Monday, September 30, 2013

nefret suçu işlememek için kendimi kalorifere bağladığım sıradan bir öğleden sonrası /melis

"varlığım türk varlığına armağan olsun" ilköğretimdeki öğrencilik hayatım boyunca anlamını düşünmediğim için gayet normal gelen cümleydi. fakat yıllar sonra felsefe bölümü mezunu bir yetişkin olup bi okulun yanından geçerken kulak misafiri olduğumda, algısal seçiciliğim yüzünden "varlık" kelimesinin tekrarı kulağımı yakaladı. tam o esnada etrafı bir sis bulutu kapladı ve beynime şu sorular istila etti:

"varlık gibi her şeyi içine alan kapsamlı bir kavram türk gibi dünyevi bir kavramla nasıl da elini kolunu sallaya sallaya aynı cümlede kullanılıyordu ve bir kişi bile buna itiraz etmiyordu? ek olarak varlığın türklüğe armağan edilmesi daha büyük bir şeyin daha küçük bir şeye indirgenmesi gibi değil miydi; yani sonsuzluğu mandalinaya emanet etmek gibi bir şeye benziyordu bu?

ayrıca "varlığım" derken eğer kişi kendi bedeninden bahsediyorsa beden gibi cisimsel bir varlık nasıl türklük gibi cisimsel olmayan bir varlığa armağan edilebiliyordu? bir varlığı başka bir varlığa "armağan" eden varlıklarüstü bu metafizik bilinç de neyin nesiydi?

eğer "varlığım" derken kişi cisimsel boyutunu değil de kavramsal olarak kendi benlik bilincini kastediyorsa özgür iradesiyle içine dahil olmayı seçmediği, kendini tesadüfen içinde bulduğu bir ırk kategorisinde benliğini eritmek aklına ve mantığına hakaret değil miydi? bu yine sonsuzluğu mandalinaya emanet etmeyi andırıyordu?"

diye düşünürken duraklamıştım ve göz bebeğimin olması gereken yerde spiraller dönüyordu. düşünmem bitince yürümeye devam edip vopura bindim.

Monday, September 23, 2013

Kierkegaard'ın Blogu

kierkegaard'ın "kahkaha benden yana" kitabından bi takım alıntılar:

"tecrübe sahibi insanlar bir ilkeden yola çıkmayı çok akıllıca bulurlar. -bütün insanlar sıkıcıdır- ilkesi. bu konuda bana karşı çıkacak kadar sıkıcı biri yoktur heralde."

"sıkılmak bütün kötülüklerin anasıdır. birisi bi başbakan sıkıcı diye gitmesini istese ya da kral sıkıcı diye tahttan inmesini ya da karısı sıkıcı diye boşanmak istese, bunlar böyle hemen kolay olmayacağından ve bi sebep olarak sayılmadığından dünyadaki sıkıntı artmaktadır ve kötülüklerin artmasına şaşmamak gerekir."

"bütün insanlar sıkıcıdır. sıkmak, kendini ve başkalarını sıkmak diye ikiye ayrılabilir. başkalarını sıkanlar ayaktakımı, yığınlar ve genel olarak büyün insanlık kafilesidir. kendilerini sıkanlar ise seçkinler, aristokratlardır. şu garip bir gerçek ki, kendilerini sıkmayanlar genellikle başkalarını sıkarlar, kendilerini sıkanlar da başkalarını eğlendirirler."

"kendilerini ne kadar derinden sıkarlarsa, başkalarının eğlenmesine o derece güçlü hizmet ederler, hatta sıkılmalarının doruğa ulaştığı zamanlarda ya sıkıntıdan ölürler (pasif yapı) ya da sırf meraktan kendilerini vururlar (aktif yapı) "

"sıkıntı , gerçekliğe sinmiş olan hiçliğe dayanır."

"insan doğduğu yerde sıkılır şehre taşınır, oradan sıkılır avrupa'ya taşınır, avrupa yorgunu olur amerika'ya taşınır ya da porselen tabaktan usanır gümüşte yer, gümüşten sıkılır altına döner. bu yöntem kendini boşa çıkarır, DÜPEDÜZ SONSUZLUKTUR bu.

işte burada devreye hemen -kısıtlama- ilkesi girer, dünyadaki tek kurtarıcı ilke."

"bütün sır keyfilikte yatıyor. insanlar genellikle keyfi olmanın kolay olduğunu sanırlar, fakat keyfilikte başarılı olmak, içinde kaybolmadan ondan tatmin sağlamak çok çalışma gerektirir. hayatın gerçeklerinin böylesi keyfi bir ilgi alanı üzerinde etkisiz hale gelmesine izin vermek son derece yararlıdır."