Friday, October 10, 2014

toz ve gaz bulutu

begüm burası. kadınların her ay geçici olarak yaşadıkları serotonin düşümünün tam ortasındayım. aslında buna artık sarı kantaron çayı çözümünü buldum ama içmeyeceğim. serotoninin dönem dönem düşmesi her şeyi en baştan düşünmek için bir fırsat oluyor. ve bu ayki serotonin düşümüm cuma gecesine denk geldiği için ertesi gün işe gitmeyeceğime göre rahat rahat her şeyi en baştan düşünebilirim.

ama tabi kafamdaki pek çok huzursuz şey arasında yazı yazmaya odaklanmak zor olabilir. şu an çift kişilik bir yataktayım ve laptopun kablosu bulunduğum yere ucu ucuna yetiyor, dolayısıyla pek kıpırdayamıyorum. dahası laptopun sol tarafına uzanan, usbsi laptopuma takılı yeni bi kabloyla telefonum şarjolurken; laptopun sağ tarafına uzanan bir başka kabloyla da bluetooth hoparlörüm şarj olmakta. dolayısıyla 3 bir yanım sarılı. yatağın üstündeki durum sadece bununla sınırlı değil. sağ tarafa uzanan bluetoothu atlatsam bile onun bi yanında küllük, sigara ve çakmak var. yani yatakta pozisyon değiştirirken bulunduğum yerde oluşan çukurun bir eğim yaratıp küllüğü devirme riski de bilincimin bir kenarında durulu. sol tarafta; yani şarj olan telefon diyarında ise telefonun yanında defter kalem hırka gibi çeşitli alet edevatlar var. dolayısıyla sol tarafta da pek gidecek yer olmadığını söyleyebilirim. tamamen kapana kısılmış durumdayım.

böyle bir pozisyonda insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden olan: kapı çalması,çişin gelmesi veya ikinci bir yastığa ihtiyaç duymak gibi ayağa kalkmayı gerektirecek her türlü şeydir ki, son 15 dakika içinde hepsi yaşandı. ve dolayısıyla her seferinde laptopu kucağımdan indirip kablosunun uzana bildiği bir alan içinde başka bir yere koyup, (tabi ki onunla bağlantı halindeki hoparlör ve telefonu da onunla birlikte koyup) yolumun üstündeki küllük sigara ve çakmak gibi unsurları düşmeyecekleri şekilde sabitleyip (çünkü kalkarken yatakta çeşitli çukurlar oluştuğundan eğim değişecek) yolumdan çektikten sonra bu çetin şartlar altında zar zor ayağa kalkarken demin yatağın yanındaki konsolun üstündeki şarap kadehine az kalsın götüm çarpıyordu. resmen bir felaketin eşiğinden döndüm çünkü bu çarpım sonucu şarap yatakla konsolun arasındaki yere dökülseydi bu yeni durum kablolar, havlu kağıt, karın ağrısına rağmen eğilmek ve sıkışık bir yere doğru eğilmenin yol açacağı kafa çarpmalarına dair hazırlıklı olmak gibi şu an benim dünyamda olmasını istemediğim pek çok unsuru beraberinde getirecekti.

işte her şeyi en baştan düşüneceğim şartlar bunlardı. daha doğrusu bunlar bulunduğum çevresel şartlardı. ayn zamanda bunlara eşlik eden içel şartlar da vardı. örneğin kafam kaşınıyordu, yatma pozisyonum pek rahat değildi, odanın dağınıklığı kafamı karıştırıyordu, şarkının sesini kısıp kısmamak konusunda kararsızdım, biraz önce ısırdığım için dudağım acıyordu, sol kolum üşüyordu, canım bir şey yemek istiyordu ama yatay pozisyondaydım, ruh halim o kadar hızlı değişiyordu ki daha bir şarkı bitmeden canım başka tür bir şarkı dinlemek istiyordu vb.

işte bütün bunlar olurken her şeyi en baştan düşünecektim. eğer şu konumda her şeyi en baştan düşünebilirsem rekorlar kitabına girmeliydim.

düşünmek istediğim şeylerden biri görünür olmaktı. görünür olup olmama durumu çok eski bir hikayeydi. şimdiye kadarki hayatımı yarı ergen olarak geçirmiştim. yani dünyevi dünya ile ilgili ciddiye alınacak bir bağım veya bir iddiam yoktu. beğenmediğim ya da yolunda gitmeyen şeyler durumunda rahatlıkla hayal dünyama gidip oralarda takılmak bana yetiyordu. ama artık istediğim şeyleri başarabilecek kadar güçlüydüm. kendimi geçindirebilecek parayı kazanıyordum, işimden memnundum, arkadaşlarımdan sevgilimden ailemden evimden okulumdan ilgi alanlarımdan memnundum. işimde somut şeyler üretiyordum hatta pek çok kişinin hayatına olumlu bir yön veriyor dolayısıyla ciddiye alınıyordum. görünür olmak beraberinde pek çok sorumluluk da getiriyordu ve zaman zaman verdiğim kararların vicdan muhasebesini de yapmak durumunda kalıyordum. ama bu sorumluluk miktarına bir sınır çizmek gerekliydi, görünür olmanın sonu yoktu, çok fazla kişiye görünür oldukça domino taşı gibi görünür olunması gereken yeni durumlar türüyordu ve ben bu görünürlük zincirinin gerekliliklerini yaparken asıl ilgilenmek ve gerçekleştirmek istediğim şeylerin yolundan sapmak gibi bir hataya düşmek istemezdim.

peki ben ne istiyordum? dün daha doğal bir hayat istediğimi hissetmiştim mesela. antikçağda bir kuş gözlemcisi olmak yeşil kanatlı bir kuş türü keşvetmek sonra da ne güzel bi yeşil kanat bu diye düşünmek istemiştim. bir hafta önce çok soğuk bi kuzey ülkesinde kişiliğin evrimsel temellerine dair bilimsel araştırmalar yapmak istemiştim. ondan daha da bir kaç hafta önce mezarlık fotoğrafçısı karakterin olduğu bir korku romanı yazmak istemiştim. bugün ise düşük serotonin oranıma rağmen kendimi kendi halime bırakınca zamanı geldiğinde buna kendiğimden en doğru kararı verebileceğime güveniyorum. demek ki bugün bunu düşünmeme gerek yok. ama sanırım bir şeyler yapmaya dair güçlü bi ilham ve coşku taşıdığım için şu anki işimde ve yaşadığım şehirdeki görünür olma miktarımı fikrimi değiştirme olasığıma göre ayarlamalıyım. aslında bu şu demek: ben hala önümde uzun bir yol varmış ve istediğim her şeyi yapabilecekmişim gibi düşünmeyi seviyorum. demek ki bir kısmımın idealist bir ergen gibi yaşamaya devam etmesinden memnunum. sonuçta hayal ettiğim şeyler gerçeklikten kopuk da değil. (antikçağ hariç)

çişim geldiği için yayını burda kesmek zorundayım.


2 comments:

melodram said...

idealist ergen ruhunu hiç kaybetmezsin umarım.:)) hayat öyle gerçekten güzel çünkü.:))

Living Maze said...

teşekkürler =)