Thursday, December 12, 2013

ateisti cehennemle tehdit etmek

begüm
bugün türkselciyle kavga ettim
30 liralık kontör istedim
nar kampanyası diye bişey var o da 30 lira
ama ben onu istemiyodum normal 30 lira istiyodum
narı yüklemiş
dedim fişte nar yazıyo
yannış yüklediniz
yok sen bakma ona narsız yükledim ben dedi
gittim sora
telofonuma bi baktım nara hoşgeldiniz falan diye bi mesaj
bedava konuşma falan diyo
banane bedava konuşmadan ben internet pakedi alcaktım o 30 lirayla
30 liranın hepsi narın bedava konuşma ve mesajlaşma şeyine gitmiş
neyse döndüm
gösterdim narlı mesajı
Cicek
euhfueha
begüm
patronu geldi çocuun
bi hata olmuş dedi
e nolcak şimdi dedim
istersen paranı iade ederim ama HAKKIMI HELAL ETMEM dedi
benden 30 lira çıkmış oluyo
sana yüklendi ama bişeyler dedi
ben de dedim ki bedava konuşma benim işime yaramıyo
ben boşu boşuna 30 lira vermiş oluyorum istemediğim bişey için dedim
hata da benden kaynaklanmıyo dedim
uyardım ben nar yüklemedik dediler dedim
sora adam yine istersen paranı iade ederim ama 30 benim cebimden çıkıyo HAKKIMI HELAL ETMEM dedi
ben de istiyorum iadeyi dedim
30 lirayı masaya FIRLATTI
aldım ben de
ahuehuahuhuhau
İŞTE BU KADAR GENİŞSİN dedi
Cicek
bu helalleşme serüveni bitsin deseydin
salak mıdır nedir
begüm
ve sonrası daha komik
ne dedi biliyo musun
Cicek
yok yok tamam geri ver mi dedi
begüm
ÖBÜR TARAFTA HESAPLAŞICAZ dedi
luıkbeuıtlnexyıonerıoynorıunyıo6enşyıoceyp
Cicek
aşsldkaldhlafkşalsd
begüm
ateistin cehennemle tehdit edilmesi gibi bi an
Cicek
harikaymış yani baya baya 30 teleni aldın
ee o dükkanın önünden geçerken dövmesin kimse seni
umarım
euahueha
geçme ordan bi daha
begüm
ahuheuahuhe
hakkını helal etmedi öbür tarafta hesaplaşıcak falan
beni dövmesi allaha yeterince güvenmediği anlamına gelir bence
Cicek
euhfuehufhe evet
umalım ki inancı yeterince sağlam olsun
begüm
yuzbrtuıxzluneryıonxt
neyse o kadar da yolumun üstü sayılmaz
Cicek
iyi bari
yine de böyle ay acaba türkselci bana hakkını helal etmeyince nolur
diye düşündün mü
begüm
ahuehuahu
Cicek
bi de bu işin tek çözümü para iadesi mi
hemen de kavga çıkmış
begüm
yok herhangi bişey hissetmedim o konuda
çünkü haklı olduğumu düşünüyorum
ama adamın bunu çok dert etmesine biraz üzüldüm
yani iptal etmek falan yok muydu niye iade etti
Cicek
ben de onu anlamadım işte
begüm
iptal etmeyi bilmiyosa da onun sorunu
ben mi bilicem
Cicek
türkselci olmasaydı müslüman müslüman
begüm
sina diyo ki
iptal etmeyi öğreniceği vakti kuran okumaya ayırdığı için bilmiyo
ıwCicek
ahuehuahue
begüm
yani bu kadar basit bişeyi bile allaha havale ediyo
30 lirayla falan uraştırıyo allahı
Cicek
adamı böyle boş işlerle meşgul ediyolar diye sinirlenmiştir allah kesin
begüm
allaha havale etmek tatmin edici mi ki öyle çat diye hemen bu yönteme başvurdu
bence daha önce işe yaramış bu
allaha havale edince ben rahatsız olup
aa yok olur mu
Cicek
şimdi allaha taşımayalım meseleyi hemen numan beyciğim
begüm
ben nar kampanyasıyla idare ediym bu ay
interneti azaldıp telefonda konuşmayı arttıriym dicem sandı
ben parayı alınca çok şaşırdı
kim alır ki helal edilmemiş fırlatılmış parayı
Cicek
o orda sana ahlak şov yapacaktı yapamadı
begüm
intj olduğumu nerden bilsin adam
ahuheuhaue
Cicek
flash tv de gördüğü kadarıyla işe yaramalıydı bu metod ama olmadı ah
begüm
ahuıhderngıtrnyıo5ep
duygulara oynadı
allaha oynadı
ateist bi robotla karşı karşıya olduğunu bilmiyordu
Cicek
bi de bi anda nasıl çözümsüz allah yoluna girilmiş ki onu anlamadım
begüm
ahuhruh
Cicek
ay iptal ediliyo mu bi bakalım falan deseydi bari
hemen salak gibi ben paranı iade ederim ama allah falan demiş
begüm
yani allahlar helaller arasında kaybolmasam iptal edilmiyo mu dicek gibi oldum 2 kere
ama allahlı şovdan fırsat bulamadım
bence o bu yöntemi denemiş tutmuş 2-3 kere
iptalle uğraşmak zor yine deniyim dedi
aldım parayı gittim şok oldu
aguıkbntrıoyn
Cicek
akşdjıafe
üzerinde büyük emeği geçen türkselcinin hakkını demek
böyle elinin tersiyle...
begüm
asxynorınrıotyuxıeryhmıeoxm
helal point kazanamadım bu levelda
Cicek
ya bi de böyle
umarım telefonun kaybolur falan gibi bişey de değil
öteki dünyada görüşürüz
begüm
evet öyle dese
belki biraz bilinçaltım beni sabote ederdi de
o kadar soyut şeyler üzerinde döndü ki olay
şimdi normal bi insanın o parayı almayıp
adama hakkını helal ettirmeye çalıştırması gözümün önüne geliyo
acaba zaman başka türlü bu kadar boşa harcanabilir miydi diye düşnüyorum
Cicek
helaller kapsamında görüşülecekse o zaman
15 tl verseydi
aipsdkşaojdfz
ortada buluşsaydınız
begüm
aklıma geldi de
Cicek
30u veriyoken ama neden 15 dimi
begüm
yağğni
bi de benim hiç suçum yok
üstüme düşen her şeyi yaptım
narı hakedicek hiçbi şey yapmadım
Cicek
müşteri de her zaman haklı olduğuna göre

Thursday, November 21, 2013

a true addams

bilindiği üzere benim öyle yakından tanıyıp samimi olduğum bi palyaço yoktur ama bugün bi sihirbazla tanıştım. palyaçoyla gelelim mi dedi. masa uçuracaklarmış. eskiden bütün ülkeyi gezen seyyar bi sirkte çalışıyomuş, palyaçoyla orda tanışmış. ama çok sigara içiyomuş palyaço.

masa çok güzel uçuruyorum ama insanları ikiye o kadar iyi bölemiyorum dedi. annesi de bunu onayladı. (evet annesiyle gelmişti) aralığın ilk haftası uçuralım mı masayı dedi, kredi kartı taksidim geliyo da dedi. tamam dedim.

Sunday, November 3, 2013

or2b2

resmen dönem dönem soyut arkadaşlar ediniyorum. dizi karakteri, filozof ya da bilim insanı olabiliyor bunlar. söyledikleri benim hayatımla o kadar paralel gidiyor ki çok kozmik bi senkronizasyon oluşuyor.

mesela gregory house. onun o zekası, alaycılığı, realistliği ve bu realistliğin duyguları görmezden gelmesi kendimi ona oldukça yakın hissettirdi. 8 sezon boyunca sürekli bencil ve duygusuz olduğuna dair iddialara rağmen house'un tüm kendiliğiyle var olmaya devam etmesi benim için bi dışavurum oldu. bişey olursa house'un arkasında ben varım, bu house sahipsiz diil diye düşündüm hep. kendim duygu sömürüsüne, kurban psikolojisine ve fedakarlığa maruz kaldıkça açıp 4 bölüm arka arkaya izleyip kafamın karışıklığından temizleniyordum. house benim sosyal desteğim olmuştu. biriyle kavga etse house la birlikte kavgaya ben de girerdim. sonra 8 sezonun hepsini izleyip bitirince bana bi kasvet çöktü.

1-2 ay hayatıma house'suz devam etme mücadelesi verdikten sonra, kierkegaard'la çok yakın bi arkadaşlığın temelini attık. önce espri anlayışıyla karşıma çıktı, kendi blogumu okuyormuş gibi coşkuya kapılıp bi anda kendimle olan temassızlığımdan kurtulduğumu hissettim. sonra bazı insanların dışarıdan zeki gibi olup ama yaklaşınca aslında konuşan baston gibi ruhsuz olduklarına değindi. gerçekten de felsefi bi coşku taşımayan insanlar böyle bir etki uyandırıyordu. sonra ben tam içedönüklük ve dışadönüklük arasındaki temel farkları düşünürken dedi ki "içedönüklükteki talihsizlik, birey için son derece önemli olan şeyin aslında kimseyi ilgilendirmeyen özel bir saplantı olmasıdır. içedönüklüğün yokluğunda ortaya çıkan delilik türündeki komik unsursa, bireyin bildiği şeyin hakikat olmasına; hatta herkesi ilgilendiren bir hakikat olmasına rağmen, o çok saygı duyulan zırvacıyı hiçbir şekilde ilgilendirmeyişidir."  kierkegaard'ın arkadaşlığı beni house sonrası kendimi içinde bulduğum o ilhamsız sıkıcı uykudan uyandırmıştı. tekrar normale döndüğüme sevinirken kierkegard şöyle dedi "tekrar kendim oldum. kimsenin eğilip yerden almayacağı bu benlik, yine benim oldu." kitabın sonundaki bu kapanışla kierkegaard'ın bana dönemsel eşliğinin bittiğini sanıyordum. elbette ki bundan sonra onun düşünceleri benim beynimin içinde devam edecekti yolculuğa fakat kitap bitmişti işte.

ama dün alkımda kierkegaard'ın hiç görmediğim bi kitabına denk geldim ve kesinlikle bi önceki kadar güzel. daha üçüncü sayfada birini tarif ederken "kendisi, gerçekliğe ait olmamasına rağmen gerçeklikle çok ilgili" diyerek tarif ediyor. sanırım ben de gerçekliğe ait olmadığım halde gerçeklikle çok ilgiliyim. gerçekliğe ait değilim çünkü dışarı çıkıp somut bi şeyler yapmak, dünyevi şeylerden bahsetmek ve fazla yakın olmadığım insanlarla vakit geçirmek yerine her zaman, evde sakince oturup müzik dinleyip kitap okumak, kendi kafamdaki kurgusal dünyada yaşamak ve kafası en az benimki kadar kurgusal çalışan, gerçekliğe ait olmayan diğer insanlarla bunları paylaşmak benim daha çok tercih ettiğim seçenekler oluyor. gerçeklikle çok ilgiliyim çünkü idealleştirdiğim, ilham aldığım ve kendimi büyüsünün içine bıraktığım hiçbir şeyin "gözlerinin camdan, saçının halı saçaklarından yapıldığını, kısacası yapay bi ürün olduğunu keşvetmek*" istemem. (*bu da bi kierkegaard cümlesi) bu korku benim her şeyi düşünüp önce beynimdeki anlam süzgecinden geçirmemin nedenidir.

onun dışında elbette dönem dönem en iyi arkadaşım nietzsche oluyor. insanların dayattığı ahlakçılık, kendilerini iyi ilan etmeleri ama aslında bence bütün bu değerlerin ters yüz olmuş olması açısından nietzsche benim sesim oluyor. ve onun insanlara alaycı sataşmaları "kant üniversiteye yapıştı" demesi, asıl nihilistlerin yapay değerleri tekrar edip duranlar olduğunu, hiçin yüceltilip durulduğunu söylemesiyle benim desteğimi kazanıyor. ayrıyetten güzel bi yazar okurken mutluluktan yeni bi kolu ve bacağı çıktığını söylemesi bile benim bu filozoflarla olan arkadaşlığımın aynısını onun da yaşadığını gösteren, fraktal gibi bi durum.

son olarak nietzsche, kierkegaard ve house dışında bana dönemsel arkadaşlık eden o diğer düşünürlere de yani karen horney, freud, irvin yalom, schopenhauer, jostein gaarder'e ve hatta morticia addams'a burdan tekrar ve tekrar sevgilerimi sunuyorum.

tabi bu soyut arkadaşlara ek olarak gerçek arkadaşlarım olan çiçek, eray ve burak'a da en derin sevgilerimi ve öpücüklerimi yolluyorum.


Saturday, October 5, 2013

a new sentiment

saçım çok uzun part-1

geçen gün minibüste saçımı topladım ve 2-3 tane saç teli bu toplanım esnasında koptu. ben de onları elimde topak haline getirdim. saçım çok uzun olduğu için saçlar 3-4 tane de olsa topak yapınca gayet büyük bi cisim oluştu ve cismi ne yapacağımı bilemedim. yere atılamicak kadar büyük, cebime falan koyulamayacak kadar saçma bi cisimdi bu. naapsam acaba diye düşünürken bi rüzgar esti ve saç topağı elimden uçtu, minibüste baş başa olduğumuz şoföre doğru havada dalgalanarak önce biraz sağa doğru uçup sonra biraz sola doğru uçup ardından ilerleyip sonra geri gelip sonra tekrar ilerleyip şöförün kucağına kondu. ben de saç topağının bu ilerleyişini maç izler gibi seyrettim. saç topağı şöföre ilerlerken korktum, vazgeçip geri gelirken sevindim, sonra tekrar şöföre ilerlerken yine korktum ama en sonunda istemediğim şey gerçekleşti işte. şoför üstüne konan bu esrarengiz saç topağının kaynağının ben olduğunu anladı mı bilmiyorum ama durumu gayet normal karşılayıp sanki her gün minibüs kullanırken kucağına bi saç topağı düşüyormuşcasına profesyonel hareketlerle saçı yakalayıp camdan dışarı bıraktı.

saçım çok uzun part-2

dün otobüste ise bi ara kafamı kıpırdatınca saçımın acıdığını hissettim. sonra şaşkınlık içinde fark ettim ki saçımın bi kısmı kapıya sıkışmış. çünkü arka kapının önündeki son koltukta oturuyormuşum ve pencere de açık olduğu için saçımın rüzgarda uçuştuğu bi an kapının da tam açılıp kapandığı ana denk gelerek kapı kapandığında saçımı da götürmüş. nasılsa bi sonraki durakta biri iner ve kapı tekrar açılır ben de o esnada saçımı kurtarırım diye düşündüm ama hiç kimse inmedi. hep önde oturanlar indi ve dolayısıyla hep orta kapı açıldı. arkada oturanlar niye hiç inmiyor diye çok kızdım. kapının yanındaki koltukta oturduğum için inme düğmesine de yakındım aslında ama düğmeye yetişebilir miyim tam emin olamadım. kafam bulunduğu yerden fazla uzaklaşamadığı için kolum da bulunduğu yerden fazla uzanamıyordu. ayrıca yanımda bi kız oturuyordu ve düğme onun kafasının tam arkasında kalıyordu. kolumu oturduğum yerden sinsice uzatıp inme düğmesine bassam sanki kolunu sinemada ilk kez buluştuğu sevgilisinin omzuna atmaya çalışan ergen gibi gözükebilirdim. üstelik saçım sıkıştığı için kafamı hiç kıpırdatmadan yapmam gerekecekti bu işlemi. ben bu şekilde düğmeye basmayı denerken kız kolumu fark edip bana bakarsa kafamı hiç ona çevirmediğim için robot olduğumu düşünebilirdi. kıza "pardon düğmeye basar mısın, saçım kapıya sıkıştı da" desem bana kesin inanmazdı. çünkü kendi halinde otobüste oturan birinin saçının kapıda ne işi var diye düşünebilirdi. zaten böyle bi cümle de kurmak istemiyordum.

bi çözüm aramaktan vazgeçip beklemeye başladım, elbet biri arka kapının inme düğmesine de basacaktı. en kötü ihtimalle son durakta zaten bütün kapılar açılır diye düşünürken arkalarda oturan biri inmeye hazırlandı fakat sonra arka kapıdan değil orta kapıdan inmeye gitti. neden herkes kendi mahallesinin kapısından inmiyor diye düşünüp bi kez daha sinirlendim. o sinirle bi çılgınlık yapıp kolumu inme düğmesine tam uzattığım anda başka biri gelip düğmeye bastı, kız kafasını bana çevirdi ben o esnada saçımı kapıdan kurtardım ve sonra her şey ilk konumuna geri döndü.

Monday, September 30, 2013

nefret suçu işlememek için kendimi kalorifere bağladığım sıradan bir öğleden sonrası /melis

"varlığım türk varlığına armağan olsun" ilköğretimdeki öğrencilik hayatım boyunca anlamını düşünmediğim için gayet normal gelen cümleydi. fakat yıllar sonra felsefe bölümü mezunu bir yetişkin olup bi okulun yanından geçerken kulak misafiri olduğumda, algısal seçiciliğim yüzünden "varlık" kelimesinin tekrarı kulağımı yakaladı. tam o esnada etrafı bir sis bulutu kapladı ve beynime şu sorular istila etti:

"varlık gibi her şeyi içine alan kapsamlı bir kavram türk gibi dünyevi bir kavramla nasıl da elini kolunu sallaya sallaya aynı cümlede kullanılıyordu ve bir kişi bile buna itiraz etmiyordu? ek olarak varlığın türklüğe armağan edilmesi daha büyük bir şeyin daha küçük bir şeye indirgenmesi gibi değil miydi; yani sonsuzluğu mandalinaya emanet etmek gibi bir şeye benziyordu bu?

ayrıca "varlığım" derken eğer kişi kendi bedeninden bahsediyorsa beden gibi cisimsel bir varlık nasıl türklük gibi cisimsel olmayan bir varlığa armağan edilebiliyordu? bir varlığı başka bir varlığa "armağan" eden varlıklarüstü bu metafizik bilinç de neyin nesiydi?

eğer "varlığım" derken kişi cisimsel boyutunu değil de kavramsal olarak kendi benlik bilincini kastediyorsa özgür iradesiyle içine dahil olmayı seçmediği, kendini tesadüfen içinde bulduğu bir ırk kategorisinde benliğini eritmek aklına ve mantığına hakaret değil miydi? bu yine sonsuzluğu mandalinaya emanet etmeyi andırıyordu?"

diye düşünürken duraklamıştım ve göz bebeğimin olması gereken yerde spiraller dönüyordu. düşünmem bitince yürümeye devam edip vopura bindim.

Monday, September 23, 2013

Kierkegaard'ın Blogu

kierkegaard'ın "kahkaha benden yana" kitabından bi takım alıntılar:

"tecrübe sahibi insanlar bir ilkeden yola çıkmayı çok akıllıca bulurlar. -bütün insanlar sıkıcıdır- ilkesi. bu konuda bana karşı çıkacak kadar sıkıcı biri yoktur heralde."

"sıkılmak bütün kötülüklerin anasıdır. birisi bi başbakan sıkıcı diye gitmesini istese ya da kral sıkıcı diye tahttan inmesini ya da karısı sıkıcı diye boşanmak istese, bunlar böyle hemen kolay olmayacağından ve bi sebep olarak sayılmadığından dünyadaki sıkıntı artmaktadır ve kötülüklerin artmasına şaşmamak gerekir."

"bütün insanlar sıkıcıdır. sıkmak, kendini ve başkalarını sıkmak diye ikiye ayrılabilir. başkalarını sıkanlar ayaktakımı, yığınlar ve genel olarak büyün insanlık kafilesidir. kendilerini sıkanlar ise seçkinler, aristokratlardır. şu garip bir gerçek ki, kendilerini sıkmayanlar genellikle başkalarını sıkarlar, kendilerini sıkanlar da başkalarını eğlendirirler."

"kendilerini ne kadar derinden sıkarlarsa, başkalarının eğlenmesine o derece güçlü hizmet ederler, hatta sıkılmalarının doruğa ulaştığı zamanlarda ya sıkıntıdan ölürler (pasif yapı) ya da sırf meraktan kendilerini vururlar (aktif yapı) "

"sıkıntı , gerçekliğe sinmiş olan hiçliğe dayanır."

"insan doğduğu yerde sıkılır şehre taşınır, oradan sıkılır avrupa'ya taşınır, avrupa yorgunu olur amerika'ya taşınır ya da porselen tabaktan usanır gümüşte yer, gümüşten sıkılır altına döner. bu yöntem kendini boşa çıkarır, DÜPEDÜZ SONSUZLUKTUR bu.

işte burada devreye hemen -kısıtlama- ilkesi girer, dünyadaki tek kurtarıcı ilke."

"bütün sır keyfilikte yatıyor. insanlar genellikle keyfi olmanın kolay olduğunu sanırlar, fakat keyfilikte başarılı olmak, içinde kaybolmadan ondan tatmin sağlamak çok çalışma gerektirir. hayatın gerçeklerinin böylesi keyfi bir ilgi alanı üzerinde etkisiz hale gelmesine izin vermek son derece yararlıdır."

Wednesday, June 26, 2013

kurabiyeme gaz maskesi yapar mısın?

biraz önce iş görüşmesindeydim. kadın, bi önceki felsefe öğretmeninin öğrencilerle sorun yaşadığını bu nedenle bi değişiklik düşündüklerini söyledi. kendimi övmem gereken bi andı. hemen "ben 3 yıldır felsefe öğretmenliğine ek olarak rehberlik de yapıyorum, aynı zamanda psikoloji yüksek lisansına devam ediyorum, öğrencilerin ihtiyaçlarını bildiğim için hiçbir zaman öğrencilerle sorun yaşamadım" dedim. nerdeyse "öğrencilerle iletişimi sizden öğrenicek diilim" demek gibiydi.

sonra kadın biz yaratıcı öğretmenlerle çalışmak istiyoruz. sizin dersinizde yaratıcı olarak neler yapılabilir dedi. yine kendimi övmek zorunda kaldım. "benim derslerim oldukça interaktif geçer, felsefeyi sosyolojiyi psikolojiyi mantığı gündelik hayatla çok iyi bütünleştirip öğrencilerin ilgisini çekicek hale getiriyorum. mesela sınıfı 2 ye ayırıp münazara yaptırmak, öğrencilere katılmadıkları bi görüş verip zorla o görüşü temellendirtmek, siyaset felsefesinde kendi ütopyalarını yazdırmak, sanat felsefesinde  müzik dinletip şarkıyla ilgili hislerini yazdırmak olsun bu tarz bi sürü şey yapılabiliyor" dedim. "daha tabi biraz düşünürsem sonsuz şey çıkar" diye de ekledim. o da sanki "yaratıcılığı sizden öğrenicek diilim" demek gibiydi.

bilmiyorum beni alırlar mı?

Thursday, June 13, 2013

fosforlu kedi gözü

google da "merak nedir, merakın kaynağı nedir" diye aratmış olmam merakta son nokta oldu

Monday, May 27, 2013

Kendimle bile empati yaptigim anlar oluyor o kadar yabancilasiyorum bazen /burak

saat 21:22 de metrobüsten inip 21:24 te kalkacak olan trene doğru koşmaya başladım. istasyona girince trenin 24 geçe değil 25 geçe kalkacağını gördüm, hafiften yavaşlar gibi oldum. ama sonra treni yaklaşık 1 buçuk saniye farkla kaçırınca keşke o minik yavaşlamayı yavaşlamasaydım diye düşündüm. bi sonraki tren 20 dakka sonraydı. orda beklemek istemedim, minibüse binmeye karar verdim. istasyondan çıkarken metrobüsten benle birlikte inmiş olan orta yaşlı çiftle göz göze geldim kadın yanındaki adama "aa o kız da yetişememiş" dedi beni kastederek. muhtemelen benim de onlar gibi trene yetişememiş olmamdan mutlu oldu. çünkü ben koşmaya gerek olmadığının somut bi kanıtı olarak onları "keşke biz de koşsaydık" pişmanlığından kurtarmış oluyordum.

minibüste en arka sırada bulunan son boş koltuğa oturdum. kısa bi süre sonra yanımda oturan çocuk para vermek için şöförün yanına gitti, ben de onun yerine doğru kaydım biraz, çok rahatsız bi yerdi. bi süre sonra çocuk geri geldi "benim defterim vardı orda" dedi. meğersem defterinin üstüne oturmuşum. küçük falan da değil  defter nası farketmedim belli değil. sonra hiçbi şey olmamış gibi eski yerime kaydım. tanımadığım birinin defterinin üstüne 2 dakika boyunca oturup hiçbişey olmamış gibi eski yerime geçmeyi bilinç düzeyimde çok iyi başardım ama bilinçaltım bunun komik olduğu konusunda ısrarcıydı. minik bi gülme krizine girdim ama bastırdım. yaklaşık 5 dakika sonra, olay belki de unutulmuşken aniden pihoho diye güldüm. çok ani bi gülüştü. sonra durup dururken gülmüş olmamak için sanki aklıma bişey gelmiş gibi yapıp telefonumu çıkartıp biraz kurcaladım,.zincirleme olarak saçmalamaya devam ediyo olmam beni daha da güldürdü ve böylelikle gülme krizinin gittikçe arttığı bi kısır döngüye girdim. en sonunda yanımda oturan çocuk öfleyerek yerini değiştirdi.

Saturday, March 9, 2013

fırsat buldukça öksürüyorum

cicenk:
milyarlarca işim var yapmıyorum ya
ve akşam evde kalmak istiyorum ama nasıl mümkün olacak acaba
ev arkadaşlarım
bi yere gidecekler beni de sürüklemek isticekler
nasıl kaçsam
üf

ben:
gelemem çokişim var de
ne zamandan beri hayır diyemiyoruz

cicenk: 
dünyevi insanların ısrar etme gücüyle başa çıkamadığımızdan beri

ben: 
waıouytpn7ertny8erne<şp0

cicenk: 
adsuhaudha
yani o ısrara dayanmak gitmekten daha zor
onu anladığım günden beri hayır diyemiyorum

ben: 
4aybtuıwrıktzeıhntuıeotepğitkjapzeşymjt90e5pjty0e5yjtsh9e5
doğru
bana da öyle oluyo
yemek istemediğim halde bi sürü ikramı kabul etmek zorunda kaldım bu hayatta
karamelden nefret etmeme ramen karamelli çukulata yemek zorunda kaldım mesela dün

cicenk: 
önce gelgelgelgelgel kısmı sonra 
hepböyleyapıyosunama kısmı 
sonra hiçberaberbişiyapmıyoz kısmı
sonra geliştenolcaksonrayaparsın kısmı
sonra gelmezsen pişman olursun kısmı

ben: 
ahuhuahueh
of evet

cicenk: 
böyle binlerce aşaması var aslında
asduhajkd

ben: 
git eniysi

cicenk: 
sonra işte suçlama aşaması var

ben: 
lobnrtuaysrtbnzsyıobnyıoaeşza

cicenk: 
milyonlarca aşamayı geçip evde kalsan bile enerjin bitmiş oluyo

ben: 
evet vicdan azabı falan geliyo böyle

cicenk: 
üüf evet ya

ben: 
o kadar çok reddedince birini öldürmüş kadar oluyosun

cicenk: 
keşke beni sallamasalar ve kendileri gitseler
BENİ DIŞLASALAR KEŞKE

Monday, February 25, 2013

nörotransmitter bu, sinir sisteminde durduğu gibi durmuyo /çiçek

Begüm
sonsuz uzunluktaki kitabın
ne zaman bitçek
bayadır sormuyodum
ahueha
Efe
evet merak etmiştik biz de
biter ya
schopenhauer tedavisi kitabı 1 sene önce çıkmış olsaydı
eksik ve daha kötü bi şekilde
şu an senin için bi şey ifade eder miydi
hmm 88 değil de 89 yılında çıkmış demek ki okumamalıyım mı diycektin
Begüm
huıewhsıwlz4rtunoz4
yerim senin açıklamanı
ben de iş yerine yazdığım kitapçığı yetiştiremedim
sorduklarında böyle diycem
ama muhafazakar ya bunlar
şöyle değiştiririm:
kuranı kerim bi sene önce çıksa
eksik ve daha kötü bi şekilde
sizi bu kadar etkiler myidi dicem
aheuhau
Efe
auhaue
neyse ki benim öyle sorumluluğum yok
hatta şu an kitabı silsem de
kimseye hesap vermem yani
Begüm
ya geçen gün toplantıdaydım
herkes dinli böyle
genel müdür dedi ki
seneye 15 tatilde UMREye mi gitsek hep birlikte
kişi başı 700 YURO versek yeter dedi
ay bana bi gülme geldi
umreye gittiğimi düşünsene bi de üstüne 700 yuro veriyorum
ateist olduğumu söylemiyorum diye
inanan durumunda kalıp
mecburen gitsem
ne komik olur
herkes çünkü nerdeyse onayladı
kurucu böyle süpriz yapıp
bu ayki maaşınızı toplu umreye verdim
diyomuş
brzuıwtsıoyethjspşyh
Efe
asşlkdşslakdşlaskdlsşak
hemen yıllık izne ayrılırsın
Begüm
hayır bi de gelmicem diyemedi kimse günah gibi oldu ben istemiyorum demek
Efe
sen bi şey dedin mi
Begüm
yok ben küçük bi gülme krizine girdim sadece
toplantı boyunca süren
ama mesela öyle bişey yapsalar ve bana niye gelmiyosun deseler
ne umresi ya
ben inanmıyorum öyle şeylere
diyemem
Efe
evet atarlar
Begüm
belki atmazlar ama dışlanırım ve ikide bir beni dine döndürmeye çalışırlar
o yüzden
"sonra bi ara giderim ben şimdi para lazım" gibi bişey diycem böyle istemiye istemiye
Efe
auhauh
siz önden gidin ben geliom
Begüm
adam süpriz yapıp sana bedava bilet aldım diyomuş böle
Efe
doğum günü hediyesi
Begüm
çok iyi çalışanlara ikramiye olarak
Efe
bi de böle çok sevinceğini düşünerek senin odana toplanmışlar
Begüm
umre gezisi hediye
Efe
sen işe gelince ışıkları açıyolar
Begüm
hkwbrauıwztnzpıroygmjzaer
Efe
yukarıdan konfetiler düşüyo
Begüm
ahuehuahueahu
ne diycem öyle yaparlarsa
gitmek zorundayım resmen
en iyisi ben gittim daha önce diyim ya
ksdbrzıwerjtsıeo5şumhyd5rumjpıosm5u
Efe
soru sorarlar
öyle yırtamazsın
Begüm
hof ya
napıcam
Efe
uçak korkusu var bende de
şimdiden başla bence eline fırsat geçtiğinde
ben de uçaktan korkarım ya falan de
uçakla ilgili bişey olunca
Begüm
ahuehuahuehuau
tamam
çok iyi bi plan oldu

