Tuesday, November 7, 2017

Cesaret

Dedem Şahin Şahin öldü dün. 88 yaşında falan vardı. Dediklerine göre uykusunda ölmüş, fazla acı çekmemiş. İstanbul'da olamayıp bugün cenazesine gidemediğim için biraz üzgünüm, ama ben de en azından burada biraz anabilirim onu.

Dedem gençliğinde babanemle birlikte Moda'ya taşınmış. Çok fakirlermiş ilk geldiklerinde, tencerede yemek pişirip kapağında yerlermiş. Dedem önce kapıcılık yapmış, babaannemse zengin komşulara yemek pişiriyormuş. (Babamın dediğine göre babaannem dedemden çok kazanıyomuş). Sonra biraz para biriktirip Moda'da bir yer satın alıp bakkal açmışlar. 5 çocukları olmuş, sonra da bir sürü torunları. Tanıdığım pek çok kişinin ve kendimin dünyada olması Şahin Şahin'e dayanıyor yani.

Dedem bence iyi birisiydi, bize iyi baktı. Çok çalıştı. Moda'daki bakkal o kadar para kazandı ki; bugün bir evim varsa ve geçinme kaygısı olmadan bir hayat sürebiliyorsam o bakkal sayesindedir. Şu an hala duruyor orası, sonradan genişledi biraz. Muhtemelen Moda sahiline inmeden önce oradan bira alıyorsunuz.


Daha önce bu kadar yakından tanıdığım birisini kaybetmemiştim. Benim için yeni bir durum bu.
Yakından tanıdığın, sevdiğin birinin ölümü zor bir ruh durumuna sokuyor insanı. Sanırım bir insanın ölümüyle ilgili üzücü noktalar 4 grupta toplanıyor:

1) Ölen kişi kötü bir hayat yaşadıysa hissedilen üzüntü: yani doğru düzgün yaşayamadan, kendi olamadan, gün yüzü görmeden ya da çok acı çekerek öldüyse bunlardan kaynaklanan acıklı durum

2) Ölen kişiyle istenilen ilişkiyi kuramamış olmakla ilgili yarım kalmışlığın getirdiği pişmanlık: sevgimi gösterebildim mi, onu anladım mı, yeterince görüştüm mü, hak ettiği gibi davranabildim mi, onunla geçen zamanın yeterince tadını çıkarabildim mi gibi sorunlar. Ve tabi o kişinin varlığına alışmış olmaktan kaynaklı, yokluğunun getirdiği özlem de bu gruba dahil edilebilir.

3) Ölen kişi sana kendi ölümünü hatırlattığı için yaşanan kaygılar: İstediğim hayatı yaşıyor muyum, tadını çıkarıyor muyum, iyi birisi miyim vb.

4) Son olarak ölüm kavramıyla genel anlamda yüzleşmekten gelen kaygılar: Bu noktada ölen kişi şu an nerede falan gibi varlık sorunlarına ek olarak, herhalde en önemlisi benliğinin yok olacağı ile yüzleşmekten gelen sorunlar oluyor.

Eğer şiddetli duygular sindirilip, bu sorulara tatmin edici cevaplar bulunup, gerekli dersler çıkarılamazsa yas süreci çok uzayabilir.

Ben de bu açılardan düşündüm dedemin ölümünü. 1. maddeye bakarsam, erken yaşta beklenmedik ani bir ölüm olmadığı için kabullenmesi daha kolay. Zaten çok yaşlı insanların sağlık sorunları da çok olduğu için bir noktada ölmesi kurtulması gibi geliyor insana. Dedem son zamanlarda kalbindeki sorunlar nedeniyle çok hastaydı. Öte yandan son bir kaç yıl hariç hayatını sağlıklı bir şekilde geçirdi. Çocuklarının, torunlarının kazasız belasız büyüdüğünü gördü. İçkisi, kumarı yoktu, gururuyla yaşadı. İdeal uzunlukta bir hayatı oldu. Yaşamı genel olarak fena değildi bence. Dolayısıyla bende fazla acıklı duygular uyandıran bir durumu yok.

2. madde: Beni sevdiğini biliyordum. Görünce gözleri parlardı, neşesi yerine gelirdi. Benim onu sevdiğimi bildiğini de biliyorum. Elini tutardım, gözünün içine bakardım, kaliteli zaman geçirmeye çalışırdım her gittiğimde. Görüşmeye fırsatım olmadığı dönemlerde bile arayı çok açmamak için bir şekilde zaman yaratıp uğrardım. Dolayısıyla aramızdaki ilişkinin yarım kalmışlığıyla ilgili ya da yeterince yakın davranamamış olmakla ilgili bir sorun hissetmedim.

4. madde: Maddi şeyleri ya da kendi kimliğini abartmayınca günün birinde benliğini kaybedeceğini bilmek o kadar korkutucu gelmiyor insana. Yani eşyalarla ya da somut şeylerle kendimi tanımlamak yerine ruh maceralarının peşinden gitmeye çalıştığım için ve dışarıdan nasıl göründüğüme kafayı takmak yerine içimden gelenleri yapmaya önem verdiğim için 4. madde açısından da sorun yaşamadım.

3. maddeyi sona attım çünkü beni en çok duygulandıran bu oldu. Dedemin ölümünün bende uyandırdığı en belirgin duygu "bir devir kapanmış" gibi hissetmek. Yani sanki bakkalın önünde kuzenlerimle oynadığım, dedemin etrafta olduğu o çocukluk yıllarım sanki biraz daha geçmişte kalmış gibi oldu. Bunun getirdiği bir burukluk var şu an. Sanırım bir dönemin kapanması iç dünyamızda "sen büyüdün" ya da "yaşlandın" gibi bir anlama geliyor. Bu da hayatımı yeterince verimli geçiriyor muyum, hayatımdan memnun muyum sorularını tekrar gündeme getiriyor. Hayatımdan memnunum ama dedemin ölümü biraz daha cesur olmam gerektiğini fark etmemi sağladı. Daha doğrusu kaybettiğim cesaretin yerini bulmamı sağladı ki; kaybettiğimi bile bilmiyordum. Hayatı yaşamak için daha güçlü bir heves ve istek hissediyorum şimdi. Yaşamın değerini anlamak gibi bir şey oldu sanırım.


Huzur içinde uyu

No comments: