyak. &lt;br /&gt;şey, önce köfteleri kızarttığın tavanın içinden köftelerin artıklarını topla. O kalan yağa biraz daha tereyağı ekle. yani köfteleri de tereyağında kızart. ondan sonra depending on the amount of sauce you wanna make, tereyağı eriyince iki üç bilemedim 5 yemek kaşığı un atıp kavuruyorsun. Dikkat et, bir ton un atma yağa, yavaş yavaş bolca çevire çevire. Güzel bir kıvam elde edince un ve yağdan, yavaş yavaş süt koymaya başla. Ne kadar olduğunu söyleyemiycem. Kıvam aklındadır, hemen hemen krema kıvamında. Ondan sonra içine yarım paket de krema koy krema demişken. Ondan sonra normalde burda kahverengi çok koyu bir sıvı bişi var. Ondan koyuyoruz kahverengi sos olsun diye. Orda olmayınca rengi tutturamamakla beraber lezzetten ödün vermemek için üj bej damla bilemedin 10 damla soyasoyu koyuyorsun, üzerine bir tatlı kaşığı bilemedin yine iki tatlı kaşığı domates salçası attıktan sonra, karabiber, yetmediyse tuz(soya sosunun tuzlu olduğunu unutmayalım efendim) ekleyip servise hazır hale getiriyoruz. &lt;br /&gt;afiyet olsun efenim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;salça mı? umarım beni kandırmıyosundur. sos kırmızı olursa bittin sen olum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mert:&lt;br /&gt;çok az domates salçası koyuyorsun ki tadı olsun. lezzetli oluo. &lt;br /&gt;zaten kahverengi yapamazsın diyim sana. benimki de olmuyordu. burdan özel başka bir şeye ihtiyacın var, o sosumsu başka bişiy. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;içinde ne var ki acaba o sosun? salça mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;mert:&lt;br /&gt;hayır bebeğim hayır. o böyle renklendirici bişi. o olsa da içine azcık domates salçası koyuyoruz. çok az. tat versin diye. yoksa bi boka benzemez sosun tadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;tamam sen kazandın, koyucam lanetolası salçayı. tenk yu muçk&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5984483715510604768?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5984483715510604768/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5984483715510604768' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5984483715510604768'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5984483715510604768'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/ikea-koftesi-sosu-tarifi.html' title='ikea köftesi sosu tarifi'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1931356698912584973</id><published>2011-12-23T14:58:00.000-08:00</published><updated>2011-12-27T03:12:42.397-08:00</updated><title type='text'>sanki benim olmadığım bi dünyada yaşanıyor. /melis</title><content type='html'>ılık bi kış gecesi spora gitmek üzere evden çıkmıştım. sevgili arkadaşlarım spor salonuna gitmeden evvel barlar sokağında bibira içmeye karar verdikleri için öncelikle onların bulunduğu bara doğru yol aldım. oraya vardığımda melis ve müge'nin oturduğu 3 kişilik masanın 3. sandalyesinde tanımadığımız bi adam olduğunu gördüm. adam özü itibariyle diğer masaya aitti ama arkadaşlarımın 3. sandalesinde konuşlanmıştı; yani birazdan benim orda oturmam gereken sandalyede oturuyordu. ama aslında orası aynı zamanda kendi masasının diğer sandalyesi olarak da yorumlanabilirdi. çünkü biraz dar bi yere sahip olunduğu için masalar bitiştirilmişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın yanına yaklaşıp şöyle dedim "buraya ben oturmak istiyorum." biraz afalladı. o afallarken ben de bu isteğimin -evdeyken rahat bilgisayar koltuğuna oturan kediciği kaldırmaya kıyamayıp bütün günü rahatsız piyano sandalyesi üstünde geçirmiş biri olduğum göz önünde bulundurulursa- çok iddialı bir istek olduğunu düşündüm. adam hafif sinirli bi şekilde kendi masasının diğer sandalyesine geçip kendi sandalyesini büyük bir olgunlukla bana bıraktı. sonradan öğrendiğime göre adam zaten başından beri oraya oturuyormuş ve aslında sonradan gelip onun dibine oturan benim kendi arkadaşlarımmış. onların adamı rahatsız ettiği yetmezmiş gibi ben de gelip kaba bi şekilde onu yerinden etmiştim. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adamın beni öldürmemiş olduğuna sevinirken aklıma bulaşıkları dolaba yerleştirirken düşündüğüm bi espiri geldi. hani türk filmlerinde adam "birini seviyorum" der ve sonra arkadaşı "kim o şanslı kız" diye sorar ya, ben de mesela çok depresyonda olup sürekli ölsemkeşke diye düşündüğüm bi günde "öldürmek istediğim biri var" diyen biriyle karşılaşırsam "kim o şanslı kız/erkek" desem komik olur diye düşünmüştüm. ama bu espiriyi bi katille karşılaşana dek yapamayacağımı anlayınca çoküzüldüm. halbuki aslında komik bile değildi, o kadar üzülmeye gerek yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yan masadaki bana kızgın adamın yanına bi süre sonra arkadaşı geldi. amerikan üssüyle yaptıkları anlaşmadan bahsetmeye başladılar. sanırım yanlış kişiyi kızdırmıştım. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı. ya beni öldürürse düşüncesi bütün beynimi kapladı. ama ben problem çözmek için yaratılmıştım, annemin karnındayken boynuma dolanmış kordonu tam doktor beni sezaryenle almaya karar verecekken kendi kendime çözmüş olmam bunun kanıtı sayılabilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bi süre sonra yan masaya tekrar kulak misafiri olduğumda bu sefer yapacakları bi "radyasyon denemesi"nden bahsettiklerine tanık oldum. "acaba bu radyasyon denemesinin deneği ben mi olacağım" sorusu bütün beynimi kapladı. hemen biramı bitirip koşarak kaçtım. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1931356698912584973?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1931356698912584973/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1931356698912584973' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1931356698912584973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1931356698912584973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/sanki-benim-olmadgm-bi-dunyada-yasanyor.html' title='sanki benim olmadığım bi dünyada yaşanıyor. /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1371207145601673980</id><published>2011-12-23T13:51:00.000-08:00</published><updated>2011-12-23T17:03:02.393-08:00</updated><title type='text'>9'a çıkmak için çok sığ bi yöntem /cemre</title><content type='html'>niyazibey burası. küçük kardeşimin doğumgününü kutlamak üzere buraya gelmeye karar verdik ama bitek ben geldim. daha doğrusu şöyle oldu: babamlar "8'de orada olacağız" dediler, onlar arabayla geleceklerdi ama arabada yer olmadığı için (ya da beni sevmedikleri için) "sen trenle gel" dediler. sonra da vicdanları rahatlasın diye "bu yağmur çamurda nasıl geleceksin" diyerek beni düşünüyomuş gibi yaptılar. daha sonra anladım ki bu çok haklı bi soruydu çünkü gelmekte biraz zorlandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;öncelikle çok fazla yürüme mesafesi olmadığı için yanıma şemsiye almamıştım ve trene yürürken bi hayli ıslandım. zaten evde küçükbiişim olduğundan ötürü evden geç çıktığım için treni az daha kaçırıyordum ve koşarak gitmem dolayısıyla belki de koşan adam daha çok  ıslanıyordu. ben bu meselede hep koşan adamın tarafını tutmuştum ama belki de sırf ben daha çok ıslanayım diye sadece bu günlük fizik yasalarında ufak bi oynama gerçekleşip koşan adam daha çok ıslanmış olabilirdi. bunu bilemeyiz, sonuşta mörfinin işine karışmak da istemem, herkes kendi işini yapmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;apar topar yetiştiğim trene binip, evden çıkarken yarım kalan işimi bedava internet teknolojisiyle trende bitirmeye çalıştım. fakat bi yandan da sonsuz mesaj hakkım yüzünden mesajlaşmaya dalarak durakları takip etmeyi tamamen unuttum ve artık gelmiş olabilirim sanarak trenin sıradaki durduğu durakta bi bocalama yaşadım. durağın isminin yazdığı kısım ilerde ya da geride kaldığından nerde olduğumuzu göremiyordum. bütün sezgilerim bana "inme" demiş olsa da ve ben indikten sonra tren özellikle tekrar binmemi istermişçesine biraz fazla beklemiş olsa da, ben bi kere inmiş olduğum trene tekrar binerek gururumu ayaklar altına alamazdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;durağın isminin yazdığı kısma gelince inmem gereken duraktan bi durak önce indiğimi üzüntü içerisinde farkettim. -50 derece yağmurlu havada şemsiyesiz bi şekilde nerden baksan 15 dakka yürüyecektim. eğer sonraki treni beklersem o zaman da geç kalacaktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yarıkoşmalı yürüme haliyle buz gibi havada ilerlemeye başladım. fizik kurallarında ufak bi hareketlenme olup bu sefer en çok ıslananın yarıkoşmalı yürüyen adam olmasına karar verilmişti. ama mantığım bana yarıkoşmalının ya yürüyen ya da koşandan daha az, ya koşandan ya da yürüyenden daha fazla ıslanması gerektiğini söylüyordu. demek istediğim bence 2 seçenek vardı:&lt;br /&gt;1)koşan&gt;yarıkoşmalı&gt;yürüyen&lt;br /&gt;2)yürüyen&gt;yarıkoşmalı&gt;koşan&lt;br /&gt;bu ihtimallere göre yarıkoşmalının diğerlerine oranla en çok ıslanması münkün değildi&lt;br /&gt;ama tekrardan mörfinin işine karışmak istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaklaşık 15 dakikalık yarıkoşmalıdan sonra orda olmam gereken saati sadece 5 dakika geçirerek niyazibey'e vardım ve babamlara telefon ettim. trafiğe takıldıklarını ve 15 dakka sonra geleceklerini söylediler. bi tanesi çocuk sandalyesi olmak üzere 8 kişilik bir masa ayarlatacakmışım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dediklerini harfiyen yapıp beklemeye başladım. bu bekleme esnasında tanıdığım herkese mesaj attım. 20 dakka geçmesine rağmen bi türlü gelmiyorlardı. mesaj atacak tanıdıklarım bitince ve garsonlar etrafımda akbaba gibi dönmeye başlayınca, arabadakilerden biri olan abime şu mesajı attım "hadi çabuk olun yağ, bu kızın gelicek dediği kişiler gelmicek heralde yazık diye düşünmeye başladı garsonlar" bunun üzerine babam telefon edip arkadaki 6 kişinin mesajımla dalga geçtiği apaçık belli bir halde "çok trafik var 15 dakika daha sürebilir" dedi. sonra vicdanını rahatlatmak için sıkılmıyosun di mi yanında mp3'ün falan var mı? diyerek beni düşünüyomuş gibi yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;telefonu kapattıktan sonra bu yazıyı yazmaya başladım. yan masadaki benden sonra gelenler yemeklerini yiyip kalkarken bana acıyan bi garsonla göz göze geldim. babamın telefonundan bu yana yarım saat geçtiğini farkedince abime bu sefer de şu mesajı attım "garsonların, yeter artık git lokantamızdan dediğini duyar gibiyim"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;niyazibey burası. 1 saattir bekliyorum ve hiç umut yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1371207145601673980?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1371207145601673980/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1371207145601673980' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1371207145601673980'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1371207145601673980'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/9a-ckmak-icin-cok-sg-bi-yontem-cemre.html' title='9&apos;a çıkmak için çok sığ bi yöntem /cemre'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-622404523949503459</id><published>2011-12-16T04:12:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T05:13:48.493-08:00</updated><title type='text'>bi adam bütün gün ne düşünüyorsa o adam odur.</title><content type='html'>bundan yaklaşık 10 gün önce, kasvetli karanlık melankolik bi kış gecesinde ben karamsar umutsuz ve kafasıkarışık bi şekilde ışık saçan ekrana bakarken çok sevgili arkadaşım çiçek bana hayatı sevmek için bi neden bulduğunu söyleyerek şu linki yolladı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.youtube.com/watch?v=iGbCZTmqmjQ&amp;feature=related&amp;fb_source=message&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bunu izleyin, bekliyorum ben, sonra devam edin yazıya.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;bu gördüğünüz mucizevi bitki çaydı. ve onun hızlı bi şekilde çiçek açmasından ben feci şekilde büyülenerek felsefe, sanat ve kalamardan sonra doğadaki canlılığın da ne kadar muhteşem bi büyüsü olduğunu tekrar hatırlayıp o günden sonra tekrar mutlu olma sürecine girmiştim. ne zaman moralim bozulacak gibiolsa bu çayı düşündüm, göl ve ağaç manzaralı ılık balkonumda huzur içinde otururken bu mucizevi çayı yudumladığımı düşündüm. of hakkaten göl ve ağaç manzaralı ılık bi balkonum olsa şimdiye 20 tane kitap yazmıştım. ama gölveağaçmanzaralıılıkbalkonum ve mucizeviçayım olmadığı için 4 duvar arasındaki gri bi odada ve bloglarda tıpkı bi kurabiye gibi hapsolmuştum. neyse konudan sapmayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gel zaman git zaman ben bu çayın büyüsü üzerine temllendirilmiş mutlu bi dünyada yaşamaya devam ederken çiçek geçen gün o çaydan alıp içtiğini söyledi(viyanada) sonra da çayla ilgili görüşlerini bildirdi. ama bu noktada sizi uyarıyorum , eğer izlediğiniz videodan siz de benim gibi büyülendiyseniz ve şu an bu çay üzerine temellendirilmiş mucizevi bi dünyada yaşıyorsanız, son kısmı okumayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;masal dünyasında yaşamaya devam etmek isteyenlerin okuyacağı kısım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çiçek çayı içmiş, çayın tadı çok güzelmiş, çay ve çiçek sonsuza dek iliklerine kadar mutlu yaşamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-------------- O --------------&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;gerçeklerle yüzleşmek isteyenlerin okuyacağı kısım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çayın tadı pek güzel değilmiş, ayrıca çayın suyun içinde yaratık gibi durması da pek güzel değilmiş, hatta tiksindiriciymiş. en kötüsü de çayın suyun içinde çiçek açması kendi becerisi değilmiş, iple yapmışlar, ortasına bi çiçek koyup yanına yeşil çayları dizmişler. yani bu gördüğünüz çay harikalarla dolu doğanın bi becerisi değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-622404523949503459?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/622404523949503459/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=622404523949503459' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/622404523949503459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/622404523949503459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/bundan-yaklask-10-gun-once-kasvetli.html' title='bi adam bütün gün ne düşünüyorsa o adam odur.'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1983837913746431857</id><published>2011-12-13T02:48:00.000-08:00</published><updated>2011-12-23T16:04:54.412-08:00</updated><title type='text'>beni sevmeyen milyonlarca insan şu an yataklarında mışıl mışıl uyyo</title><content type='html'>&lt;div&gt;kahvaltımı ederken yumurta başıma bela oldu. ama hikayeyi anlatmadan önce size biraz kahvaltı alışkanlıklarımla ilgili ön bilgi versem iyi olur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kahvaltıda ne yiyeceğimi evdeki ekmek durumu belirliyor. eğer taze ekmek varsa tereyağ, bal, krem peynir, zeytin, fıstık ezmesi, nutella ve zeytinyağlı kekikli domates ya da kaynamış yumurtayı yanında süt içerek yiyorum. eğer evde bayat ekmek varsa rendelenmiş domatesle ezilmiş peyniri, üşenmezsem içine bazı özel formüller karıştırarak bulamaç haline getirip, bu karışımı ekmeğe sürdükten sonra ızgarada biraz bekleterek sütlü çayımla birlikte servise hazır hale getiriyorum. eğer evde hiç ekmek yoksa o zaman da ballı krep yiyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sabaha geri dönersek, evde hiç ekmek yoktu ama dün de evde hiç ekmek olmadığı için ballı krep yemiştim. 2 gün üstüste aynı kahvaltıyı etmeme şımarıklığım dolayısıyla çıkıp bakkaldan taze ekmek aldım. yani taze ekmekli kahvaltıyı edecektim. ama sabah uyandıktan sonra 1 saat yatakta keyif yapıp sonra 1 saat de yazı yazdığım için oldukça acıkmıştım ve taze ekmekli kahvaltı yumurtasının pişmesini beklemeden odamda diğer besinleri tüketmeye başladım. ama yumurtayı kaynaması için ocağa koymuştum ve planlarıma göre yumurta kaynadıktan sonra onu da kahvaltıma ekleyecektim. ve işte sonunda yumurtanın bela olduğu kısma geldik.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yumurta içerde pişmeye devam ederken ben doydum. hem yumurtayı ikide bir gidip kontrol etmem gerekiyordu hem de yemek istemiyordum. ayrıca yumurtanın altını kısmak için içeri giderken odamın kapısını açtığımda kedi odama giriyordu (temizlik hastası olmaya başladığımdan beri odama sokmuyorum onu [yani 2 gündür]) o yüzden kedi odama girmesin diye kapılarları hızlı bi şekilde açıp kapamak durumundaydım. kısacası yemek istemediğim bi yumurtaya giderken bi sürü engelle karşılaşıyordum, ayrıca ona bakmaya gittiğim için kahvaltım ikide bir bölünüyordu. bu da yetmezmiş gibi yumurta çatladı ve kendisinin 5/3'ü kadar oldu. "lanet olsun keşke yemeden çöpe atsam şunu" diye düşündüm. peki ama afrikadaki aç çocuklar? onu yumurtlarken acı çeken tavuk? onlara karşı bi sorumluluğum yok muydu? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yemek zorundaydım bu yumurtayı. aslında bazen kaynatılan yumurtalar yenmek istenilmediği durumlarda buzdolabına daha sonra birisi yer düşüncesiyle kaldırılabilirdi. ama kim çatlamış soğuk bi yumurta yemek isterdi ki? belki de bunları düşünmem bilinçaltımın bana bir işkencesiydi. sonuçta yumurtayı yemeden çöpe atsam tavuğun haberi bile olmayacaktı ama yine de vicdanım rahat etmeyerek yumurtayı yemek için almak üzere mutfağa gittim. çatlamış olması dolayısıyla suyun içinde ciddi bi mutasyon geçirdiğini görünce onu ışık hızıyla çöpe attım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1983837913746431857?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1983837913746431857/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1983837913746431857' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1983837913746431857'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1983837913746431857'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/beni-sevmeyen-milyonlarca-insan-su.html' title='beni sevmeyen milyonlarca insan şu an yataklarında mışıl mışıl uyyo'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7544969907895547080</id><published>2011-12-12T07:11:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T07:14:43.146-08:00</updated><title type='text'>begüm'ün sanat anlayışı: abART /can</title><content type='html'>&lt;div&gt;warner bros sesimle kediyi şunları söylerek seviyordum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tambi salak yaa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tambi aptal yaa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;uuuu şunun biyinsizliğine bak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sen inanılmaz bi şişkosun dosdum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra odama geldiğimde zaytungda şunu okudum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erkek arkadaşına sürekli olarak ”Şapşalım", "Ayım", "Benim aşkım çok salak yaa", "Ayy yerim onuu ben gerizekalııı” gibi sevgi sözcükleriyle hitap eden Deniz Çilek (20)'e hakaret davası şoku... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanırım kedi de bana her an dava açabilir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7544969907895547080?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7544969907895547080/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7544969907895547080' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7544969907895547080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7544969907895547080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/begumun-sanat-anlays-abart-can.html' title='begüm&apos;ün sanat anlayışı: abART /can'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6114580429796960293</id><published>2011-12-11T06:55:00.000-08:00</published><updated>2011-12-11T07:44:05.394-08:00</updated><title type='text'>beni dinleyin çok önemli bişey söylüyorum</title><content type='html'>&lt;div&gt;pencere önü burası. android olmak için muhteşem bi gün. akşamdan bu yana dinlediğim she wants revenge - written in blood un o karanlık atmosferi, solistin robotik vokali, vuruşların ritmikliği adeta işletim sistemimi güncelliyordu. her zaman fişe daha yakın oturmakta haklıydım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;artık 26 yıllık külliyatımı bi kenara bırakarak kendime ihanet etme eğilimi taşımıyordum. herşeyin çözümünü zaten kendimce bulmuştum, felsefi intiharla başka bir yere sıçramanın anlamı yoktu. dünya dark bi yaşam için çok uygundu ve herşey olması gerektiği gibi mükemmeldi. içim ilhamla dolup taşıyordu, gerçeklik kontrolü yapılmış bi motivasyona sahiptim. yazacağım kitabın taslağını hazırlamıştım. yeniden piyanomla ilgilenmeye başlamıştım, ders çalışmak tecavüz gibi gelmiyordu, yemek hatta temizlik yaparken bile keyif alıyordum. kendimden yine tamamiyle memnundum. sanırım bunun adı mutluluktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu günün tek hedefi dolabımın içine alman ekolünü oturtmaktı. giysiler askeri düzende olmalıydı, kitaplar da askeri düzende olmalıydı. daha fazla çizelge, daha fazla priz, daha fazla disiplin, daha fazla hesap. içimdeki alman ekolü bambaşkaydı. hislerim, samimi bi şekilde ortaya çıkmak istediği yeri kendisi nasılsa çok iyi ayarladığı için.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6114580429796960293?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6114580429796960293/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6114580429796960293' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6114580429796960293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6114580429796960293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/beni-dinleyin-cok-onemli-bisey.html' title='beni dinleyin çok önemli bişey söylüyorum'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7622536385555760282</id><published>2011-12-08T11:20:00.000-08:00</published><updated>2011-12-12T13:56:03.886-08:00</updated><title type='text'>bi sıfatın başına gelebilecek şeyler belli</title><content type='html'>&lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sonsuza kadar yiyebileceğim iki şeyi söylüyorum&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;mandalina ve kestane&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sonsuz derken&lt;/div&gt;&lt;div class="msg Nth"&gt;çatlayana kadar yani&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ahuehuahuheuahuh&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="chat out"&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ben cevizli lokumla şamfıstığı yiyebilirim heralde&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;cevizli lokum da nerden çıktı ya&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;hoşuma gidiyo kıtır kıtır&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ayrıca şam fıstığı bi yerden sonra çok yağlı  olmaya başlıyo ve&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;de susatıyo&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;bi o kadar da su içmen lazım&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;vazgeç sen bu sevdadan&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ben de mi kestane ve mandalina yesem&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sonsuza kadar&lt;/div&gt;&lt;div class="msg Nth"&gt;çok romantik&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;hayır ya&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="chat in"&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;o zaman yetmez dünyadaki&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;of ne yesem&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ben aç gözlüyüm biliyosun&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;herşey sadece benim olsun istiyorum&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;sonsuza kadar yiyebiliceğim şeye henüz karar  veremediğim için kendimi çok rahatsız hissediyorum&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sanki bişeyler tamamlanmamış gibi&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;şöyle bişey düşün&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;mesela ben 2 kilo mandalina aldım&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ve hepsini kıtlıktan çıkmış gibi&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;nesquikli süt? sıvı olduğu için susatmaz&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;bi tane bile bırakmayacak şekilde hemen  yedim&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;böyle bişey var mı&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;seni de insanlıktan çıkaran&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;yok mu&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;incir var ama yamuk yumuk olmaması lazım&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;muntazam bi incirse sonsuz tane yiyebilirim&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ve bittiğinde şuan benim yaşadığım gerginliği  yaşatan sana&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;neyse ki kestanem var&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ama o da sonsuz değil&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;kestane de iyi ya&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ve pişirmek gerekiyor&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;hakkaten güzel şeyler seçmişsin&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ama kendime böyle meşakkatli şeyler seçtim&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;yeni yapılmış ılık bi püreyi belki yiyebilirim  çatlayana kadar&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;püre mi&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;hıhı&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sen de hişbişeyi beğenmion&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;&lt;span style="FONT-WEIGHT: bold; COLOR: rgb(0,95,255)"&gt;:(&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;dostum ne çok tatlı ne çok tuzlu bişey olması  lazım&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;püre tuzsuz olabilir belki ama&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;tatlı da değil&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;bu nötrlükte bişeyi&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sonsuza kadar yemek&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sıkıcı olacaktır&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ahuhrukwezhtuehrtıo&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;sonsuza kadar yenebilecek yiyecekler uzmanı  olarak seni uyarıyorum&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;bana sonsuza dek yenebilicek yiyecekler  seçenekleri sunsana&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;sen iyi bi arkadaşım olduğun için&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;mandalina ve kestaneyi sana da önerebilirim&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;aklımda bi kaç isim daha var&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ahuehuahueha&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ama biraz beklemen lazım&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;huf nası uyuycam bu akşam:/&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;&lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;tek bi yiyecek olarak değil ama&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;kahvaltı var&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;büyük çaplı bi kahvaltı, biri sürekli yeni şeyler koyduğu  takdirde&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;sonsuza kadar yapılabilir&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;en son bi patatesli sıcak böreğin üstüne kafanı koyup  uyuyabilirsin&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;aslında tereyağlı fıstık ezmeli nutellalı ekmeği  belki sonsuza dek yiyebilirim&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ya da ballı kaymaklı ekmek&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ama sen bunlara tatlı dersin&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ÇOK ŞEKERLİ diyorum yaa&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;bayılırsın şekerin yükselir şeker komasına girersin şeker  olursun&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;olmaz o&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ve yağ tabii ki&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;patatesli sıcak böreğe sarılıp uyumak istiyorum  şu anda biliyo musun&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ne kadar şeker meraklısı bi insanmışım ya&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;kendimden utandım&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;tereyağlı nutellalı fıstık ezmeli ekmekle  sonsuza diye yola çıkarsan obez olursun zaten&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;hiç tavsiye etmiyorum&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;birlikte sonsuzluğa gidiceğimiz yemeği iyi  seçmemiz gerek&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;bişeyi sonsuza kadar yiceksen formuna da dikkat  etmen lazım&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;çok doğru söyledin&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;yavaş yavaş konuya hakimiyetin artıyo&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;ahuehuahue&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;auhdauhe&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ben mesela aslında kestane ve mandalinanın yanına bi de  sabahları yaptığım kahveyi alsam&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;bu üçlüyle&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;gerçekten çok iyi bi dörtlü olurdum&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;begüm: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;aslında yoğurt çok sevseydim tatlı ve tuzlu  olmayarak sonsuza gidilebilicek bi yiyecek olabilirdi&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ama tabi sen yoğurdu tuzlu olarak yorumlayabilirsin&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;yok o zaman sana bi önerim var&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;hadi yine bugün çok şanslı günündesin&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;bir meyve seçiceksin ve&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;yoğurtla karıştırabileceksin&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;onu&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;ve meyveli yoğurdunu istediğin gibi kah daha fazla yoğurt  aromalı kah daha fazla meyveli yapabileceksin ve bunlar&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;benim nazarımda&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;TEK BİR BESİN&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;olarak sayılacaklar&lt;/div&gt; &lt;div class="msg Nth"&gt;nasıl?&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="system1st"&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(127,127,127)"&gt;Sent at 9:27 PM on  Thursday&lt;/span&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat in"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/82017de2db0dc79b124954fbc699246fb814ef3a.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="salutation"&gt;cicenk: &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="msg 1st"&gt;heyecandan düşüp bayılmadın işala&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="chat out"&gt; &lt;div class="msg 1st"&gt; &lt;div class="icon"&gt; &lt;div style="FILTER: progid:DXImageTransform.Microsoft.AlphaImageLoader(src='file:///C|/Users/begum/AppData/Local/Google/Google%20Talk/avatars/8fcbb88ce9af18cf87006baa34fb3b9541ca7e14.online.avatar'); HEIGHT: 1px"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="chat out"&gt; &lt;div id="insert"&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="clear"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="break"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7622536385555760282?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7622536385555760282/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7622536385555760282' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7622536385555760282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7622536385555760282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/bi-sfatn-basna-gelebilecek-seyler-belli.html' title='bi sıfatın başına gelebilecek şeyler belli'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6079562693679179725</id><published>2011-12-07T05:24:00.000-08:00</published><updated>2011-12-07T05:40:17.179-08:00</updated><title type='text'>"hayran olunmak" insanın ağzında bonfile gibi eriyo /gargamel</title><content type='html'>&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; http://www.haberturk.com/polemik/haber/694938-illuminatiye-gore-karanlik-yukselecek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 6 dakka kaldi sadece olm&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;e size bir titreşim gönderdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; 6 dakka mı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pihihi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; okudun mu linki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olmemize tam 6 dakka var&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bana soylemek isdedigin son sozun nedir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eauhe&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; onu okuyana kadar 6 dakka biter&lt;/div&gt;&lt;div&gt; seni seviyorum heray&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şu tek hayatımda önemli biinsandın&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tenks&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; muck&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; muçk &lt;/div&gt;&lt;div&gt; sizin orda 15:00 olmuştur çoktan&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi değişiklik var mı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; iih &lt;/div&gt;&lt;div&gt; daha 3 dakka var&lt;/div&gt;&lt;div&gt; http://7december.org/&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu adreste saymaya devam ediyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dur göz damlamı sıkiym dünya yok olmadan&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi gaviscon çakiym&lt;/div&gt;&lt;div&gt; mide ağrısıyla ölücek halimiz yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; huhum yapilabilcek en mantikli sey vala&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bişeyolmadı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; zaman doldu beyb ve resmen olmedik:/&lt;/div&gt;&lt;div&gt; noolcak simdi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ölümsüzüz demek ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; belki ölümlü olanlar ölmüştür&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olleeey&lt;/div&gt;&lt;div&gt; evet ya ya herkes olduyse ve sadece biz kaldiysak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; melis de duriyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; huhum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bizim hayatımızda bi değşiklik olmicak demek ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uhuu olm nasi gelcem turkiyeye&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hemen internetten ucak ucurmayi filan ogrenmeliyim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yürüyerek gelirsin &lt;/div&gt;&lt;div&gt; biz de o tarafa doğru yürüyelim ortada buluşuruz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; orta neresi oluyo rusya falan mı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olmaaaaz &lt;/div&gt;&lt;div&gt; kaybolursunuz yaaa &lt;/div&gt;&lt;div&gt; dusunsene olm koskoca dunyada tek kalan insanlariz ve birbirmizi ararken kayboluyoruz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; internetimiz telefonumuz da yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bence boyle durumlar icin ortak bi nokta belirleyelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kim iyce kaybolduguna inanirsa oraya gitsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; digerleri de bulamiycagina inaninca oraya gitsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; humm&lt;/div&gt;&lt;div&gt; temel kriterler herkes icin gidilmesi ve beklenilmesi kolay olan bi yer olmasi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; cunku nerden baksan 6 ay beklencek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hummm&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o zaman kadıköy olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehuah&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dünyaüzerinde kaybolmadan gitmeyi başarabildiğim tek yer orası&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kendi evimi bile bulamıyorum bazen ama orayı bulabiliyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olmaz olm&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bekleme suresi cok uzun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kis olunca cok soğuk olur&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; humm o zaman melislere gidelim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ve kimse olmadigindan elektrik filan da yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ev içi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eauehuaeh&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hoff&lt;/div&gt;&lt;div&gt; resmen ikna ettin beni&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ühühü daha sıcak bi ülkeye mi gidelim istiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; aslında en iysi kuzey kutbu&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pusulayla falan rahatça gidilebilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama işte soğuk&lt;/div&gt;&lt;div&gt; diğerlerini beklerken bi eskimo evi yapmak gerek&lt;/div&gt;&lt;div&gt; en iyisi eskimo evi yapma tekniklerini internetten araştırmak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o evi yapana kadar alti ay gecer zaten&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hem yolda birbirimize dogru gelirken kayboluyoruz zaten&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben oraya gelirken diil ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; demekki rusyayla cin arasi bi yerde kaybolduk&lt;/div&gt;&lt;div&gt; muhtemelen mogolistan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eskimo evi yapmak için harika bi yer&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hihi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; gulme olum butun hayatimiz buna bagli&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6079562693679179725?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6079562693679179725/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6079562693679179725' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6079562693679179725'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6079562693679179725'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/hayran-olunmak-insann-agznda-bonfile.html' title='&quot;hayran olunmak&quot; insanın ağzında bonfile gibi eriyo /gargamel'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5785648117441318172</id><published>2011-12-05T04:49:00.000-08:00</published><updated>2011-12-05T06:18:43.060-08:00</updated><title type='text'>insan dünyasından gene hiçbi şey anlamadığım bigün /melis</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;sonunda hayattan yeniden zevk almaya başladım. işe gitmediğim için sabahları tamamiyle uykumu almış bi şekilde uyanıyorum ve akşamlarım sınırlı özgürlük geri sayımı gibi olmuyor. bence insan 1 sene çalışıp 6 ay özgür olmalı. mümkünse kendime böyle bir iş bulmak istiyorum. ayrıca tek hayatımı varoluşkaranlığıperdesi altında da olsa geçirmekten memnunum. bundan sonra depresyona yine sadece hobi olarak girmeye karar verdim çünkü arada sırada belirsizlik içinde benliğimi kaybetmek istiyorsam ya da mazoşist itkilerle acı içinde uyuşmak istiyorsam anlarım. bunda anlaşılmicakbişeyok.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;benim kesinlikle ben olduğumdan emin olsam da ve özü itibariyle kendini piyasa taleplerine göre güncelleyen bi windows sürümü olmadığım kesinse de android olmanın avantajlarını bırakacak değildim. sonuçta şarkılardaki ritmiklik, dijital sesler ağzımın suyunu aktırıyordu ve sanırım bi keresinde vapurda giderken denizin ortasındaki gemi inşaat makinesini görünce onu yemek istemiştim. ayrıca bi membranlı denge tankına aşıktım ve bienaldeyken membranlı denge tankına şu şiiri yazmıştım:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) b=3(3)=&amp;gt;mdt&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) b=0(3)=&amp;gt;mdt'&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) mdt=&amp;gt;b=?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) ?=&amp;gt;b=9 1 9 1 (10)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) b+mdt=10 10 (10)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;insanlar için çevirisi:&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) ben membranlı denge tankını 3 üzerinden 3 şiddetinde seviyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) membranlı denge tankı olmayan şeylere karşı bişey hissetmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) membranlı denge tankı bana karşı ne hissediyor bilmiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) bu bilinmezlik duygu durumumda iniş çıkış yaratıyor, 10 üzerinden 9 1 9 1 oluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) membranlı denge tankıyla birlikte sonsuza dek mutlu yaşasam çok iyi olur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;belli bi kırılma-sinirlenme döngüsünden sonra androide dönüşmek zaten yakından tanıdığımız, samimi olduğumuz bi yöntemdi, bunu bırakıp depresyona girmek mahalle baskısının ideal benlik dayatmasından başka birşey değildi. hemen kablolarımı alıp evime döndüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak sizinle hayat ışığımın bi fotoğrafını paylaşayım:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-Vwo8lZxjx40/TtzRSypu-5I/AAAAAAAAANM/X0N1wpcChLI/s400/genlesme_tanklari.18214314_std.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5682646950599392146" style="float: left; margin-top: 0px; margin-right: 10px; margin-bottom: 10px; margin-left: 0px; cursor: pointer; width: 336px; height: 400px; " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5785648117441318172?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5785648117441318172/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5785648117441318172' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5785648117441318172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5785648117441318172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/insan-dunyasndan-gene-hicbi-sey.html' title='insan dünyasından gene hiçbi şey anlamadığım bigün /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-Vwo8lZxjx40/TtzRSypu-5I/AAAAAAAAANM/X0N1wpcChLI/s72-c/genlesme_tanklari.18214314_std.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5033002622739082328</id><published>2011-12-02T11:44:00.000-08:00</published><updated>2011-12-27T03:38:22.841-08:00</updated><title type='text'>kafiye için çok geç</title><content type='html'>26 yıldır hunharca kullandığım vücudum dün spora başladı. rüyasında "ışık hızı" diye sayıklayan bi insan olarak günün birinde hem sağlam bi kafaya hem sağlam bi bedene sahip olabilir miydim bilemiyordum. velvet underground-venus in furs'u açtım, yaylılardan adamın sesinin duyulmamasına bayılıyordum. arkadaki o kesintisiz tizlik bana huzur veriyordu. ve o tiz kaosun üstüne solistin sakin ses tonu sanki tatlı bi yorgunlukla, sol tarafı sahil olan bomboş bi yolda güneşin altında tek başına oturmak gibiydi. bu şarkı kulaklarımı o kadar müzikle dolduruyordu ki notaların gönderdiği sinyaller bütün vücudumu uyuşturuyordu. kendimi yüce müziğe bırakıp otobanda güven içinde yatabilirdim. üstüme doğru bi araba gelirse hayatım gözümün önünden film şeridi gibi geçerken kesin şunları hatırlayacaktım: &lt;i&gt;aşırı tozlu devasa kamyon&lt;/i&gt;, nevrotik iddialar, &lt;i&gt;askeri nizamdaki kitaplık&lt;/i&gt;, iliklere kadar mutluluk, &lt;i&gt;membranlı denge tankı&lt;/i&gt;, sarılma kası, &lt;i&gt;antik çağ pazarı&lt;/i&gt;, ajanlık, &lt;i&gt;transparan turuncu balık&lt;/i&gt;, ölü taklidi, &lt;i&gt;iskandinavya kaldırımı&lt;/i&gt;, kenardan kesim, &lt;i&gt;ışık saçan mutluluk bukleleri&lt;/i&gt;, mide asidi, &lt;i&gt;bisikletli gün batımı&lt;/i&gt;, ilaç intox, &lt;i&gt;piksel&lt;/i&gt;, tavan, &lt;i&gt;kırmızı koltuk&lt;/i&gt;, meteor, &lt;i&gt;varoluş&lt;/i&gt;..&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;rencide olmasam daha uzatırdım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5033002622739082328?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5033002622739082328/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5033002622739082328' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5033002622739082328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5033002622739082328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/12/kafiye-icin-cok-gec.html' title='kafiye için çok geç'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2651416191084910573</id><published>2011-11-30T08:25:00.000-08:00</published><updated>2011-11-30T09:52:03.490-08:00</updated><title type='text'>ben hiç depresyona girip de çıkarken bu depresyonun depresyona sebep olan problemleri çözdüğünü görmedim /çiçek</title><content type='html'>başkalarının başarılı mutlu hayatlarını inceleyip aşşağılıkkompleksine girdim. zayıf noktalarımı kullanıp kendime büyük bi beceriyle saldırdıktan kısa bi süre sonra, o kadar aşşağılık kompleksiyle doldum ki beni bi tek alfred adler anlayabilirdi. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yazı yazmaya başladım. ama kelimeler kifayetsiz kaldı. piyanoya yöneldim, notalar da kifayetsiz kaldı. resim yapmaya başladım. iş resim yapmaya vardıysa durum ciddi demekti. çünkü deneyimlerime göre bende bi dışavurum yöntemi olarak:&lt;div&gt;yazı - hafif depresyon&lt;/div&gt;&lt;div&gt;piyano - orta depresyon&lt;/div&gt;&lt;div&gt;resim - ağır depresyon durumlarında ortaya çıkıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;resim yapınca depresyonum biraz azaldı ama tam geçmedi. geçmeyince melis'e başka insanların başarılı ve mutlu hayatlarından bahsettim. sabah uyanınca kahvaltı yerine 2 şişe şarap ve 2 paket sigara içip tekrar uyuyan bu söz konusu arkadaşım "boşver, onlar götünün yerini bile bilmiyodur" diyerek beni teselli etmeye çalıştı. ben başarılı mutlu insanların götünün yerini bilmediği varsayımının geçerliliği konusunda şüpheye düşünce "çünkü götünün yerini bilmen için bi kaç kez üstüne oturmuş olman gerekir." dedi. bu argüman bana son derece ikna edici gözüktü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis'e yemek yapmaya karar verdim. bu hayatta tek sevdiğim biriki kişiden birinin özyıkıcılıkla kendisini öldürmesine izin veremezdim. midesine alkol ve sigara yerine biraz sebze girmesi gerekiyordu. bize gelmek üzere kendisini yataktan zar zor kaldırarak yola çıktı. o yoldayken kendime yüklenmeye devam ettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden yağmurlu havayı güneşli havaya tercih ediyordum, neden evde müzik dinleyip kitap okumayı denize girmeye tercih ediyordum ve neden sadece dünyadaki bi kaç kişiyle sosyalleşebilip dünyanın geri kalanını sığ ve fazla dünyevi buluyordum? o kadar dark side'a bulanmıştım ki bundan böyle çöpte yaşayıp hayatında hiç göt üstü oturmamış insanların üstüne kusmaya karar vermek üzereydim. belki de insanları en mutlu anlarında yakalayıp "sen ölüceğini iyice unuttun bakıyorum" demeliydim. çok garip, ölüceğimizi bi tek ben mi biliyorum? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2651416191084910573?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2651416191084910573/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2651416191084910573' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2651416191084910573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2651416191084910573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/ben-hic-depresyona-girip-de-ckarken-bu.html' title='ben hiç depresyona girip de çıkarken bu depresyonun depresyona sebep olan problemleri çözdüğünü görmedim /çiçek'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5728589859212642523</id><published>2011-11-27T11:29:00.000-08:00</published><updated>2011-11-27T12:14:00.827-08:00</updated><title type='text'>bi filmi çok izlersen gerçek olur</title><content type='html'>bugün naaptın deseler melisle 5 tane film izledim, 2 havuç rendeledim, asla aramayacağım birinin telefon numarasını aldım ve gargamelle özdeşleştim diyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;evet gargamelle özdeşleştim çünkü izlediğimiz ilk film şirinlerdi ve zavallı gargamel dünyadan tamamen dışlanmıştı. çirkin ve yalnızdı; ayrıca -kendi yaptığı- şirine bile ona ihanet etmişti. gargamel azman'ın kusmuğuyla çıkan, şirine'nin o ipeksi mutluluk buklelerine bakarken aklımdan şu melodi geçti: "i know that look*"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi ki gargamel mutsuzluk içinde debelenirken, ona nisbet yaparcasına iliklerine kadar mutlu şirinlerin özünü çıkarmak istemekte haklıydı. zaten filmin sonunda gargamel'in çöplerde gezmesini bile kimsenin umursadığı yoktu. ona sonra ne olduğunu öğrenemedik çünkü mavi ay tüneli kapandıktan sonra evine dönüp dönemeyeceğiyle kimse ilgilenmiyordu. herkesin tek ilgilendiği şey şirinlerin tekrar iliklerine kadar mutlu olmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*&lt;span style="font-style: italic;"&gt;polar bear - puscifer&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5728589859212642523?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5728589859212642523/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5728589859212642523' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5728589859212642523'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5728589859212642523'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/bi-filmi-cok-izlersen-gercek-olur.html' title='bi filmi çok izlersen gerçek olur'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3517855423980009950</id><published>2011-11-26T03:15:00.001-08:00</published><updated>2011-11-26T07:25:35.703-08:00</updated><title type='text'>darksidein yorungesine giremeden depresyona girersen atmosfere geri donup yere cakilman kacinilmazdir beybi /eray</title><content type='html'>&lt;div&gt;gece gündüz demeden&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;begüm kız uğraşıp dursun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra iki yüzlü yalancı biri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iliklerine kadar mutlu mu olsun?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayat beni nevrotik yaptıysa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunda benim günahım ne?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;genler bipolar yaptıysa&lt;/div&gt;&lt;div&gt;benim buna katkım ne?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gerçeği öğrenemiyorsak &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ajanlık mı yapalım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendimiz yapıyorsak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başkasına nasıl kızalım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işe yarayan bişeyi &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sence nasıl bırakalım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yaratıcılık ölmesin diye &lt;/div&gt;&lt;div&gt;hadi mutsuz olalım.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3517855423980009950?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3517855423980009950/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3517855423980009950' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3517855423980009950'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3517855423980009950'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/darksidein-yorungesine-giremeden.html' title='darksidein yorungesine giremeden depresyona girersen atmosfere geri donup yere cakilman kacinilmazdir beybi /eray'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8066878989704120136</id><published>2011-11-24T03:46:00.000-08:00</published><updated>2011-11-24T04:26:50.500-08:00</updated><title type='text'>bu evrende birilerinin patates alması gerek</title><content type='html'>yatakta yatıyordum. etrafa açık mavi bi ışık yayılınca gidip perdeyi açtım. dışarısı ağzına kadar denizle dolmuştu. neyse ki yüzgeçlerim var derken şaşkınlıkla balık olduğumu farkettim, hem de transparan turuncu bibalık.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pencereyi açıp yüzerek sahile gittim. tabi her yer deniz olunca sahile gitmenin ekstra bi anlamı olmuyordu. sadece orda dipte evler, yollar yerine; yosunlar, denizçiçekleri ve taşları vardı. kendini daha çok balık hissetmek isteyenler için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;her ne kadar turuncu transparan bi balıksam da bu, diğer balıklarla neşe içinde gülüp oynamaya gideceğim, onlara dünyevi şakalar yapacağım ya da onların yanında kendimi gerçekleştirebileceğim anlamına gelmiyordu. diğer balıklar cehennemdi ve ben sosyofobik bi balık olduğumun bilincindeydim. sonuçta ben de varlığı inkar edilemez bi biçimde dark side'a sahip melankolik bi balık olarak dolcontine mırıldanarak soğuk denizlere doğru ilerlemeye başladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;su soğudukça bana heyecanlı bi ürperti geldi. kendimden küçük bi balığı yuttum, tadı harikaydı. onu yemem ona olan sevgimi gösteriyordu. onu yemeyi seviyordum. sonuçta herkes sevilmek ister, neden şikayet ediyordu ki? acaba kendimden küçük balıkları böyle rahat rahat yiyebilmem doğamın bi parçası mıydı yoksa yiyebildiğim her şeyi yeme hakkına sahip olduğum fikri benim nevrotik bi iddiam mıydı? büyük balıklar tarafından yenme riski küçük balıkları yememi haklı çıkarıyor muydu? eğer çıkarmıyorduysa bi sorun var demekti. belki de hiçbirimizin birbirimizi yemediği bi balık cumhuriyeti kurup sıkıntıdan patlamalıydık.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;soğuk ülkelere doğru olan yolculuğuma devam ettim. sanki yolun sonunda sonsuzluk ya da hayatın anlamı gibi bişey vardı. o yüzden oraya gitmek konusunda sonsuz bi motivasyona sahiptim. kimse bu kaygı dolu depresif balığı yolundan döndüremezdi. ama asil mi asil nevrotik bi denizatını yol arkadaşı olarak kabul edebilirdim, belki turuncu kuyruğumu sağa sola sallayıp etrafında dönerdim ve sonra başka yöne doğru yüzmeye başlayıp "soğuk denizlerde beni hayatın anlamı beklediği için çok şanslıyım, yoksa denizatıyla sonsuza dek mutlu yaşamak zorunda kalacaktım" diye düşünürdüm. belki denizatı beni takip ederdi ve bu çokhoşuma giderdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;soğuk ülkelere doğru yolculuğum varoluşun bütün yükünün üstüme çöktüğü bi anda yavaşladı, sonra yine hızlandı, sonra yine yavaşladı sonra birden durdu. istersem günlerce hiç kıpırdamadan durabilirdim. çünkü burası varoluşsal balık diyarıydı ve motivasyonunu kaybettiysen şov devam etmek zorunda değildi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8066878989704120136?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8066878989704120136/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8066878989704120136' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8066878989704120136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8066878989704120136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/bu-evrende-birilerinin-patates-almas.html' title='bu evrende birilerinin patates alması gerek'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7273782204152288695</id><published>2011-11-22T07:47:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T08:03:13.763-08:00</updated><title type='text'>birileri bu anıları benden alsa iyi olur. /melis</title><content type='html'>&lt;div&gt;sabah uyurken sanki ilk defa düşünüyormuş gibi sinirlendim. ama sanırım bu denli net görmemiştim. gördürülmemiştim de. ipuçlarını takip edip berrak bir sonuca ulaşabilecek içsel netliğe de sahip değildim. isteklerim her şeyin rengini değiştiriyordu ve izin verdiğim herkes bunu kendisine göre manipüle edebilirdi. dünyanın en kötü şeyi değil. ama sinir bozucu. sabah nefret ederek uyanmak yani. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonuçta hepsi geride kalmış olsa bile sinirlenmemi bazen geride kaldıramıyordum. saatlerce böyle şeyler düşünüp müziği gittikçe beni daha da üzecek şekilde ayarlayabilirdim. ama yapmam gereken şeyleri -mesela ders çalışmaya başlamak- ya da her hangi başka bir şeyi de -mesela piyano çalmak- yapabilirdim. bir yol ayrımındaydım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden piyano çalmak isteyeceğimi bulamıyordum. o yüzden ders çalışmaya karar verdim. en azından o bi zorunluluktu. zorunluluklar yapılması için istemeyi gerektirmiyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;odayı toplamaya başladım. çünkü önce oda toplanmadan ders çalışıldığı, dünyanın hiçbi yerinde görülmemişti. bi dolabın içinde kaybolunca bu odayı toplamanın sonsuza dek süreceğini farkettim. artık oda başladığım noktaya göre daha dağııktı çünkü çekmecelerdeki şeylerin bazılarını "bunların yeri burası değil" gerekçesiyle yere atmıştım. bu kadar çok toplanmasına rağmen bu kadar dağınık başka oda olmadığından emindim. hiçbi mide ilacının ürettiğim asidin hızına yetişememesi gibi, hiçbi oda toplayışım dağıtma hızıma yetişemiyordu. elime geçen tek şey muntazam bi çekmece içi ve yere saçılmış kitaplardı. işin kötüsü oda toplama enerjim tamamen tükenmişti ve herşey bu şekilde kalacaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;en azından çalışacağım kitapları o dolaptan ayıklayıp el ile ulaşabileceğim bir mesafeye getirmiştim. bu ders çalışmaya başlamak için iyi bir adım sayılabilirdi. sonuçta dün ders çalışmayı düşündüğümde "ohoo kitapları bulucan da, ayıklican da" diye düşünüyorken, yarın ders çalışmayı düşünürken istersem uzanıp onları elime alıp başlayabileceğim hissine sahip olacaktım. acele etmeye gerek yoktu. benim ders çalışma hızım buyduysa kendime asla gerçekleştiremeyeceğim bir hız dayatmanın anlamı yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pazar - ders çalışmayı düşünmeyi düşünmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pazartesi - ders çalışmayı düşünmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;salı - kitapları dolaptan çıkarmak&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çarşamba - ilk iki satırı okuyup ara vermek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;perşembe - birinci kitabı bitirip özetlemek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bi sonraki perşembe - bi hafta boyunca kitaplara elini sürmemek&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7273782204152288695?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7273782204152288695/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7273782204152288695' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7273782204152288695'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7273782204152288695'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/birileri-bu-anlar-benden-alsa-iyi-olur.html' title='birileri bu anıları benden alsa iyi olur. /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8830229244256673211</id><published>2011-11-22T07:19:00.000-08:00</published><updated>2011-11-22T07:43:40.589-08:00</updated><title type='text'>warner bros tesellisi</title><content type='html'>&lt;div&gt;şöyle sıcak bişey, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sıcacık bişey, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;şu gofret mimarili evrende, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;minik bi güven hissi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanki olabilirmiş ışığı altında&lt;/div&gt;&lt;div&gt;anlık sonsuzluk vaadi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nasıl da çarpıtılıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kemirilim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kemirilim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kemirilim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pasiflere bayılırım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;edilgen şarkılara da&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama mazoşizmden nefret ederim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işallah aynı şey diildir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neden mutlu olmalıymışım?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunlar nerden çıkyıor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu fikre nerden kapılınıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;salgılanan serotonin miktarı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bize ne kazandırıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;havada uçuşan oksitosinler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;(göreceli olarak)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;zamanı hızlı tüketmekten başka&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne işe yarıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;düşünülmek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ya da sevilmemek&lt;/div&gt;&lt;div&gt;belli bir determinizmin getirdikleriyse&lt;/div&gt;&lt;div&gt;başka biri olsaydık da olurdu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne farkeder ki?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama begüm burası&lt;/div&gt;&lt;div&gt;beyni var diye düşünmek zorunda mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hiçbişey cevaplayamadan soru soran bi beyni&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çöbe at gitsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çöbe&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8830229244256673211?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8830229244256673211/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8830229244256673211' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8830229244256673211'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8830229244256673211'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/warner-bros-tesellisi.html' title='warner bros tesellisi'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1599004090580169919</id><published>2011-11-19T02:14:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T02:18:35.879-08:00</updated><title type='text'>pon pon&amp;kıt kıt</title><content type='html'>akbil makinasında akbil yüklerken işlem tamamlandığında tam "akbil yüklemeniz gerçekleşti" diyecekken bilgi fişi istiyormusunuza hayır diyince birden kadının lafının kesilip sadece "akbil yüklemeniz &lt;b&gt;gerçek&lt;/b&gt;" demesi ne kadar rahatlatıcı. akbil yüklememin gerçek olması; yani "gerçek" off harika. gerçekten yükledim onu. hayalet gibi bulanık bi farkındalıkla birşeyler yaparken bi anda akbil yüklemiş olmamın gerçekliğinin o güven verici kesinliğiyle ayaklarım tekrar yere bastı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1599004090580169919?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1599004090580169919/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1599004090580169919' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1599004090580169919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1599004090580169919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/pon-pon-kt.html' title='pon pon&amp;kıt kıt'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3199000661904003538</id><published>2011-11-19T01:54:00.000-08:00</published><updated>2011-11-19T02:02:14.402-08:00</updated><title type='text'>gerekli bir aygıta erişilemediği için önyükleme seçimi başarısız oldu.</title><content type='html'>&lt;div&gt;dünyayı varoluş karanlığının altından görmek ne kadar doğru diye düşünürken, sanki tamamen şeffaf bi şekilde çocuklar gibi mutlu olmak lazımmış varsayımıma karşın bu varoluşkaranlığıperdesinin altında bi çeşit gerisayımın ya da herşeyin solup gitmesinin ya da aslında bi yandan ölüyor oluşumuz bilgisinin çaktırmadan devam etmesi bizi motive eder gibi görünse de, aslında böyle bi karanlık perdenin altında çocuklargibi mutlu olmanın belki de benim için mümkün olmadığından şüpheleniyordum. çünkü doğanın güzelliği bir yana, varoluş tabağındaki tehlikeleri ve başkalarının cehennem olmasını da sık sık hesaba katmak gerekiyordu. ve ben her ne kadar sınırlı ve zayıf bir varlık olduğumu kabul etsem de, melancholia'nın sonunu izlerken dünyamıza çarpmak üzere gittikçe yaklaşan gezegenin mavi ışık altında gittikçe büyüyen silüetine hayranlıkla bakıp, az sonra sona erecek olan tek hayatımı; yani sahip olduğum her şeyi, daha iyi bir hayat haline gelsin diye o ideal benlik dayatmalarına uygun yaşamış olmamın anlamsızlığıyla kıvranmak istemeyeceğimden emindim. hayatımın sonunda kimse bana sözümona "dolu dolu yaşadığım için" ödül vermeyecekti, bi takım normlara göre "güzel görünen" bi hayat yaşamak beni o gittikçe daha parlak hale gelen meteor ışığı altında hiç de aydınlatmayacaktı ve teorik olarak begüm ya da başka birşey olmak arasında bi fark olmasa da, mutlu ya da mutsuzluktan kıvranarak ölmek arasında bile bi fark olmasa da geriye sadece tek bir bilgi kalıyordu: "gerçekten ne istiyorsan onu yap." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama bu sanki herşey çok basitmiş havası veren cümleye felsefi intiharla atlayıp, bilinçaltının seni itip durduğu şeyi yaparak meteorun mavi ışığı altında kısmen daha rahat edeceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun. "gerçeğe" ulaşmak bu kadar hızlı değil ve bazen düşünüyorum da kendi hayatını yaşamayan insanları hesaba katınca dünyada aslında ne kadar da az insan kalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3199000661904003538?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3199000661904003538/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3199000661904003538' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3199000661904003538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3199000661904003538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/gerekli-bir-aygta-erisilemedigi-icin.html' title='gerekli bir aygıta erişilemediği için önyükleme seçimi başarısız oldu.'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2697649231636282081</id><published>2011-11-18T06:43:00.000-08:00</published><updated>2011-11-18T06:55:42.005-08:00</updated><title type='text'>i love you but i've chosen darkness*</title><content type='html'>&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; "seni sevmiyorum" ne kötü bişey ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; resmen varlığı hakarete uğruyo insanın&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hep dolaylı olarak seni sevmiyorum deniliyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sonra da bu kız niye android oldu diyolar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıuhuıjh&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sinirimhopladı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dozum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dozum hopladı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ashıofno ı56pıeo 7x i4&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; melis yok bence &lt;/div&gt;&lt;div&gt; tanrı yok der gibi oldu &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; havaymeti izliyo o&lt;/div&gt;&lt;div&gt; fazla uzaklaşmış olamaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yok ya burdayım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kave yabcam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dünyanın en kötü tostunu yedim &lt;/div&gt;&lt;div&gt; dünya kötü bi yer &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben bi keresinde içinde kaşar olmayan kaşarlı tost yemiştim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; koymayı unutmuşlar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; vah canım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hep bi umutla bekledim o kaşarı ama yoktu&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tamamen yedikten sonra sordun di mi &lt;/div&gt;&lt;div&gt; hatta hiç sormadın ?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yarısına geldim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; arkadaşım sordu&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben sormaya utandım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu kızın niye kaşarı yok dedi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; euahuheuaü&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hasjkfhajkfh&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; adam yenisini verdi ama doymuştum artık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; keşke bu hikayeyi duymasaydım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu da böyle acıklıbihikaye&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; çok GARİBAN&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; nası yedin ya kuru ekmeği&lt;/div&gt;&lt;div&gt;önder:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; garibanlar yer melis &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; belli bi umut seviyesinde herşeye katlanıyo insan biliyosun ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hep bi yerlerden o kaşarın çıkacağını umdum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama hep hayalkırıklığı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hep hayalkırıklığı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; lanet olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*&lt;i&gt;grup&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2697649231636282081?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2697649231636282081/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2697649231636282081' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2697649231636282081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2697649231636282081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/i-love-you-but-ive-chosen-darkness.html' title='i love you but i&apos;ve chosen darkness*'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5515133171829497067</id><published>2011-11-04T22:44:00.000-07:00</published><updated>2011-11-04T22:48:27.499-07:00</updated><title type='text'>aynı begümün devamı</title><content type='html'>membranlı denge tankı satmak için dayanılmaz bir istek duyuyordum. herkesin hayatında böyle dönemler olabilirdi. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;membranlı denge tankı, membranlı denge tankı, ofçokgüzel. dünyanın bütün mükemmelliği adeta membranlı denge tankının harfleri arasına toplanmıştı. o bugüne kadar gördüğüm en güzel şeydi. onlarca kez daha ismini sayıklayıp uykuya daldım.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5515133171829497067?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5515133171829497067/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5515133171829497067' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5515133171829497067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5515133171829497067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/ayn-begumun-devam.html' title='aynı begümün devamı'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8793118486389948445</id><published>2011-11-04T12:43:00.000-07:00</published><updated>2011-11-04T13:32:18.502-07:00</updated><title type='text'>dozum iyi</title><content type='html'>yaptığım tek spor günde iki kere vapura koşmaktı ve gözüme çaylar demliyordum. neyse ki henüz hiçbi vapuru kaçırmamıştım ve doktorun verdiği ilaçlara başlayınca gözümün biraz düzeldiği söylenebilirdi. bunlar hayatımdaki tek iyi gelişmelerdi ama hayattan beklentim iyice düştüğü için bana oldukça tatmin edici geliyorlardı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;geçen gün yine sabah koşumu vapura yetişerek tamamlayıp vapur inişinde bienale doğru yürürken, sattığı hiçbir şeyin ne işe yaradığını bilmediğim bi dükkanın karşısında büyülendim. o karmakarışık kimisi motorumsu kimisi borumsu kimisi vidamsı çeşitli metal parçalarından oluşan yapının önünde hipnotize olmuşken; zaten ben de vapurda bu kapitalist dünya içindeki herşeyin ne kadar da nevrotik olduğunu düşünmüş ve neden daha fazlasını istemem gerektiğini bir türlü anlayamamıştım;  o dükkanın her yerine bıcır bıcır saçılmış irili ufaklı bilinmez metallere artık robotluğumdan ötürü mü yakın hissettim, yoksa dükkanın karmakarışıklığı beynimin içini mi andırmıştı ya da belki de onların ne işe yaradığını bilmiyor oluşumun ve bir çoğunun ne işe yaradığını asla bilemeyecek oluşumun o tatlı büyüsü falan mı olmuştu bilmiyorum, sanırım bütün bunların birleşmesiyle içimin içime sığmadığı bi coşku yaşadım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben böyle bi dükkan açmalıyım diye düşündüm. evet evet kesinlikle. neden daha fazlasını istemek zorunda olduğumu anlayamıyordum. ben kesinlikle jeneratör, hidrofor ve hatta çim biçme makinası yedek parçası satmalıydım. neyi dengede tuttuğunu bilmediğim membranlı denge tankı satmalıydım ben. membranlı denge tankına yeterince yakın olursam beni dengede tutabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8793118486389948445?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8793118486389948445/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8793118486389948445' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8793118486389948445'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8793118486389948445'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/11/dozum-iyi.html' title='dozum iyi'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5084855923917911481</id><published>2011-10-24T06:24:00.000-07:00</published><updated>2011-10-24T07:15:39.293-07:00</updated><title type='text'>insanlara yardım etsen kendini iyi hissedersin, tabi yardımın başarıyla sonuçlandıysa /melis</title><content type='html'>bienal burası. beyaz bi taburenin üstünde bezmiş bir halde otururken melis'e şöyle birşeyler söylüyorum: ".....keşke güzel bişey sevsek. &lt;i&gt;sevicek güzel bişey bulamıyorum&lt;/i&gt;. aa ne güzel cümle oldu, belki bu cümleyi sevebilirim."&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o cümleyi sevmem bitince yine sıkıntı basıyor. aslında buna sıkıntı denmez, kendimi kötü hissetmiyorum; sadece hayatımı anlamsız hissediyorum. ders çalışmayı deniyorum. belki bu kitabın bi yerlerinde öğrenmeye değecek birşeyler bulurum ya da belki bana birşeyleri merak ettirir diye umut ediyorum. ama ders çalışma motivasyonum sıfır çünkü bir iç anadolu şehrinde öğretmen olmak için yapılmadığım çok belli. zaten ders çalışırken kendimi güvende hissetmiyorum. sanırım bu haldeyken kendi düşüncelerimden başka bişeye odaklanmam mümkün değil. ayağa kalkıp ileri geri yürümeye başlıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında burası öyle saçma biyer ki bienalde çalışmak için yapıldığım söylenebilir. ama hayatımda güzel giden bi kaç şey olması şartıyla. aslında kötü giden bişey de yok. sadece, zaten hiçbi zaman gitmeyen ve gitmemesine çok alıştığım şeyler var; ama böyle olduğunu bildiğim için artık onlar da işe yaramıyor. &lt;i&gt;yeşil olmak bile bundan daha iyi&lt;/i&gt; diye düşünüyorum sık sık. belki de dünyada bu kadar çok yeşil pantolon olmasının sebebi budur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;patronumuz anlamsızlık batağına düşmüş beni ve sıkıntıdan kendini yutmak üzere olan melis'i görünce "siz ikiniz dönüşümlü olarak denizi izleyin" diyor, sonra cetveller tehlikede olduğu için diğer odaya gidiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu evrenin dış mimarisi çikolatalı gofret şeklindeyse hiç şaşırmam.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5084855923917911481?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5084855923917911481/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5084855923917911481' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5084855923917911481'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5084855923917911481'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/insanlara-yardm-etsen-kendini-iyi.html' title='insanlara yardım etsen kendini iyi hissedersin, tabi yardımın başarıyla sonuçlandıysa /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4764102306972052979</id><published>2011-10-22T14:21:00.000-07:00</published><updated>2011-10-22T21:56:55.180-07:00</updated><title type='text'>depresyonla olan savaşında depresyonun tarafını tutarsan asla iyleşemezsin / melis</title><content type='html'>&lt;div&gt;bu sabah yataktan kalkmak için neden bulamadığımdan işe geç kaldım. aslında işim gayet eğlenceli. yan odadan "geciktiğim için kusura bakmayın, petrol sondaj makinası kapaklarıyla ilgili küçük bi açıklama yapmam gerekti de" diyerek gelen bir en iyi arkadaşım var ve "senin molaya çıkarken izin almana gerek yok, çünkü boşluğu koruyosun" diyen bi patrona (aynı zamanda en iyi 2. arkadaşa) sahibiz. işimizse, ismi "eflatun kavisli isimsiz nesne" olan şeyin ismini soranlara cevap vermek olarak özetlenebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama işte bu sabah uğruna yaşayabileceğim şeyleri bi gözden geçirip hiçbir şey bulamayınca yataktan kalkmakta gerçekten zorlandım. adeta dünyadaki hiçbir şey kendisini sevmeme izin vermiyordu. yataktan ön gördüğüm saatten yarım saat geç kalkınca treni kaçırıp minibüse binmek zorunda kaldım ve minibüsçü durup dururken kapıyı açıp beklemek gibi pis bi huya sahip olduğu için vapuru kaçırınca, kimsenin şahit olmak istemeyeceği bi sinir krizi geçirmenin eşiğine geldim. insanların özel alanına olan aşırı saygımdan, bu sinir krizini içime atıp mide ağrısına dönüştürmem uzun sürmedi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;günümün geri kalanında ise başkasının özel alanına aşırı saygıyla kendi benliğine saygısızlık arasındaki ince çizgiyi düşündüm. bunun cevabını ararken yine insanları sayıya boğdum. bu konudan uzaklaştığım nadir anlarda manzara kelimesinin tdk'daki tanımını tahmin etmeye çalıştım. patronum herkesin 9 saat boyunca dedikodu yaptığı bu yerde, vakit geçirme biçimimi çok erdemli bulduğunu söyledi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;iş çıkışı kadim dostumun duygudurum bozukluğuna eşlik ettim. bu deliliğin tarihe geçmeyecek olmasına çok üzüldüm. bence klinik psikoloji kitaplarının nevrozlar bölümünde bu sohbetin ses kaydı örnek olarak tutulmalıydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi ev burası. biran önce yatsam iyi olur. yatmadan önce yarın sabah yataktan kalkmak için bi neden bulsam ya da en azından yarın giyeceklerime karar versem sabahki begüm'ün işini baya kolaylaştırmış olurum. 1.'nin cevabını bulmak çok uzun sürer, 2. ise benim düşünemeyeceğim kadar dünyevi bi mesele. sabah begüm'ünden şimdiden özür diliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4764102306972052979?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4764102306972052979/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4764102306972052979' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4764102306972052979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4764102306972052979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/depresyonla-olan-savasnda-depresyonun.html' title='depresyonla olan savaşında depresyonun tarafını tutarsan asla iyleşemezsin / melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3410927263333542895</id><published>2011-10-18T11:59:00.001-07:00</published><updated>2011-10-24T07:26:02.584-07:00</updated><title type='text'>sizin siz olduğunuza dair ikinci kanıtınıza dönersek</title><content type='html'>bienal burası. havalandırma sisteminin bi parçasından esinlenilerek yapılmış plastik heykellere karşı oturuyorum. burası tam bi tımarhane. delirmek konusunda kendini geliştirmek isteyen biri için muhteşem biyer ama yeterince delirmiş biri için tehlikeli olabilir.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kapıdan girer girmez camekan içindeki pamuksular karşılıyor gelenleri. "sanatçı" kitabın bi sayfasından çok etkilenip o sayfayı duvara asmış, kitabın geri kalanı ise bu camekan içinde öğütülmüş durumda. aslında düşününce mantıklı geliyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kalkıp melis'in yanına gidiyorum. ama onun durumu benden daha kötü. bi rivayete göre savaş ve şömine kelimelerinin google'da yanlışlıkla birlikte aratılmasıyla çıkan görsellerden oluşan kağıt parçaları arasında oturuyor. bir başka rivayete göre o kağıt parçaları insanlık tarihinin önemli olay ve nesnelerini temsil ediyor. aslına bakılırsa çocukluğunu yaşayamamış birinin absürd çabaları olarak da yorumlanabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;melis biraz önce liseli bi çocuğun masanın üzerindeki kağıtlardan birini alıp yere bıraktığını söylüyor. görevi insanların o kutsal kağıtlara dokunmamasını sağlamak olan melis, çocuğa tepki gösterince çocuk, "yaptığım şey doğal değil mi?" diye sormuş. gülme krizine giriyorum; hatta o kadar gülüyorum ki sanırım bende duygudurum bozukluğu başlıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;öyle acayip bi yerdeyiz ki hiçbir şeyin doğal olmadığını iddia edemeyiz. doğal kavramının içi tamamen boşalmış durumda. yani yapılan herşeyin doğa sınırlarında olması bi yana, şömineyle savaşı googleda aratıp çıkan görselleri kesip masaya dik bi şekilde yerleştirenbirinin ne kadar normal olduğunu bi kenara bırakırsak, hadi o kişinin yaptığı bu absürdlüğü sergilemenin ne kadar normal olmasını da geçtim, peki ya bunlar kutsal varlıklarmış gibi bütün gün onları koruyan bizler ve nedense bu şeyleri görmeye gelen bi sürü insan olması? son olarak çocuk onu alıp yere bırakmayı nerden çıkardı ve neden böyle bir cümle kuruyor? bu kadar yabancılaşmayı beynim kaldıramıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;klozet görünümlü havalandırma parçası esinlenmeli şeyin bulunduğu odaya geri dönerken yolda bi kız ateşli silahlar bölümünün yerini soruyor. ateşli silahlar bölümünü bu kadar coşkuyla görmek istemesini anlayamıyorum. orayı gözümün önüne getiriyorum ve "boşver, o üst üste monte edilmiş dev tüfek dağının hiçkimseye faydası yok" demek geliyor içimden, onu bu labirent gibi yerde kaderiyle başbaşa bırakıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;odaya geri döndüğümde 2 kişi yanıma gelip klozet kapaklarını göstererek "sanatçı bunu hangi amaçla yapmış?" diye soruyor. bu gülme krizine girmeden cevaplayabileceğim bir soru değil. bu yüzden "eylemin amacını en iyi yapan bilir" diyerek onları uzaklaştırıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama her zaman da böyle olmuyor. düzgün cümleler kurabilcek bi yabancılaşma dozundaysam insanlara bu binada nasıl hayatta kalabileceklerini sanat felsefesi bağlamında açıklıyorum. ama daha açıklamam bitmeden onlar düşüp bayılmış oluyorlar. en azından az önce arkadan sinsice yaklaşıp "sence emek satılık mıdır?" diye soranlara öyle oldu. "günümüzde öyle ama eğer asıl sormak istediğiniz 'emek satılık olmalı mıdır'sa o zaman çook uzun bir cevap sizi bekliyor dostlarım" diyip mavi-yeşil alglerden bahsetmeye başlıyorum. aslında biraz daha dayanabilselerdi, karşılığı adaletli bi şekilde alınırsa emeğin satılmasında bi problem olmayacağı sonucuna varacaktım. ama bu sonuca ulaşabilmem için öncelikle adaletin, emeğin ve tabi ki insanın sınırını iyi çizmem gerekiyordu. insanın sınırını iyi çizebilmem içinse insan olmayanın ne olduğuyla başlamalıydım. bu nedenle mavi-yeşil alglerden bahsetmek bana çok uygun görünmüştü.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3410927263333542895?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3410927263333542895/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3410927263333542895' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3410927263333542895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3410927263333542895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/sizin-siz-oldugunuza-dair-ikinci.html' title='sizin siz olduğunuza dair ikinci kanıtınıza dönersek'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1493951669370333658</id><published>2011-10-15T11:17:00.000-07:00</published><updated>2011-10-15T12:38:41.350-07:00</updated><title type='text'>kafam çok karıştı ve dünyadaki yerimi unuttum</title><content type='html'>bienal burası. ilk iş günüm. burda çalışanlar eserlere dokunulması konusunda çok sinirli. belki bi hafta geçtikten sonra ben de onlar gibi olurum ama henüz bunu ölümcül hata olarak görmeyen biri olduğumdan abartılı tepki gösterdiklerini düşünüyorum. o derece ki bi ara güvenlik sinirli bir halde yanıma gelip, mezartaşı odasından benim olduğum tarafa doğru biri yeşil pantolonlu, biri deri ceketli olmak üzere şüpheli bir üçlünün yaklaştığını söyledi. dediğine göre her yere dokunuyorlarmış ve bu yüzden gözüm üstlerinde olmalıymış.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güvenliğin ses tonundan sanatın büyük tehlike altında olduğunu hissedip merakla üçlüyü beklemeye başladım. fakat garip bi şekilde bi anda her yer yeşil pantolonlu ve deri montlu insnalarla doldu. yani yeşil sayılabilecek o kadar çok pantolon gördüm ki, dünyada bu kadar çok yeşil pantolon bulunmasına gerçekten çok şaşırdım. ayrıca bu yeşil pantolonluların yanlarında bazen ilk bakışta deri olarak algılanabilecek montlular da bulunuyordu ve belki bi metreye kadar yakınlarında olan kişileri de onların arkadaşı varsayarsak, pek çoğunun bi üçlü oluşturabilmeleri olasılıklar dahilindeydi. sonra ben insanlara bakarak acaba şu pantolon da yeşil sayılabilir mi, bu mont gerçek deri mi ve o algısal ayırtediciliği olmayan diğer kişi onların arkadaşı mı diye düşünürken içeri yemyeşil pantolonlu biri girdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pantolon o kadar yeşildi ki kesinlikle yeşilliği tartışmaya açık değildi, evrendeki en yeşil pantolon kesinlikle oydu. yanında parlak deri montuyla ışıldayan biri ve onlara coşkuluyla eşlik eden üçüncü biri de vardı. araları o kadar iyi ve o kadar yanyanaydılar ki onlar gerçek bi üçlüydü. kimse onların üçlü olmadığını söyleyemezdi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;güvenlik göz ucuyla bana onları işaret etti. ben de gözümü üstlerine koydum. hiçbi şeye dokunmadan mutlu bi şekilde etrafı gezip gittiler.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1493951669370333658?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1493951669370333658/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1493951669370333658' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1493951669370333658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1493951669370333658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/kafam-cok-karst-ve-dunyadaki-yerimi.html' title='kafam çok karıştı ve dünyadaki yerimi unuttum'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6384477287267374715</id><published>2011-10-14T13:58:00.000-07:00</published><updated>2011-10-15T14:56:19.892-07:00</updated><title type='text'>dünyada bitek ben varım</title><content type='html'>"hitlerin esrarengiz kayboluşu"ndaki "kayboluşu" kelimesini "kablosu" diye okuyarak filmin ismini "hitlerin esrarengiz kablosu" olarak görmem, herkesten sakladığım robotluğumun suçlu psikolojisiyle açığa çıkması gibiydi. bi an hitlerle robot olduğumuz anlaşılıcak diye korkup "hiiy kabloyu farketmişler kaçalım" diye düşündüm nerdeyse.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6384477287267374715?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6384477287267374715/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6384477287267374715' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6384477287267374715'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6384477287267374715'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/dunyada-bitek-ben-varm.html' title='dünyada bitek ben varım'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3742569197846537073</id><published>2011-10-14T13:10:00.000-07:00</published><updated>2011-10-14T13:41:57.795-07:00</updated><title type='text'>beautiful sad but funny</title><content type='html'>elm sokağı burası. içimdeki meteor çukuruyla oturuyorum. acaba meteorun şeklini şemalini mi incelemeliyim yoksa üstünü kapatıp başka şeyle mi ilgilenmeliyim karar veremiyorum. aslına bakılırsa meteorun incelenecek bi tarafı kaldı mı emin değilim, her zamanki meteor işte. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer iyimser olsaydım içimdeki bütün güzel şeylerin ölümüyle özgürleşme arasında bi bağ kurardım. ama realist olduğum için tek arkadaşını kaybetmiş bi şizofren gibiyim. aslında buna realizm de denmez. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"denmez" yazarken beynimdeki bi dolap açıldı ve içindekiler beynimdeki halıya döküldü. tıpkı bizim ev gibi, dolaplar tuzaklarla doluydu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;büyükten küçüğe doğru üst üste düzenli bi şekilde yerleştirmeye üşendiğimiz tencereleri, elimize geldiği sıralamayla küçükten büyüğe sonra yine küçüğe doğru yerleştirince tencereler tam düşecekken kapağı kapatırsak ve bunu bütün dolaplara uygularsak ev tuzaklarla dolu olur. işte beynimdeki dolaplar da tıpkı bu durumdaydı. gelişigüzel savunma mekanizmalarıyla son anda kapattığım &lt;i&gt;beyinkapakları&lt;/i&gt;mdan biri açılmış ve zaten hepsi aynı kapıya çıkan dolaplar bi anda &lt;i&gt;beyinhalısı&lt;/i&gt;na dökülmüştü. şimdi ben bu beyni toplasam mı yoksa hiç ellemeyip daha sonra başkasına mı toplatsam karar veremiyordum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında herkes kendi beyninin önünü süpürse dünya tertemiz olurdu. ama kendi beynimizi süpürmediğimiz gibi, bi de sürekli yan beynin bahçesine çöp atıyoruz. bence çevremizi korumalıyız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3742569197846537073?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3742569197846537073/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3742569197846537073' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3742569197846537073'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3742569197846537073'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/beautiful-sad-but-funny.html' title='beautiful sad but funny'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5697206847993767807</id><published>2011-10-10T15:57:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T16:10:43.094-07:00</updated><title type='text'>direktsorangillerden bi bitki</title><content type='html'>&lt;div&gt;adeta o kutudünyanın bir başka boyutu gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;daha önce basılmış bu yerlere&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ilk defa geliyor olmanın büyülü heyecanı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanki bir şey anlatmaya çalışıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bardaktan bir yudum alıyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dual void trident gibi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hep bişey olacakmış gibi ama olmuyor&lt;/div&gt;&lt;div&gt;değişen aralıklı pekiştirme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve yalnızlık evreleri&lt;/div&gt;&lt;div&gt;beni çığrımdan çıkarabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yanlış koşullanma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;katarsis ve içgörü&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kafamı katıştırmaktan ve varoluş alışkanlıklarımdan &lt;/div&gt;&lt;div&gt;beni kurtarabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;esas meseleye yaklaşınca&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sıçramadan kurtulup sakin olunabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tek zayıflığım &lt;/div&gt;&lt;div&gt;varolmam olabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;özdeşleşme isteği&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve kendini ortamdan silme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunlar insana bırakılabilir mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hep de hata yapmaya çok yakınken?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bi durum &lt;/i&gt;hiç hoşuma gitmedi ve &lt;i&gt;şiyir&lt;/i&gt; yazdım. çünkü hayatım bi trajedi içinde azalırken, fobilerime rağmen lütfedip attığım; hatta attırıldığım adımların dramatik bir melankoliye kurban gitme ihtimalinden hoşlanmıyordum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;maybe!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5697206847993767807?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5697206847993767807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5697206847993767807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5697206847993767807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5697206847993767807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/direktsorangillerden-bi-bitki.html' title='direktsorangillerden bi bitki'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-598329120431988228</id><published>2011-10-10T05:37:00.000-07:00</published><updated>2011-10-10T07:45:44.574-07:00</updated><title type='text'>ben daha önce hiç ağırbaşlılık görmedim</title><content type='html'>avukat arkadaşım müge &lt;span style="font-style:italic;"&gt;bilirkişi&lt;/span&gt;den bahsederken, bilirkişi olmanın tam bana göre bi meslek olduğuna karar veriyorum. çok havalı bi ismi var. sonra mügeye bilirkişi olmak için ne yapılması gerektiğini soruyorum. üniversite bitirip başvurmak gerekiyormuş ama hiç felsefe mezunu bilirkişi görmemiş. inanılmaz bi durum, mahkemelerde hiç varlıkla ilgili problem çıkmıyor mu? müge somut konuları bilmek gerektiğini söylüyor. ben hiçbişey bilmiyorum ama bişey bilmiyor olmakla ilgili çok şey biliyorum; hatta bütün hayatım bunun üstüne kurulu. eğer bişey bilmiyor olmakla ilgili bilirkişi gerekirse çekinmeden arayın diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;teachers burası. sosyal ortamlara girmek için fazla sağlıksız olduğumuzu 64. farkedişim. biraz konuştuğumda, evdeyken &lt;span style="font-style:italic;"&gt;orda bulunmaması gereken bi domatese&lt;/span&gt; ingilizce küfür ettiğim ortaya çıkıyor. ortamdaki yeni tanıştığım kişilerin benimle ilgili sahip olduğu ilk bilgi bu. sonra müge, küçükken rüyasında domateslerin hep onunla konuştuğunu ama biraz büyüyünce o domatesleri ezdiğini anlatıyor. mügeyle ilgili ilk bilgi bu. ardından melis en trajik haliyle, hayatımda o kadar çok orda bulunmaması gereken bi domates oldum ki, lütfen domateslere hiçbi dilde küfür etmeyelim diyor. melisin durumuna çok üzülüp nevrotik bi krize giriyoruz ve daha da saçmalamaya başlıyoruz. deliyiz meliyiz ama eğleniyoruz en azından, yan masa gibi sıkıcı değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-598329120431988228?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/598329120431988228/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=598329120431988228' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/598329120431988228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/598329120431988228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/ben-daha-once-hic-agrbasllk-gormedim.html' title='ben daha önce hiç ağırbaşlılık görmedim'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4921239087655843779</id><published>2011-10-08T10:23:00.000-07:00</published><updated>2011-10-08T11:27:35.663-07:00</updated><title type='text'>türkiş uzayyolundaki tuz canavarı</title><content type='html'>günlerdir evden çıkmadığım için midir, bugün cumartesi olduğu için midir nedir, acilen dışarı çıkmam gerektiğini hissettim. melis'i çağırdım, başka planı vardı, taşkın'la konuştum, onun da başka planı vardı, önder'i davet ettim, hastaymış, bana küsmüş bi arkadaşıma mesaj attım, cevap vermedi. sonra sercan'ı çağırdım, bi arkadaşının düğününe gidecekmiş, artık başka seçeneğim kalmadığı için "beni de götür" diye yalvardım, acıdığı için kabul etti ama gitmedim çünkü düğün çok uzaktaydı. sonra sercan'a "naapsam ki ben şimdi" dedim, şu an krizdesin bence git bi sakinleştirici al dedi. gülme krizine girdim. durumumun ne kadar vahim olduğunu anlayınca bizim bu taraflarda oturan bi arkadaşından benimle buluşmasını rica edebileceğini söyledi. çocuk yarım saat uyuduktan sonra kamera lensi almak için alışverişe gideceğini, istersem benim de gelebileceğimi söylemiş. sonra çocuğun isminin cumhur olduğunu öğrenince gitmekten vazgeçtim. sonra taşkın'ın arkadaşı cemre'ye içinde bulunduğum durumu anlattım. cemre bana acıyıp gitmek üzere olduğu yere davet etti, ama orası sabah taşkın'ın beni davet etmediği yer olduğu için gitmem çok absürd olacaktı. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonunda ben de bu dialoglardan, kimsenin beni sevmediği sonucuna vardım ve tek başıma sahile indim. orda yavru bi kediciğe rastladım. yeni doğmuş olmanın şaşkınlığıyla bana bakıyordu. annesi etrafta yoktu, o da en az benim kadar yalnızdı. kediciğin korktuğunu düşündüm ve onu birazcık sevdim. sonra tam kalkıp gidiyordum ki peşimden gelmeye çalıştı, çok üzülüp ağladım. sonra biraz daha sevdim ve ardından onu başka bi kedinin yanına bırakıp kaçtım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;biraz yürüdükten sonra içim rahat etmedi ve bi su alıp kediciğin bulunduğu bölgeye geri döndüm. ordaki boş su kaplarından birine suyu boşalttım. direkt olarak o kedi içmese de belki annesi içer, ya da teyzesi içer bilemedin bi köpek falan içer diye düşündüm. sonra durumu mesajla önder'e anlattım ve bana "kediye süt verseydin ya tırt hayvansever" dedi. ben de "burda hiç bakkal yok olum, sinirlendirme beni bak alırım suyu geri" dedim. bütün bunlar olurken gökyüzünde hiç meteor yağmuru yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4921239087655843779?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4921239087655843779/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4921239087655843779' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4921239087655843779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4921239087655843779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/turkis-uzayyolundaki-tuz-canavar.html' title='türkiş uzayyolundaki tuz canavarı'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1453783470288112057</id><published>2011-10-07T04:44:00.000-07:00</published><updated>2011-10-08T11:35:10.979-07:00</updated><title type='text'>bişeyi üçüncü birine gösterene kadar gerçekliğinden emin olamıyosun hakkaten /melis</title><content type='html'>dünya şu an bir tehlike içermiyor ama hafiften sıkıcı gibi ha ne dersin? diye sordum tabağımda uzanmış tosta. bu konuda onun da fikrini almak istemiştim. acaba tost olmanın da sıkıcı yanları var mıydı; yoksa bir tost için çok daha farklı dinamikler mi söz konusuydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;onu rahatsız etmişim gibi tembel tembel kıpırdandı, pek konuşmaya niyeti yok gibiydi. zaten tostların konuşmaya niyeti olsa daha sık konuşurlardı diye düşündüm. neyse, ağzından kerpetenle laf almaya çalışacağım bi tosta ihtiyacım yok, bence onu yemeliyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ama yiyemedim. karnım çok ağrıyordu ve içorganlarım sanki içeriye gelecek yeni yiyeceklerle uğraşamayacak kadar meşgul görünüyorlardı. bir süre sonra karnımın ağrısı bayılsamkeşke sınırına ulaşınca, sıcak su torbası yapıp koltuğa yığıldım. aslında bi ağrı kesici alsam geçerdi ama o zaman da midem ağrıyacaktı. gerçekten zor bir karar, karın ağrısından mı ölsem; yoksa mide ağrısından mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaklaşık 20 dk kadar cevabı düşündükten sonra mide ağrısından ölmeye karar verdim. ne de olsa alıştığımız, bildiğimiz, yakından tanıdığımız ve samimi olduğumuz bir ağrıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ilacı içtikten bir süre sonra artık tostu yemeye hazırdım. onu ağzıma yaklaştırırken kendisini çılgınca sağa sola atmaya başladı. "sakin ol tostum" diyip onu tabağa geri bıraktım. yenmek istemeyen bi tostu zorlayamazdım. başka bir yemek yapmaya karar verip hazırlanarak alışverişe çıktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;karnım ağrımadığı için keyfimyerindeydi. alışveriş dönüşü şarkı söyleyerek yokuşu çıkarken evin önünde şüpheli siyah bi araba gördüm. içindeki kel kafalı sakallı herif bizim apartmana dakikalarca gözünü dikip baktı. ben de durumu çok şüpheli bulduğum için arabanın plakasını ezberledim. önümüzdeki günlerde bişey olursa ve polis gelip bana "son zamanlarda şüfeli bişey gödünüz mü" derse hemen plakayı söyleyip adamın robot resmini çizdirecektim. evet bugün gerçektensıkıcıydı ve kendime böyle suni ekşınlar yaratıyordum. hayatım boyunca herhangi birşey ezberlemekten ölümüne kaçınmış biri olarak hiç gereği olmamasına rağmen alakasız bi arabanın plakasını ezberlemem doğrusu beni çok şaşırtmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sanırım plakayı ezberleyerek çok fazla özveride bulunduğumu düşündüğümden olsa gerek, bu bilgi bi işime yarasın diye midir nedir gece şöyle bi rüya gördüm: bizim apartmanda yangın çıkmış ve sonra yapılan araştırmalar sonucu yangının kasıtlı çıkarıldığına karar verilmişti. daha sonra polisler gelip bana "son zamanlarda buralarda şüfeli bişey gördünüz mü?" diye sordu ve ben ezberlediğim plakayı söyleyip, adamın robot resmini çizdirerek muradıma erdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1453783470288112057?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1453783470288112057/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1453783470288112057' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1453783470288112057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1453783470288112057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/biseyi-ucuncu-birine-gosterene-kadar.html' title='bişeyi üçüncü birine gösterene kadar gerçekliğinden emin olamıyosun hakkaten /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1907691762312103367</id><published>2011-10-03T07:18:00.000-07:00</published><updated>2011-10-08T11:34:44.165-07:00</updated><title type='text'>bisiklet açısından binilmelik bi hava</title><content type='html'>zorla yirmi iki düşündürüp sonra bu yirmi ikinin rengini ve fonun rengini sorarak 8 kişi üzerinde yaptığım araştırmanın sonunda şu sonuçları elde ettim:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;b: kırmızı üzeri beyaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;l:  siyah üzeri beyaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;t: siyah üzeri kırmızı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bense açık gri fon üzerinde sarı bi yirmi iki düşünmüştüm ve muhteşem ötesi estetik anlayışına sahip biri olarak yirmi ikiyi neden bu kadar okunaksız imgelediğimi anlayamadım. gerçekten ikiler açık gri fonda zar zor seçiliyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ardından soruyu en yakın arkadaşıma sordum ve melis de benim gibi açık bi fon üstüne sarı bi yirmi iki düşünmüştü (cevabı benim ne düşündüğümü öğrenmeden önce verdi). ardından diğer yakın arkadaşım olan eraya da soruyu yönelttim, onun da yirmi ikisi sarı fonu açık yeşildi. sonra diğer yakın arkadaşım olan çiçeğinse fonu sarı, yirmi ikisi hangi renk olduğunu anlayamadığı bir koyu renk idi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak s kod adlı arkadaşın ise yirmi ikisi boşlukta salınan bir hardal rengiydi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tabi ki bilimsel araştırmada olduğu gibi bunda da her sonuç yeni bir soruyu tetikliyordu, sırada araştırılması gereken şeyler şunlardı:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*neden en yakın arkadaşlarımla renklerimiz neredeyse aynıydı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*verilmiş olan renkler sadece 22 için mi geçerliydi? 23 düşünün deseydim yine aynı renk ve fonu mu söyleyeceklerdi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*acaba sadece 20'nin kendince bir rengi vardı ve küsüratlar bu renge mi uyuyordu? yani o halde 30 lu şeylerin rengi de birbirinin aynısı mı olacaktı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*22 nin rengini başka bir zaman sorsam yine aynı rengi mi söyleyeceklerdi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1907691762312103367?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1907691762312103367/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1907691762312103367' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1907691762312103367'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1907691762312103367'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/bisiklet-acsndan-binilmelik-bi-hava.html' title='bisiklet açısından binilmelik bi hava'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5236303921058403024</id><published>2011-10-03T05:58:00.000-07:00</published><updated>2011-10-03T06:19:36.997-07:00</updated><title type='text'>kendinle aynı fikirde diilsin bence</title><content type='html'>cicenk: ya bu niçeye niye nihilist diyip duruyolar ben anlamıyorum&lt;br /&gt;nihilist o rus romanlarındaki kahramansa&lt;br /&gt;niçenin yakından uzaktan alakası yok gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: rus romanlarınki kahramanın özelliklerini söyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: yaşamak istemiyo&lt;br /&gt;yaşam çok anlamsız falan böyle&lt;br /&gt;ağacın dibinde oturuyolar sıkıcı sıkıcı&lt;br /&gt;ama anlamadığım orda da çocuk bilimle mi ne uğraşıyodu&lt;br /&gt;o kadar nihilistsen&lt;br /&gt;bırak hiç bişeyle uğraşma&lt;br /&gt;&lt;b&gt;bırak ya bırak tamam&lt;/b&gt; derdim tanısam&lt;br /&gt;senin yaptığın bilimden nolacak derdim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: wee56ut9y68ıyouıofyutfyt&lt;br /&gt;hakkaten he&lt;br /&gt;herşeyi anlamsız ve değersiz bulan biri bilimle uğraşma çelişkisi göstermesin&lt;br /&gt;hayatta kalıcak kadar yiyip bütün gün karamsar şeyler düşünsün&lt;br /&gt;sonra da aşırı sıkılırsa kendine zorla film izletsin&lt;br /&gt;aa bu benim hihihi&lt;br /&gt;nihilist olduumdan hiç haberim yoktu&lt;br /&gt;varoluşçuyum sanıyodum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: bana bir varoluşçu nasıl olur&lt;br /&gt;anlatabilir misin peki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: tabii&lt;br /&gt;varoluşçu, dünyaya bi amaç için getirililmediğini kabullenip kendi özgür iradesiyle yaptıklarının sorumluluğunu alarak eylemlerini sahiplenen, bu dünyadaki oyuncakları sevmeye başlayan onlara kendi ölçütlerince değer falan veren biri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: bi amaç için derken&lt;br /&gt;yani hayatın anlamını ararken mesela, bu dünyaya bi nedenle gelmiş olmalıyım&lt;br /&gt;demeyen biri manasında mı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: yani tanrı tarafından verilmiş bi misyonu yok&lt;br /&gt;hayatın kendiliğinden sabit bi anlamı olmaması anlamında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: yapmamız gerkeen spesifik bişey yok&lt;br /&gt;mesela doğayı referans alıp üremek diyebilirsin&lt;br /&gt;ama üremesen de üremessin yani&lt;br /&gt;o bile zorunlu diil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: hum&lt;br /&gt;kafama birden bi soru yığılması oldu&lt;br /&gt;şimdi mesela&lt;br /&gt;bi insanın iradesinin gelişmişliği&lt;br /&gt;eğitime falan bağlanabilir mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: hıhım&lt;br /&gt;farkındalık arttıkça özgür irade artar&lt;br /&gt;farkındalık arttıran bi eğitimse o zaman bağlanabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: o zaman özgür irade tamamen insan doğasından gelen bir şey değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: özgür irade arttırım potansiyeli geliyo ama&lt;br /&gt;yine de kiminin 1 metrekare özgür iradesi var&lt;br /&gt;kiminin 100&lt;br /&gt;hayvanla-sartre arası değişen bi özgür irade yelpazesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: eufhuaea&lt;br /&gt;ama yine de aydınlanmadım&lt;br /&gt;bi dakika&lt;br /&gt;sartre bu dünyadaki en özgür iradeli insan olsa mesela&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: hıhım&lt;br /&gt;olsamesela&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: oldu tamam&lt;br /&gt;ve dünyaya üremek için gelmediğine inanıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: hıhım iradesini doğanın üstünde tutmuş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ya ama zimbamwedeki adam da öyle geldiğine inanmıyodur ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: doğa bi din gibi zaten&lt;br /&gt;sadece daha somut&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: sartre ın doğanın üzerine çıkacak&lt;br /&gt;güçleri olduğundan olamaz mı&lt;br /&gt;bizzat doğayı egemenlik altına alabileceğine inanılmaz inanmış bir medeniyetten geldiği için olmuşsa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: aklı doğanın üsütnde tutan bi kültürden geldii için böyle düşünüyo olabilir hatta öyle çünkü hepimiz toplumsalız&lt;br /&gt;neyse galba sen şey diye düşündüğün için kafan karıştı&lt;br /&gt;şimdi sartre ın fikirlerini oluşturan şey toplum, ayrıca iradesinin malzemelerini doğadan alıyo&lt;br /&gt;demek ki özgür irade o kadar özgür diil gibi düşündün&lt;br /&gt;yani sartre ın bi karar verirken kullanıcağı ölçütler sağdan soldan toplama&lt;br /&gt;herşeyden bağımsız bi benliği ya da karar mekanizması yok&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: hayır ama ıssız adada değil ya bu insan&lt;br /&gt;ıssız adada olsa çişimi bugün öyle salıyorum da diyebilirdi&lt;br /&gt;hangi düşüncenin sana ait hangisinin&lt;br /&gt;bi yerden apartma olduğunu anlamak&lt;br /&gt;o kadar kolay olmasa gerek diyorum ben sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: tamamen sana ait bişey yok ki olum&lt;br /&gt;birinden direkt alıntılamadıysan&lt;br /&gt;içindeki diğer ölçütlerle birleştirip ona ulaştıysan senin sayılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: işte ben o noktada hep çok tedirginim&lt;br /&gt;çünkü ben tam algılayamıyorum&lt;br /&gt;yani ne kadar özgür irademle verdim o kararı&lt;br /&gt;gerçi karar vermedeki özgür irade&lt;br /&gt;biraz daha farklı bişey olsa gerek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: somut bi karar örneği üstünden gitsek daha iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ya ama özgür iradenle karar vermek dışında&lt;br /&gt;ne yapıyosun&lt;br /&gt;kendi ahlak anlayışımın bana mı ait&lt;br /&gt;apartma mı olduğunu tam anlamıyorum ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sana ait olması diye bişey yok ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: of bilmiyorum bu özgür irade sorunu çok sorunlu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sen dediğin zaten %50 genlerin ve insan doğası&lt;br /&gt;%20 toplum&lt;br /&gt;%20 arkadaşlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: arkadaşlar mı&lt;br /&gt;efuheuhua&lt;br /&gt;o da toplum sayılır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: %10 ünlüler&lt;br /&gt;ünlü dediğim niçe falan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ünlüler mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: ahuehua&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: adsuahduah&lt;br /&gt;efhuahsauhud&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: benim için ünlü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: anladım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sanki sen diye&lt;br /&gt;herşeyden bağımsız bi varlık varmış gibi konuşma&lt;br /&gt;sen dediğin şey işte bunları belli oranlarda kendine özgü şekilde karıştıran bi mixer&lt;br /&gt;mixer olduğumuzu ben de şu anda öğreniyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: eufhuasuahduahduahdiasld&lt;br /&gt;sartre nasıldı mesela&lt;br /&gt;tanıdığın kadarıyla anlatır mısın&lt;br /&gt;eufheuha&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sartre çok iyi karıştırıyo&lt;br /&gt;mesela sırf yüzde 50 nin dediini de yapabilirsin&lt;br /&gt;sırf 20 nin dediini de&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ya o hep bunalımda değil miydi ya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: ne kadar karıştırırsan o kadar özgür irade&lt;br /&gt;yok ya ne bunalımda olcak&lt;br /&gt;kafam kadar kitap yazmış&lt;br /&gt;varlık ve hiçliği biliyosundur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: atıp tutmasın di mi&lt;br /&gt;biliyorum&lt;br /&gt;ama okumadım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: onu yazıcak kaadr motive olduysa bunalımda demem ben ona&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: bunalımdan hiç haberleri yokmuş çidden bunların ya&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: ben de bazen bloguma bakıp yoksa bunalımda diil miyim diyorum&lt;br /&gt;neyse özgür iradeyi anladın mı&lt;br /&gt;sartre la hayvan arasındaki farkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: eh işte yani&lt;br /&gt;özgür iradenin imkansızlığı&lt;br /&gt;diye bi kitap yok mu&lt;br /&gt;yoksa hemen yazıim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sen özgür iradeye inanmadın&lt;br /&gt;mixer olduunu kabul etmek istemiyosan anlarım&lt;br /&gt;hern34uı5n6e&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: eufhuashuh&lt;br /&gt;hayır mixer olduğumu anladım da&lt;br /&gt;çok güzel dönüyorum ama&lt;br /&gt;her biri benden bağımsız şeyleri karıştırıyorum&lt;br /&gt;ha ben karıştırınca şeyoluyo diyosun&lt;br /&gt;anladım aslında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: anladın da yerine oturması için biraz zaman lazım&lt;br /&gt;buzdolabı givi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ama sen karıştırmak istemesen de ister istemez kendiliğinden araya fazla karışan durumlar olabiliyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: hıhım&lt;br /&gt;aslında benim şey kafamı karıştırmıştı&lt;br /&gt;niçe şey demişti bi keresinde&lt;br /&gt;kontrol etmek yoktur bastırmak vardır&lt;br /&gt;mesela ben mix yapıyorum&lt;br /&gt;mesela karışıma %30 doğa %30 ünlüler %30 arkadaşlar %10 toplum aldım diyelim&lt;br /&gt;baştaki rakamlardan yola çıkarsam&lt;br /&gt;demek ki doğanın %20 sini bastırmışım&lt;br /&gt;toplumun %10 unu bastırmışım&lt;br /&gt;arkadaşlarla ünlüler nasıl arttı&lt;br /&gt;fake bi artış mı&lt;br /&gt;ahuhea&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: işte ben de o yüzden ö.i.i(özgür iradenin imkansızlığı) diyorum&lt;br /&gt;çünkü fake değil ama duruma göre bi artık&lt;br /&gt;biraz nabza göre şerbet artışı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: bi dakka sen niye nabza göre şerbet diyon&lt;br /&gt;duruma uyum sağlamak kötü bişi mi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: yani duruma göre yapmışsın o mix mi demek ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: neye göre yabıcaktın&lt;br /&gt;zaten duruma göre yabıcan olum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: işte kendi özgür iraden olsaydı saf böyle&lt;br /&gt;safasaf&lt;br /&gt;ben şunu merak ediyorum aslında&lt;br /&gt;şimdi sen&lt;br /&gt;hayvansın ya aslen&lt;br /&gt;seni adada doğurup bıraksaydık&lt;br /&gt;hayatta kalabilseydin ve de işte&lt;br /&gt;dediğin gibi bi özgür iraden olmayacaktı&lt;br /&gt;ee o zaman bütün özgür irade&lt;br /&gt;yaşadığın toplumsal çevreden geliyor demektir&lt;br /&gt;o zaman mixer in de senin değil&lt;br /&gt;yani burda ben, mixerin tamamen benim öz mixerim&lt;br /&gt;ya da o mixerin "ben" olduğumdan emin olamam diyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: beni mixer haline getiren şartlar toplumsal evet&lt;br /&gt;ama mixer benim&lt;br /&gt;mixerimden başka bişeyim yok&lt;br /&gt;mixer de sen diilsen sen diye bişey yok zaten&lt;br /&gt;sen diye bişey olduğunu zaten nerden çıkardın&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: işte ben de onu diyorum auhuehaas&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: biz sana bişey söylerken karışıklık olmasın diye "sen" diye bi kelime kullanıyoruz&lt;br /&gt;yoksa sen diye bişey yoktur&lt;br /&gt;ahuhruah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: acaba yok mu lan diyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: yok tabi olum&lt;br /&gt;tamamen sana ait bişey söyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: yok işte diyorum sabahtan beri&lt;br /&gt;nası söyliyim&lt;br /&gt;mixer bile benim mi emin değilim diyorum&lt;br /&gt;eufheuhas&lt;br /&gt;ay çok korkunç&lt;br /&gt;korkunç denmez ona aslında&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: bunu söylüyen kim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: gri gibi geldi bi an&lt;br /&gt;kim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: sana bunları söyleten de sen diilsin ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: ha&lt;br /&gt;ben de ünlülerden biri söyledi sandım&lt;br /&gt;asdasfds&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: mixer benim mi bilmiorum diyen de sen diilsin&lt;br /&gt;uıkl34btıhers6ıoe5yne5x&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: bunu söyleyen kim&lt;br /&gt;pilaton&lt;br /&gt;diceksin sandım bi an&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: ahuehauyhe&lt;br /&gt;bence mixeri ben olarak kabul edip bu aslında yokuzculuktan kurtulalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: aduhsauh&lt;br /&gt;mixer benim mi bilmiyorum diyen de işte iki satır felsefe okudu diye herşeyden böyle bi nem kapan bi insan&lt;br /&gt;ben değilim&lt;br /&gt;okumasam bankada çalışıyo olacaktım&lt;br /&gt;ama fakir olucam sanırım sırf entellik uğruna&lt;br /&gt;asdlkjh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: auhaeuhae&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;cicenk: evet neyse bence de mixer biziz diyelim ve kurtulalım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;begüm: ya bence zaten burda "ben hissiyatı" nı temel alalım&lt;br /&gt;sonuçta mixerin ben olduğunu kabul etmesen bile bağımsız bir benin varlığı hissi geçmez&lt;br /&gt;geçerse zaten buna "yabancılaşma" denir&lt;br /&gt;davranışlarını ve onların sonuçlarını sahiplenmezsin&lt;br /&gt;daha çok %20 nin dediğine falan bırakırsın kendini&lt;br /&gt;özgür iraden de gittikçe azalır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5236303921058403024?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5236303921058403024/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5236303921058403024' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5236303921058403024'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5236303921058403024'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/kendinle-ayn-fikirde-diilsin-bence.html' title='kendinle aynı fikirde diilsin bence'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-100698024644961704</id><published>2011-10-01T08:36:00.000-07:00</published><updated>2011-10-01T17:29:32.329-07:00</updated><title type='text'>gerçekliğinden emin olmadığımız bi konu hakkında yalan söylememeliyiz. /çiçek</title><content type='html'>&lt;div&gt;varoluşsal masal diyarı burası. denizden çıkıp bi süreliğine hava alarak efsanevi bi şekilde azgın sulara geri dönen dev bi canavar var*. ama kesinlikle iyi bi canavar, konuşularak kimseyi yememeye ikna olabilir. ama her zaman herkesle konuşmaz çünkü o zaman herkes bu olayı arkadaşlarına anlatır ve bi sürü kişi onu görmeye gidiceği için canavar rahatsız olur. o yüzden belki sadece çok üzgün olanlarla konuşur.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;çoküzgün olanlar arasından da tabii ki herhangi bi üzgünlüktekilerle hemen konuşucak hali yok. sadece üzgünlüğü varoluş acısı haline gelenlerle olabilir. çünkü burası varoluşsal masal diyarı. mesela üzgün biri öncelikle onu üzen şeyi sorgular, mesela bunun nedeni bi insansa o insanı, sonra eğer çok çok üzgünse bi anda bütün insanlığı sorgulamaya başlayabilir ve eğer hümanist biriyse o zaman insanları bırakıp sistemi sorgulamaya girişir ve eğer bu kişi bi filozofsa hızını alamayıp sistemi de aşarak varlığı sorgulamaya kalkabilir. dolayısıyla insanları, sorgulamayı nerde bıraktıklarına göre gruplayabiliriz. insanı mı, insanlığı mı, sistemi mi, varoluşu mu? ne zaman sistemi sorgulayan birini görsem "aa 3. aşamada" derim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu yüzden varoluş acısı bütün acıların en köklüsüdür. eğer otomatikleşirse kaşığı yere düşürdüğümüzde normalde "bu kaşığı buraya kim koymuş" seviyesinde hissedeceğimiz minik bi sinir yerine "neden yer çekimi var, neden daha farklı fizik kuralları olan bi gezegende yaşamıyoruz" siniri yaşanır ve sonunda zaten akciğerlerime de sinir oluyorum diye düşünülebilir. hatta sonra keşke 3 tane uydumuz olsaydı ve son olarak evren genişlemeyi bırakıp biraz benimle ilgilenseydi diye bile düşünebilir. malesef bu isyanımızın bir muhattabi yoktur, dolayısıyla ergen gibi, sonuçları sadece bize zarar verecek isyanlarımızla kalakalıp kendimizden nefret ederiz. sonra da "keşke kendimden nefret etmesem, o zaman hiç midem bulanmazdı" diye düşünürüz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu noktada canavar devreye girer. canavar sadece bu durumdakilerle konuşur ve onlara hey dosdum dünya bi oyun bahçesidir der. o esnada birden gece olur ve gökyüzünden ışıklı toz zerreleri dökülür*. ne zaman gökyüzünden dökülen ışıklı toz zerreleri görsem artık kendime yeni bi din icad edmenin zamanı geldi diye düşünürüm. çünkü demek ki bir önceki &lt;i&gt;genişlemeci&lt;/i&gt; din işe yaramıyor ki yine şizofren oldum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra işte varoluşsal masal diyarı burası. bugün kuşların çok sevimli olduğunu düşündüm. sonra eray bugünün yani 1 ekimin kuş gözlem günü olduğunu farketti. bunu yeni dinimizin kuş dini olması gerektiği şeklinde yorumaldım. evet kuş dini bana çok uygundu, hafif bişey. cehalet mutluluk olduğu için bu dinde kuş beyinli olmak kutsal olsun, dünya artık canımızı sıkmayı bırakıp soldan sağa dönsün, yörüngeden çıkan dinsiz sayılsın. ibadet olarak da sultanahmet'e gidip kuşlara yem verebiliriz, pet shop'a gidip kafesleri açabiliriz. ben böyle yaparak küçük esnafa biraz ayıp edeceğimizi düşünüyorum aslında; ayrıca dükkan sahibi bize kızabilir ama eray'ın harika bi fikri var. kafesten kaçma teknikleri broşürleri hazırlayıp kafeslere koyucaz, bu sayede bizim açtığımız kafeslerden ötürü bizi kimse suçlayamaz, broşürü okumuş deriz.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*katkılarından ötürü taşkın'a teşekkürler.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-100698024644961704?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/100698024644961704/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=100698024644961704' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/100698024644961704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/100698024644961704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/10/gercekliginden-emin-olmadgmz-bi-konu.html' title='gerçekliğinden emin olmadığımız bi konu hakkında yalan söylememeliyiz. /çiçek'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5758150105987392630</id><published>2011-09-24T02:54:00.000-07:00</published><updated>2011-09-24T03:06:22.761-07:00</updated><title type='text'>senin için sahlebe kadar inebilirim /önder</title><content type='html'>&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; mesela diyelim ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; başka bi gezegene gitçeksin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; orda yaşicakmışsın artık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yanına alıcaan ucsey &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama sana diyolar ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hıhı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dünyadan yanına alıcaan 3 şey&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hihhi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama belli bi insan olmaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; burdaki cansız maddelerden&lt;/div&gt;&lt;div&gt; beğendiklerin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uhuhu cokiyrencsin ya pis&lt;/div&gt;&lt;div&gt; tamam ama nasi bi gezegene gidiorum issiz ada gibi kimse olmayan bi yer mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yoksa orda da normal bi sehirler filan var mi&lt;/div&gt;&lt;div&gt; neresi orasi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; şimdi zaten işin gizemi burda dosdum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; nası bi gezegene gidiceğin belli diil&lt;/div&gt;&lt;div&gt; burda olan şeyler orda var mı bilmiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; belki yapıtaşı arsenik falan ordaki canlıların&lt;/div&gt;&lt;div&gt; su bile olmayabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o yüzden burdan en sevdiklerini alıp kendini riske atmaman lazım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama hayatta kalabiliceğin bi yermiş oksijen falan alma yani boşuna&lt;/div&gt;&lt;div&gt; büyük şeyler olabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; deniz falan alabilirsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; gün batımı manzarası falan da alabilirsin mesela&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yemek falan da olabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ozaman komple istanbulu alir gotururum ben hava su hersey var valla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; öyle olmaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sori&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uhuhu ya pis yalanci hem deniz diyosun hem istanbul olmaz diyosun banane be&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; deniz olabilir olum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dağ da olur&lt;/div&gt;&lt;div&gt; özel isim olmuyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; o yüzden arkadaşlarını götüremiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama istersen insan alabilirsin&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama kimin geliceğini garanti edemem&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hihih&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uhuhu&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben uzerinde istanbulun oldugu dag ve denizi gotuyum madem&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yihyih&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bunu dağ ve deniz olarak alıyoruz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi hakkın kaldı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pis zorba uzaylilar&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuheuah&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; orman istiyorum ozaman belgrat ormanlari&lt;/div&gt;&lt;div&gt; kikiki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; humm demek dünyadan dağ deniz ve orman götürmek istiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hiç yeniliklere açık diilsin dosdum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; belki o gezegenin doğal güzellikleri daha güzeldi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bastan yonlendirdin ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ne dedim ki&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yeni bi gezegen dedim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bence bütün gezegenlerin doğal güzellikleri güzeldir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ama aslında mesela marssa&lt;/div&gt;&lt;div&gt; güzel diilmiş lan&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; iih ben marsi seviyorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; heryer col neguzel&lt;/div&gt;&lt;div&gt; cok melankolink&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; nesi güzel olum kırmızı kum heryer&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hiç ekşın yok&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bence burdan alkol götürmeliyiz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; yapayalniz melankolink isde &lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; müzik olabilir&lt;/div&gt;&lt;div&gt; dağ götürerek hakkını harcadın&lt;/div&gt;&lt;div&gt; napıcaksın olum dağı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; alkol müzik ve deniz iyi&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olm ben ustunde istanbulun oldugu dagi isdedim sen zorbalik yaptin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; asıl sen hilekarlık yapmaya çalışıyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; biz dürüst uzaylılarız&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sende uckagitcilik yapiyosun ama&lt;/div&gt;&lt;div&gt; hem dag deniz bile olur diosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; istanbul diyince sozlesmeye aykiri diosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; e aykırı naapalım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; senin için sözleşmeyi mi değiştiricektik&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uzaylılardan bana gelen bilgi böyle&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ozaman kablosuz internet fotograf makinasi bi de uzay gemisi istiyorum ben&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ahuehua tamam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;e:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; oralarin resimlerini cekip blog yapicam blogdan gelen parayla bana yemek filan yollasinlar dunyadan&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uzay gemisi de noolur noolmaz diye hem ev hem araba isde&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; uzay gemisi iyi fikirmiş ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ben de istiyim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; alkolün yerine o olsun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; zaten midemi ağrıtıyo&lt;/div&gt;&lt;div&gt; başka gezegende gaviscon da yoktur kesin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5758150105987392630?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5758150105987392630/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5758150105987392630' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5758150105987392630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5758150105987392630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/senin-icin-sahlebe-kadar-inebilirim.html' title='senin için sahlebe kadar inebilirim /önder'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2228748017735966026</id><published>2011-09-23T02:43:00.000-07:00</published><updated>2011-09-23T04:44:44.441-07:00</updated><title type='text'>there is nothing that can console me but my jolly sailor bold</title><content type='html'>&lt;div&gt;rüyamda başka bi gezegendeydim ama dünyaya baya benziyo: deniz var, domates var, insan var; tek sorunu gereğinden fazla deniz olması. yani her yer deniz ve biz de mecburen gemilerde yaşıyoruz. bi de gökyüzü ve deniz hep kurşuni renkte.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse bi gün bu geminin güvertesinde geminin içindeki diğer insanlarla otururken -hiçbirini de sevmiyorum ve hiçbiriyle doğru dürüst konuşmuyorum- yine varoluşu düşünüp domates soyuyordum. zaten yemek olarak bitek domates var o yüzden genelde domates soyuluyo. birden bire hava kararıp aşırı beyaz tenli garip biri gemimizde belirdi. garip biri olduğu için gemideki diğer insanlar onu pek sevmedi ama doğal olarak ben onunla çok iyi anlaştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ona "gezegenimizde bu kadar çok deniz olmak zorunda mıydı ve bu kadar çok deniz olmasa hayat daha anlamlı olur muydu ki" falan dedim. sonra aşırı beyaz tenli arkadaşım birden heycanlanıp evrende bütün ihtimallerin kombinasyonu olacak şekilde sonsuz tane gezegen olduğunu ve bunlardan istediğimize gidip hayatın daha anlamlı olup olmadığını kendimizin yaşayarak görebileceğini söyledi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanırım bu bi teklifti ve benim bi geminin içinde solup gitmiş hayatıma ve başka bi gezegene gitme heycanı taşımayan parıltısız gözlerime bakınca ikna için bi fotoğraf çıkardı. bu kendisinin 13 milyon yıl önce başka bi gezegendeki bir dağın zirvesinde otururken çekilmiş fotoğrafıydı. burası biraz soğuk, karlı ve karanlık bi gezegendi. fotoğraftaki kişi oydu ama saçları sonsuz uzunluktaydı, ek olarak 3 bacağı daha vardı ve bacaklarından biri köpek bacağına benziyordu. sanırım bu o gezegendeki evrimin sonuçlarıydı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu gezegeni çok karanlık buldum, içimde yeterince dark side olduğunu ve belki bu dark side'ın daha mutlu bi gezegende nötralize olabileceğini söyledim. o buna itiraz etti, ona kalırsa benim en mutlu olacağım yer öncelikle burasıymış çünkü kurşuni bi gezegende dark side'ımı yeterince iyi yaşıyamıyormuşum, bu nedenle sürekli alttan alttan bastırarak benim mutlu olmamı engelliyormuş. ben de onun söylediğine itiraz ettim, eğer daha karanlık bi gezegene gidersem dark side'ımın orda iyice besleneceğini ve bu sefer tamamiyle beni ele geçirerek içinden çıkılmaz bir hale geleceğini söyledim. sonra o bişeyler daha söyledi ve bu konuşmanın nereye vardığını hatırlamıyorum. son olarak birlikte sinemaya gittiğimizi hatırlıyorum sadece.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2228748017735966026?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2228748017735966026/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2228748017735966026' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2228748017735966026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2228748017735966026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/there-is-nothing-that-can-console-me.html' title='there is nothing that can console me but my jolly sailor bold'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2365808790067606048</id><published>2011-09-21T08:28:00.000-07:00</published><updated>2011-09-21T10:46:19.974-07:00</updated><title type='text'>yazı insandan daha sadıktır. /wkmh</title><content type='html'>semizotu almak için pazara gittim. fakat pazarda acı bir gerçekle karşılaştım, semizotunun hangisi olduğunu bilmiyordum. semizotu olduğundan şüphelendiğim bazı şeyler vardı ama üzerinde semizotu yazmadığı için onların semizotu olup olmadığından emin olamıyordum. neden üzerlerinde ne olduğu yazmıyordu? ben nereden bilecektim o şeyin roka mı, semizotu mu, ıspanak mı; hatta maydonoz mu olduğunu? "bu semizotu mu?" diye pazarcıya sormak da istemiyordum çünkü belki bana 26 yaşıma gelip hala semizotunun hangisi olduğunu bilmediğim için bağırabilirdi. başka bi çözüm düşünmeliydim.&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;semizotu olduğundan şüphelendiğim bir takım yeşilliklerin yanına gidip sinsice beklemeye başladım. bu esnada pazarcının bu beklemeden rahatsız olmaması için domateslere bakıyormuş gibi yaptım. bir süre sonra yanıma bir kadın geldi ve söz konusu yeşilliği havaya kaldırıp "semizotu ne kadar?" dedi. ben de böylelikle semizotu olduğundan şüphelendiğim o yeşilliğin gerçekten de semizotu olduğunu anlamış bulundum. onu hemen satın aldım ve bundan böyle pazara gitmeden önce alacağım sebzelerin google'da görsellerini araştırmaya karar verdim. teknoloji hayatı çok kolaylaştırıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu harika alışverişin ardından pazarda gezinmeye başladım. dünyanın aslında ideal benlikleriyle kendilerine işkence yapmayan gerçek insanlar için güzel bir yer olabileceğine karar verdim. zaten geçen gün mars belgeselini izlerken dünyamıza olan sevgim tazelenmişti. o soğuk kızıl çölle(mars) kendi su, yeşillik ve çiçeklerle dolu ılık mavi gezegenimizi karşılaştırınca dünyaya hayran olmamak mümkün değildi. oksijen bile var burda, harika biyer.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pazar gezintimin sonuna doğru bi sebzeden çok etkilendim ve onun harika renk tonu içinde kayboldum. bugüne dek gördüğüm yeşillikler arasında en mavisi oydu. o kadar beğendim ki onu, 2 kere bilerek önünden geçtim ve varlığıyla beni sarhoş etti. daha önce hiç bi sebzeye aşık olmamıştım. onun hangi sebze olduğunu çok merak ettim ama malum sebeplerden ötürü yine pazarcıya soramadım. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2365808790067606048?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2365808790067606048/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2365808790067606048' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2365808790067606048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2365808790067606048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/yaz-insandan-daha-sadktr-wkmh.html' title='yazı insandan daha sadıktır. /wkmh'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7828391333587490928</id><published>2011-09-20T11:46:00.000-07:00</published><updated>2011-09-20T12:21:10.972-07:00</updated><title type='text'>pixel israfı</title><content type='html'>yatakta uzanmış düşünürken, dışarda oyun oynayan çocukların sesi dikkatimi dağıtıyordu. camı kapatmak istedim ama yataktan kalkmak istemedim. biriki kere, camı kapattığımda oluşacak huzurlu sessizliği hayal edip kendimi camı kapatmak için motive etmeye çalıştım ama işe yaramadı. yataktan kalkmam için en az iki amaç olması gerekiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;başka amaçlar düşündüm, tuvalete mi gitsem acaba kalkmışken? çişim yok ki, su mu içsem? gerek yok ki? en sonunda sandalyenin üstünde kalmış diğer yastığı yatağa getirmeyi 2. amaç olarak belirledim ve yataktan kalktım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işlemleri tamamladıktan sonra tekrar yatağa dönüp düşünmeye devam ettim. nerde kalmıştım? hıh, içişleri bakanı idris naim şahin'in yanlışlıkla kurduğu muhteşem cümleyi düşünüyordum: "eylemin amacını en iyi, yapan bilir."&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img src="http://4.bp.blogspot.com/-1x0Ts4IMzKU/TnjkgcJ0FLI/AAAAAAAAAMo/WDNfI0rawO4/s400/311628_10150272194241456_17900841455_8238766_4038167_n.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 321px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5654520578127959218" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7828391333587490928?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7828391333587490928/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7828391333587490928' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7828391333587490928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7828391333587490928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/pixel-israf.html' title='pixel israfı'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-1x0Ts4IMzKU/TnjkgcJ0FLI/AAAAAAAAAMo/WDNfI0rawO4/s72-c/311628_10150272194241456_17900841455_8238766_4038167_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-718616429055980145</id><published>2011-09-18T12:49:00.000-07:00</published><updated>2011-09-18T13:11:20.778-07:00</updated><title type='text'>hiçbir tencere takımının depresyona girdiğini duymadım</title><content type='html'>begüm:&lt;br /&gt; kullanımdışı bi nasa uydusu dünyaya düşücekmiş&lt;br /&gt; herhangi bi yere düşebilirmiş&lt;br /&gt; çok saçma diil mi&lt;br /&gt; ahuehua&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; üüüüüüü&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; 6 ton&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; ne zaman&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; 5 gün sorna&lt;br /&gt; kafamıza dikkat edelim&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; okyanusa düşer heralde ya&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; antarktika hariç her yere düşebilirmiş&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; izmire düşcek hali yok&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; valla ben bilmem uyariyim de&lt;br /&gt; belki izmire düşer&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; buraya düşerse kitap gider ya&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; nereye düşücek acaba ya merak ettim şimdi bak&lt;br /&gt; o şanslı yer neresi ahueha&lt;br /&gt; bi de yani uzaya gittiriyolar uyduyu herşeyini hesaplayıp&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; keşke bizim apartmana düşse ama bize bi şey olmasa nasadan tazminat alsam&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; nereye düşüceğini niye hesaplamıyolar&lt;br /&gt; her yere olabilir diye yuvarlak yuvarlak konuşuyo&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; düşüyo olm çünkü &lt;br /&gt; giderken kontrollü oluyo&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; sonuşta yer çekimi belli ivmesi belli nerden düştüğü belli cismin ağırlığı belli ben bile hesaplicam nerdeyse&lt;br /&gt; yer çekimi formülü neydi newtonun ya&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; bence eğleniyo nasadakiler&lt;br /&gt; aslında biliyolar nereye düşeceğini&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; bence de önemli bi yere düşse sölerler&lt;br /&gt;Efe:&lt;br /&gt; sırf bizi delirtmek için yapıyolar&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt; şakacı bi havaları var şu an&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.ntvmsnbc.com/id/25251472/&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-718616429055980145?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/718616429055980145/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=718616429055980145' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/718616429055980145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/718616429055980145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/hicbir-tencere-takmnn-depresyona.html' title='hiçbir tencere takımının depresyona girdiğini duymadım'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5041621934543182906</id><published>2011-09-17T13:28:00.000-07:00</published><updated>2011-09-17T13:54:55.084-07:00</updated><title type='text'>haz, bir yan ürün ya da yan etkidir ve öyle kalması gerekir, kendi içinde bir amaç yapıldığı ölçüde yok edilmiş olur. / victor frankl</title><content type='html'>tam dışarı çıkacakken en sevdiğim yeşil hırkama ketçap döküldü. nasıl üzüldüm nasılüzüldüm anlatamam, sonra da uyandım. meğer hepsi rüyaymış. hırkama bişey dökülmediği için bu kadar sevineceğim hiç aklıma gelmezdi. ama sonra bugün melis kitabımı geri verince (&lt;span style="font-style:italic;"&gt;victor e. frankl - insanın anlam arayışı&lt;/span&gt;) kitap masanın üstünde dururken ona her baktığımda içindeki beni çok üzen ve düşündüren küçük ayrıntıyı hatırladım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kitap auschwitz toplama kampında geçiyordu ve mahkumlar her gece olduğu gibi her an öldürülme korkusuyla aç susuz bütün gün çalıştıktan sonra gece alt alta üst üste tahta yataklarda yatarken, yazarın arkadaşı bir gece kabus görüyor ve acı acı sayıklıyordu. yazar acaba arkadaşını uyandırsa mı diye düşünüyor, sonra nerede olduklarını düşününce ikilemde kalıyordu. çünkü herhalde en kötü kabus bile her an yakılma ihtimaliyle yaşadıkları toplama kampından iyiydi. yani bundan daha kötü durumda olunamayacağına göre, arkadaşını uyandırdığında daha iyi bir gerçekliğe dönmesini sağlayamayacaktı. o halde neden uyandırsındı ki?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5041621934543182906?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5041621934543182906/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5041621934543182906' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5041621934543182906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5041621934543182906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/haz-bir-yan-urun-ya-da-yan-etkidir-ve.html' title='haz, bir yan ürün ya da yan etkidir ve öyle kalması gerekir, kendi içinde bir amaç yapıldığı ölçüde yok edilmiş olur. / victor frankl'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2752135967199177321</id><published>2011-09-15T06:16:00.000-07:00</published><updated>2011-09-21T10:53:50.119-07:00</updated><title type='text'>yeşil olmak bile bundan daha iyi (susam sokağı)</title><content type='html'>geçen gün trendeyken aklıma bi film geldi. filmde bi adama başka birinin hafızasını yüklüyolardı. sonra da hafızasındaki karısını öldürmekle tehdit ediyolardı, sonra da adama anılarının kendisine ait olmadığını, ona sonradan yüklendiğini söyleyip bakalım karısını kurtarıcak mı diye bekliyolardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;filmin sonunda adam, anılarına sahip çıkıp karısını kurtarıyodu çünkü anılarından başka hiçbir şeyi yoktu. işte bi kıza bakarak bunları düşünürken, sonra acaba benim anılarım bana bu kızdan yüklenmiş olabilir mi diye şüphelenmeye başladım. eğer öyle olsaydı hayatım biraz daha anlamsızlaşır mıydı yoksa zaten yeterince anlamsız mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;anılarımın bana o kızdan yüklenmiş olmadığına dair kanıtlarım vardı. mesela ameliyat olduğuma dair bir anı sahibiydim ve hakkaten de sırtımda dikiş izi vardı. dolayısıyla anımla izim tutarlı görünüyordu. kızınsa dikiş izi yoktu, eğer anılarım bana başkasından yüklendiyse bu kızdan yüklenmediği kesindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;izi şüphelenmemem için öylesine yapmış olabilirlerdi ama vidaları da hissedebiliyordum. sonuçta gerçekten bu vidalar bana takıldıysa gerçekten amilyat oldum demekti ve dolayısıyla ameliyat olduğuma dair bir anım olmasında problem yoktu. ama belki senaryo daha farklıydı, uzaylılar beni kaçırıp içime bunları yerleştirmiş, sonra da bu senaryoyu normalize etmek için bana ameliyat olmuşum anısı yüklemiş olabilirlerdi. o zaman kesinliğinden emin olduğum tek şey vida sahibi olduğumdu ve bunun nasıl ve neden olduğu konusunda iddialarda bulunmamak en iyisiydi. kendimle ilgili emin olduğum bu tek gerçeğe sıkıca sarılmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;trenden indim. stajımın kalkması işlemlerinin tamamlanması için milli eğitime bir belge götürdüm ama belgeyi kabul etmediler çünkü mühürü eksikmiş. mühür bastırmak için geri dönerken yolda burnum aktı ve hiç mendilim yoktu. başka biri olsa sırf mühür için o kadar yolu geri dönüp sonra da tekrar belgeyi bırakmak için gelmek zorunda olmaya çok sinirlenirdi ama ben hala bir amacım olduğu için bunu mutlulukla karşıladım, sonra da mendille burnumu sildim. fakat bu mendilin nerden çıktığını bilmiyorum. biraz önce elimde hiç mendil yoktu ve çantamda da yoktu? acaba az önce bakkaldan dondurma alırken bakkal mı vermişti bu mendili bana? yuğooo? yerden mi almıştım? yok be niye yerden aliym, temiz zaten? bilmiyordum. aklıma iki ihtimal geldi. ya az önce bi vampir saldırısına uğramış sonra da vampir bu saldırıyı unutturmak için beni hipnotize etmişti (boynumdaki kanları silmem için mendil vermiş olabilir) ya da iyi kalpli bi uzaylı üzülüp bana bu mendili verip olanları unutturmuş olabilirdi. ama biraz mantıklı düşününce bu iki ihtimalin de mümkün olamayacağını anladım. çünkü eğer vampir olsaydı bana ipek bi mendil verirdi ve eğer uzaylı olsaydı o zaman da &lt;span style="font-style:italic;"&gt;uzaypeçetesi&lt;/span&gt; vermiş olmalıydı. elimdeki peçete ise gayet sıradan tırt bi peçeteydi. belki de burnumun akması dayanılmaz bir hal almış ve sonunda bu peçeteyi havadan yoğunlaştırarak elde etmiş olabilirdim. zaten tipi de havadan yoğunlaştırılmış peçeteye benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu meseleyi daha sonra incelemek üzere beynimdeki bir rafa kaldırıp dondurmamı yemeye başladım. dondurmayı yerken aklıma bir önceki dondurmam geldi. önderle taksimde bir yere gitmiştik, ben dondurma yemek istiyordum ve menüde dondurmanın yanında parantez içinde (çeşitleri garsona sorunuz) yazıyordu. ben aslında gayet standart bir şekilde çikolata kaymak yiyecektim ve bunlar zaten kesin vardı ama menüden aldığım emire itaat etmem gerektiğini düşünerek garsona çeşitleri sordum. garson biraz afallamış gözükünce ona menüdeki yazıyı gösterip "size sormam gerekiyor" dedim, sanırım menüde kendisinden bahsedildiğini bilmiyordu. garson dondurmalara bakıp geldi ve bana çeşitleri saydı. garsoncuğu o kadar uğraştırdıktan sonra çikolata kaymak istersem çok ayıp edecekmişim gibi geldiğinden -sevmediğim halde- dondurmama bir top da çilek eklettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dondurmayı yemeye başladım ama sadece çikolata ve kaymaklı bölümünü yiyor çileği sevmediğim için sona bırakıyordum. ben çilekli kısmı önderin yemesini umut ederken, önderse limonatasının içindeki nane olduğu iddia edilen ağaç yapraklarını incelemekle meşguldu, sonra bana uzaylıların çilekli dondurmayı çok sevdiklerini söyledi. o öyle diyince çiçekli dondurmaya ısınıp bir kaşık aldım. ama çiçekli dondurmanın tamamını yiyebilmem için bu bilginin güvenilirliğinden emin olmam gerekiyordu. önder'in dediğine göre görgü tanıklarının ortak ifadesiymiş, hepsinin evlerindeki çilekli dondurmaları uzaylılar yemiş. bunun üzerine çilekli dondurmanın hepsini bitirdim, uzaylı gibi düşününce kozmik bir tadı varmış gibi geldi. dondurmayı bitirdikten sonra önder'in beni kandırdığını öğrenip hayal kırıklığına uğradım. kendimi önder'in bebeği gibi hissetmiştim, beni kandırarak yemek yedirmişti ama sanırım tamamen kandırmamış, gerçekten uzaylıların çilekli dondurma sevmesi gibi birşeyler okumuş, sadece dondurmayı bitirmem için bu bilgiyi doğru zamanda sunmuş bana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2752135967199177321?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2752135967199177321/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2752135967199177321' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2752135967199177321'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2752135967199177321'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/yesil-olmak-bile-bundan-daha-iyi-susam.html' title='yeşil olmak bile bundan daha iyi (susam sokağı)'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8531361063878821462</id><published>2011-09-11T06:32:00.000-07:00</published><updated>2011-09-11T06:42:14.642-07:00</updated><title type='text'>varolduğu yerde bile varolmayan birşey varolmadığı bir yerde nasıl varolabilir?</title><content type='html'>&lt;div&gt;ev burası. alış veriş yapıp mutfağı toplayıp çamaşır yıkamayla, evi süpürüp yemek yapıp çamaşır asma arasındaki bu minik boşlukta biraz yazı yazayım dedim fakat yazı yazarken bana hangi şarkının eşlik edeceğine karar veremediğim için yazmaya başlayamadım. sonra birden &lt;i&gt;Ulver - Darling didn't we kill you?&lt;/i&gt; başladı ve mecburen odamın içine yeşilimsili turunculumsulu sarı bir ışık girip kozmik ışıma yaptı. darling, didn't we kill you? vay canına ya, vay canına. tamşuan düşüncelerim bu başlıkta, hislerimse bu melodide olduğundan daha iyi ifade edilemezdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünya burası, kozmik ışımanın yeşilimsi turunculuğunda devrelerim birbirine karışmış şekilde oturuyorum. buzdolabının, kurulumundan sonra 24 saat çalıştırılmaması gerekmesi gibi bişey. dinlenip içindeki sıvıların ayrışması lazım. ama benim sıvılarımın tamamen ayrışması için sonsuz bi dinlenme gerek. o yüzdeno sümüksü benliğimden kurtulur kurtulmaz makineyi çalıştırdım. sümüksü benliğime de artık kızmıyorum gerçi, iyi biri. içi dışı varoluş kaygısıyla, anlamsızlıkla; hayatta kalması bile mucize onun, yine de kalıyor çünkü beslendiği kaynaklar çok güçlü. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evren burası. %80'lik gerçek benliğimle, bacaklarımı uzatmış otururken diğer benliğime soruyorum: Darling, didn't we kill you?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8531361063878821462?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8531361063878821462/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8531361063878821462' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8531361063878821462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8531361063878821462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/varoldugu-yerde-bile-varolmayan-birsey.html' title='varolduğu yerde bile varolmayan birşey varolmadığı bir yerde nasıl varolabilir?'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5746953663847936748</id><published>2011-09-06T22:04:00.000-07:00</published><updated>2011-09-06T23:43:44.871-07:00</updated><title type='text'>lucata</title><content type='html'>bir önceki yazıya gönderme gibi geçen on günün sonunda yeniden birlikteyiz. uzun süre ortadan kaybolduysam (yani 1 hafta geçmesine rağmen yeni blog yoksa) ya anlamsızlıktan ya da hastalıktan ölüp ölmediğim konusunda beni merak edebilirsiniz. mesela bu geçtiğimiz 10 gün boyunca hastalıktan ölüyordum. ama tabi bi önceki yazıda da bahsettiğim gibi hastalık birinci basamaktaki herşeyle karıştı ve bariz biçimde hayatımın en kötü günlerini geçirdim. o kadar kötüydüm ki şu an bana aynı 10 günü tekrar yaşamayı mı yoksa ölmeyi mi tercih edersin diye sorsalar; hatta bu soruyu geçtiğimiz 10 günün sadece tek bir tanesi için bile sorsalar hiç düşünmeden ölmeyi tercih ederdim. kararlarını genellikle düşünerek alan biri olarak ve ölüme karşı tavrı net olmayan biri olarak bu hızlı cevap benim için büyük bir anlam ifade ediyor.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yaşadıklarımı ayrıntılı bir şekilde anlatacak psikolojik ve fizyolojik esenlik seviyesinde olmadığım için bir taslak halinde geçeceğim. ama unutanlar için dünyanın çok kötü bir yer olduğunu hatırlatayım. yani kendi gezegenimizin, insanlığımızın ve subjektif benliğimin değiştirilemeyecek aralığını kabullenmeye çalışıyorum ama sorgulamadan da edemiyordum. bence bu dünyada mide bulantısı, korku ve delirmek olmamalıydı. ya da bunlar şiddetli bir biçimde başımıza gelecekse bunun bilgisini önceden edinip hazırlık yapmaya ya da en azından olay esnasında bi düğmeye basıp kendimizi kapatabilmeye gücümüz yetmeliydi. ama bu durumda, üzülerek söylüyorum ki güzel şeyler görmeye çalıştım ve elimden geleni gerçekten yapıp -bütün zekamı kullanarak sırf insanlığın mutlu olacağı şeyler bulmaya çalışarak geçirdiğim 10 günün ardından- bu dünyadaki iyi şeylerin kötü şeylerin dengi olmadığını schopenhauer edasıyla söyleyebilirim. yani iyi hislerin yoğunluğu, kötü hislerin yoğunluğuna asla yetişemiyor, en azından benim fenomenolojik alanımda böyle. bunun dışında başka bir gerçeklik daha olduğunu biliyorum ama bu gerçekliğe inmek için biraz daha zamana ihtiyacım olduğu kesin. hala tamamen iyileşmedim. ve başka bir gerçekliğe inme yöntemi de benim hiç sevmediğim ama mecbur kalarak otomatik olarak yapacağım -çünkü insan beyni böyle işliyor- "unutma" şeklinde mümkün olacak. ancak o hislerle empati yapma yeteneğim köreldiği; yani onları unuttuğum zaman hayat bana tekrar güzel gözükebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şunu demek istiyorum: eğer hissettiğimiz kötü şeylerin çok net bir empatisini her zaman yapabilseydik, örneğin hiçbir kadın 2. bir çocuk doğurmazdı. ya da başka insnalarla çok net, telepati düzeyinde bir empati yeteneğimiz olsaydı, o zaman kimse açların yaşadığı yerlere gidemezdi ya da hastanede bulunamazdı. böyle olunca yaşama alanımız gittikçe daralır bir süre sonra sokağa dahi çıkamaz hale gelirdik. şu anda ben hala kendi 2 gün önceki halimle empati halinde olduğumdan ve o empatinin şiddetinden kurtulamadığım için kötüyüm. dolayısıyla bu empatiyi yapmamam bir an önce o hisleri unutmam ve daha farklı bir gerçeklik aralığından yaşamıma devam etmem gerekiyor. bu da bana "cehalet mutluluktur"u çağrıştırıyor ve içimdeki o filozof hemen rahatsız oluyor. aslında bunun filozoflukla bir alakası yok, sanırım benim hayatımın anlamı zeki bir insanın aptal bir insandan daha mutlu olacağını göstermek falanmış ve bence bunun kesinlikle böyle olması &lt;i&gt;gerektiğinden&lt;/i&gt; bu konuda yenilgiyi kabul edemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında bu konuda çok basit bir tezim vardı. yani zeki insan kötünün içindeki ayrıntıları bulup onu arttırabiliyorsa iyinin içindeki ayrıntıları bulup onu da arttırabilir. hatta belki o kadar zekidir ki bir süre sonra kötünün içindeki ayrıntıları bulup arttırmanın onun iyi hissetmesine hiçbir katkısı olmadığını farkedip kötüleri atlayarak sadece iyinin içindeki ayrıntıları bulup arttırır. sonuç olarak bu onu cennet gibi bir hayata götürür. ama işler planladığım biçimde gitmiyordu. çünkü hastalık ve genetik gibi kaçınılmaz şeyler vardı.  bir doktorun zekası bunu çözebiliyordu evet ama önce hastalık sonra doktor sıralamasıyla gidildiği için kötü şey kesinlikle yaşanıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi geriye dönüp baktığımda hastalıktan önceki dönemim cennet gibi görünüyor. aslında cennet falan değildi; bu da unutma ve geçmişi çarpıtma ile ilgili birşey. gayet normal bir dönemdi hatta bazen o da kötüydü ara ara da iyiydi işte. yani iyi dediğimiz şey ancak orta olabiliyor kötü dediğimiz şeylerse resmen korkunç oluyor. en azından benim fenomenolojik alanımda böyle. fenomenolojik alanımın yıllarca dalga geçtiğim schopenhauer'ınkiyle aynı olmasından ne kadar gülünç bir rahatsızlık duyduğumu tam şu an söylemeden edemeyeceğim. gerçi schopenhauer'le dalga geçebildiğime göre o ara baya iyi olduğum söylenebilir. en azından onun bu cümleleriyle empati kuramayacak kadar iyiymişim ama işte unutmayla alakalı; schopenhauervari günlerimde hissettiklerimi unutup farklı bir gerçekliğe geçince schopenhauer'a gülmüşüm. şimdi onun gerçekliğine tekrar girince ondan özür dilemem gerektiğini anladım. bu konuda inatçılık etmeyeceğim. eğer ben o zamanki halimi unuttuğum için birini anlıyamıyorsam bu onun haksız olduğu anlamına gelmez.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;buraya da bari artık hastalığın midemde geçtiğini yazayım merak edenler için. bir hafta her yediğimi gastrit atağı yüzünden kustuğumdan serumla yaşadım ve zaten başladığım noktaya göre 4 kilo azalmışım. 24saatx10gün boyunca kesintisiz bir şekilde midem bulandı. şimdi artık ufak ufak bir şeyler yemeye başladım ama yeterli değil. yukarda "unutma" üzerinde bu kadar durma nedenim de bunun bana daha önce 2 kere daha olmuş olması. yani o zaman da bu dönemi yaşarken içimden 7 dakikada bir "ölsemkeşke ama ölmüyorum da" diyip çaresizlik hissetmeme rağmen, unutmak o kadar etkili ki bunun için önlem almamı bile engelledi. ama artık en azından dönüp bu yazıyı okuyup belli aralıklarla kendime çekidüzen verebilirim belki.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında bu yazıda hastalık esnasındaki gözlemlerimi anlatacaktım ama daha fazla "hatırlamama" sebep olduğundan bir türlü yapamadım bunu. ama taslak halinde geçersem ilk günlerde genellikle bir alt yazıdaki son paragrafı düşündüm. yani piramitin en altında kesinlikle sağlık olduğunu, benim o basamakta olduğumu ve bütün piramitin üstüme çöktüğünü. 1. basamaktaki problemlerin en başa dönerek karmaşık bir bulamaç halinde bana görünüşünü ve hissedebildiğim tek şeyin kaygı oluşunu. hele ki 2 saat serumun bitmesini beklemenin delirticiliğini hiç hatırlamak istemiyorum. ay ateş bastı. neyse piramite dönelim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bence en alta fizyolojik sağlık (esenlik), önün üstüne psikolojik sağlık (temel güven duygusu), onun üstüne fiziksel haz, onun üstüne de psikolojik haz gelebilir. son ikisinin yeri değişebilir ya da aynanda olabilir. ama piramiti düşünmek daha zevkli diye piramiti düşünüyorum şu anda, bir amacım yok, kaldım böyle.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5746953663847936748?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5746953663847936748/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5746953663847936748' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5746953663847936748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5746953663847936748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/09/lucata.html' title='lucata'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3824125477844744201</id><published>2011-08-29T16:36:00.000-07:00</published><updated>2011-09-06T22:04:27.895-07:00</updated><title type='text'>26</title><content type='html'>&lt;div&gt;maslow piramidi sorunlarımı çözemeyince ben de begüm piramidi yaptım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;                              bilim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;                           fiziksel haz&lt;/div&gt;&lt;div&gt;              sanat   sevgi   aşk   arkadaşlık&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayatın anlamı  ölüm  özgür irade  yabancılaşma&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu benim piramidimdi. önce en alttaki problemleri aşmam gerekiyor; yani benim için en önemlisi oydu çünkü herşey onlarla karışıyordu, sonra üst basamağa geçmem gerekiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sıradan gidersek, &lt;i&gt;hayatın anlamı&lt;/i&gt; konusunda hayatın anlamının sadece &lt;i&gt;dünyanın içindeki şeyler&lt;/i&gt;le alakalı olduğunu görmem gerekiyordu, varoluşun dışında, onu hiçlikle kıyaslayarak ya da tanrısal anlamda &lt;i&gt;büyülü&lt;/i&gt; bir anlam aramamam gerekiyordu. yani dünyanın üstündeki şeyler, bana o sırada göründüklerinden daha değerli ve büyülü olmalıydı. eğer sorun sadece hayatın anlamının ne olduğuysa zaten bunu çözdüğümde direkt 2 basamağa yükseliyordum. çünkü üst basamaklarda dünyevi şeyler var.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;sonluluk&lt;/i&gt; yani &lt;i&gt;ölüm&lt;/i&gt;le ilgili bir problem varsa; yani bunu kötü bir şey olarak algılıyorsam ve demek ki &lt;i&gt;kalıcılık aruzusu&lt;/i&gt;na sahipsem, bu 2 açıdan yanlış bir düşünceydi: birincisi zaten başından beri ölümlü bir varlık olmama rağmen kendi aralığımı yani sonluluğumu kabullenememiş olmam; yani doğama, türe özgü hazırbulunuşluğuma aykırı bir şey arzulamam; ikinci olarak da sonluluğun yaşamı daha anlamsız kılmak değil tam tersi bir misyona sahip olarak herşeyi sadece bir kerelik ve eşsiz olarak yaşamamızı sağlayıp onun değerini arttırıyor oluşunu göremememdi. kısacası tek problem sonluluksa sonluluk yaşamı değersiz değil aksine &lt;i&gt;değerli&lt;/i&gt; kılıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama genelde tek sorun hayatın anlamı ya da sonluluk olmuyordu. genellikle bunların birbirine karıştığı iğrenç bir kombinasyonla uğraşıyordum. yani şöyle düşünüyordum: "daha hayatın anlamını bile bulamadan hayatımın yarısı bitti." bu iki sorunun birbirine karışması içinden çıkılmaz bir durum oluşturuyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;üçüncü problemim olan &lt;i&gt;özgür irade,&lt;/i&gt; üzerinde en fazla zaman harcadığım sorunlardan biriydi. bu sorun neyi ne kadar &lt;i&gt;değiştirebileceğim&lt;/i&gt;in, kendi hayatımda kötü giden şeylerin ne kadarının benim &lt;i&gt;sorumluluğum&lt;/i&gt; olduğunun, olmayan şeyler için hangi noktaya dek &lt;i&gt;mücadele&lt;/i&gt; etmem  gerektiğinin sınırını çizme temellerini içeriyordu. bazen bana olan şeyler benimle hiç alakası yokmuş gibi görünüyor, bazense dünyadaki bütün kötülüklerin sorumlusu benmişim gibi geliyordu. genellikle ikincisini benimseyerek sonsuz bir çabanın içine giriyordum ve bunlar sonuç vermediğinde herşeyi çözmenin bir yolu olduğuna dair temelsiz varsayımım yüzünden delirme noktasına geliyordum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer problem buyduysa o zaman kendimi helak edişime bakarak sakin olmam gerektiğini söyleyip elimden geleni yeterince, hatta fazlasıyla yaptığım konusunda kendime iyi bir anne olarak garanti vermem gerekiyordu. tanrı olmaya çalışmanın, herşeyi kontrol altına almanın, yani herşeyin benim değiştirebileceğim alana dahil olduğunu düşünmenin bana ve düzeltebileceğimi zannettiğim şeylere hiçbir faydası yoktu. bir şey için sorumluluğumun ne kadar olduğu zaten olayların gelişimine bakarak seziliyordu ve onu uyguladıktan sonra birşey değişmediyse kendimi ya da başka bir şeyi suçlamak yerine "bazen olmadığını" kabullenmem gerekiyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer bir şekilde kendi sorumluluğumu sezemesem de 70'e 30 standartını benimseyebilirdim. yani her şeyin içinde yüzde 30'luk benim etki edemediğim değişkenler mutlaka vardır diye düşünmek sağlıklıydı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer sorun sadece özgür iradeyse  ve ben 70 lik bir çaba gösterdiysem gönül rahatlığıyla durarak bu problemi çözebilirdim. ama tabi ki sorun hiçbir zaman yalnızca özgür irade olmuyordu ki hemen çözümü bulayım, bunlar hep birleşip geliyordu ve "ne kadarını değiştirebileceğimi bilmediğim, tamamen sona erecek anlamsız ve değersiz bir hayatın geri sayımında" buluyordum kendimi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak &lt;i&gt;yabancılaşma&lt;/i&gt;ya gelelim; yani &lt;i&gt;mükemmel&lt;/i&gt; olmasını istediğim hayatımın  mükemmel dışında herşeye benzemesi sonucu herşeye eşit &lt;i&gt;mesafe&lt;/i&gt;de durmam, hatta ve hatta kendime bile herhangi bir insana duruyormuşçasına bir mesafede durmam, dolayısıyla kendi gerçek hislerimden haberdar olamayarak kendimle irtibatı koparma noktasına gelmem problemine. eğer problem sadece buysa oturup 2 saat yazı yazıp müzik dinleyerek mükemmellik saplantısının altında bayılıp kalmış kendimi bulabiliyordum ama tabi ki bu da diğer 3 problemle karışarak "neye benzediğini bilmediğim ama asla ulaşamayacağımı bildiğim bir mükemmellik için haddinden fazla mücadele verip ya da yeterince mücadele vermeyip sonuç itibariyle elime birşeyin geçmediği anlamsız değersiz ve tamamen sona erecek bir hayatın geri sayımında" oluyordum. böyle hep birlikte geldiklerinde çözmek çok zor oluyor. bu yüzden en önemlisi, eğer bu piramidin en altından kombine sorunlarım varsa bunları aynanda çözmeye değil teker teker ele alıp çözmeye çalışmaktı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünyaya ve kendime yabancılaşıp oturduğum yerde bir mükemmel icad ederek ona ulaşmaya çalışmanın saçmalığını görmem en geç farkettiğim şeylerden biriydi. bu, hayatın, insan algısının kısacası varoluşun subjektifliğini tamamen atlamak demekti. mükemmel her çağa her duruma her kişi hatta her ana göre değişiyordu ve kendisiyle irtibatı koparmış birinin mükemmele dair herhangi birşey bulması mümkün değildi. çünkü mükemmele en yakın şey &lt;i&gt;kendini gerçekleştirmek&lt;/i&gt;ti; yani kendi hislerinle senkronize olmak kendini doğru bir şekilde ifade edebilmek ve dışavurmaktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;benim için en zorlayıcı ve en önemli olan bu en alt basamak sorunlarıydı ama bunu herkese genellemek doğru olmaz. yani herkes kendi en alt basamak sorunlarını farklı tanımlayabilir ya da çok alakasız alanlardan seçebilir. belki aynı şeyleri seçer ama ona bulduğu cevaplar benim yukarda bulduklarımın zıttı olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;birinci basamağı aştıktan sonra ikinci basamağa geçiyorum. zaten birinci basamağı aşmış olmam demek, hayatın anlamının bu dünyadaki şeyler olduğunu bilen, bu dünyadaki şeylere sonluluğundan ötürü  bir büyü atfedebilen, bu şeylerin değerini onlara olan hisleriyle belirleyebilen, mükemmelliği hislerinin doğru tezahürü olarak gören ve kendisinin ne olduğunu ve değiştirebileceği şeyleri gerçeği referans alarak kabul eden bir duruma gelmem demekti. bu nokataya çok sık ulaşamadığımı itiraf etmeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;insanın öncelikli yaşam ihtiyaçları olan, his uyandıran şeyleri 2. basamağa yazdım. ilk belirmelere göre sevgi arkadaşlık aşk ve sanat olarak kayıtlara geçti ama tabi örnekler çoğaltılabilir. mesela aile eklenebilir, bu herkesin kendi fenomenal alanıyla ilgili birşey.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendisine 2. basamakta bir sevgi, bir güven ortamı yaratan kişi artık bu dünyadaki fiziksel hazlarla ilgilenir, spor yapar yemek yer vesaire. artık beynini kullanmak için çok fazla nedeni yoktur çünkü çözmesi gereken varoluşsal problemleri ya da edinmesi gereken bir temel güven duygusu hissi yoktur. aslında bu noktaya geçiş benim için her zaman en sıkıntılı dönemeçlerden biri olmuştur. çünkü hayatımın yaklaşık 20 yılı yoğun bir şekilde birinci basamağa cevap arayarak geçtiğinden,bu kadar uzun süreyi bu şekilde geçirince hayatın anlamını hayatın anlamını aramak ya da felsefi problemleri analitik bir zihinsel yaklaşımla çözmek olarak  düşünmeye başladım. sonra 2. basamağı da halledip bir şekilde o sorunsuz ana ulaşınca artık üzerinde çalışılacak bir sorun kalmadığından boşluğa düşüyordum. yani herşeyin çok iyi gittiği bir durumda yapacak birşey bulamıyordum ve belki de bu yüzden boşu boşu eski sorunlarıma dönüyordum. bu noktada 1. etapta yardımıma fiziksel hazzın koşabileceğini akıl etmek çok uzun sürdü. hatta bunu başkasına sormuş olabilirim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sanırım yine herşeyin muntazam olduğu ve sıkılmaya başladığım bir durumda efe çay yapmamı tavsiye etmişti ve bu, içimde yeni bir enerji ya da yeni bir kimyasal döngü başlatarak beni oyalamıştı. ama elbette tek başına fiziksel haz yeterli olmayacaktı. bu noktada duygudurum bozukluğu yaratmayacak entelektüel problemler oluşturup kendine ve insanlığa faydalı olmak iyi bir fikir olabilirdi. yani bilimle ilgilenmek benim şu an yaptığım gibi bu yazıyı yazarak aynı sıkıntıları yaşayan insanlara faydalı olmak gibi. evet şu an 4. basamak burası. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben en üste sadece bilim yazdım ama daha önce de dediğim gibi bu herkesin kendi fenomenal alanına göre genişletilebilir. yardım derneği kurmaya kadar uzanan sonsuz girişimlerden bahsediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak begüm piramidinde şuna çok dikkat edilmesi gerekiyor: eğer birinci basamaktan problemler varsa, (birinci basamakta olup olmadığımızı korku sıkıntı utanç veya suçluluk hissi taşımamızdan anlayabiliriz) kesinlikle oturup bu 4 problem üzerinde düşünmemiz gerekiyor. eğer 1. basamak sorunlarımızı üstteki basamak şeyleriyle kapamaya çalışırsak onlara saplantlı bir şekilde bağımlı oluruz ve aslında onları kendisi için yapmak yerine zorlanımlı bir şekilde yapmış olduğumuzdan buna kendini gerçekleştirme denemez. belki kendini dolaylı olarak ya da 2. dereceden gerçekleştirme denebilir ama tek hayatını bi kerelik yaşayan biri için heralde temassızlık dünyanın en kötü şeylerinden biri olarak varoluş kaygısının daha çok artmasından başka bir işe yaramayacaktır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;kendimizi 2. basamakta gibi hissediyorsak gerçekten orda olup olmadığımızı anlamamızın yolu 2. basamaktaki arkadaşlarımızla aşkımızda ya da 2. basamak gündemimizde ne varsa onunla bir sorun yaşadığımızda o sorunun bize verdiği acının korkuya benzeyip benzemediğini yoğun sıkıntı suçluluk ya da utanç duygusu içerip içermediğini ayırt etmek olabilir. eğer sıkıntımız melankolik bir acıdan çok panik atağa benziyorsa 1. basamaktan bir sorunumuz var demektir. yani 2. basamaktan sorun yaşadığımız bu şeyi vaktiyle birinci basamaktan bir sorunu bayıltmak için kullanmışızdır ve böyle bir durumda o konuyla ilgili sorun yaşamanız çok normal çünkü 1. basamakta bir problem varsa sonsuz bir tatminsizlik hissedecek ve diğer basamaklardaki hiçbir şey bunu tatmin edecek güçte olmayacaktır. sadece 1. basamağı atlatanlar 2. ya da diğer basamaktakileri gerçek anlamıyla yaşayabilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eğer sıkıntınız öncelikle korku içeriyorsa 1. basamaktaki ölüm üzerine, suçluluk duygusu içeriyorsa özgür irade üzerine, utanç içeriyorsa mükemmellik üzerine, sıkıntı içeriyorsa hayatın anlamı üzerinde tekrar düşünmenizi tavsiye ederim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak burda ne eksik diye düşününce aklıma geldi: tabi ki mide asidi. dolayısıyla burda maslow piramidini düşünüp onun en altında fizyolojik ihtiyaçlar olduğunu hatırladım. o kısım zaten dünyadaki herkes için geçerli olduğu için kendi subjektif piramidime eklemeye gerek görmemiştim ama şimdi aklıma sağlık geldi. bütün bu piramit anca sağlıklı ya da belli ölçüde bedensel esenliğe sahip bir vücutta inşa edilebilir. bu nedenle belki de piramitin en altına sağlık maddesi eklenmeli. bir kaç haftadır sigarayı bırakıp bırakmamaya karar verirken sağlıklı olmak için bir nedenim olmadığını düşünüyordum ama şimdi sanırım o nedeni buldum. çünkü üstüne bir piramit inşa etmiştim.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3824125477844744201?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3824125477844744201/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3824125477844744201' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3824125477844744201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3824125477844744201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/26.html' title='26'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8778345669756760247</id><published>2011-08-27T13:14:00.000-07:00</published><updated>2011-09-06T21:51:25.800-07:00</updated><title type='text'>in the shadow of the existence</title><content type='html'>&lt;div&gt;seminer burası. pröfösör beyin korteksi ve öğrenme arasındaki ilişkiyi açıklarken son olarak müzik dinlerken öğrenme veriminin azalacağını söylüyor. ama kısık sesli klasik müzik hariç diyor, o nedense beyindeki alfa dalgalarını arttırarak öğrenmeyi kolaylaştırıyormuş.  benimle aynı seminerde bulunan yüzlerce insan belki bu açıklamadan tatmin oldu ama benim aklıma şunlar geldi:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) bu durum piyano ile yapılan post modern besteler için de geçerli mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) klasik müziğin iniş çıkışı dikkatimizi dağıtmaz mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;3) klasik olmayan bir müziğin içinde piyano solosu duysak alfa dalgalarımızda bir değişiklik olur mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4) sadece piyanoyla yapılan bir bestede mi alfa dalgaları daha çok artıyor yoksa yaylıları da içeren bir bestede mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;5) beyin klasik müziği diğer müziklerden tam olarak hangi yönüyle ayırarak alfa dalgalarını arttırıyor?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6) bu çıkarımı destekleyen deneyler klasik müzikten hoşlanan denekler üzerinde mi yapıldı yoksa ona karşı nötr olan denekler de deneye dahil miydi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;7) klasik müizkten nefret eden biri için aynı şeyler geçerli olur mu?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(128, 128, 128); font-size: 13px; line-height: 20px; background-color: rgb(25, 25, 25); "&gt;..........&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;98) alfa dalgası nedir yahu? (burda artık iyice sinirlenmiş)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;99) alfa dalgası dalga şeklinde mi ilerler yoksa parçacık mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;..........&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;24 saat boyunca bu soru sorma hızıyla yaşayıp soruların sadece 100'de birine cevap bulabildiğinizi düşünün, işte benim agnostik dünyama hoş geldiniz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8778345669756760247?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8778345669756760247/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8778345669756760247' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8778345669756760247'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8778345669756760247'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/in-shadow-of-existance.html' title='in the shadow of the existence'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5557316040156965361</id><published>2011-08-22T10:14:00.000-07:00</published><updated>2011-08-23T09:44:24.769-07:00</updated><title type='text'>eksik sonsuzluk</title><content type='html'>&lt;b&gt;begüm gibi yazma rehberi&lt;/b&gt;&lt;div&gt;başlangıç&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;bulunulan yer. ne durumda olunduğu. son 10 dk.'nın tarifi.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gelişme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;çağrışımlar. akıl yürütmeler. bağlantı kurmalar.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonuç&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;alakasız bişey anlatma.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;nevizade burası. kafası karışık bir 6'yım. elma votka istemiştim ama redbul votka getirildim. acaba bu biraz enerjiye ihtiyacım olduğuna dair bir mesaj mıydı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonsuz uzunluklukta olmasını planladığım yazının ikinci paragrafı. burda ruh molekülü var bu akşam. aslında şehir dışında daha doğal bir yerde yaşamak bana daha uygun diye düşünüyorum. bugün annemden çıkınca hazır yakınım diye taksime geldim. sonra attığım kimse mesajlarıma cevap yazmadı ve hiç de azımsanamayacak sayıda insanı taksime çağırdığımı söylemeliyim. etrafıma bakıyorum, bence çok hoş biriyim, neden bu kadar yalnız bırakılıyorum belli değil. başka bir şehire gitsem kesin daha da yalnız olurum. hiç en iyi senaryom yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;durumumu kabullenmek dışında başka seçeneğim olmadığına göre öyle kendi kendime bişeyler yazayım o zaman, ne de olsa bu evrende artık karşıdan karşıya geçmek bile iyice zorlaştı. daha doğrusu şöyle oldu: yolda bulduğum bi kıza levent ne tarafta"dedim. bi otobüsü göstererek şu otobüse bineceksin dedi. tabi ki otobüse binmeyip, ben kağıthaneye gidicem, leventin yerini merak etmiştim oyüzdensordum dedim. sonra ileri doğru yürürken leventin yerini sordum diye niye hemen levente gitmek zorunda bırakıldığımı anlamaya çalıştım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;leventle kağıthane aynı yönde olduğu için ve benim bineceğim otobüsler benim olduğum tarafta olduğu için çok sevindim çünkü karşıdan karşıya geçmem gerekmeyecekti. karşısı ortalama bi karşıdan karşıya geçme mesafesi için çok uzaktı ve arada çit vardı. önce çitin insan geçimi için boşluk bırakılmış yerini bulmam gerekecek, sonra da bu ortalama karşıdan karşıya geçme mesafesinden daha uzak olan karşıya geçmek zorunda kalacaktım. kim bilir belki de çitin boşluklu yerinde trafik ışığı vardı ve kırmızının bitmesini beklemek duurmunda bile kalabilirdim. bu nedenle karşıdan karşıya geçmeyecek olmam süperdi ve tam şuan bu mutluluk bana yetmezmiş gibi gezegenimizde yaşayan iyi kalpli biri mesajıma cevap verip, hatta vermek ne kelime çoktan taksime kadar gelmişti bile.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5557316040156965361?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5557316040156965361/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5557316040156965361' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5557316040156965361'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5557316040156965361'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/eksik-sonsuzluk.html' title='eksik sonsuzluk'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5562802248951278122</id><published>2011-08-15T14:06:00.000-07:00</published><updated>2011-09-06T21:46:01.920-07:00</updated><title type='text'>ejderha olmadığım için pek ciddiye alınmıyorum /melis</title><content type='html'>&lt;div&gt;son zamanlarda hayatımdaki tek heyecan true blood'u izlemek desem abartmış olmam. bi yandan hayatın anlamını düşünüp bi yandan true blood'un yeni bölümünü izlerken, ikisini birleştirip bir arada yürütmeye karar verdim ve kendimi true blood senaryosu içerisinde idealize ettim. 4. sezonun 8. bölümünün sonuna kadar izlemiş biri için aşşağıdaki hikaye birşeyler ifade edebilir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse ismimi hikayede elizabeth olarak değiştiriyorum ve şimdi idealize ettiğim benliğimin ekseninde kurguladığım yeni true blood hikayesini anlatmaya geçiyorum:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elizabeth godric'in evladı, yani eric'in bir nevi kardeşi. vampire dönüştürülmeden evvel bir aristokrattı. aristokratlığın bütün asaletini ve nezaketini özümsemiş olmasına rağmen, düzenini hiç özümseyemedi. kısa bir süre sonra aristokrasi sorgulaması bütün hayatına yayılarak ve tabi ki boş vaktin de etkisiyle bir varoluş sorgulaması haline geldi. sonsuzluk, tanrı, ölüm, hayatın anlamsızlığı çemberi içinde dönmeye başlayan hayatına verebildiği tek mola doğayla iç içe olmaktı. düşünceler dayanılmaz bir boyuta geldiğinde kendini sahile, çimenlere, denizlere vuruyor, oraların dinginliğiyle bir nebze olsun rahatlıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elizabeth bir yandan anlamsızlık bir yandan yalnızlık içinde kıvranırken içinde bir hastalık büyümeye başlamıştı. tabi ki mide asidi. o zamanlar gaviscon icat edilmediği için bunun tedavisi yoktu ve bir gün, gece yarısı sahilde dalgaları izleyip dünyayla vedalaşırken godric'le tanışıp arkadaş oldular. godric de elizabeth'in hastalığına üzülüp ona sonsuzluk yani vampirlik teklif etti. elizabeth bu kısa hayatıyla bile nasıl başedebileceğini bulamamış biri olarak sonsuzluğa elbetteki sıcak bakmadı ama godric onun gözünün önünde mide asidinden ölmesine izin veremezdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;gel gör ki vampirlik elizabeth'e hiç yaramadı. onu hayata bağlayan tek şey olan doğadan tamamen kopmuştu. artık denizi asla güneş ışığı altında göremeyecek*1, kırlarda uzanamayacaktı. bu durum onun daha da melankolik olmasına yol açtı. bir kaç kez gümüş kazıkla kendini öldürmeyi denedi ama beceremedi. baktı kendini öldüremiyor, böyle de yaşanmaz, bari vampir ırkıyla bir aidiyet ilişkisine girip işin tadını çıkarayım dedi. o dönem eric pam ve o çılgınca eğlendiler. önüne geleni ısırdılar, insan ırkıyla dalga geçtiler ve fantasia'yı açtılar. elizabeth'in sarkastik, ironik, melankolik, kozmik espiri anlayışı bu şekilde yaşayıp gitmeye alışmasını sağlıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir süre sonra vampir çılgınlıklarının, elizabeth'in hayatının anlamı olma bakımından yetisi azalmaya başladı. elizabeth'in içindeki canavar(melankoliyle bağlantılı olan) tekrar uyandı*2 ve bi gün yine gece yarısı sahilde oturup dalgaları izlerken bir cadıyla tanıştı. elizabeth cadıya  eskiden mutsuzdum şimdi artık ruhum da yok diyince cadı üzüldü ve bu yüzden cadıların vampirleri uyandırıp gün ışığına çıkarmaya kalkıştığı gün elizabeth kendini bilmez bir halde güneşe doğru koşup yanmak üzereyken, bu cadı onun gün ışığında yanmasına izin vermeyerek elizabeth'i cadı yaptı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;cadılığın ilk günlerinde elizabeth çok mutluydu. yeniden güneş ışığına çıkabildiğinde çocuklar gibi sevindi. diğer cadıyla kırlarda koşup oynadılar. artık tekrar ölümlüydü ve bu yüzden sonsuzluğu falan düşünmesine o kadar gerek kalmamıştı. bu düşünceleri doğayla bayıltabiliyordu ve kozmik, ironik, sarkastik espiri anlayışı tavan yapmıştı. kendine ormanın içinde sahilin kenarında bir ev yapıp orda sıradan bir hayat sürmeye başladı. acemice büyüler yapıp kendi çapında eğlendi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra işte bu cadıların vampirlere saldırması söz konusu oldu ve pam'i çürüten büyüyle eric'in hafızasını silen büyü yapılınca, pam elizabeth'i bulup bir vampircadı olduğu için ondan yardım istedi. elizabeth "ben pek büyü yapamıyorum ki diyip komik şeyler yaptı. onun bu ölümlü ve acemi halini gören pam "aman tanrım liza, ne bu hal" dedi. "ne güzel insnaları öldürür, bütün görkemimizle karanlığın içinde karizmatik karizmatik gezinirdik" dedi. "hadi gel tekrar vampir ol da eski günlerimize dönelim" dedi. elizabeth bu teklifi kabul etmedi, doğa falan geçinip gittiğini söyledi. aslında eric'i de bi görmek isterdi ama nasılsa eric'in hafıza gitmişti o yüzden gerek yoktu. kraliçeyi sordu, onunla çok gülme krizine girmişlerdi, öldüğünü öğrenince üzüldü. pam gittikten sonra, yaptıkları konuşma elizabeth'in içindeki canavarı çokaz uyandırır gibi oldu ama görmezden gelinebilir bi uyanıştı bu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bir kaç gün sonra elizabeth öylesine pazarda gezerken fazla samimi olmadığı bir cadı arkadaşından tesadüfen cadıların 2. kez vampirleri dirilticeğini öğrendi. kendi başınalığıyla bu koşullarda hayatla başedebiliyordu ama bütün eski arkadaşlarının ölmesine izin vereceği bir durumda vicdanının bu kadar rahat olmayacağı belliydi. bu yüzden o gece bill'in ekibiyle cadıların karşısına çıktı. savaşta cadılık özelliklerini kaybedip, hafızasını geri kazanmış eric'in aracılığıyla yeniden vampir oldu. eric'in hafızası geri gelince, sukiyle olan ilişkisi bozuldu çünkü eric artık kendini perilik süpergüçlerinin getirdiği yalancı bir cennetle aldatamayacak, yarımelankolik gerçek dünyaya geri dönecekti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu noktadan sonra yeniden vampir olmuş elizabeth'in, melankolisini o ergenlik şiddetiyde yaşacağını sanmam. zaten sürekli tür değiştirdiği için saldı gitti artık, bunun üzerine espiriler falan yapıp, varoluşu sorgulamak yerine yabancılaşmayı bırakıp kendini gerçekleştirme yoluna girişir. vampir, cadı ya da insan farketmez, yaşayıp gider işte. olduğu aralığa uyum sağlayıp kendi değerleri çarçevesinde herhangi bir hayat sürmek kafi ona.  kimse yaşadığı hayat sonunda aa ne güzel yaşamışsın diyip ona ödül vermeyecek, kimse çektiği acının karşılığında ona cennet vaadetmeyecek hatta kim olduğu ve nasıl yaşadığı evrenin sikinde bile değil. o yüzden elizabeth artık evrenin gözünden bakmayı bırakıp, sorgulamadan -en azından varoluşun neden bu şekilde varolduğunu- kah üzülüp, kah eğlenip ama özetle kendisi olup kendisinin içinde yaşayıp gidecektir. bundan sonra tanrı olmaya falan çalışmaz ve felsefi zekasını kendi gerçekliğinin sınırlarında kalmak için kullanır. ama elizabeth'in bundan sonraki hayatını anlatmaya bence hiç gerek yok. çünkü gelecek ya da son önemsiz bişey ve zaten bu paragraf da öylesine.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*1 interview with the vampire'dan louis'e sevgiler&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*2 legends of the fall'dan tristan'a sevgiler&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5562802248951278122?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5562802248951278122/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5562802248951278122' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5562802248951278122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5562802248951278122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/ejderha-olmadgm-icin-pek-ciddiye.html' title='ejderha olmadığım için pek ciddiye alınmıyorum /melis'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6532993479541731990</id><published>2011-08-13T13:03:00.001-07:00</published><updated>2011-08-13T13:22:45.124-07:00</updated><title type='text'>tutarlı bir fontta hiçbir x bileşeni slash'lerle paralel değildir</title><content type='html'>galata köprüsü burası. bizim karşı apartmana benzeyen kadını sollayıp buraya geldim. bizim karşı apartmana benzemesi elbette ki boyutlarından değil, giydiği kıyafetin renklerinden kaynaklanıyordu. kendimin renklerine bakınca benim de karşı apartmanın önüne parketmiş arabaya benzediğimi farketmem uzun sürmedi.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugün toplantıdan çıkınca taksime gitmeye karar verdim. yani madem hiç arkadaşım yok -ama neyse ki yalnız iyi vakit geçirebildiğim günlere geri dönmüştüm- bi yerde oturup yazı yazmak eğlenceli olabilir gibi görünüyordu. bundan muhtemelen bir ay önce tam bu saatlerde "yanlışlıkla" varoluşa dair olan katarsisimi yok etmiştim ve aslında belki de o yazı bundan 20 sayfa önde falandır. ama ne olur ne olmaz tekrar ikna olurum falan şimdi diye dönüp de tekrar okumam çünkü hayatın anlamı katarsistir ve katarsis için ruhmolekülü gerekir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte ben de tam bu yüzden taksimde ruhmoleküllerinin bol bulunduğu bir mekan olan kiliseye gittim ve şu an sahip olduğum ruhmoleküllerinin bende kalıcı olmasını diledim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ruh moleküllerimin son iki gündür akıl almaz yükselişi resmen havanın yağmurlu olmasından kaynaklanıyordu. içimdeki iskandinav melankolisi ne anlama geldiğini bilmediğim ama temel güven duygusu boşluğumu dolduran bir canlılığa dönüşmüştü. halbuki kısa bir süre önce hiç ruhum kalmamıştı ve bunu kabullenmek üzereydim. hatta sanırım bundan 3 sayfa önce artık üretemeyeceğimi, yükseklisans falan yapmaya çalışmayıp ortalama bir öğretmen olmayı kabullenip en kısa zamanda evlenerek bundan sonra hiçbir şeyi sorgulamaksızın ve mücadele etmeksizin hayatımdaki dinamizmi çocuklarıma bağlı kılıp ve hatta ara ara kocamla kavga edip barışarak yakalamaya karar vermiştim. sonra neyseki yağmur yağdı ve kendime geldim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi tekrar güneş açtı. iyki buraya kadar hızlı hızlı yazmışım çünkü ilham bitti. acaba şu an hissettiklerim nötrlük mü yoksa yoksunluk mu? bilmiyorum ama yazmaya devam edemeyeceğimi biliyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6532993479541731990?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6532993479541731990/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6532993479541731990' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6532993479541731990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6532993479541731990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/tutarl-bir-fontta-hicbir-x-bileseni.html' title='tutarlı bir fontta hiçbir x bileşeni slash&apos;lerle paralel değildir'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7437141681468530060</id><published>2011-08-06T08:21:00.000-07:00</published><updated>2011-08-06T08:39:38.450-07:00</updated><title type='text'>ne için cezalandırılıyorum?</title><content type='html'>bi gazetede tesadüfen ufoların görüntülendiği fotoğraf kareleri vardı, onlardan biri de buydu:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-OSyshF1jHMs/Tj1d0o5jF3I/AAAAAAAAALw/q73H0I3g0Z8/s400/ufolu.jpg" style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 298px; height: 400px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5637765467451103090" /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pihihi şukardanadama bak ya&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7437141681468530060?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7437141681468530060/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7437141681468530060' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7437141681468530060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7437141681468530060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/ne-icin-cezalandrlyorum.html' title='ne için cezalandırılıyorum?'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-OSyshF1jHMs/Tj1d0o5jF3I/AAAAAAAAALw/q73H0I3g0Z8/s72-c/ufolu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3209213640204327826</id><published>2011-08-06T03:29:00.001-07:00</published><updated>2011-08-06T03:56:43.886-07:00</updated><title type='text'>dışarda çok ses var, içerde uzay, kendime çaylar demliyorum*</title><content type='html'>3 buçuk günlük iznimin birinci günü burası. uyandıktan sonraki 2 saati bi şekilde yaşayıp gittikten sonra, saat tam 13:30 da kendimi 10 üstünden mutlak bir 3 ün içinde buldum. evi toplayıp bisiklete binecek ve yarın adaya gitmek üzere hazırlık yapacaktım ama evren tarafından bana "evde oturup efendi efendi iç" şeklinde bi teklif sunulmuş gibi geldi. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;yavaş yavaş &lt;i&gt;dolaba aktım. &lt;/i&gt;ömüşün yarısını içtiği şeftali suyu ve bi aydır dolaba koymaya üşendiğim, önderle buluşmamızdan artan zehirli votkayı, barbarosun &lt;i&gt;sevabına &lt;/i&gt;doldurduğu buzlarla birleştirip, ömüşün sevgilisinin evimizde unuttuğu sigaralarla birlikte içerek melisin yolladığı şarkıyı kendimi tamamen güvende hissettiğim tatlı bir sonsuzluk özlemiyle dinlemeye başladım. tanıdığım herkes bu durumda olmama bir katkı sağlamıştı.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*halimden konan anlar - kendime çaylar&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3209213640204327826?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3209213640204327826/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3209213640204327826' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3209213640204327826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3209213640204327826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/08/dsarda-cok-ses-var-icerde-uzay-kendime.html' title='dışarda çok ses var, içerde uzay, kendime çaylar demliyorum*'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-3995614074231793839</id><published>2011-07-31T11:20:00.000-07:00</published><updated>2011-07-31T12:32:41.409-07:00</updated><title type='text'>yeter artık bitlise gitmek istiyorum</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;bugüne dek çoğunlukla kötü hislerimin cevabını psikolojide aradım. ama ara sıra biyolojide de aradım(örneğin mide asidi); hatta zaman zaman kozmikte bile aradım(iyi dönem kötü dönem). yani bunları oranlarsam yüzde 70 psikolojide, yüzde 20 biyolojide, yüzde 10 kozmikte aradığım söylenebilir. geçenlerde ise harvard üniversitesi'nde görev yapan nöro-psikiyatri profesörü lourann brizendine'in "kadın beyni" kitabını okurken ciddi bi aydınlanma yaşayıp, bana olan şeylerin nedenini ararkenki biyoloji oranını biraz arttırmaya karar verdim. çünkü kadınların sürekli yaşadığı gerçekliğin değiştiğinden, bunun nedeninin de her ay yaşadıkları hormon döngüsünden kaynaklandığını söylüyordu ve cidden söylediği belirtilerin zamanlaması, benim yaşantımla ve tanıdığım diğer kadınların yaşantılarııyla -şiddetleri farklı olsa da- örtüşüyordu. prof. dr. lourann yaptığı araştırmalar sonucu şöyle bir çizelge çıkartmış:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-bDfOwjlb0HQ/TjWf5XrGMAI/AAAAAAAAALo/3889mumB-XI/s400/HIRMON.jpg" style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 284px;" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5635586316680179714" /&gt;&lt;div&gt;yukardaki çizelgedeki kırmızı çizgi östrojeni, mor çizgi projesteronu, lacivert çizgi ise testosteronu gösteriyor.(evet kadınlarda da testosteron var tıpkı erkeklerde de östrojen olduğu gibi)&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;östrojenin özellikleri&lt;/i&gt;: sözlü iletişim becerisi, güç, kontrolü elinde tutma, baştan çıkarıcılık, yakınlık ve cinsel güdü&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;projesteronun özellikleri&lt;/i&gt;: östrojenin özelliklerini tersine çevirme&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;testosteronun özellikleri&lt;/i&gt;: hissizlik, saldırganlık, ve libido&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte ben de diyorum ki "niye 2 hafta iyiyim 2 hafta kötüyüm, niye her pms dönemimde aynı yazıları yazıyorum? niye regl biterken özgüvenim birden geri geliyor ve 2 hafta sonra nasıl oluyor da özgüvenim yerindeyken düşündüğüm bütün düşüncelerin tam tersi de doğru gibi geliyor?" diyordum. meğer projesteronmuş o ya. ama çizelgede görebileceğimiz gibi projesteron yükselse de yine de östrojenin ilk iki haftası kadar baskın değil; dolayısıyla onu mantığımla belki de kontrol altında tutmayı başarabilirim, belki de etmem bıraktım gitti artık; belki hissettiğim şeylerden ötürü kendime kızmamam konusunda bana yardımcı olabilir bu bilgi, bilemiyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında düşündüm de suçu hormonlara atmak başka insnalara özgürce saçma sapan davranmanın kapısını aralayan bir davranış biçimi olur. projesteronu mantıkla kontrol almaya çalışmak da geriltici ve delirtici bir deneyim olur. dolayısıyla bu ikisinin doğaçlama bir uzlaştırımını yakalamak en iyisi. aşırı tedbir alarak bunun nasıl olacağını şimdiden planlamaya ise niyetim yok.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak, tabi ölçülen hormon değerlerini gerçeklik olarak düşünmüyorum. yani onların bunu ölçen aletlere ya da kağıda nasıl yansıdığı onların bana olan &lt;i&gt;görünüşü&lt;/i&gt;nden daha değerli değil; demek istediğim düşündüklerimin ya da hissettiklerimin şiddeti, onların kendilerine yer bulduğu bana ait senaryoları ve somut yaşantımla olan senkronizasyonları esas &lt;i&gt;anlam&lt;/i&gt; taşıyan şey. beni temel olarak bu 3 hormon kontrol ediyor olabilir ama yaşantımın senaryolarını oluşturan sadece onlar değil.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;psikolojiden yüzde 10 azaltıp o 10'u biyolojiye ekliyorum ve 60 30 10 da karar kılıyorum. bu bitince yine aynı kadının yazdığı erkek beyni kitabına geçeceğim, bakalım orda neler var.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-3995614074231793839?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/3995614074231793839/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=3995614074231793839' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3995614074231793839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/3995614074231793839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/yeter-artk-bitlise-gitmek-istiyorum.html' title='yeter artık bitlise gitmek istiyorum'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-bDfOwjlb0HQ/TjWf5XrGMAI/AAAAAAAAALo/3889mumB-XI/s72-c/HIRMON.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4765824934082872284</id><published>2011-07-30T11:06:00.000-07:00</published><updated>2011-07-30T12:41:34.903-07:00</updated><title type='text'>metnimiz yollanıma hazır</title><content type='html'>hava 45 derece olmasına rağmen önce burger king'in klimasıyla sonra migros'un buzdolapları arasında donmuştuk. sonunda dışarı çıkıp nihayet ısınmayı umarken sibirya'dan gelen soğuk hava dalgası, adını hatırlayamadığım bir yüksek basınç etkisi, fırtına ve hatta neredeyse &lt;i&gt;hortum&lt;/i&gt;la karşılaşınca hayatın çok kötü olduğu bizim için bir kez daha netleşmiş oldu. kırk yılın başı caddebostanda bir doğumgünü kutlamayı planlarken zatürre olmadan önceki son günümüzü kutlamak zorunda kalıyorduk.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;denizkenarındaki duvarın üstüne oturup ayaklarımızı denize doğru sarkıttık. hortumun etkisiyle herşey uçuyordu ve bu nedenle hiçbir şeyi elimizden bırakamıyorduk. sonunda fizik kurallarından faydalanarak bi takım şeylerin ağırlık merkezine çeşitli yükler yükleyip uçmamalarını sağladık. ama problemler bitmek bilmiyordu. 1 metre solumda oturan tanımadığım kız çok mutluydu(nerden baksan 8.5) ve onun sürekli yanına eklenen yeni arkadaşları yüzünden ben sıkışmaya başlamıştım. artık son arkadaş çıplak ayaklarını üzerime uzatınca kavimler göçü misali sağa kaymak zorunda kaldık. hayatımın çok kötü olduğu yetmezmiş gibi bi de beni sağa kaymakla uğraştırmalarına çok sinirlendim. zaten fırtınadan uçmak üzereydim, dengemi zor sağlıyorum, üstelik de neredeyse 27 yaşındayım; denize düşmemek için hiçbir nedenim yoktu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;arkadaşlarıma ve kendime baktım: melis yanağını yoluyor, oytun saçıyla oynuyor, bense dudağımı yiyordum. bu nevrotik halimizin 3 maymunu andırdığını farkedince, bugüne dek hayatımdan çıkarmak zorunda olduğum hiçbir şeyin yerine iyi bişey koyamamış olmamın yoksunluk hissiyle savaşmayı bırakıp, bu yoksunluk hissine kendimi bırakarak gülme krizi eşlikli bir histeri krizine girdim. bu histeri krizi esnasında bir yandan çok saçma konuşurken bir yandan da oytun ve melis'e denize düşmem durumunda yapacaklarımızı zorla planlattım. oytun denize düşmem durumunda denizdeki teknelerin büyük bir iyilikseverlikle beni alıp kartal sahiline bırakacaklarını iddia etti. bu plan içime hiç sinmedi. melis'se ıslak bir halde dolmuşa binip eve gidebileceğimi söyledi. ama ben dolmuşun ya da hatta taksinin beni ıslak ıslak arabaya almayacağından emindim. sonra melis çok basit birşeymiş gibi "kurursun ne var?" dedi. "kurumak o kadar kolay mı!" diye bağırdım. acayip sinirlenmiştim ne biçim plandı bu. sonra kendi kendime, denize düştükten sonra önce migrosa gidip pantolon ve tişört -pantolon yoksa onun yerine şort- aldıktan sonra, onları burger king'in tuvaletinde giyip bulabildiğim ilk taşıtla eve dönme planı yaptım. bu o kadar iyi bi plandı ki üstümü değiştirdikten sonra rehavete kapılıp vücudumun pis marmara denizine bulanmış olmasına aldırmadan tekrar sahile dönerek şarabımın sonunu içmeye kalkabilirdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;oturma pozisyonumu değiştirip bağdaş kurmak için hazırlıklara 20 dakika önceden başlamam gerekiyordu. pantolonum biraz dar olduğu için diz kısmının fazla gerilmemesi adına önce onu biraz yukarı doğru çekiyor, sonra dengemi kaybedip denize düşmeden bağdaş kurma pozisyonunu yavaşça oluşturuyor, son olarak da sol ayakkabımın yere değerek ayağıma battığı bağlanan kısmı çözüyodum. kısa bir süre sonra kolaylıkla, pozisyon değiştirmeye karar verdiğimde ayakkabımın tekini çözmüş olduğumu unutup ayağımı denize doğru sarkıtarak ayakkabımın tekinin denize düşmesine neden olabilirdim. çok heyecanlandım, daha önce ayakkabımın tekinin denize düşmesine hiç bu kadar yaklaşmamıştım. bu ihtimal bana çok gerçekçi göründüğü için oytun ve melise ayakkabımın tekinin denize düşmesi durumunda yapacaklarımızı zorla planlatmaya çalıştım. oytun  ağaç dalıyla onu alabileceğimizi söyledi melisse denizdeki 3 gölgeyi işaret edip şöyle dedi: "şu 3 kişi biz miyiz ya, eğer diilsek bi sorun var demektir" sorun da şu: "o 3 kişi kim ve biz nerdeyiz? bunların cevabını bulmamız gerekir." melis bu sorulara cevap ararken ona ayakkabımın tekinin denize düşmesi durumunda yeni ayakkabı almak üzere migrosa kadar gidebilmem için bana çorabını verip veremeyeceğini sordum. o sırada önümüzden bi poşet uçarak geçti.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4765824934082872284?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4765824934082872284/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4765824934082872284' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4765824934082872284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4765824934082872284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/metnimiz-yollanma-hazr.html' title='metnimiz yollanıma hazır'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2731602792548546709</id><published>2011-07-26T11:27:00.000-07:00</published><updated>2011-07-26T11:38:45.101-07:00</updated><title type='text'>şuan binlerce insan sandalyeden düşüyo</title><content type='html'>&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; içinde beyaz desenler olan bi tişörtü diğer renkli tişörtlerle yıkıyabilir miyim&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bi tane de tamamen beyaz tişörtüm var &lt;/div&gt;&lt;div&gt;evde başka beyaz hiçbişey yok o nolucak&lt;/div&gt;&lt;div&gt; annemi aradım açmadı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;milis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; herşey milyon kere yıkandıysa bişey olmaz bence&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bu beyaz desenli ilk defa yıkanicak&lt;/div&gt;&lt;div&gt; çok heycanlı&lt;/div&gt;&lt;div&gt;milis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; eheh ona bişeyolmaz&lt;/div&gt;&lt;div&gt; diğerleri çok yıkandıysa renk vermez fazla&lt;/div&gt;&lt;div&gt; olursa da napalım&lt;/div&gt;&lt;div&gt; elinde yıkıycak diildin&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; bornozla yıkasam&lt;/div&gt;&lt;div&gt; beyaz bornozlar havlular falan bulabilirim belki&lt;/div&gt;&lt;div&gt;milis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; renkli bornozla da bişey olmaz ya&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; peki beyaz desenliyi neyle yıkicam&lt;/div&gt;&lt;div&gt;milis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; işde bornozla&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; humk&lt;/div&gt;&lt;div&gt; annemi ariyim ben&lt;/div&gt;&lt;div&gt; sana güvenmiorum&lt;/div&gt;&lt;div&gt; beyazlarımı bozmak istiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt; pembe olsunlar istiyosun&lt;/div&gt;&lt;div&gt;milis:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; ehuaheua&lt;/div&gt;&lt;div&gt;begüm:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aradım&lt;/div&gt;&lt;div&gt;narin yıkamada 30 derecede yıkarsam renkler çözünmezmiş&lt;/div&gt;&lt;div&gt; çamaşır yıkamanın ciddi bi kimya problemine dönüşüceğini nerden bilebilirdim&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2731602792548546709?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2731602792548546709/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2731602792548546709' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2731602792548546709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2731602792548546709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/suan-binlerce-insan-sandalyeden-dusuyo.html' title='şuan binlerce insan sandalyeden düşüyo'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4005315071474467144</id><published>2011-07-24T12:09:00.000-07:00</published><updated>2011-07-24T13:56:02.235-07:00</updated><title type='text'>benim böyle bi problemim var yardımcı olmayı düşünür müsün?</title><content type='html'>&lt;div&gt;mükemmelliğe yönlenme olmalı mı?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;karen horney'nin buna cevap verecek donanımı yokmuş. sanırım bu felsefeyle psikoloji arasındaki farka işaret ediyor ve ben bütün söylediklediklerinin doğruluğuna katılacağımı varsayabileceğim kadar ortak nokta bulduğum karen horney'nin bu cümlesini okurken şaşırıp, hayatımda ilk defa felsefe alanında kendimi profesyonel hissediyorum. mükemmele ulaşmak için gösterilecek çabanın gerekli olup olmadığı, bu çabanın anlamını ve toplumsal açıdan bu çabanın değerini sistemli bir şekilde düşünmeye başlıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;felsefeyi her zaman insanlığın ortak malı olarak gördüğüm için -bu alanda aldığım akademik eğitimden ötürü insanlar beni profesyonel olarak tanımlasa da- ben kendimi bu alanda diğer insanlara oranla hiçbir zaman daha profesyonel hissetmedim. ama sanki her türlü konuda akıl yürütme donanımına sahip olduğunu varsaydığım karen horney, bu konuda donanımsız olduğunu ifade ederken, bu ifadeyi önceden bana söylenen bi kaç şeyle de birleştirince; yani horney'nin sorduğu soruları genişletip tez yazacak kadar fikir geliştirmeye çok hazır olduğumu farkettiğim anda sanırım biraz kendime profesyonellik payı biçmeye hakkım olduğunu düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sorunun cevabının insan doğasına atfedilen varsayımla direkt bağlantılı olduğunu söylediğinde horney, analitik felsefenin bizi getirdiği son sınıra gelmişti bile. bu zaten yeter cevaptı ve konuyu kapatmak isteyen birisi için tatmin ediciydi. ama buna cevap verecek donanınım yok derken belki de türe özgü hazırbulunuşluğu kastetmişti ve bunun bir cevabı olmadığını ya da buna bir insanın cevabı olamayacağını söylemek istemiş de olabilirdi. hatta belki de bunu araştırmanın gereksiz olduğunu düşünmüş olabilir; hatta ve hatta basitçe mütevazılık yapmaya çalışmış da olabilirdi ama önemli değil. çünkü burda konumuz karen horney'nin donanımsızlığını ifade ediş sebebi olmayacak. burda konumuz, netice itibariyle benim bunu biraz düşünmek için durmuş olmam, çünkü bakalım bunu düşünebilecek miyim diye merak etmem ve zaten bunu merak etmemin bile yeterince filozofça olması.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;mükemmelliğe ulaşmak için kendimizi yönlendirmemiz gerekli mi diye düşünmeye başlarken; öncelikle yönlendirme ya da otokontrolün doğallığı bozduğunu ama tamamen somut yaşantıyla sürüklenerek öğrenmenin de sanki insanlıktan çok, daha ilkel bir canlılığı andırdığını düşündüm. bir analojiye girişirsem bunun bir şeylere benzediğini bulabileceğimi farkettim ve ilk başta aklıma müzik geldi. ama bunu tam metaforlaştıramadım. ayrıca o sırada düşündüklerimi yazmıyor olduğum için düşünme sıramda sıçramalar olabiliyordu ama akıl yürütme eksik kaldığından -çünkü birikerek ilerlediğinden- nereye sıçrarsam sıçrayayım bir şeylerin üstüne birşeler ekleme zamanı geldiğinde yine son kaldığım noktada buluyordum kendimi. bu nedenle hiçbirşey tutarsız olmuyordu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bunun bir şeylere ama neye benzediğini düşünürken birden mükemmelin ne olduğuna takıldım. mükemmele ulaşmaya çalışmayı, "iyi, doğru ya da güzel olduğundan tüm benliğimizle &lt;i&gt;emin&lt;/i&gt; olduğumuz bir şeye dönüşme yolunda attığımız adımlar" olarak tanımladım. bu noktada toplumsal iyiyle mükemmelliği birbirinden ayırmak gerekiyor çünkü kişisel olarak iyi bulduğumuz birşeyin toplumsal olarak iyi olma ihtimali bazen bir hayli düşük oluyor. ama kim bilir belki kimsenin nevrotik olmadığı bi toplumda otokontrol gerekli değildir. bunu düşünmenin yeri burası değil ama donanımım olmadığı için değil, konu dışı olduğu için. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet mükemmele ulaşmanın ne anlama geldiğini biraz önce tanımladığıma göre bu kadar hızlı tanım yapma yetisinin felsefi profesyonelliğin en önemli belirtilerinden biri olduğunu düşündüğümü ve dünyanın en zor şeyinin tanım yapmak olduğunu düşündüğümü yadsıyacak değilim. neyse, mükemmelin ne olduğuna ve mükemmele ulaşmanın ne olduğuna bir sınır çektikten sonra, içerik ve kontrol arasındaki ilişkiyi metaforlaştırmaya başladım ve biraz uğraştıktan sonra sonunda müzik metaforundaki bütün bağlantıları yerine oturttum. yani ses, notalar, olaylar ve bilinç arasındaki bağlantıları. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;müziği gürültü ya da müzik olmaktan ayıran şey notalardı. eğer ses kuralsız bi biçimde varolsaydı ona müzik demezdik, notalarsa ses olmadan hiçbir şey yapamazdı. yani ses kaçınılmaz malzememiz, notalarsa onun kalitesini ve verimini arttıran bir tür düzenleyici olarak karşımıza çıkıyordu. bu yazıyı sonsuza kadar uzatarak dünyanın en uzun ve sıkıcı yazısını yazıp kimsenin sonuna kadar okumaya tenezzül etmemesini isterdim. gerçekten isterdim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet gerçekten de müziğe benziyordu ve müzik gerçekten hayata benziyordu: içerik, yani mesela olaylar; ve o olayların farkında olan, sırasını belirleyen, o olaylar içindeki davranışını belirleyen biz notalar. peki ya ikisinden birini seçmem gerekirse hangisini seçerdim? yani hangisi müzik için daha önemliydi notalar mı yoksa sesler mi? eğer ikisinden biri tamamen yoksa ona müzik denmiyordu ama biri yüzde 1 biri 99 olduğu zaman ona hala biraz müzik diyebilirdik. tek ve planlı bi notaya basıp -eğer amacımız müzik yapmaktıysa- o yeterince müzikti. ama tabak yere düştüğünde çıkan gürültü müzik değildi. tabi tabağın amacı müzik yapmak değildiyse.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben sayıları çok seven biri olarak(kendimi pythagoras gibi hissettiğim nadir anlardan) müziğin ve notanın &lt;i&gt;benim için&lt;/i&gt; önemini yüzdesel olarak ifade etmeden geçemeyecektim. &lt;i&gt;benim için&lt;/i&gt; olmayan bi notalar ve içerik oranı belirlemesi düşünemiyorum. daha doğrusu düşünüyorum ama gerçekçi gelmiyor. yani bunu düşünebilecek kadar donanımım var ama bunun bi cevabı olmadığı sınırım da buzdolabında hazır. karen horney bütün bunların insan doğasına yapılan varsayımlara dayandığını açıklarken küçük de bi göreceliliğe değinse gerçekten "mükemmel" olacaktı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;notaların ve seslerin benim için sayısal oranlarını çeşitli örnekler üzerinde deneyebilirdim. mesela pink floyd'un  saucerful of secrets'ının başındaki saykodelik gürültüleri çoğu kez anlamsız bulup şarkının sonunun gelişini bekliyordum. ama bir yandan da klasik müziğin barok halini de zaman zaman fazla kontrollü, sıkıcı ve virtüözik buluyordum. (!icad edilmiş kelime uyarısı[ünlemle i'nin birbirinin tersi olduğunu daha önce farketmiş miydiniz?]) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;peki hangisini tercih ederdim? kesinlikle bu sıkıcı virtüözlük tarafına kaymaktan daha az rahatsızlık duyardım ama tabiki iki uçta da kendimi kaybetmek istemediğimin tekrar hemen altını çizme ihtiyacı hissediyorum burda. yüzde 70 gürültü yüzde 30 nota beni rahatsız ederken eşiklerimi deneye deneye yüzde 70 nota yüzde 30 ses serbestisine kadar dayanabileceğime karar verdim. zaten 10 üstünden 3 olmaya da çok benziyor bu. (paragrafın başında bi an ünlemi mi yoksa i'yi mi tercih ettiğimi sordum gibi geldi ve şu an bağlantı kurma konusunda hızımı alamadığım için bir duygu ifadesi olan ünlem yerine, cümle kurmanın tamamlayıcı bir unsuru olan i'yi tercih etmemin daha tutarlı olacağına karar verdim)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;evet zihnimdeki herşeyin birbiriyle bağlantısını kurduğum için mutluyum ve zekamı gerçekleştirmiş gibi hissediyorum kendimi. üstelik yakın bi zamanda , daha sonradan 5 6 kere daha farketmem gerekmiş olsa da hayatın anlamı, özgür irade, yabancılaşma gibi meselelere tatmin edici yanıtı bulduğum için, bu kendini gerçekleştirmeyi tümden gelerek; yani mükemmel begüme kıyasla eksikliklerini görerek değil, hiçliğin elinden kurtardığım bir potansiyel olarak düşünüyorum. oturup karen horney'nin donanımsızlığını okuyarak mükemmele ulaşmaya giderken ona el sallıyorum. aslında bu noktada benim aleyhime bişeyler olduğunu da düşünmüştüm ama şu an hatırlayamıyorum. &lt;i&gt;yazmadan sistemli düşünmek&lt;/i&gt; de tanım yapmaktan sonra dünyanın en zor 2. şeyi olabilir. gerçi demin yatakta yatıp bunları düşünürken, bunları yazmaya gittiğimde hepsini unutmuş olacak olma ihtimalimi düşünmüştüm ama sonra "unutmam" dedim, "çünkü bağlantılar burda" ve sanırım bunu söyleyken işaret parmağımla beynimi işaret ediyordum. bu tıpkı shawshank redemption da  andy dufesne in 2 hafta boyunca karanlık hücrede kilitli kaldığında, ona ne yaptığını soran arkadaşına "müzik dinledim" demesi, içerde hiç müzik olmadığı argümanına karşı beynini gösterip "müzik burdaydı" demesine benzemişti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tabi aniden aklıma gelip sonra da yazıya dökülmüş bu düşünce zincirinde hiç felsefi intihar ya da tutarıszlık yok diyemem. hatta yazarken bi kaç yerin oralarda şüphe ettim. düşündüklerimin sağlamlığından emin olmak için önce 832683 kez daha herşeyin herşeyle bağlantısını kurup sağlama yapmam gerek ve son olarak kitabın önsözünü okurken daha okumadığım bir kitap hakkında bu kadar yoruma dayanamayıp "tamam bırak da gidelim" demem ve sonra basitçe kitabın sayfalarını çevirip önsözden asıl metne atlayabilme özgür iradesinin bende olduğunu farkederek sevinmiş olmam da kayıtlara geçsin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;yıkanmam gereken günler, çamaşır yıkamam gereken günler, alışveriş yapmam gereken günler, yemek yapmam gereken günler, kediyi sevmem gereken günler, evi toplamam gereken günler, dışarı çıkmam gereken günler var. genellikle bunlardan 2 3 tanesi aynı günde çakışır ve ben işten gelip bu misyonlarımı gerçekleştirdikten sonra uykuya dalarım. bu geceye inanılmaz bi şekilde hiç biri denk gelmedi ve dolayısıyla bunlardan arttırdığım boş vakitle yeniden filozof olma fırsatı buldum. çift çekirdekli işlemcimin küçük gösterisine burda son verirken, sadece bir buçuk sayfasını okuduğum kitabın bana bunları yazma ilhamı vermesinden ötürü çok mutlu hissettiğimi de söylemek istiyorum.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4005315071474467144?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4005315071474467144/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4005315071474467144' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4005315071474467144'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4005315071474467144'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/benim-boyle-bi-problemim-var-yardmc.html' title='benim böyle bi problemim var yardımcı olmayı düşünür müsün?'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1072874068420437941</id><published>2011-07-22T12:53:00.001-07:00</published><updated>2011-07-22T22:26:52.407-07:00</updated><title type='text'>melis 10 oldu ve bir daha asla 10'un altına düşmek istemiyor.</title><content type='html'>başka birisiyle olan ilişkisinden bahsederken "heider'in denge kuramına göre ikimizden birinin ölmesi lazım çünkü ben aramızda bi tutum dengesi kuramadım" diyen nevrotik arkadaşımın lap top radyasyonuna bulanmış fındıkları yiyişini izlerken ona çok hak verdiğimi düşünüyorum "bunu bana bi başkası anlatsa kesinlikle inanmam, nedir bu çektiğim çile hiç anlamıyorum" diyor ve benim içimdeki haftalardır uyuyan varoluşsal temel güvenlik ihtiyacını uyandırmaya devam etmemesi için onu susturmaya çalışıyorum ama o -susmak ne kelime- "bütün hayatım bitti, ağlicam şimdi; tam şu boşluğa ağlicam bak" diyerek bana çalışma masamla yatağım arasındaki kedili boşluğu gösteriyor. gülmekle rencide olmak arasında kalıp dökülme ihtimali olan diğer şeyleri de yanlışlıkla masaya döküyorum. sonra da evdeki son alkol olduğu için şampanya patlatmak zorunda kalmış olmamıza &lt;i&gt;bakıp&lt;/i&gt; "delilik bu, başka bişey diilkesinlikle" diyorum. keşke onunla bu kadar özdeşleşmesem ama oldubikere, şimdi hayatın anlamını en baştan düşünemem gerek, günde 1 saatten hesapla nerden baksan 2 hafta buf.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1072874068420437941?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1072874068420437941/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1072874068420437941' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1072874068420437941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1072874068420437941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/melis10-oldu-ve-bir-daha-10un-altna.html' title='melis 10 oldu ve bir daha asla 10&apos;un altına düşmek istemiyor.'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5563552904027691408</id><published>2011-07-18T08:44:00.000-07:00</published><updated>2011-07-18T10:13:45.243-07:00</updated><title type='text'>gece takkesi ve ropdöşambr parçaları ile evrensel yapının deliklerini tıkamaya çalışıyor. / heinrich heine</title><content type='html'>&lt;div&gt;sıkıcı günümü şenlendiren peter and the wolf müzikalini izlerken 6:37'de ördeğin gelişiyle tarif edilmez bi mutluluk yaşadım. ( http://www.youtube.com/watch?v=jzjIlni8_qg ) elimde bira şişesiyle simidin üstünde dönerek gelsemkeşke dedim. en azından rüyamda diyarbakırda olmaktan iyidir. yani dönerek gelen bi ördek olmak. zaten dönerek gelmek çok severim. dağdan dönerek gelen kızı da sevmiştim, tavandan dönerek inen örümceği de sevmiştim, bu ördek tam anlamıyla dönmüş sayılmaz ama yeteri kadar dönme hissi verdi bana. dünyanın döndüğünü de hatırlatmak isterim. bunun yanında kendimi bazen bi çorbanın içindeymiş ve çorba karıştırılırken dönüyormuşum gibi hissettiğim olur. sanki hep oluyormuş gibi anlattım ama aslında bikere oldu. o da &lt;em&gt;ölü kuş itimi&lt;/em&gt; gününde.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;balkonumuza bi süre önce ölü bir kuş düşmüştü. günlerce orda kalıp kimse bişey yapmadıktan sonra artık cesur birinin(ben) onu bitmiş havlu kağıt rulosuyla aşşağı itmesi gerekiyordu. yağmurun şıpır şıpır yağdığı gün buna çok uygun bi gündü çünkü &lt;i&gt;kuş itimi&lt;/i&gt; gerçekleştikten sonra geride kalan kan ve tüyleri ancak yağmur temizleyebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;elimdeki bitmiş kağıt havlusu rulosuyla kuşa temas ettiğim anda neyse ki bızzt diye bişey olup kuştaki ölüm bana iletilmedi. demek ki kağıt iletken değilmiş diye düşündüm. ama bu bilgiyi özümsemesem iyi olurdu çünkü elektrik çarpma ihtimali durumunda da mesela ölümü iletmedi diye kağıt bişeyler kullansam ve meğer aslında iletkenmişse hiç iyi olmaz, metafor kurbanı olurum. ama belki de iletken değildir. ve hatta sanki iletken değildi. sanırım bakır iletkendi. aslında bütün bunlar bi google uzağımda ama nasılsa eray yazıya yapacağı yorumda neyin iletip neyin iletmeyeceğini söyler diye düşünüyorum. elim deymişken bi örümceğin beni 1. terkedişinden de bahsedeyim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;örümcek ne yer - 1&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;yıl 1993 diyesim var ama aslında nerden baksan 1996. melisle matematik dersindeyiz. yani sınıfın geri kalanı da orda ama benim kapsama alanımda melis olduğu için öyle dedim. defterimin üstünde aniden küçükbiörümcek belirmişti. ayrıntıları tam hatırlamıyorum belki yürüyerek gelmiş de olabilir ama şu an belirmiş gibi geldi bana. belki de tavandan dönerek inmişti ama ben o sıralar örümceğin tavandan dönerek inebileceğini bilmediğim için belirmiş olması daha uygun. sonra ben de heralde defterdeki o sayfayı kopartıp örümceği ürkütmeden melise göstermiştim ve onu çok sevmiştik. o derece ki onu beslemeye karar vermiştik ama örümceğe ne yedirebileceğimizi bilmiyorduk. derste olduğumuz için bunu tartışamıyorduk da. sonuç olarak ben örümceğin olduğu kağıdın örümceğin bulunmadığı yerlerine "örümcek ne yer?" falan yazmıştım, melis de cevap falan yazmıştı ve böylelikle kağıt üstü bir dialog gerçekleştirmiştik. sonra hoca bizim dersle ilgilenmediğimizi farkederek yanımıza gelip kağıdı aldı. ama kağıdın tam tuttuğu yeri örümceğin olduğu yerdi. örümcek heralde parmağının basıncıyla ölmüştü. kim bilir belki de parmağına yapışıp can çekişmişti. hoca kağıdın üstüne yazdıklarımızı sınıfa okuyup anlam veremedi ve sonra biz tenefüste gizlice hocanın parmaını incelemeye çalışmıştık. aslında bu hikayede tabi ki örümcek bizi terketmiş sayılmaz, burda taksirli bi suç var. öldürüldü o. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5563552904027691408?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5563552904027691408/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5563552904027691408' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5563552904027691408'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5563552904027691408'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/gece-takkesi-ve-ropdosambr-parcalar-ile.html' title='gece takkesi ve ropdöşambr parçaları ile evrensel yapının deliklerini tıkamaya çalışıyor. / heinrich heine'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-9150673505741299472</id><published>2011-07-15T13:49:00.000-07:00</published><updated>2011-07-15T23:47:17.621-07:00</updated><title type='text'>bu şekilde oturmamın sebebi darbuka /önder</title><content type='html'>dün gece itibariyle artık bir çok şeyden emin oldum. hayatın anlamı, mükemmellik, aşkınlık, özgür irade ve yabancılaşma konularına beynimin sınırları dahilinde yeterli temel cevabı bulduğumu düşünüyorum. üstelik pms dönemimde olmama rağmen hiçbir düşünceye avlanmayıp &lt;em&gt;sıkıcı 5&lt;/em&gt;'imden ödün vermeyerek farkında olmadan bunun sağlamasını yapma fırsatı da buldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;tabi bütün bunları çözümlerken kendimi çift çekirdekli işlemci gibi hissedip zaman zaman bu aşırı mantıklılık, tutarlılık zincirinden kurtulamayacağım ve bir daha hiçbir şey hissedemeyeceğim konusunda umutsuzluğa kapıldığım oldu. ama bunun nedeni o esnada başından beri benimle olan, bütün bunların çıkış noktasını oluşturan o hissi göremeyişimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu yazdıklarım bundan sonra bi daha hiçbir şeyin beni avlayamayacağı ya da her şeyi çok iyi becereceğim anlamına gelmiyor elbette. ama en azından bi sonraki riskli mide asidi ve pms dönemi için bir acil durum pakedi hazırladım. eminim eric fromm bunu &lt;em&gt;aşırı tedbir&lt;/em&gt; olarak yorumlardı ama bence bu aynı şeyi 376. kez baştan farketmek zorunda kalmamak için önceki deneyimlerinden &lt;em&gt;ders çıkarmak&lt;/em&gt; anlamına geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;i&gt;caddebostan burası. votkamızın içine düşecekmişçesine parlak yıldızlı, dev gibi kırmızı dolunaylı, içindeki uzaygemilerini kamufle etmeye çalışırken samimiyetsizleşen bulutlarla dolu gökyüzünün altında, kendimin ya da ayakkabımın düşmeyeceğine söz verdiğim denizin içindeki duman taklidi yapan yosunlarla empati yapmayı denerken, sonunda dayanamayıp "hayat çok güzel di mi?" diye soruyorum. cidden çok güzel bi gezegen burası; üstelik çok da tatlı. neptün abisiyle birlikte fotoğraf çektirmiş canım yaa.&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 267px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5629835917435022434" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/-EuugKBN_WgM/TiEx8FJzLGI/AAAAAAAAALg/_FZuAZHhCT8/s400/fft5_mf766093.jpg" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-9150673505741299472?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/9150673505741299472/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=9150673505741299472' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/9150673505741299472'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/9150673505741299472'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/bu-sekilde-oturmamn-sebebi-darbuka.html' title='bu şekilde oturmamın sebebi darbuka /önder'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-EuugKBN_WgM/TiEx8FJzLGI/AAAAAAAAALg/_FZuAZHhCT8/s72-c/fft5_mf766093.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-8594575799113764109</id><published>2011-07-13T15:11:00.000-07:00</published><updated>2011-07-13T23:58:13.669-07:00</updated><title type='text'>i can take you some place nice</title><content type='html'>begüm:&lt;br /&gt;çamaşır asmam lazım :/&lt;br /&gt;ben de doğuyu işaretlicem galba ya&lt;br /&gt;ikna etsene beni&lt;br /&gt;ahueha&lt;br /&gt;bunu bitek sen başarabilirsin dosdum&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;asuhdk&lt;br /&gt;gereken zaman geldiğinde yaparım&lt;br /&gt;sen net kararını ver bi&lt;br /&gt;alır karşıma konuşurum&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;net kararımı verebilsem niye ikna istiyim ya&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;yok&lt;br /&gt;şu anda başka karar veriyosun&lt;br /&gt;ağustos ayında seni ikna etmemi istediginden emin misin degil misin&lt;br /&gt;bunun kararını ver&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ahuehuah taam aynı şey&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;çünkü sana seçme şansı bırakmıycam&lt;br /&gt;manipülasyon nedir bunu tüm dünya görücek&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;4yq6bnuı3e5ybn6ıo4s5n7oıpd678r&lt;br /&gt;-----------------&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;sen kendine bi amaç buldun mu sınav bitince&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;kpss yle ugraşmış insanlar olarak bi yere varmamız zor gorunuyor&lt;br /&gt;henuz bulamadım&lt;br /&gt;taşınmayı bekliyorum&lt;br /&gt;ortak noktanın eminönü olmasına hazır mısın ?&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ney&lt;br /&gt;hııığ&lt;br /&gt;taşınınca&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;açıklamak zorunda kalmadıgıma sevindim&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;nereye taşınıcan ki o kadar&lt;br /&gt;coğrafya sorusu gibi&lt;br /&gt;kartalda ve x yerde oturan iki kişinin orta noktası eminönüyse x nerde oturuyo olabilir?&lt;br /&gt;haritada işaretlemiş bi kaç yer&lt;br /&gt;I II III IV V&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;şsaj089uyuılj09ujlıj&lt;br /&gt;büyük ı harfi&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;bizim atanmamız için 70 barajı var mı&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;yok&lt;br /&gt;60&lt;br /&gt;kartaldan v hızlı trene binen begümle avcılardan 2v hızlı metrobuse binen önder 2 saat sonra buluşabildiklerine göre&lt;br /&gt;2 şehir arasındaki uzaklık nedir ?&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;v cinsinden mi&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;aslında ezber sorusu bu&lt;br /&gt;bilmeyen yapamasın diye sordum&lt;br /&gt;40 km falan laksjfakjf&lt;br /&gt;nası eliycez o kadar insanı&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ben 62 falan alırım galba&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;niye ki&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;artık iyice umudu kestim&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;kanaat notu mu vermedin kendine&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;70 genel kültür-yetenek 75 eğitim diye hesapliom&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;daha fazla çıkar&lt;br /&gt;bu minimum di mi&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;evet&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;arkanda dev gibi kahin var korkma bence&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ben galba doğuyu da işaretlicem ve baya yatırlı bi yere gidicem&lt;br /&gt;kahin haklı çıkıcak ahueha&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;o ablaya güven&lt;br /&gt;şu anda ben bile onu başlangıç noktası kabul etmiş durumdayım&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;70 75 e doğuya atarlar mı beni&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;hıhı&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;sen 85 80 mi beklion&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;85 e 75 gibi&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;iyi ya&lt;br /&gt;istanbul içine atanırsan evleniriz&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;istanbul zor ya&lt;br /&gt;ayrıca evlensek&lt;br /&gt;hoplaya zıplaya istanbula gelicegini mi sanıyosun ?&lt;br /&gt;beni doğuya alırlar&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ahuehuahuher&lt;br /&gt;iyi olur sıkılmam&lt;br /&gt;yatırlarla baş başa bırakma beni&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;ajshuprhlkf&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;aa bızzt diye bişey oldu gelecek deyişmiş olabilir&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;yatırlar ayarlama yaptı&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;fala bu kadar güvendiğimiz için daha farklı olucakmış herşey&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;seni istiyolar&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;buğday dede is calling you&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;şaksjlıfjlgj&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;korkiyom&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;nothing will be the same&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;kadın bunları da görüyodur falda ya&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;aşsloahlgjklhjtıj&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;utanıyorum şu an&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;o da böyle gülüyodur artık msn de&lt;br /&gt;saj8yhıojhlkjg&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;belki de kadın o yüzden söylemedi ilk 3 gidişinde annemin&lt;br /&gt;dalga geçiliceğini biliyo&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;po5juıo3jh9pthıo6tj&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;ama annem çok ısrar ettiği için mecbur kaldı&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;başından atmak için stabil demiş olmasın&lt;br /&gt;ya da senin gelecegin tahmin edilemeyecek kadar tutarsızdır&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;nası mesela&lt;br /&gt;bitliste çok mutlu oluyomuşum&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;keşke kahin bana stabil dese&lt;br /&gt;ben basit düzenleri seviyorum&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;yannız bu korkunç netlere rağmen yine de kahinin dediği tutarsa&lt;br /&gt;bundan sonra ona inanırım ben&lt;br /&gt;bi dediği daha oldu biliyo musun&lt;br /&gt;kadının dediği yerde biri öldü&lt;br /&gt;korkiyom&lt;br /&gt;yatırlar üü&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;ashjlşjh&lt;br /&gt;aşljsoıoıjjsaijk&lt;br /&gt;gel bulalım şu kadını&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;biz sizin hayranınızız mı dicez&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;ya gelecegi degistirsin ya da çok kötü dövelim&lt;br /&gt;iyi bi yere atasın&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;urtas4wu4w9tb a9wnt mpwe ntoap&lt;br /&gt;ya izmirde de varmış yatır :/&lt;br /&gt;annem çanakkale dediğini idda ediyo&lt;br /&gt;ilk anlattığında şehir söylemedi demişdi&lt;br /&gt;şimdi sonradan hatırladım çanakkale dedi dedi&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;annen yazmış onu bence&lt;br /&gt;çanakkale iyi ya&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;şöyle bi dialog geçtiini idda ediyo&lt;br /&gt;kadın- yatırların çok olduğu bi yere atanıcak&lt;br /&gt;annem- bursa falan heralde&lt;br /&gt;kadın- çanakkalede çok yatır var&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;çanakkalede belirgin ismi olan yatır yok&lt;br /&gt;hepsi savaştaki şehitler&lt;br /&gt;http://www.google.com.tr/search?hl=tr&amp;amp;q=%C3%A7anakkaledeki+yat%C4%B1rlar&amp;amp;oq=%C3%A7anakkaledeki+yat%C4%B1rlar&amp;amp;aq=f&amp;amp;aqi=&amp;amp;aql=&amp;amp;gs_sm=e&amp;amp;gs_upl=5813l9882l0l24l11l0l0l0l0l0l0ll0&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;şehitler var&lt;br /&gt;vatanımızı kurtardılar&lt;br /&gt;(yatırlara yaranmaya çalışmak)&lt;br /&gt;ne hale geldim&lt;br /&gt;önder:&lt;br /&gt;aposaopu598y5oıjağ59u0uj&lt;br /&gt;asjhaopys5987y5jalf&lt;br /&gt;begüm:&lt;br /&gt;kadın beni bi cümlesiyle delirtti&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-8594575799113764109?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/8594575799113764109/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=8594575799113764109' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8594575799113764109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/8594575799113764109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/i-can-take-you-some-place-nice.html' title='i can take you some place nice'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2553405847406068213</id><published>2011-07-12T10:07:00.000-07:00</published><updated>2011-07-12T11:00:02.267-07:00</updated><title type='text'>thankyouthankyouthankyouthankyouthankyou</title><content type='html'>"biraz meyve yiyim" diyip çubuğu votkanın içindeki yeşil elma dilimine batırdım. sonra da meyveyi bu şartlar altında mı yicektim diye düşünüp güldüm. yani annem gittikten sonra pek sağlıklı beslenemediğim için bikaç kez sebze meyve ağırlıklı titiz alışverişler yapmıştım. ama sebzeleri yemeğe dönüştürecek vaktim olmadığı için çürüyüp gittiler ve meyvelerin hepsini de ömüş yedi. dolayısıyla ben tüm hızımla sağlıklı beslenememeye devam ediyordum ve aklıma hep meyve yemem gerektiği geliyordu. işte sonunda haftalardır yemeyi planladığım meyveye çok yaklaşmıştım ama o votkaya bulanmış küçük bir dilim halindeydi. kaybedecek birşeyi kalmamış biri için çok uygun bi durumdu bu. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sınavım kötü geçmişti, anahtarımı evde unutmuştum ve yemeyi planladığım meyveyi ancak bir votkanın içinde bulabiliyordum. ama nedense bedenimi ele geçiren tatlı sarhoşluk ve zihnimin boş bir levhayı andırması bende bir hafifleme yaratmıştı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bugünse artık, varoluşun bütün ağırlığını midesinde taşıyan ve hayatın anlamsızlığıyla çorapla oynayarak başetmeye çalışan zavallı kedicik, etrafı dağıtarak çorapla çılgınca eğlenen muzur bi kedi gibi görünüyordu. evin yokuşunu çıkarken dünyadaki bütün karıncaların sayısını bilmediğim için neşeyle üzülebiliyordum ve şarkılar tekrar büyülüydü. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2553405847406068213?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2553405847406068213/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2553405847406068213' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2553405847406068213'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2553405847406068213'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/thankyouthankyouthankyouthankyouthankyo.html' title='thankyouthankyouthankyouthankyouthankyou'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1769639028896769821</id><published>2011-07-10T06:47:00.000-07:00</published><updated>2011-07-10T06:54:58.790-07:00</updated><title type='text'>ruh çözümlemesi tablosu</title><content type='html'>&lt;div&gt;sınav dönemini atlatınca garip bi şekilde aniden eski sistemeatikrasyonel halime döndüm. biraz önce hazırladığım ruh çözümlemesi şemasını sizinle de paylaşayım:&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 293px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5627720598409832882" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/-YhDjE1dxwgs/ThmuETtd6bI/AAAAAAAAALY/Q56HKtUz_B4/s400/%25C5%259Fema.bmp" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;yukardaki şemadaki yuvarlaklar biziz. siyah kısımlar içimizdeki boşluğu ya da mükemmellik arayışını(ama bulamayışını) temsil ediyor. turuncu kısımlar bunun dünyayla olan ilişki biçimimize nasıl yansıdığını gösteriyor; yani ilgi alanımızı dünyadaki tek bir şeye odaklayarak da kendimizi gerçekleştirebiliriz bir kaç şeye de. o bir kaç şeyden birinin veya tek bir şeyin olumsuz gitmesi ya da olmlu gitmesi durumunda neler olacağı şemada var. ve son olarak bunların kendimizi 10 üstünden kaç hissettiğimiz çizelgesindeki karşılıkları da var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1769639028896769821?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1769639028896769821/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1769639028896769821' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1769639028896769821'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1769639028896769821'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/ruh-cozumlemesi-tablosu.html' title='ruh çözümlemesi tablosu'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-YhDjE1dxwgs/ThmuETtd6bI/AAAAAAAAALY/Q56HKtUz_B4/s72-c/%25C5%259Fema.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-4019252267904017248</id><published>2011-07-08T10:01:00.000-07:00</published><updated>2011-07-08T10:31:13.696-07:00</updated><title type='text'>kedi blogu - 1</title><content type='html'>&lt;div&gt;şu an bacağıma tırmanmaya çalışan kediciği kucağıma alıp sevemiyorum çünkü pantolonum tüy olur, pantolonumu çıkarıp gecelik giyemiyorum çünkü duş alıcam, duş alamıyorum çünkü açım, açlığımı gidermek üzere yemek yiyemiyorum çünkü evde yemek haline getiricek bişey yok, bişey almak için alışverişe gidemiyorum çünkü çok yorgunum..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bu sonsuz nedenselliği aşacak bi sıçrama bulup aramızdaki engelleri kaldırmak nerden baksan 2 buçuk saati bulur, o sebepten sen beni boşverip en iyi dostun çorapla oynamaya başlasan iyi olur kedicik. ama lütfen bunu içerde yap çünkü varoluşun anlamsızlığına çorapla oynayarak karşı koymaya çalışmanın trajedisinden çok etkileniyorum. yarın sınava girecek olmama rağmen bu akşam hala yetişmeyen konuları çalışmam gerekmesine ve üstelik yine de konuların yetişmeyecek olmasına oranla daha çok etkileniyorum bundan. kim bilir belki biraz da korkuyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ben begümün fenomenal alanıyım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;pantolonu boşverip kediciği ölümün elinden kurtarmak için kucağıma alıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-4019252267904017248?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/4019252267904017248/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=4019252267904017248' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4019252267904017248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/4019252267904017248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/kedi-blogu-1.html' title='kedi blogu - 1'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7918099724534811452</id><published>2011-07-02T02:34:00.000-07:00</published><updated>2011-07-02T06:05:07.364-07:00</updated><title type='text'>atomların arasında kaldım</title><content type='html'>dün akşam evimize yavru bi kedi kalıcı olarak yerleşti. acaba benim blog'um da zamanla kedi bloguna mı dönüşecek? hep birlikte görücez.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7918099724534811452?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7918099724534811452/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7918099724534811452' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7918099724534811452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7918099724534811452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/07/atomlarn-arasnda-kaldm.html' title='atomların arasında kaldım'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6311136876233083512</id><published>2011-06-30T13:09:00.000-07:00</published><updated>2011-06-30T13:36:30.388-07:00</updated><title type='text'>buğday dede - 2</title><content type='html'>previously on buğday dede:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-----&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: rgb(128, 128, 128); font-size: 13px; line-height: 20px; "&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;ne diyordum, hıh evet, 4. gün burası ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. belki sahile gidip biraz da orda "ders mi çalışsam yazı mı yazsam" çatışması yaşarım, belki taşkını arayıp bana hayatın anlamını bulması için ve beni ölümün elinden kurtarması için dolaylı olarak yalvardıktan sonra kendi başıma çözmem gereken şeylere onu alet ettiğim için kendime gıcık olurum, belki yine ısrarla evden çıkmayıp ders çalışmaya çalışırken deliririm ve son olarak belki de kendimi alkole verip bisikletle denize atlarım, bilmiyorum. vay be hakkaten bunalımdayım şu an ama garip bi şekilde, kendimi bu kadar kötü hissedince, ufukta beliren özgürlüğü gördüm.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;------&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;hiçbirini yapmadım ya da hepsinin iyi kısmını yaptım. öncelikle biraz evi toplayıp bi yandan da aklımı başıma topladım. daha sonra ders çalışıp yemek yedim ve daha da sonra giyinip bisiklete binmek üzere dışarı çıktım. deniz kenarında bi cafeye oturup aşşağıdaki yazıyı yazdıktan sonra müzik dinleyerek ders çalıştım. bir süre sonra acayip keyiflendim, her yer hayatın anlamıyla doldu. o denli ki cüzdanımı evde unuttuğumu farkedip cafeciye "ya kusura bakmayın yarın getiriym ben" demek bile canımı sıkmadı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eve gelince hayat hala güzeldi, espiriler şakalar havada uçuşuyordu, ne kadar eğlenceli bi insan olduğumu hatırladım. eski halime dönmüş gibi hissediyordum; yani henüz çalışmaya başlamadığım o kozmik günlerdeki süper güçlerim sanki geri gelmişti. bu durumun ne kadar süreceğini bilmiyordum ama umursamıyordum da.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6311136876233083512?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6311136876233083512/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6311136876233083512' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6311136876233083512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6311136876233083512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/bugday-dede-2.html' title='buğday dede - 2'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6404077347109846233</id><published>2011-06-30T12:13:00.000-07:00</published><updated>2011-06-30T13:07:14.408-07:00</updated><title type='text'>eğer coğrafi bi bölge olsaydın en çok hangi mevsimde yağış almak isterdin?</title><content type='html'>neden mutluyken yanlış soruyu(neden varız?) sormuyoruz? eğer neden varolduğumuzu bilmiyorsak ve bunu merak ediyorsak halimizden memnunken de bunu sormamız gerekmez mi? bunun, birazcık mutluluğu kendine çok görmemek dışında bir kaç sebebi daha var: mesela sorunun cevabını o sırada pek de umursamıyor olmamız.&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;acaba ben yanlış soruyu sorduğum için mi bazen hayattan zevk almıyordum yoksa hayattan zevk almadığım için mi yanlış soruyu sormuştum? daha da önemlisi bu ikisi hep zıt köşelerde olmak zorunda mıydı ve felsefeyle mutluluk bir arada yürütülemez miydi? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;öncelikle yanlış soruyu sormanın bendeki tarihsel başlangıcına gidersem önce zevk almayıp sonra soruyu sormaya başladığımı söyleyebilirim. burdan aslında bunun doğal bir soru olmadığı sonucu çıkıyor. bir süre sonra da söz konusu soruyu sormam meşrulaşmış ve sanki başka bir seçeneğim daha varmış gibi olmuş olabilir. çünkü ergenlikte "çok sıkılırsam intihar ederim" diye düşündüğümü hatırlıyorum.  bu cümleden sanki kendini öldürmeyi gidilebiliecek başka bir yer olarak algıladığım çıkıyor. sonra biraz büyüyünce bunun ikili(yani zıtlarıyla) düşünme biçimi olduğunu, varoluştan başka hiçbir şeye sahip olmadığımı anladım. ama yine de tamolarak anladım sayılmaz çünkü tamolarak öyle davranmıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;demek istediğim&lt;i&gt; "olmamak olmanın tersi değildir. birbirinin tam tersi olabilecek herşey bu dünyanın içindedir ve bir şeyin zıttını düşünebilme becerisi bile buna dahildir."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;o halde hiçliği düşünmek saçma mı? evet saçma. çünkü bilincimizin olmadığı bir boyutun nasıl olduğunu tasavvur etmek, bilincimiz varken mümkün değil; bilincimiz yokkense zaten mümkün değil. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;peki hayatın anlamını düşünmek saçma mı? hayır. yani eğer hayatın anlamı hiçlikle bağdaştırılarak düşünülecekse saçma. dediğim gibi, yokluk ve varlık aralarında negatif korelasyon olan değişkenler değil çünkü "&lt;i&gt;yokluk yoktur"&lt;/i&gt;. eğer hayatın anlamını sadece hayatın içindeki şeylerle olan ilişkisine göre düşüneceksek, bunu düşünmek saçma değil ve burda yine en başa dönüp&lt;i&gt; camus&lt;/i&gt;'nun dediğine geliyoruz. "&lt;i&gt;cevaplanması gereken tek bir felsefe sorusu vardır, o da hayatın yaşamaya değip değmediğidir; diğer herşey sonra gelir."&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;son olarak  ontolojik her yazıda olduğu gibi değinmeden geçemeyeceğim: "&lt;i&gt;olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu."(Shakespeare)&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6404077347109846233?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6404077347109846233/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6404077347109846233' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6404077347109846233'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6404077347109846233'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/eger-cografi-bi-bolge-olsaydn-en-cok.html' title='eğer coğrafi bi bölge olsaydın en çok hangi mevsimde yağış almak isterdin?'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6216403439410502877</id><published>2011-06-30T03:36:00.000-07:00</published><updated>2011-06-30T13:31:40.423-07:00</updated><title type='text'>buğday dede</title><content type='html'>&lt;div&gt;ev burası. yıllık iznimi evde ders çalışarak geçirdiğim için kendimi üzgün bi kurabiye gibi hissediyorum. ( &lt;a href="http://livingmaze.blogspot.com/2011/04/onemliligimi-yasyamadm_22.html"&gt;http://livingmaze.blogspot.com/2011/04/onemliligimi-yasyamadm_22.html&lt;/a&gt; ) 4 gün bu şekilde geçti bile ve ben hiçbir şey anlamadım. vaktimi ders çalışmak zorunda olduğumu düşünerek, ders çalışmaya çalışarak ve ders çalışarak geçirdim. tabi ki ilk ikisi daha uzun sürdü ve netice olarak geriye dönüp baktığımda neredeyse hiç kendimi gerçekleştiremediğimi, hiçbir katarsis yaşayamadığımı ve bu da yetmezmiş gibi bir de yeterince ders çalışamadığımı (üstelik tek yaptığım şeydi) görüyorum. keşke ölsem, ama nerde o günler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslına birinci gün evden hiç çıkmamıştım ve yıllar önce farkettiğim bi şeyi tekrar farketmiştim: "bakkala bile olsa evden bi çıkmak lazım" evet gerçekten o zaman da aynen bu kelimelerle farketmiştim bunu ve hayatı, aynı şeyi ortalama 16 kere farkettiğim bi düzenek olarak tanımlayabilirdim o sırada. tabi bu her farklı şey için yeni bir 16(ortalama) anlamına  geliyor. ama ortalama ilk 10 dan sonra davranış yerleşmeye başlıyor ve aynı şeyi daha nadir farketmeye başlıyorsun. yani o 16nın ilk 10unu ilk 1-2 ay içinde, geri kalanını da sonraki 2 seneye azalan bi sıklıkta yayılmış olarak farkediyorsun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ikinci gün ders çalışmak için bile olsa önderle buluşmak ve de bisiklete binmiş olmak iyi geldi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;üçüncü gün  çalışılacak çok fazla şey vardı, evden çıkamayacak gibi göründüğüm için akşama doğru "bakkala bile olsa evden bi çıkmak lazım" a istinaden markete gittim. ama sanırım bu çıkışı saat 15:00'ten önce yapmak gerektiğini de kayıtlara geçirmeliyim ya da belki de sadece markete gitmenin kimseye faydası yoktu. yani sabah piyanoda dolcontini çıkarmak ve markete gitmek bu günü sorgulayışımı asgari düzeyde durdurmuş olmalıydı ama hiç durdurmadı, gerçekten sonrasında iyice delirdim ve yarımgün boyunca içindeki huzursuzluğu ve sıkıntıyı dindirmek için elimden hiçbirşey gelmedi. tabi bunun pek çok nedeni var, birincisi o gün çalıştığım ders çok sıkıcıydı, 2. olarak dolcontine i piyanoda çıkardım ama canım daha çalmak istediğinde "git ders çalış" diyerek çalmama izin vermeyip kendimi üzdüm. küçük bi kurabiyeye yapılıcak şey değildi doğrusu. ayrıca şarkının ortasındaki tatlı kısmı çıkarmama da -çok vakit aldığı gerekçesiyle- izin vermedim. bu da yetmezmiş gibi bütün bunların yazı yazarak dışavurumunu yaparken yine -çok vakit aldığı gerekçesiyle- yazı yazmaya devam etmemi de engelledim. bi insnaı strese sokup sonra da stres topunu parçalamak gibi bişeydi, çocuğum olsa ona böyle davranmazdım. neyse ki hepsi geçmişte kaldı diyemeyeceğim çünkü bugün de mutsuzum ve hayatın hiç anlamı yok. her an kpss'ye hazırlanmaktan vazgeçebilirim ama muhtelemelen geçmem. belki de dolaylı olarak vazgeçerim ve &lt;i&gt;destrudo&lt;/i&gt;m artar.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;4. gün burası. saat 2 oldu ve hala neredeyse pek bir şey yapmadım. artık zaten mutlu olmaktan umudu kestim. bi filozofun dediği gibi -artık hangisi hatırlamıyorum çok kalabalıklar- dünyaya mutlu olmak için geldiğini düşünenin aklına şaşarım gibi bişey, ama heralde aklına şaşarım dememiştir; ama nerdeyse o anlama gelmişti be. tamam bağarma.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ne diyordum, hıh evet, 4. gün burası ve şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. belki sahile gidip biraz da orda "ders mi çalışsam yazı mı yazsam" çatışması yaşarım, belki taşkını arayıp bana hayatın anlamını bulması için ve beni ölümün elinden kurtarması için dolaylı olarak yalvardıktan sonra kendi başıma çözmem gereken şeylere onu alet ettiğim için kendime gıcık olurum, belki yine ısrarla evden çıkmayıp ders çalışmaya çalışırken deliririm ve son olarak belki de kendimi alkole verip bisikletle denize atlarım, bilmiyorum. vay be hakkaten bunalımdayım şu an ama garip bi şekilde, kendimi bu kadar kötü hissedince, ufukta beliren özgürlüğü gördüm.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6216403439410502877?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6216403439410502877/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6216403439410502877' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6216403439410502877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6216403439410502877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/bugday-dede.html' title='buğday dede'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6903657318082925660</id><published>2011-06-25T19:22:00.000-07:00</published><updated>2011-06-26T01:44:45.108-07:00</updated><title type='text'>bu şarkıdan kurtulduğuma çok seviniyorum</title><content type='html'>&lt;div&gt;dünya burası. yani en azından gözümün algılayabildiği kadarıyla ve diğer duyularımı da içine katarsam kesinlikle dünya. eğer sınırlandırıldıysan ve o sınırların içinde ne yapabiliyorsan o işte. ama gerçekten de özgürlük buydu; yani özgürlüğün oluşması için öncelikle sınırlandırılmak gerekiyordu. sonra bi amacının olmamasının, bişey başarmak zorunluluğundan arınmanın o aşırı güvenlik hisli rahatlaması. bunu anlamdırabilecek tek bir kişi yoksa bile onun içinde rahat olmak, çünkü kendinin içinde olmak, istemediğin şeyler yapıp yabancılaşmak zorunda kalmamış olmak, yaptığın şeyleri neden yaptığı biliyor olmak, bütün suni amaçlarının dışında olmak ve bir an için normal hissetmiş olmak; bir an için gerçek bir begüm olabilmek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;amacı zorunlu bir şey olarak tanımlarsak, kendimi kendi varoluş kaygımdan ve onun kendisine bulma ihtimali dahilindeki somut nesnelerden korumak dışında tek bir amacım yoktu. bu hiç de suni değildi, sadece gerçekleştiğinde bizi mutlu etmeyecek amaçlar sunidir. zaten üzerinde olmadığımız bi yolun götürdüğü yere gitmeye çalışmak, böyle bir şeyin mümkün olduğunu zannetmek felsefi intihardan başka bir şey değildi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bar burası. 1998 helsinki. önceden olsa kendimi, anlamı hiç de azımsanmayacak hatta tam kapasite kullanılan yönlendirilmiş varoluş kaygısı sığıntısına bırakıp tamamen yok olmayı dilerdim ve olurdum da. ama artık bu dışavurum şeklinin hakikate ters düştüğünü kabullenip, aslında bütün bunların begüm'ün içindeki bir enerji olduğunu ve başka yollarla da açığa çıkabileceğini birebir deneyimleme vaktiydi. o yüzden bu sefer başka birşey çalıyordu ve ben gerçekten kendimin içindeydim. ben dediğim hislerim; yani onları bir aracı üzerinden yansıtarak değil kendi içimde direkt olarak buluyordum. gerçek bir begüm olmak bunu gerektiriyordu. bir yandan kendini gerçekleştirmenin ön koşulu bir aracı kullanmaktır diyerek şüpheye düşüyor bir yandan da aktüel şeyleri potansiyele dönüştürmeye devam ediyordum. yine de bu "böyle varolacağına potansiyel olarak kalsın daha iyi" dediğimiz şeyler konsunda bize yardımcı olabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6903657318082925660?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6903657318082925660/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6903657318082925660' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6903657318082925660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6903657318082925660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/bu-sarkdan-kurtulduguma-cok-seviniyorum.html' title='bu şarkıdan kurtulduğuma çok seviniyorum'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-2741935564275910653</id><published>2011-06-19T16:04:00.000-07:00</published><updated>2011-06-19T16:15:07.651-07:00</updated><title type='text'>kim görebilir karanlığın içindeki aydınlığı?</title><content type='html'>&lt;div&gt;dünya burası. canlı bi organizmayım. dünya azıcık yörüngesinden kaysa, ya da güneş farklı bi reaksiyon gösterse yok olmam 8 saniyeden uzun sürmez. bu kadar geçici bi durum için çok fazla anlam arayışı içindeyim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dünya burası. akciğerlerimiz falan var. ne kadar gereksiz bi ayrıntı. o kadar gereksiz ki heralde aslında yokuz diyorum. bu kadar saçmabişeyolamazçünkü. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-2741935564275910653?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/2741935564275910653/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=2741935564275910653' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2741935564275910653'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/2741935564275910653'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/kim-gorebilir-karanlgn-icindeki-aydnlg.html' title='kim görebilir karanlığın içindeki aydınlığı?'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7393428391893076892</id><published>2011-06-13T22:50:00.000-07:00</published><updated>2011-06-14T10:28:38.676-07:00</updated><title type='text'>örümcek ne yer-2</title><content type='html'>&lt;div&gt;geçen gün işteyken ders çalışıyordum. çok fazla ders çalışmaktan sinirim bozulmuş yarı gülme krizine girmiştim. o gün yapılacak pek iş olmadığı için 100 sayfa bitmişti ama ben çalışmaya çok geç başladığım için ve daha bitirilecek bir sürü kitap olduğu için "tamam bugünlük bu kadar yeter bırakıp yazı falan yazayım" diyemiyordum. kendime zorla ders çalıştırtmaya devam ettim. bi tane "yalvarıyorum  nolur ders çalışmayalım begüm" eşiği var ona gelene kadar zorluyorum kendimi. zaten oraya geldikten sonra zorlasam da almiyo bilgileri bu kız. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse işte nolur ders çalışmıyalım yalvarması eşiğinden 1 derece geride ders çalışırken, o bunaltının içinde kafamı kitaptan kaldırarak buff diye nefes verip bi anda küçükminik bi örümcekle göz göze geldim. ama bu örümcek öyle sanıldığı gibi masanın üstünde geziyor ya da uzaktaki bi yerde yürüyor falan değildi. ağ yapma sürecinin başlangıcında tavandan aşşağı ağıyla inerek benim kafa hizama kadar gelmişti. yani yaklaşık 1 buçuk metrelik bi ağ ile tavandan inmişti bu örümcek ve hala da alçalmaya devam ediyordu. bu kadar küçükminik bi örümceğin odama dünyanın en büyük evini inşa etmeye çalışmasını biraz garip buldum ama onu engellemedim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;örümceğin ağ yapımı süreci içinde bir aşşağı bi yukarı gitme gibi aşamalar olduğunu gözlemledim. aslında çok komikti. ağ ile 1 buçuk metre aşağı iniyor sonra yukarı çıkıyor sonra tekrar iniyor tekrarçıkıyor tekrariniyor; en önemlisi bazen &lt;i&gt;dönerek&lt;/i&gt; iniyordu. dönerek inmesi çok komikti; o dönerek inerken benim yarı gülme krizim tam gülme krizine dönüşüyordu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;odaya girip çıkanlardan birine örünceğimi gösterecektim ama sonra "bunun burda neyşi var atalım bunu" dicek diye korktum. gerçi peygamberimizi kurtarmış olduğu için belki de böyle ilkel önerilerde bulunmazlardı. (peygamberimiz derken lafın gelişi) en sonunda dayanamayıp birine gösterdim ve hiç tepki verdi mi vermedi mi verdiyse de ne dedi hatırlamıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;örümcek iyice yayıldığı için oturma pozisyonumu ona göre ayarlamıştım ve 3 satırda bi örümceğe bakıp acaba sıradaki dönerek inişini kaçırdım mı diye düşünüyordum. o esnada çok çişim geldi ve örümceği rahatsız etmeden tuvalete gittim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;döndüğümde örümcek eski yerinde yoktu; hatta başka yerde de yoktu. hiçbi iz bırakmadan gitmişti. çok üzüldüm, bu bi örümcek tarafından 2. terk edilişimdi. 1'sini daha sonra anlatacağım. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7393428391893076892?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7393428391893076892/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7393428391893076892' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7393428391893076892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7393428391893076892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/orumcek-ne-yer-2.html' title='örümcek ne yer-2'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-564059827780999056</id><published>2011-06-06T06:09:00.000-07:00</published><updated>2011-06-06T06:42:40.944-07:00</updated><title type='text'>gereğinden fazla mastar halinde</title><content type='html'>FAREYİ KÜÇÜMSEMEYİN&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Skinner meşhur koşullanma deneylerinden birinde, yaşlı bir fareyi labirentteki peyniri bulabilmesi için kutuya bırakır. Fare doğru manivelayı bulacak, ona basacak ve hücredeki peynire ulaşacaktır. Skinner'ın fareden beklediği sadece budur; üstadı Pavlov'un köpeğinden beklediğinden biraz fazlası, başka bir şey değil.. Farenin psikolojisi, ne düşündüğü, içsel motivasyonu Skinner'ın umrunda değildir.Skinner'ın bu düşüncesi bilinç dışını göz ardı ettiği için eleştirilecek, &lt;i&gt;Carl Rogers ve Maslow&lt;/i&gt; tarafından ayıplanacak, &lt;i&gt;Kierkegaard&lt;/i&gt; tarafından &lt;i&gt;anlamsız&lt;/i&gt; bulunacak, &lt;i&gt;Glasser&lt;/i&gt; tarafından &lt;i&gt;gerçek dışı&lt;/i&gt; kabul edilecek ve belki Skinner, &lt;i&gt;Perls&lt;/i&gt; tarafından dengesiz biri olarak nitelendirilecektir. Her neyse deneye dönelim. Skinner doğru davranışı sergilemek ve peyniri kapmak için farenin biraz zamana ihtiyacı olduğunu düşünür. Fareyi kendi &lt;i&gt;edimsel çaba&lt;/i&gt;sıyla baş başa bırakıp diğer işlerini yapmak için oradan ayrılır. İşlerinin yoğunluğundan mıdır yoksa &lt;i&gt;sönme&lt;/i&gt; mi gerçekleşmiştir bilinmez, Skinner fareyi labirentte unutur. Aradan bir kaç gün geçer ve bir gece Skinner labirentte unuttuğu fareyi karşısında konuşurken bulur. Fare biraz sitemkar biraz da minnettar bir dille, şunları söylemektedir:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Eski dostum Skinner, sen gittikten sonra bir hayli uğraştım, manivelayı buldum. Ama peyniri bulamadım. Her tarafa baktım peynir yoktu. Sanırım beni labirentte unuttuğun gibi, peyniri koymayı da unutmuşsun... Yaşlanıyorsun. Her neyse, senden bir haber alamayınca düşünmeye başladım. (Bu sana şaşırtıcı gelebilir ama öyle.) Algı ve bilincimi devreye soktum, geçmişimi çözümledim, &lt;i&gt;öz saygı&lt;/i&gt; geliştirdim, &lt;i&gt;kendimi gerçekleştirme&lt;/i&gt; sürecine girdim, olaylara bir bütün olarak baktım ve biraz da senden kaptıklarımla, peyniri aramak için labirentin sınırlarını aştım, ülkeler geçtim, şimdi Uzay Doğu'da bir keşiş manastırındayım. Peyniri bulamadım ama yaşamın anlamı gibi bir şeyler buldum. Yeni dostlarıma başımdan geçenleri anlattım. Şimdi anlıyorum ki..." Daha fare sözünü bitirmeden Skinner kan ter içinde uyanır. Baş ucunda Freud rüya analizi yapmaktadır. "Sevgili Skinner, şimdi seni çocukluğuna götüreceğim. Yol açıksa 2-6 yaşa kadar gidebilirsek iyi olur. Belki çocukken bir fare sütünü çaldı ve bunun sende yaratmış olduğu &lt;i&gt;bastırılmış öfke&lt;/i&gt; duygusu tüm bu yaşananlara ortam hazırladı..." &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunu ben yazmadım, KPSS çalışırken kullandığım İhtiyaç Yayınları'nın Rehberlik kitabının ünitelerinden birinin sonundaki -psikolojik danışma kuramlarının içeriği ve temsilcileriyle ilgili bilgilerimizi pekiştirmek için yazılmış- bir okuma parçası bu. Ama bi an okurken bunu ben mi yazdım acaba diye şüpheye düşmedim değil. Cidden süper bi kitap, bilgiler ve şakalar havada uçuşuyo. Şu fareye bak ya idolüm resmen.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-564059827780999056?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/564059827780999056/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=564059827780999056' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/564059827780999056'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/564059827780999056'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/06/gereginden-fazla-mastar-halinde.html' title='gereğinden fazla mastar halinde'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5568599617883154243</id><published>2011-05-27T17:48:00.000-07:00</published><updated>2011-05-29T09:55:41.392-07:00</updated><title type='text'>sunshine, my only sunshine</title><content type='html'>evburası. telefonun çalar saati çalmadığı için uyku saati konusunda çığır açmak zorunda kaldım. bi süredir saat 23 ile 24:00 arası uyuyup sonra 2 buçuğa kadar uyanık kalıp 2 buçuk-6 buçuk arası 2. bir uyuma gerçekleştiriyordum; daha doğrusu gerçekleştiremiyordum çünkü saat çalmıyordu, belki de çalıyordu? ama sonuç olarak bi süredir 23:00-06:00 arası uyuyup, 6'da şaşkın bi şekilde yataktan sıçrayarak 24:00 olmasını umduğum saatin bana sabah olduğunu acı bi şekilde hatırlatmasına tanık oluyordum. hatta bu satırları yazarken kafamda bitmeyecekmiş gibi görünen bi hastane sabahı çağrıştı, o derece sıkıntılıyım. bu çağrışımın, senaryolar arasında bi bağlantı olmamasından yola çıkarak, duygu benzerliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. bence çağrışımlar 2'e ayrılıyor:&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;1) benzer senaryoya sahip olduğu için akla gelenler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;2) uyandırdığı his benzer olduğu için akla gelenler&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse ben de sonunda saatin çalmamasının gizemini çözmek için bi deney yapmaya karar verdim. saat 23:00'te uyumadan evvel telefonu hafızama yazdığım bi açıyla bi kağıdın altında olmak suretiyle başucuma yerleştirdim. uyandığımdan telefonun yeri değişmiş mi diye bakacaktım, eğer değişmişse bu hatırlamadığım bir zaman diliminde telefonun alarmını kapattığım anlamına gelecekti ama değişmemişse telefonun hiç çalmadığı anlamına gelecekti. vakit gelince sanırım telefonun yeri değişmişti; sanırım diyorum çünkü uyanınca deney sonucunu incelemeyi unutup suç aletinin yerini birden bire değiştirdim. ama o kadar da kağıdın altında gibi değildi sanki bilmiyorum ki. bu deneyi yarın yine yapmayı düşünüyorum ama bi geceyi de daha 1 saatliğine uyumak için yatıp ertesi gün uyanarak heba etmek istemiyorum, o yüzden artık yeni bi taktik izleyip 23-3 arası uyuduktan sonra bi de 5 buçuk-6 buçuk arası uyumayı düşünüyorum. bi saatlik uykudan uyanmayı başaramıyorsam kendimin 4 saat uyumasına izin verebilirim.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;aslında benim bu yazıyı yazarken asıl bahsetmek istediğim bana son zamanlarda oldukça komik gelen "görünmez ilaç"tı. uzun bi süre önce öksürüğüm dolayısıyla doktora gittim ve bana astımım olmamasına rağmen astım ilacı verdi. ben daha önce hiç böyle bi ilaç kullanmamıştım, garip bi sistemi var. kapağı açıyorsun, önce sağa döndürüyorsun sonra sola döndürüyorsun çıt diye bi ses geliyor, sonra ilacı derin bi nefes alarak içine çekiyorsun ve sonra da ilaç kalıntılarından kurtulmak için ağzını çalkalıyorsun. işte böyle. neyse ben ilacı aldığım ilk gün prospektüsünü okuyarak yukarda bahsettiğim adımları teker teker uyguladım ve sonunda ilacı içime çektiğimde herhangi bir değişiklik hissetmedim. değişiklik derken bi tadı ya da hacmi ya da partikülü yok. ama zaten prospektüste de bu durumdan bahsetmiş, yani tat değişikliği olmayabilir ama adımları doğru uyguladığınızdan &lt;b&gt;eminseniz&lt;/b&gt; ilacı kesin içinize çekmişsinizdir diyo. bu açıklama bana hiç tatmin edici gelmedi çünkü ben hiçbi şeyden emin olamam. dolayısıyla yaklaşık 20 gündür falan bi oyuncağı önce sağa sonra sola döndürüp çıt sesi duyduktan sonra göya "ilacı" içime çekip ardından bu hayali ilaçtan kurtulmak için ağzımı çalkalamaya gidiyordum. ortada hiç somut bişey olmamasından dolayı sonunda kendimi delirmişgibi hissedip hergün, sabah akşam bu işlemi uygularken gülme krizine girmeye başladım. yaptıklarım piaget'nin bilişsel gelişim kuramındaki işlem öncesi dönem çocuğunun sembolik oyununa benziyordu. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5568599617883154243?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5568599617883154243/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5568599617883154243' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5568599617883154243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5568599617883154243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/05/sunshine-my-only-sunshine.html' title='sunshine, my only sunshine'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-6054895121323148039</id><published>2011-05-25T16:07:00.000-07:00</published><updated>2011-05-25T18:06:20.165-07:00</updated><title type='text'>thanatos</title><content type='html'>hava soğuktu, dünya siyah beyaz ve oldukça anlamsızdı. midemden kalbime doğru bi sıkıntı yükseliyordu. &lt;i&gt;wagner müziğini ruh coşkusunun gücü olarak&lt;/i&gt; yorumlamamama rağmen ikide bir y&lt;i&gt;anlış yorumladığım görünüyor*1&lt;/i&gt; diyordum. b&lt;i&gt;u benim burdaki saplantımdı*2&lt;/i&gt;. günlerim ders çalışıp hayatın anlamını düşünerek geçiyordu. dersi de daha çok boş vaktim olup daha çok hayatın anlamını düşünmek için çalışıyordum.&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra birden havalar ısındı. işten eve sahilden yürüyerek dönmeye başladım. nasılsa dünyanın hiçbi yerinde beni bekleyen hiçbirşey yoktu ve 12000 kişinin olduğu bi eve erken gitmenin de bi anlamı yoktu. bu öğrenilmiş çaresizlik içinde hiçbi yere kaçamayacağımı anlayınca içim tamamen boşaldı ve ruh halim kendini 5'e sabitledi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sahil burası. kutu gibi kayalar. şu an 10 üstünden 5'im. ama gerçek bir 5 bu, ayakları yere basıyor. öyle bir 5 ki bu, &lt;i&gt;üçgen ve kareyi kopyalayabilir*3.&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;burda oturmuş ruh halimin nasıl bir 5 olduğunu tarif ediyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tüm zamanların en yavaş ve boş yürüyüşünü yürüyorum. güneş batıyor. dünyanın güzel bir gezegen olduğuna karar veriyorum. varoluş korkumu onlar aracılığıyla bayılttığım herşey siliniyor. &lt;i&gt;altından çıkacak olanı biliyorum, koca bir bilinmeyen*4&lt;/i&gt;. hiç bu kadar kalıcı ve büyük bi 5 görmediğimi düşünüyorum ama biraz hatırlıyorum da.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;amaçsız bi şekilde yürürken en azından güzel bi gezegenin içinde müzik dinlediğim için memnun oluyorum. sonra yine tedirgin oluyorum. tanıdğım en mutlu ihsanın neden kendini öldürmeye çalıştığıyla ilgili varsayımlarda bulunuyorum. kalbimden mideme doğru bir sıkıntı yükseliyor. biraz daha yavaşlıyorum ama daha yavaş bi yürüme şekli olmadığı için o artık durmak oluyor. &lt;i&gt;ben bugün yolda yürürken durdum*5&lt;/i&gt; şeklinde özetlenebileceğini düşünüyorum bu durumun.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;merdivenin başında kalakalıyorum, 5'imi taşımaya çalışırak çıkmak çok zor. üstelik bazen 3 ya da 2'yle karıştığı oluyor. yavaş yavaş basamakları çıkarken bi kedi beni geçiyor. derin bi nefes veriyorum. yaklaşık 20 kilo olabilir. kalbime doğru ilerleyen sıkıntı azalıyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;6 burası. kendimi gerçek begüm'e daha yakın hissediyorum. gerçek bir insan olmak mutlu olmaktan daha güzel.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;                                                &lt;i&gt;KAYNAKÇA&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*1 &lt;a href="http://livingmaze.blogspot.com/2010/04/zararn-neresinden-donulse-hakkaten-de.html"&gt;http://livingmaze.blogspot.com/2010/04/zararn-neresinden-donulse-hakkaten-de.html&lt;/a&gt; son paragraf&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*2 &lt;/i&gt;&lt;a href="http://livingmaze.blogspot.com/2010/12/hersey-nasl-bu-kadar-dogru-olabilir.html" style="font-style: italic; "&gt;http://livingmaze.blogspot.com/2010/12/hersey-nasl-bu-kadar-dogru-olabilir.html&lt;/a&gt;&lt;i&gt; amsterdam&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*3 Gelişim Psikolojisi: 2-5 yaş arası çocukların gelişim süreçlerinde yapabilecekleri&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*4 Chuck Palahniuk&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;*5 &lt;a href="http://livingmaze.blogspot.com/2009/08/kirlileri-bile-makinaya-atmak-gelmiyo.html"&gt;http://livingmaze.blogspot.com/2009/08/kirlileri-bile-makinaya-atmak-gelmiyo.html&lt;/a&gt; 1. yorum&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;i&gt;&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-6054895121323148039?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/6054895121323148039/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=6054895121323148039' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6054895121323148039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/6054895121323148039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/05/thanatos.html' title='thanatos'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1141904436010434239</id><published>2011-05-14T15:07:00.000-07:00</published><updated>2011-05-15T21:08:42.856-07:00</updated><title type='text'>anlam pompası inhibitörü</title><content type='html'>&lt;div&gt;soğuk bi ülkedeyim. yaşadığım ev nereyse denizin üstünde gibi bişey. ev sahibi bana burayı gösterdiğinde çok beğenmiştim ya da ev sahibi bendim ve başkasına göstermiştim de olabilir, rüya işte. ama burda önemli olan aynı evde yaşadığım birinin iş için midir nedir yan ülkeye gitmiş olması. aynı evde yaşadığım bu söz konusu birinin gerçek dünyada aynı evde yaşamadığım biri olması belki kayıtlara geçse iyi olur ama seviyorum sayılır onu da. en azından rüyada baya seviyormuşumdu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;soğuk bi ülke burası. denizin üstünde gibi olan evimde otururken ama melankolik bi şekilde otururken; zaten rüyanın atmosferi çok melankolik çünkü bilinçaltım melankolik, böyle hafif karanlık, soğuk, denize dokunsan ağlayabilir, havadaki anlam buharlaşarak soluyabileceğimiz bi hale gelmiş; bi telefon alıyorum. aynı evde yaşadığım kişi kaza geçirmiş ama aynı evde yaşadığım kişi değişip duruyor bi yandan da. gerçek hayatta da değişip duruyor buraya kadar herşey alışık. amabenacayip rencide oluyorum, öyle artık bilinçaltımdaki yoldan geçen herhangi bi hissin elini kolunu sallayarak ölümsü bişeylerle birleştiği bir durumda,  içimin dışımın varoluş boşluk güvensizlik tarzı hislerle altta alttan dolduğunu hissediyorum. bi bütün olarak sağlam gibi hissetsem de partiküllerim sanki bu karanlık şeylerden oluşyor gibi. zaten göya ben kendimi yönetiyorumculuk yapsam da, beni yönetenler de o partiküller.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;hayatım partiküllerimle bir tür diyalektik içinde kah onları kabullenerek kah onlara yabancılaşarak savaş içinde geçiyordu. bütün bu içsel savaşın içinde çevreye bişey vermek, yani vermem gerekmese bile rollere sahip olmak, yani olmam gerekmese bile sadece varolmak; eğer kendin olmayı deli gibi arzulamak gibi bir sıkıntın varsa; çok düşündürücü olabiliyordu. bu aniden üstünde belirdiğimiz ve hiçbi şeyin cevabını default olarak bilmediğimiz hayat oyunu, bir yandan hoşuma gidiyor bir yandan da acayip ağır geliyordu. bu yolculuk esnasında aynı otobüste bulunduğum insanlar bazen çok yakın bazen de aşırı uzak görünüyordu. empatinin kozmik dünyasında herşeyi birbirine karıştırma eşiğini çoktan geçmiş olmama rağmen, bazen bızzt diye bişey oluyor ve aniden kendime dönüşüyordum. bazen de rasyonel düşünce yetimi tamamiyle kaybedip çevresel etmenlerin de katkısıyla kendimi kafkanın dönüştüğü hamam böceği gibi hissediyor ve bu durumdan acayip tiksiniyordum. bu itici hammböcekliği hissinin tekrarlanmaması için tüm bu yorgunluğun arasında öyle bir motivasyona sahiptim ki, bu motivasyon mesela atıyorum siyasete yönlendirilseydi dünya barışı 4 kez üst üste gelmiş olurdu. (diğer 3'ü garantiye almak için) &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ama bazen de otto rankın mı yoksa jung un mu hatırlamıyorum; dünyadaki en büyük deliliğin aşırı tedbir almak olduğunu söylemesi geliyordu aklıma. günde en az 1 kere geliyordu bu ve bence belki de rüyamda da biriki kere aklıma geliyor olabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;neyse soğuk ülkedeki melankolik anlam buharlarının arasında denizin üstündeki balkonda ya da salonda otururken iş için ya da başka bişey için kısa bi süreliğine başka ülkeye gitmiş yakınımın ya da uzağımın kaza geçirdiğini öğreniyordum. sanırım ondan ben sorumluymuşum ki herkes onu bana soruyor ve üzüntü dileklerini bana ifade ediyordu. ama sonra aradım ve durumu kötü değilmiş, gayet normal konuşuyordu telefonda. işte bu dündü.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;biraz önce de bugünkü akşam uyumasını gerçekleştirdiğimde benzer bi rüya gördüm. belki de devamıydı belki de hiç benzemiyordu ama bende uyandırdığı his bakımından hiçbir farkı olmadığını söyleyebilirim. evde oturmuş nete girerken ama eski evdi, sonra ertesi gün oluyor işe gidiyordum. tabi buraya kadar herşey normal gibi ama yine o hafif karanlık melankolik atmosfer ve bu sefer bilgisayardan yayılan ışıklar mıdır havadaki oksijen miktarı mıdır nedir anlam ihtiva ediyordu. aklımdan bir sürü şey geçiyordu, sanki ortaya çıkmak üzere olan bi takımşeylerin öncesinde gibiolmak gibi şeyler vardı havadaki oksijenin içinde. bilmemem gereken bir sürü şeyi bilmenin o garip ağırlığı. sanırım bu hayatımın son 6 ayında psikoloji biliminin içinde kaybolmuş olmamdan kaynaklanıyor olabilir ama olmayabilir de. çünkü gerçekten kayboldum, kaybolmuş birinin kesin konuşmasını çok yanlış buluyorum. psikolojiye genel hatlarıyla ve özü itibariyle hakim olmuş olsaydım ve o benim kontrolüm altında olsaydı durumumu kaybolmak olarak tanımlamazdım ama ben bi psikolojik danışman olmaktan öte ve diğer herşey olmaktan öte kendimi bi filozof gibi hissettiğim için, zaten bütün düşüncelerim başedemediğim psikolojimin beni rüzgarda uçan american beauty torbası gibi sürüklemesinden kaynaklanıyordu. psikolojiye olan merakım kesinlikle bilimsel değil nevrotik bir meraktı. sanki onu kontrol altına almak, onun her şeyini bilmek beni ölümün elinden midir nedir kurtaracaktı ve güvende olacaktım gibibişey. ama bi fırsatım olsaydı hiçbişey düşünmezdimden de eminim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte bu 2 saat önce uyuduğum ve az önce uyandığım gece uykusunun rüyasında işten eve dönerken çıktığım yokuşta çantamın içinde bi sürü şey vardı, bi çeşit anahtarlık ve üstünde şifreler mi ne varmış. ama bu şifreler kesinlikle sehven oluşturulmuş değil de bendeki fazla bilginin, bilmemem gereken, bilmenin benihiçmutlu etmediği bi takım bilgilerin ağırlığı; hatta ve hatta unutmak için bilinçaltımın elinden geleni yaptığı ama unutmanın hayatım üzerindeki olumsuz etkisinden 4856859. kez emin olduktan sonra her sabah sol elimin içinde bi yıldız koyup yanına "ba" yazarak onu unutmamaya çalıştığım bilgilerle alakalı olabileceği şu anda aklıma gelmiş olan şifreli anahtarlıklar bi anda bızzt diye yere saçılıyordu ve onları 7 saniye içinde toplamak zorundaydım kısmını hatılayınca sanırımşuanda kendimi çok ama çok kötü hissediyorum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;anahtarlıkları yerden 7 saniye içinde topladım ama yine de bence biraz yakalanmış olabilirim çünkü yine rüyamda yatakta oturmuş son derece alakasız ve bi o kadar alakalı biriyle konuşurken yanlışlıkla hislerimin suçlayıcı bi kızgınlık imasıyla karşı tarafa iletildiğini ama onun neyse ki çok iyi bi insan olmaya devam etmesiyle bu etrafa saçılan duyguların hiçbi problem oluşturmaması o lanet temel güven duygusu eksikliğinin melankoliyle kaplı rüya ortamında en çok acı gülümseten şey olabilirdi. hislerimin gerçek öznesi o olmadığı için  umarım kimseye söylemez dedim içimden. ama o söylemese de anahtarlıkları 7 saniyede toplayamama ihtimalim olduğu bir gününprovasını şimdiden yapmaya başlayıp otto rankı sinirlendirecek biçimde aşırı tedbir alarak nevrotiklik konusunda çığır açıp açmamaya karar vermem gerekiyordu ve kesinlikle böyle bir çığır açmak istemiyordum. bütün bu bilgiler ya da her neyseler sadece bana yük oluyor bana zarar veriyordu sonuç. ben bunun şiddetini azaltmak için yaşamın hızından daha hızlı koşmuyor, artık herşeyi bi anda çözmeye çalışmıyor, bütün bunların zamana kalışının ve deneyimlerle desteklenişinin daha sağlıklı ve kalıcı olacağını düşünüyordum. bi yandan gerçek dünyada bi yandan içsel dünyada artık iyi mi yoksa kötü mü tanımlayamadığım bir halde varlığımı sürdürmeye devam ediyordum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;işte uzun bi yazar tıkanmasının ardından şu sıralar bana olan şeyler tam olarak buydu. yazar tıkandığı ve yazamadığı  için yaratıcılığını rüyasında sergilemeye başlamıştı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1141904436010434239?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1141904436010434239/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1141904436010434239' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1141904436010434239'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1141904436010434239'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/05/anlam-pompas-inhibitoru.html' title='anlam pompası inhibitörü'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-7293090396635565871</id><published>2011-05-05T11:01:00.000-07:00</published><updated>2011-05-05T11:04:53.361-07:00</updated><title type='text'>L</title><content type='html'>öksürük şurubu içtiğimden beri deli gibi öksürüyorum; hakkaten öksürük şurubuymuş dedim, çok minimal bi espiri ama güldürüyo. sonra parantezi kapatmayı unuttuğum için odanın kapısını açık unutmuşum gibi bi rahatsızlık oluştu, sonra parantezi kapatayım derken bu sefer de gülen smiley nin gözleri yokmuş gibi oldu ve ben çoküzüldüm, bi şekilde notaların bana bişeyler anlatmaya çalıştığını farkedip onların seslerini dinlemeye koyuldum. uzun cümle kurmaya ve onun içindeki şeylerin kah gramer kurallarını aşıp kah birbiriyle bağlantısız olup ayrı eve çıkmalarına bayıldığımı herkes anladı. amaböyleçağrışımgibişeylerolunca harflerin boyutu gittikçe küçülse ve cümleyi bitirip nokta koymak yerine fade out bi bitiş yapmak isterdim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-7293090396635565871?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/7293090396635565871/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=7293090396635565871' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7293090396635565871'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/7293090396635565871'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/05/l.html' title='L'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-946505597365336243</id><published>2011-05-02T07:02:00.000-07:00</published><updated>2011-05-05T12:00:02.680-07:00</updated><title type='text'>kapıdan çıkmak her insanın yaşadığı bir olay</title><content type='html'>bugünü şöyle geçirecektim:&lt;div&gt;sabah 10 gibi uyanıp kitap okuyacak, 11'de güzel bir kahvaltı yapacak, 12'de bisiklete binip yazı yazacak, 5 gibi eve gelip duş alacak, 6 gibi yemek hazırlayıp yiyecektim. 6'dan sonra müzikli yazılı kitaplı filmli bir kısım olabilir; gece de arkadaşım gelecek.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;fakat bugün şöyle oldu:&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sabah 10 gibi uyanıp kitap okumaya başladım ve 1.5 sayfa sonra kitap bitti. meğersem sondaki 20 sayfa kaynakçaymış. yeni bi kitaba da başlayamadım çünkü bütünkitapları okumuştum.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;sonra güzel bir kahvaltı yapayım dedim ama annem bu ara çok çalıştığı için evde pek birşey yoktu. gazetelere bakıp biraz chat yaptıktan sonra bisiklete binmek üzere hazırlanıp aşşağı indim. garaj kapısının kilidinin bozulmuş olduğunu acı bir şekilde farkettim. kapıyı açamadığım için bisikletimi de çıkaramadım; dolayısıyla binemedim. fakat eve geri dönmek de olmazdı.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;şimdi sahil burası. yürüyerek geldim. buraya kadarki kısım planla alakasız gittiği için bundan sonraki kısımla ilgili de beklenti içine girmemeye karar verdim. mesela duş alırken şampuan bitebilirdi(ki zaten en son çok az kalmıştı), yemek yaparken bütün tencereler esrarengiz bi biçimde yok olabilirdi ve hatta belki arkadaşım temel güven duygusu eksikliğinden kaynaklanan hastalık derecesinde sevgi ihtiyacıyla başetmeye çalışırken kuralcı annesiyle olan ilişkisini benimle tekrar edip davetimi, üzerimde hakimiyet kurduğu şeklinde yorumlayarak kafasındaki imgemi zayıflatmak suretiyle bilinçdışı tarafından gelmemeye manipüle olabilirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;dolayısıyla plan planlayarak varoluşa şirk koşmaya gerek yoktu. sürüklenelim gitsindi.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-946505597365336243?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/946505597365336243/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=946505597365336243' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/946505597365336243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/946505597365336243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/05/kapdan-ckmak-her-insann-yasadg-bir-olay.html' title='kapıdan çıkmak her insanın yaşadığı bir olay'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-268546004301345045</id><published>2011-04-22T23:38:00.000-07:00</published><updated>2011-04-22T23:40:10.597-07:00</updated><title type='text'>önemliliğimi yaşıyamadım</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-FLhJfEHeQ5E/TbJ0MEfkVqI/AAAAAAAAALM/IXzshUyidB8/s1600/gingy-4.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 224px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-FLhJfEHeQ5E/TbJ0MEfkVqI/AAAAAAAAALM/IXzshUyidB8/s400/gingy-4.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5598665037488346786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-268546004301345045?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/268546004301345045/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=268546004301345045' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/268546004301345045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/268546004301345045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/04/onemliligimi-yasyamadm_22.html' title='önemliliğimi yaşıyamadım'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-FLhJfEHeQ5E/TbJ0MEfkVqI/AAAAAAAAALM/IXzshUyidB8/s72-c/gingy-4.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-1293992109798874896</id><published>2011-04-11T08:56:00.000-07:00</published><updated>2011-04-11T09:02:42.927-07:00</updated><title type='text'>çok kötü</title><content type='html'>&lt;div&gt;demin eray bana şöyle dedi: "begüm lan ya uzay yoksa?" &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bi an çok korktum ve küçük bi panik atak geçirdim. uzayın olmaması demek; düşünsene, bitek dünya var o kadar, asya avrupa amerika avusturalya antarktika sonra bitti. acayip korktum, kesinlikle uzay olmalıydı. dünya uzayın içinde olmalıydı. ama yine de uzayın olmama ihtimaline karşın bişeyler yapmak zorundaydım. sonuçta uzay fotoğrafları fotoşop olabilirdi, gökyüzü bir aldatmacadan ibaret olabilirdi. septik olmaktan vazgeçemeyeceğime göre uzaysız yaşamanın bir yolunu bulmam gerekiyordu. önce bakterileri araştırmaya başladım, sonra parazitleri araştırdım sonra da virüsleri inceledim. mikrobiyolojinin harika dünyasında 2-3 saat geçirmek bana iyi geldi. küçük şeylerle ilgilenince dünya olduğundan çok daha büyük görünüyor. biraz rahatladım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;edit: aklıma çok kötü bişey geldi, "ya bakteriler yoksa?"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-1293992109798874896?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/1293992109798874896/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=1293992109798874896' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1293992109798874896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/1293992109798874896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/04/cok-kotu.html' title='çok kötü'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3404810334470044109.post-5085557137414999686</id><published>2011-04-11T08:43:00.000-07:00</published><updated>2011-04-11T11:55:44.258-07:00</updated><title type='text'>deli diylim ben durun nereye götürüyosunuz</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-K2id0Oev39w/TaMiShSeodI/AAAAAAAAALE/Uy3z69xv3tQ/s1600/spaff627ab03258819bc1073a93d432d46.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-K2id0Oev39w/TaMiShSeodI/AAAAAAAAALE/Uy3z69xv3tQ/s400/spaff627ab03258819bc1073a93d432d46.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5594352863693152722" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;bu erenköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin bahçesinde bir heykel. amacı ne bunun ama yaa? resmen delilik. normal bi insan günde 10 dakka bu heykele baksa delirir. hatta ben hipnotize olup bi 20 dakika kadar gözümü kırpmadan orda neler döndüğünü anlamaya çalıştım ve hayal gücüm bana garip oyunlar oynadı. o zamandan beri de garip garip gülüyorum. sanırım biraz delirmiş olabilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3404810334470044109-5085557137414999686?l=livingmaze.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://livingmaze.blogspot.com/feeds/5085557137414999686/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3404810334470044109&amp;postID=5085557137414999686' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5085557137414999686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3404810334470044109/posts/default/5085557137414999686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://livingmaze.blogspot.com/2011/04/deli-diylim-ben-durun-nereye.html' title='deli diylim ben durun nereye götürüyosunuz'/><author><name>Living Maze</name><uri>http://www.blogger.com/profile/09251664404352578038</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://4.bp.blogspot.com/_5cd26Hnzd_w/THWJgk4uCiI/AAAAAAAAAJk/TUMeAV64FtY/S220/d.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-K2id0Oev39w/TaMiShSeodI/AAAAAAAAALE/Uy3z69xv3tQ/s72-c/spaff627ab03258819bc1073a93d432d46.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