Sunday, February 17, 2013

"şu anda önümden geçen arabayı bi papatya kullanıyor, yanında da şişman bi arı oturuyor efendim"

"doğaüstü varlıklara inanıyo musun?" dedi. "hayır ama hiçlik yerine varlık olmasını çok doğaüstü buluyorum." dedim.

Wednesday, January 23, 2013

begüm: napıyoruz bugün co? eray: ben hala marsa gitmek istiyorum


geçenlerde mp3 player'ım bozuldu. yenisini almak için bu fakirlikte electroworld'e gittim. bi baktım flash bellek, mouse ve hoparlör almışım ama mp3 player almamışım. sora işte hoparlörü geri bıraktım, benimki fena diil çünkü ama bazen temassızlık oluyo kabloya dokununca düzeliyo. yine de bi süre daha bu kalitesiz hayatı sürdürebilirim diye düşündüm.

sonra gittim mp3 playerlara, aldım bi  tane. daha doğrusu şundan istiyorum dedim adam verdi. kasaya gittiğimde adamın benim istediğimi değil başka bi ürünü verdiğini fark ettim. geri gittim değiştirdim. sonra ordan çıkıp markete alışverişe gittim. evde de hep ağır şeyler bitmiş, patates falan.

2 tane dev gibi ağır poşet bi de elektroworld poşediyle ordan çıktım. hava da yağmurlu, burnum aktı. selpak çıkarmak için poşetleri yere bırakmam gerekiyodu. ama poşetleri yere bırakamıyordum bi tanesinin içinde yumurta vardı, dengesiz duruyo. poşedin konumu değişirse tepetaklak olup kırılabilirdi. o yüzden poşetlerden yumurtasız olanı bırakıp tek elimle selpak çıkarıp sümüğümü silip sora poşedi tekrar yerden aldım.

sora aklıma toka almam gerektiği geldi, tuhafiyeciye gittim. poşetleri yere bırakiym rahat rahat toka bakiym derken yumurtanın dengesini bozmamaya çalışarak böyle 20 dakika poşedin konumunu ayarlama çalıştım ama olmadı. orda da 3 kişi oturuyo, izliyolar yardım ediceklerine. sonunda kadına dedim bi tutar mısınız yumurtaların konumu tehlikede de. tuttu, aldım tokaları.

sora işte eve giden yokuşu çıkarken yine burnum aktı. yolun yarısında mola verip yine poşetlerden yumurtasız olanı yere bırakıp tek elle selpak çıkarıp sümüğümü silip eldivenlerimi taktım yoluma devam ettim. hava çok soğuktu kendimi güç bela tekele götürdüm. bi şarap aldım ama orda da bi yumurta konumu krizi yaşandı tabi. şarabı aldıktan sonra yokuşu çıkmaya devam ettim ve bunun yeni bi ağırlık demek olduğunu hatırlatmak isterim. ayrıca hava aşırı soğuktu, acıkmıştım ve yorulmuştum.

bi yerde artık umudumu kaybettim. eve gidemicem heralde, buracıkta ölücem sandım. hatta bu işkence devam ediceğine işallah ölürüm dedim. ama ölmedim sonunda eve ulaştım. evde hemen ton balığı yedim efkarlı efkarlı. o da o lanet olası yumurtalı torbanın içindeydi. yeşil yeşil aura yayıyodu sanki, zirkonyum soslu radyoaktif tonbalığı. onu yedikten sonra biraz dinlenip kalamar yaptım. müziğimi ve şarabımı açıp sıcacık odamda oturdum. oh be hayat bu dedim. -20 derece soğukta 20 kiloluk poşetlerle burnun akarak yokuş çıkmak diil kesinlikle dedim.