Tuesday, December 13, 2016

Göktaşı Kadar Random

Geçen gün her şeyin teorisini buldum sonunda. İnsanların bir türlü çözemedikleri önemli sorunlarının kaynağı aynı 4 varoluşsal meseleye dayanıyor bence. Yani uyaransızlık, adaletsizlik, zorluk ve kötülük. Bunları teker teker açıklamak gerekirse:

1. Uyaransızlık: Diyelim ki çok hazırız ve istiyoruz bir şeyleri ama kozmik bi türlü bize o kapıyı açmıyor. Ne bileyim çok çalışmamıza rağmen para kazanamıyoruz mesela ya da belki de istediğimiz tarzda bir iş bulamıyoruz, yapmak istediğimiz şeyler için uygun koşullar oluşmuyor bir türlü falan gibi dış koşullara bağlı tıkanıklıklar olması.
2. Zorluk: İnsanın hayatını bir dengede tutması çok zor. Para kazanmamız gerekiyor, sevdiklerimizle ilişkilerimizi iyi tutmamız gerekiyor, iyi beslenmemiz gerekiyor, hava almamamız gerekiyor, evi de temizlemek lazım falan hepsini birden nasıl dengede tutacağımız baya zor.
3. Adaletsizlik: Diyelim ki hepsini güç bela dengede tuttuk. Paramızı kazandık, evi temizlemeyi alışkanlık haline getirdik, iyi arkadaşlarımız var, iyi besleniyoruz, hayatımızın aşkını bulduk, mutluyuz. Ama bunun ertesi günü bindiğimiz uçak düşebilir ve ölebiliriz.
4. Kötülük: Biz burada bütün gücümüzle iyi bir şeyler yapmaya çabalarken birileri gelip birilerini sömürüyor, fakir bırakıyor, saldırıyor, öldürüyor falan filan kötü insanlar var.

Bence her insan bu 4 şeyden en az 1 tanesine takılmış durumda ve o sıkıntı zincirleme olarak daha minik sıkıntılara ve kafa karışıklıklarına yol açıyor. Ben şahsen zorluk konusuyla baya uğraştım.

İşte biraz önce bunu düşünürken bundan önceki diğer 3 hayatımın nasıl geçtiğini hatırladım, bu hayatımın böyle olması daha bir anlam kazandı.

İlk hayatım uyaransızlıkla uğraştığım hayatımdı. Çok sıkılmıştım. Hava aşırı soğuk ve fırtınalıydı. Kuzey kutbunda falan olabilirim, kafamı bile dışarı çıkaramıyordum. Hiç eğlence yoktu, evin içinde yıllarca tıkılıp kalmıştık. Sonunda da sıkıntıdan ölüp gittik. Bu hayatımdan sonra biraz daha maceralı hayatlara gelmeyi tercih ettim.

Ondan sonraki yani ikinci hayatımda adaletsizlik meselesiyle uğraştım. Baya mutluydum ama bir yandan da birinci dünya savaşı yaşanıyordu. Ben dünyanın durumunu hiç umursamayıp sadece kendi mutluluğuma odaklanmıştım. Karım, çocuğum falan vardı, param vardı, her şeyim vardı çok şükür. Ama sonra birden karım ve çocuğum savaşlı bi nedenle öldü. Dolayısıyla bu hayatımda dünyadan kendini soyutlayınca iyi olunamayacağını öğrenmiş oldum. Sadece kendini kurtararak olmuyordu, dünyanın genel sorunları gelip seni bulabilirdi.

Üçüncü hayatımda kötülük problemiyle uğraşmam gerekti. Bu sefer dünyayı umursadım, onun sorunlarıyla uğraştım ama cadı olarak. Geleceği görüp olası tehlikelere karşı insanları ve kralı uyarıyordum. Düşmanın hangi yönden geleceğini falan söylüyordum. Ama savaşta kralın ölebileceğini önceden söyleyince halk ve kral? bu gerçeği kabullenip hazırlanmak yerine beni yakmayı tercih etti. Baya kızdım açıkçası. Ama bu hayatımdan da fazla sivri çıkışlar yapmamak ve insanların geneliyle fazla muhattap olmamak gerektiği sonucuna vardım. Dünyanın sorunlarıyla yine ilgilenmek lazımdı ama bu kadar ön planda olarak değil.

Son olarak da işte bildiğiniz gibi. Bu hayata da begüm olarak geldim. Bu hayatım uzun bi süre dengeyi sağlamakla geçti. Ufak aşırılıklara kaçarak ve ufak denemeler yaparak nasıl yaşamam gerektiğini tespit etmeye çalıştım. Kendi hayatıma fazla odaklandığımda acaba çok mu izole oldum diye düşündüm. Etrafla fazla ilgilenince diğer insanların bilinç düzeyi benden düşük, tamamen onlara katılıp onlarla aynı cahil yöne sürüklenmek istemem diye düşündüm. Hiçbir şey yapmayınca da sıkıntıdan patladığım o hayat aklıma geldi. İç ve dış dengeyi doğru bir şekilde ayarlayıp bir şeyler yapmak gerekiyordu ama nasıl?