Wednesday, July 5, 2017

Bazen gidip aynaya bakıyorum evde miyim diye /Eray

Dalyan'a taşınalı sadece 2 hafta oldu ama gündemimizin geri dönüşsüz bir şekilde değiştiğini hissediyorum. İstanbul'dayken sürekli kabalıktan, çirkin binalardan, kirlilikten, siyasetten falan şikayet ederken şimdi; sivrisinek saldırılarından kurtulmak için ne yapabiliriz, 2 kere yemek verdik diye peşimizi bırakmayan köpeği atlatarak çarşıya nasıl yürüyebiliriz, kedilerin sinekliğe tırmanmasını nasıl engelleriz, karıncaları kapı eşiğinden nasıl uzaklaştırırız, sıcaktan pişmemek için saat kaçta dışarı çıkabiliriz gibi meseleleri düşünüyoruz. Yani doğa ile tatlı bir savaş(?) veriyoruz diyebilirim. Özellikle Barış bu sürece çok iyi adapte oldu. Kendisini en son sopayla köpek kovalarken gördüm.

Balkon çetesinin bir fotoğrafı:


Tuesday, July 4, 2017

Dünya nevrotik bir insan gibi dağılmıştır. /Carl Jung

Barış Türkiye'ye kalıcı olarak ayak bastığından beri sürekli iş yapıyoruz. Önce bir süre evlilik hazırlıklarıyla uğraştık. Söz, kına, nişan, düğün, kız isteme gibi şeyler yapmamamıza rağmen; yine de kıyafet, davetiye, nikah için belge toplama gibi bir sürü ıvır zıvır
iş vardı. Evlilik hallolduktan sonra bir dönem kombi yaptırmakla geçti. Kombi her tamirden sonra biraz daha bozulduğu için yaklaşık 3 hafta boyunca sürekli bir takım kombiciler eve gelip gitti. Kombinin çok karmaşık bir sorunu mu vardı, yoksa dolandırıldık mı emin değiliz. Kombi düzelince sürekli dişçiye gittiğimiz yeni bir dönem başladı. 20'liklerimi bir kaç doktor birleşip zar zor çekti. Sonra bir ara İstanbul'daki evleri kiraya vermeye çalıştık. Neyse ki o da halloldu. Ardından Dalyan'daki yeni evimizin tesisat, tamirat, boya falan gibi işlerini halletmeye başladık. Ondan sonra taşınma süreci geldi, her şeyi kolileyip sonra da her şeyi yeni eve yerleştirdik. O da bitti yeni evdeki perde, koltuk, bahçe demiri gibi bir takım eksikleri gidermeye başladık. O da bitince ikametleri Dalyan'a aldırmaca, Barış'a sgk, medeni durum değiştiği için ikimize birden nüfus cüzdanı yenileme, bana yeni bir soy isim geldiği için pasaport yenileme gibi işlemlere giriştik.

Biz işe gitmediğimiz halde neredeyse aralıksız bunlarla uğraştık, işe giden insanlar bu kadar şeyi nasıl hallediyor hiç anlamadım. Herhalde ebeveynlerinden falan yardım alıyorlar? Gerçi bizim de yanımızda çalıştırdığımız(?) iki ebeveyn vardı (Barışı'ın babasıyla benim babam); hatta sonra Dalyan'daki işler için devreye yan komşuları da soktuk. Ama yine de işler bir türlü bitmek bilmedi, bir nokta da neyse ki eve beyaz bir tahta ve boardmarker alıp yapılacaklar listeleri hazırlayıp işleri günlere yaydık da biraz rahatladık.

Neyse sonuç olarak dün itibariyle bütün işler bitti. Yani tam olarak asla bitmez de o yoğun tempo bitti gibi oldu. Şimdi başından beri hayalini kurduğum gibi, ayaklarımı uzatıp rahatça kitap okuyacağım bir süre. Jung'un insan ve sembolleri kitabına başladım, ufkum 2 günde bile 17473 katına çıktı. Kafamı toplayabilirsem ilerde Jung'un düşüncelerini devam ettiren ve onun düşünceleri üstüne kendi düşüncelerimi de eklediğim bir kitap yazmayı düşünüyorum. Yeni evin atmosferi ve manzarası bunu yapmaya çok müsait. Bakın ön balkondan görünüş şu şekilde: