Friday, September 26, 2014

give me more

aslında sanki tezimi bitirip nordik ülkelerin birinin en karlı kesiminde doktora yaparak huzuru bulabilirdim. böylelikle ben makale falan yazarken dışarda hep kar yağabilirdi, hava çok soğuk ve ürpertici olabilirdi, en azından dışarı çıkınca doğayı hatırlayıp bi kendime gelebilirdim. kimse bana bulaşmazdı ve işler yolunda gitmese bile en azından etraf karanlık gibi olurdu. ben de adım başı bana ilham veren bir şeyler görürdüm. hava enteresan saatlerde karardı. kararma hızı değişirdi ve gereğinden fazla mavi olurdu mesela.

sonra kesin bi bara gidip aquavit içerdim ve o esnada istediğim kadar ulver dinleyebilirdim. sonra da eve gelip uyuyakalırdım. acayip bi saatte her şey dağınık olarak uyanırdım ve hiçbi şeyi toplamadan canım ne isterse onu yapardım sonra tekrar uyuyup uyanırdım, gerçeklikle rüyayı ayırt etmeye çalışıp bilinçaltımı analiz ederdim. bu büyülü bi dedektiflik gibiolurdu ve sonra aniden odayı aşırı toplardım? ama en azından kendi hızımda giderdim. sonra da canım ne isterse onu yapardım. hatta daha sonra da canım ne isterse onu yapardım. bu harika bi plandı.

şimdiyse kendimi son derece hazır, kravatını bile takmış, muntazam bi halde kapıda çok uzun beklemiş gibi hissetmeye başlamıştım. çok uzun bekleyince kravatımı gevşetesim gelmişti ve tam kravatımı gevşetecekken "ya acaba kapıdan çıkıp soğuklu nordikli bilinmez şeyler mi yapsam yoksa kapının önüne bi koltuk atıp gevşek kravatımla mı otursam" diye düşünmeye başlamıştım. sonra a new sentiment'in çalışıyla birlikte istanbuldan tromsoya koşarak gidebilecek gibi oldum, fakat gitmedim. çünkü terapistim ani kararlar almamı doğru bulmuyordu. ben de terapistimin çok yavaş karar almasını enteresan buluyordum. mecburen birbirimizi ortalama bi hızda dengeledik.



No comments: