Sunday, August 3, 2014

helsinki - 2

helsinki'yi doyasıya gezdikten sonra bana bi dark side çöktü ve birden mezarlığa gidip fotoğraf çekmeye karar verdim. bunun üzerine akşam saatlerinde, şehir merkezine bir hayli uzak olan mezarlığa doğru yürümeye başladım. mezarlık bölgesine vardığımda etrafının duvarlarla çevrili olduğunu gördüm. duvarların etrafında yürüdüm, bir kapı buldum ama kitliydi. bir kapı daha buldum ama o da kitliydi? saat 22:00 civarıydı ve sanırım mezarlık kapanmıştı doğal olarak. e o kadar yol geldiğim için amacıma ulaşmadan geri dönecek değildim. aniden,  alçak bi mezarlık duvarından atlayarak içeri daldım. götüm başım toz toprak oldu. bu yaptığım bir çok medeni kurala sahip olan helsinki için oldukça illegal bir şeye benziyordu. eğer mezarlık nöbetçisi falan gibi bir şey varsa "ne yapayım ben mezarlık fotoğrafçısıyım ve kapılar kapalıydı" diyecektim. sonuçta burada sanata falan önem veriliyordu, halden anlayabilirlerdi. ama fotoğraf makinem kaliteli bir şey olmadığı için biraz şüphe uyanabilirdi. mezarlık nöbetçisi "ne biçim fotoğrafçısın makinen hiç fotoğrafçı makinesi gibi değil"  derse, o zaman biraz makineyi övmem gerekebilirdi. umarım böyle bir şey yapmama gerek kalmazı çünkü hiç fotoğraf makinesi övecek havamda değildim. hem gece gizlice mezarlığa girmek çok kötü bir şey olsaydı, bazı duvarları alçak yapmazlardı bence. demek ki onlar da bu olasılığa açık.

yine de tek başıma elimde içki şişesiyle mezarlıkta gezinirken "acaba bu yaptığım ne kadar suç?" diye düşünmeden edemedim. ya etrafta kameralar varsa ve beni kırmızı bültenle aramaya kalkarlarsa? sonra "yok ya bi sürü seri katil falan varken benimle neden uğraşsınlar" diye düşünüp rahatladım. bu düşünceler geçince bu sefer de acaba mezarlardan birinde yeterince ölmemiş bir ölü var mıdır gibi paranoyalar geliştirmeye başladım. ama mezarlardan birinden zombi falan çıksa, dünya üzerindeki en az korkacak kişi ben olabilirdim. tam o sırada hışır hışır bi ses duydum ve götüm attı. etrafa baktığımda çantamdan sarkarak yerde sürünen kulaklıklarımı gördüm, yerden kaldırdım, ses bitti. kozalak kafama iyi ki burada düşmemişti.

bir kaç fotoğraf çektim. hava çok karanlık olduğu için net çıkmadı. sonra bir kaç fotoğraf daha çektim onlar da güzel çıkmayınca pes edip yere oturdum. mezarlık fotoğrafçılığında ilk günümdü, niyetim iyiydi, hiçbir ölüyü rahatsız etmemiş, saygısızlık yapmamıştım, fotoğraflarım güzel çıkmalıydı bence.

yere oturunca kendimi ölülere daha yakın hissettim. sanki arkadaştık, mezarlarla bakışmak güvercinlerle bakışmakla benzer bi his vermişti. sanki varoluşsal bi altmetin üzerinde sinsice sırıtıyorduk birbirimize. çantamdan jager şişesini ve sigara pakedini çıkarıp içmeye başladım. karanlık bir müzik de açtım, oh be hayat buydu. bir cuma gecesi herkes barlarda takılırken gece bilmediğin bi ülkede bilmediğin bi mezarlığın duvarından atlayıp kalbin pıtpıt atmasıydı. belki ilerde "mezarlıklar beni canlı hissettiriyor" falan gibi beylik laflar edecek noktaya gelebilirim diye düşünüp sırıttım. "mezarlık fotoğraflamak benim  için bir tutku" falan bile diyebilirdim.

zaman hızlıca akıp geçmiş ve hava tamamen kararmıştı. sarhoş olmuştum. içeri girerken atladığım duvarı bulmaya çalıştım ama hep yüksek duvarlara denk geldim. yine mi kaybolmuştum? iyice sapıtmıştım. şurada bir yerde uyuyup kalsam çok saçma olacaktı. küçük bir araştırmadan sonra başka bir alçak duvar bulup mezarlıktan çıktım. yarıtedirgin bir şekilde tramvaya koştum. tramvayda elmalı turta yedim.

1 comment:

Anonymous said...

Merhaba! Güzel bir profil oluşturdun! Belki internette depolama alanı arıyor musun? Arıyorsan sana yeni bir site önermek istiyorum: http://kutucugum.com/
Burda dosyalarını (müzik, film, metin, aslında her şey) hem yükleyebilirsin, hem de indirebilirsin, ayrıca arkadaşlarınla paylaşabilirsin. Bu site ücretsiz ve limitsizdir. Kayıt olmadan siteyi kullanabilirsin. Lütfen buna bir bak, belki beğeneceksin :)