Sunday, November 3, 2013

or2b2

resmen dönem dönem soyut arkadaşlar ediniyorum. dizi karakteri, filozof ya da bilim insanı olabiliyor bunlar. söyledikleri benim hayatımla o kadar paralel gidiyor ki çok kozmik bi senkronizasyon oluşuyor.

mesela gregory house. onun o zekası, alaycılığı, realistliği ve bu realistliğin duyguları görmezden gelmesi kendimi ona oldukça yakın hissettirdi. 8 sezon boyunca sürekli bencil ve duygusuz olduğuna dair iddialara rağmen house'un tüm kendiliğiyle var olmaya devam etmesi benim için bi dışavurum oldu. bişey olursa house'un arkasında ben varım, bu house sahipsiz diil diye düşündüm hep. kendim duygu sömürüsüne, kurban psikolojisine ve fedakarlığa maruz kaldıkça açıp 4 bölüm arka arkaya izleyip kafamın karışıklığından temizleniyordum. house benim sosyal desteğim olmuştu. biriyle kavga etse house la birlikte kavgaya ben de girerdim. sonra 8 sezonun hepsini izleyip bitirince bana bi kasvet çöktü.

1-2 ay hayatıma house'suz devam etme mücadelesi verdikten sonra, kierkegaard'la çok yakın bi arkadaşlığın temelini attık. önce espri anlayışıyla karşıma çıktı, kendi blogumu okuyormuş gibi coşkuya kapılıp bi anda kendimle olan temassızlığımdan kurtulduğumu hissettim. sonra bazı insanların dışarıdan zeki gibi olup ama yaklaşınca aslında konuşan baston gibi ruhsuz olduklarına değindi. gerçekten de felsefi bi coşku taşımayan insanlar böyle bir etki uyandırıyordu. sonra ben tam içedönüklük ve dışadönüklük arasındaki temel farkları düşünürken dedi ki "içedönüklükteki talihsizlik, birey için son derece önemli olan şeyin aslında kimseyi ilgilendirmeyen özel bir saplantı olmasıdır. içedönüklüğün yokluğunda ortaya çıkan delilik türündeki komik unsursa, bireyin bildiği şeyin hakikat olmasına; hatta herkesi ilgilendiren bir hakikat olmasına rağmen, o çok saygı duyulan zırvacıyı hiçbir şekilde ilgilendirmeyişidir."  kierkegaard'ın arkadaşlığı beni house sonrası kendimi içinde bulduğum o ilhamsız sıkıcı uykudan uyandırmıştı. tekrar normale döndüğüme sevinirken kierkegard şöyle dedi "tekrar kendim oldum. kimsenin eğilip yerden almayacağı bu benlik, yine benim oldu." kitabın sonundaki bu kapanışla kierkegaard'ın bana dönemsel eşliğinin bittiğini sanıyordum. elbette ki bundan sonra onun düşünceleri benim beynimin içinde devam edecekti yolculuğa fakat kitap bitmişti işte.

ama dün alkımda kierkegaard'ın hiç görmediğim bi kitabına denk geldim ve kesinlikle bi önceki kadar güzel. daha üçüncü sayfada birini tarif ederken "kendisi, gerçekliğe ait olmamasına rağmen gerçeklikle çok ilgili" diyerek tarif ediyor. sanırım ben de gerçekliğe ait olmadığım halde gerçeklikle çok ilgiliyim. gerçekliğe ait değilim çünkü dışarı çıkıp somut bi şeyler yapmak, dünyevi şeylerden bahsetmek ve fazla yakın olmadığım insanlarla vakit geçirmek yerine her zaman, evde sakince oturup müzik dinleyip kitap okumak, kendi kafamdaki kurgusal dünyada yaşamak ve kafası en az benimki kadar kurgusal çalışan, gerçekliğe ait olmayan diğer insanlarla bunları paylaşmak benim daha çok tercih ettiğim seçenekler oluyor. gerçeklikle çok ilgiliyim çünkü idealleştirdiğim, ilham aldığım ve kendimi büyüsünün içine bıraktığım hiçbir şeyin "gözlerinin camdan, saçının halı saçaklarından yapıldığını, kısacası yapay bi ürün olduğunu keşvetmek*" istemem. (*bu da bi kierkegaard cümlesi) bu korku benim her şeyi düşünüp önce beynimdeki anlam süzgecinden geçirmemin nedenidir.

onun dışında elbette dönem dönem en iyi arkadaşım nietzsche oluyor. insanların dayattığı ahlakçılık, kendilerini iyi ilan etmeleri ama aslında bence bütün bu değerlerin ters yüz olmuş olması açısından nietzsche benim sesim oluyor. ve onun insanlara alaycı sataşmaları "kant üniversiteye yapıştı" demesi, asıl nihilistlerin yapay değerleri tekrar edip duranlar olduğunu, hiçin yüceltilip durulduğunu söylemesiyle benim desteğimi kazanıyor. ayrıyetten güzel bi yazar okurken mutluluktan yeni bi kolu ve bacağı çıktığını söylemesi bile benim bu filozoflarla olan arkadaşlığımın aynısını onun da yaşadığını gösteren, fraktal gibi bi durum.

son olarak nietzsche, kierkegaard ve house dışında bana dönemsel arkadaşlık eden o diğer düşünürlere de yani karen horney, freud, irvin yalom, schopenhauer, jostein gaarder'e ve hatta morticia addams'a burdan tekrar ve tekrar sevgilerimi sunuyorum.

tabi bu soyut arkadaşlara ek olarak gerçek arkadaşlarım olan çiçek, eray ve burak'a da en derin sevgilerimi ve öpücüklerimi yolluyorum.


2 comments:

Jack said...

dosdum gercek demissin ama biz aslinda yoğuz.

o son portakali yemiycekdin dosdum said...

ne korkunc arkadaslarin varmis megersem
muck