Wednesday, January 23, 2013

begüm: napıyoruz bugün co? eray: ben hala marsa gitmek istiyorum


geçenlerde mp3 player'ım bozuldu. yenisini almak için bu fakirlikte electroworld'e gittim. bi baktım flash bellek, mouse ve hoparlör almışım ama mp3 player almamışım. sora işte hoparlörü geri bıraktım, benimki fena diil çünkü ama bazen temassızlık oluyo kabloya dokununca düzeliyo. yine de bi süre daha bu kalitesiz hayatı sürdürebilirim diye düşündüm.

sonra gittim mp3 playerlara, aldım bi  tane. daha doğrusu şundan istiyorum dedim adam verdi. kasaya gittiğimde adamın benim istediğimi değil başka bi ürünü verdiğini fark ettim. geri gittim değiştirdim. sonra ordan çıkıp markete alışverişe gittim. evde de hep ağır şeyler bitmiş, patates falan.

2 tane dev gibi ağır poşet bi de elektroworld poşediyle ordan çıktım. hava da yağmurlu, burnum aktı. selpak çıkarmak için poşetleri yere bırakmam gerekiyodu. ama poşetleri yere bırakamıyordum bi tanesinin içinde yumurta vardı, dengesiz duruyo. poşedin konumu değişirse tepetaklak olup kırılabilirdi. o yüzden poşetlerden yumurtasız olanı bırakıp tek elimle selpak çıkarıp sümüğümü silip sora poşedi tekrar yerden aldım.

sora aklıma toka almam gerektiği geldi, tuhafiyeciye gittim. poşetleri yere bırakiym rahat rahat toka bakiym derken yumurtanın dengesini bozmamaya çalışarak böyle 20 dakika poşedin konumunu ayarlama çalıştım ama olmadı. orda da 3 kişi oturuyo, izliyolar yardım ediceklerine. sonunda kadına dedim bi tutar mısınız yumurtaların konumu tehlikede de. tuttu, aldım tokaları.

sora işte eve giden yokuşu çıkarken yine burnum aktı. yolun yarısında mola verip yine poşetlerden yumurtasız olanı yere bırakıp tek elle selpak çıkarıp sümüğümü silip eldivenlerimi taktım yoluma devam ettim. hava çok soğuktu kendimi güç bela tekele götürdüm. bi şarap aldım ama orda da bi yumurta konumu krizi yaşandı tabi. şarabı aldıktan sonra yokuşu çıkmaya devam ettim ve bunun yeni bi ağırlık demek olduğunu hatırlatmak isterim. ayrıca hava aşırı soğuktu, acıkmıştım ve yorulmuştum.

bi yerde artık umudumu kaybettim. eve gidemicem heralde, buracıkta ölücem sandım. hatta bu işkence devam ediceğine işallah ölürüm dedim. ama ölmedim sonunda eve ulaştım. evde hemen ton balığı yedim efkarlı efkarlı. o da o lanet olası yumurtalı torbanın içindeydi. yeşil yeşil aura yayıyodu sanki, zirkonyum soslu radyoaktif tonbalığı. onu yedikten sonra biraz dinlenip kalamar yaptım. müziğimi ve şarabımı açıp sıcacık odamda oturdum. oh be hayat bu dedim. -20 derece soğukta 20 kiloluk poşetlerle burnun akarak yokuş çıkmak diil kesinlikle dedim.