Tuesday, October 10, 2017

Özgürlüğe İnanmayan Özgürleşemez

Geçen hafta canım eğlenceli bi şeyler okumak istedi ama ne okuyacağımı bulamadım. Aradım aradım istediğim tarzda bişey yoktu, en sonunda ben de kendi blogumu baştan sona okumaya karar verdim. Bunun ne kadar iyi bir karar olduğunu kısa bir süre sonra anladım. Çünkü bu kendimi daha iyi tanımam için müthiş bir fırsat oldu. Hem de blog'un 10. yılına denk geldi.

Şu bakımdan çok şansılıyım, buraya yazmaya 22 yaşımda başlamışım (üniversite başlangıcı gibi bişey) ve her sene mutlaka bir şeyler yazarak sektirmeden bu günlere gelmişim. 22 yaş dediğimiz zaten bilincin daha yeni yeni yerine oturmaya başladığı yıllar. Dolayısıyla şu an bilincim başladığından beri ne yaptığımı belgelerle takip edebiliyorum desem yeridir. Ayrıca çok eğlendim, aşırı komik yazılar var. Bütün arkadaşlarım, yaptıklarım, hayat tarzlarım film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Bi de işin ilginç tarafı, bazı yazılara yapılan yorumlar yazıların kendisinden bile komik. O da eğlenceliydi. Bu nedenle blogu internet yok olana dek saklamaya karar verdim, hazır üstünden geçerken çok gereksiz bir kaç yazıyı sildim, mis gibi bir güldürürken düşündüren otobiyografi? oldu.

Şimdi 32 yaş gözleriyle bakınca keşfettiğim bazı ilginç noktaları paylaşmak istiyorum. 2007 ve 2008 yılında, yani 22 yaşlarında tam bi çocuğum aslında. Kendimi diğer insanlardan tam ayıramamışım. O zamanki arkadaşlarımın cümleleri, karakterleri biraz bana geçmiş (benimki de onlara, hepimiz küçüğüz tabi), orjinal bi fikir duyunca hemen büyüleniyormuşum, her şeye şaşırıyormuşum, daha kendimi bulamamışım ve her şey bana fazlasıyla yeni görünüyormuş.

2009'da, artık okuduğum bölümün etkisiyle midir bilmem, düşünmeyi keşfetmeye başlamışım. 23 yaş sonuçta, düşünmekte ilk günüm gibi bi şey. Dünyayı ve yaşamı sorgulamaya başlamışım, kafamı kurcalayan şeylerin hangi felsefi problem zeminine oturduğunu tespit edip, giriş düşüncelerimi yapmışım.

2010'da düşünmeye devam etmişim, hatta fazla düşünmekten yer yer çağrışım hızlanması olmuşum, zaten en çok yazıyı da o yıl yazmışım. Beynim çok gevezeymiş. Ama aynı zamanda gündelik yaşamla hayal gücümü (tabii ki hayal gücüm daha baskın bir şekilde) dengelemeye de başlamışım.

2011'de hayal gücü ve  gündelik yaşam dengesi iyice yerine oturmuş (tabi hayal gücüm daha baskın olarak), eğlenmiş ve eğlendirmişim. Bol arkadaşlı zamanlar geçirmişim, onlarla birlikte keyif alarak düşünmeye başlamışım. Dönem dönem melankolikleşmişim ama ağır duyguların içinde tamamen kaybolmak yerine, bir yandan onları incelemeye devam etmişim.

2012'de komikliğin doruklarına ulaşmışım. Zaten en çok 2012'yi okurken güldüm. Bu durum 2013'ün başlarında da devam etmiş. İş yaşamını gözlemlemiş ve onun yan etkilerini çok iyi paylaşmışım.

2013'te işe ek olarak bir de yüksek lisans yaptığım için arkadaşlarımla ilişkim chat düzeyine inmiş. 2013'ün ortalarına doğru biraz yalnızlaşmışım ama kendimi eğlendirmeyi bilmişim.

2014'te tez yazmaya başladığım için devrelerim bozulmuş, tekrar çok düşünmeye başlamışım. O yıl fazla yazı yazmamışım. Kafamı dağıtmak için yürüyüş ve mezarlık fotoğrafçılığını keşfetmişim.

2015'te yürüyüş ve mezarlık fotoğrafı çekmek hobiye dönüşmüş. Barış Rusya'da olduğu için hayatımın çoğu skype'ta geçmiş. Hiç yazı yazamamışım neredeyse.

2016'da hayat görüşümde ve yaşamımda bazı eksik kalan, oturmayan noktaları netleştirmeye çalışmışım, fazla eğlenceli yazmamışım. Hayatımdaki pek çok şeyi değiştirmek üzere bi dönüm noktasında olduğum için biraz ciddiymişim.

2017'de de bu durum devam etmiş ve bu süreç Barış'la birlikte Dalyan'a taşınmamla sonuçlanmış.

Genel bir gözlem: Gerçek hayata dönüp, yapıp ettiklerim arttıkça şımarıklık ve toyluğum azalmış. Bir de baya bi bisiklete binmişim, bu kadar bisiklete bindiğimi bilmiyodum. Şimdi Dalyan'a taşındık orda da hep biniyorum, resmen hayatım boyunca bisiklete binmişim ben aslında. İlgimi çeken başka bir nokta 2008'den beri "ben daha doğal, ağaçlı bi yerde yaşamak istiyorum, şehir bana iyi gelmiyor" diye yazıyormuşum zaten, bu düşüncemin o kadar geçmişe dayandığını bilmiyordum, şaşırtıcı oldu. Ha bi de iş hayatı ve erken kalkmak beni her zaman zorluyormuş, düzenli bir işim olamayacağı da biraz belliymiş aslında.

Bu arada Kazakistan burası. Barış'ın işi nedeniyle bir kaç haftalığına buraya geldik. Dalyan'da günlerim ev işleri yaparak, fotoğraf çekerek-editleyerek (stok fotoculuğa başladık), dogalbiryasam'a çeviri yaparak, bisiklete binerek, film izleyip kitap okuyarak geçiyordu. Burda da bisiklet hariç diğerleri devam ediyor. Onun yerine aslında biraz gezmek istiyorum ama geçen hafta hava çok soğuktu, bu hafta ise hava sıcak olmasına rağmen blog okumam bitmediği için adam akıllı çıkamadım bir türlü. Şimdi artık görev tamamlandığına göre çıkabilirim.

Son bi şey, ya aslında mesela ben 72 yaşıma gelsem ve hala hiç sektirmeden yazmaya devam etmiş olsam, 22 yaşımdan o yana her sene için 2-3 eğlenceli yazı olmak üzere derleyip birleştirsem iyi bir kitap olmaz mıydı? İlginç olabilirdi sanki.

Bu arada merak edenler için shutterstock linkim: https://www.shutterstock.com/g/begum+sahin%20bilgin?language=en

Şu da çeviri yaptığım bizim site: http://www.dogalbiryasam.com

No comments: