Thursday, June 28, 2012

soran olursa mutfaktayım


sıcak suyun ılık sudan önce donmasına "ikna edici" bi neden sunana 1000 sterlin verilecekmiş. işte teorim:


aniden buzluğa giren 60 derecelik suyun minik ve savunmasız buharları aniden donmuş, kasenin dibinde az miktarda kalmış su da "ben nasılsa az kişiyim" diyerek hemen donmuş ve sonrasında havadaki donmuş buharcıklar donmuş halleriyle kaseye geri düşüp arkadaşlarıyla birleşmiş olabilir. o esnada 30 derecelik su tek parça halinde donmaya çalışırken diğer kasedeki çılgın partiyi izlemiş olabilir. sonra biri donmuş biri donmamış halde hep birlikte buzluktan şaşkınlık içinde çıkmış olabilirler.  

Tuesday, June 26, 2012

yeni bi insanla tanışma olasılığım bi koalayla karşılaşma olasılığıma eşit /pınar


yazın çalışmadığım için oyunculuk yapan annem, melis ve beni ajansa kayıt ettirdi. ajansta fotoğraflarımızı çektiler. fotoğrafımı çekerlerken vermemi istedikleri pozların her aşaması beni kendimden biraz daha uzaklaştırdı. önce normal bi şekilde ayakta dururken sonra sırasıyla, gülümsememi, kafamı yana eğmemi, elimi coşkuyla kaldırmamı istediler, orda olanlar tamamen maymunluktu. sonradan öğrendiğime göre melise de aynı şeyleri yaptırmışlar ve ilkokul arkadaşım olan  melis fotoğraf odasından çıkarken yüzüme hüzünlü bi bakış atıp "ilkokul müsameremizden beri bu kadar alçalmamıştım" dedi.

daha sonra bi araba dolusu dünyevi insanla dizi çekimine apar topar götürüldük. bi türlü bitmeyen çekimler nedeniyle onlarca saat sette kaldık. çekimler arası boşlukta setin loş ışıklı dekor sokağında otururken benim o kadar çok uykum geldi ki gözüm açık olmasına rağmen aslında %70'imin uyuduğuna yemin edebilirim. o esnada melis "dış dünyayı özlemedin mi" diye sorup beni uyandırdı. saatlerdir masal dünyasını andıran sette viski gibi görünmesi amaçlanan bardaktaki elma suyuyla oturup onun o şekerli yudumlarından alarak etrafta geziniyordum. sanırım gerçekten dış dünyayı özlemiştim ve bu lanet olası masal dünyasından ve onun şekerli elma suyundan kurtulup artık kendime gerçek içkilerle gerçek zarar vermek ve gerçek sorunlarıma dönmek istiyordum.

akşam yemeği vaktinde çekime gelmiş dünyevi insanlar arasında sıra beklerken can sıkıcı bi ikilem yaşadım. yemek sırasında arkadakilere yakın dursam onların bacak ağrısı ve ayak kemikleriyle ilgili klişe dialoglarını duyuyor, ön taraftakilere yakın dursam bu sefer de güneşte yanan sırtın soyulmasıyla ilgili klişe bi muhabbete maruz kalıyordum. arada kalmıştım, iki canavarın arasında. melisten beni bu dünyevilikten kurtuarmasını rica ettim ve o da bana 293 le 47'yi kafamdan çarpmamı söyledi. yemeğimi alana dek 293le 47'yi tadını çıkara çıkara çarpıp nefis bi sayı olan 13771'e ulaştım. işlem esnasında arkadakileri ve öndekileri hiç duymadım.

yemekten sonra çekimlere geri döndük. nil karaibrahimgil konserinde dansetmemiz istendiğinde melis bana "daha ne kadar alçalabiliriz?" diye sordu. bense o esnada normal bi konserde yaptığım her şeyi sırayla yapmakla meşguldum: şarkı söylemek, dansederken üstüme bira dökmek, yanlışlıkla bi erkeğe çarpıp onunla tanışmak.?

son sahne çekiminden önce artık yaklaşık 12 saattir ordaydık ve dünyevi insanlar iyice bayağılaşmıştı. biz gayet robotsu, ciddi ve alman idealizmiyle çalışmamızı sürdürürken onlar, birbirlerinin saçını çekmek, birbirlerine balon atmak, bağırarak konuşmak gibi bön davanışlar sergiliyordu. daha da kötüsü ara sıra bu bayağılığa bizi de katmaya çalışıyorlardı. ben üstüme gelen balonu patlatmakla tehdit edip atan kişiyi "bi daha olmasın" diyerek geri püskürttüm. melis de o esnada "biz fiziksel şeylerden hoşlanmıyoruz" şeklinde bi beyanatda bulununca neyse ki peşimizi biraz bırakır gibi oldular. kendimizi zaman makinasıyla ilkel bi kabilenin yanına gelip sonra zaman makinasının enerjisi bittiği için geri dönemeyip onlarla yaşamaya mahkum olmuş gibi hissediyorduk.

çekimler bittikten sonra gece eve dönerken dış dünyadaki sokaklara baktığımızda artık neyin gerçek neyin dekor olduğunu ayırt edemiyorduk, aynı şekilde kim gerçek insan, kim rol yapıyor bu da iyice bulanmıştı.ertesi gün bizi yine çekime çağırdılar. melis çok korkup gelmedi ama ben gitmiş bulundum. bu sefer tek başımaydım. bütün gün düğün sahnesi çekildi ve benim nasılsa bu ara dış dünyada ilgimi çeken pek bişey kalmadığı için çalışıyor olmaktan (yaptığım şey tam anlamıyla maymunluk olsa da) rahatsız sayılmazdım. sadece, yanımda melis olmadığı için diğer insnalarla iletişim kurmak zorunda kalmam biraz canımı sıktı ve kişi başı sadece 3 dakika dayanabildiğim için insanlarla ilişkimi hemen bitirdim.

akşam eve dönerken ise, eve giden yokuşun üstündeki düğün salonunun önünden geçtiğim esnada bi kameraman gelinle damatı çekiyordu. onların işlerini bitirmesini bekleyemeyeceğim için kameranın önünden geçtim. bu bi çeşit ironi miydi yoksa "acaba kozmik gün boyu düğün çekiminin ardından eve giderken de tesadüfen bi düğün çekimine maruz kalmamı özellikle mi istemişti?" diye düşündüm.

Tuesday, June 19, 2012

eminlik çok iyi

canım karpuz istedi ama havanın çok sıcak olması, dışardan yeni gelmiş olmam ve paramın bitmesi gibi bi kaç pürüz çıktığı için markete gidemedim. ayrıca bi kaç tane de priz çıktı, onları monte etmek lazımdı. dolapları çekerken sürtmüşler, zavallı pirizcikler fırlamış yerinden? şu an 4 tane şey düşündüğüm için kafam da çok karıştı. annemi arasam mı, karpuz, 8 de kapı çalıcak ve çözülmekte olan kıymalar tarafından işgal edilmiş beynimi sakinleştirmek için bi kivi yedim.

Tuesday, June 5, 2012

internetten sonraki en iyi icat internet bankacılığıdır /ömüş

bugün bi tane veli geldi, çocuğunu sınava aldık. baya vakit geçirdik çocuk sınavdayken, sora bi ara başka bi veli gelip bana dondurma verdi, ben bi yandan dondurmayı yerken bi yandan diğer kadınla konuşmaya devam ettim.

bi anda kadın ölen annesi ve babasını anlatmaya başladı. baya etkilenmiş, ağlicak nerdeyse anlatırken. hatta üzüntüden menepoza girmiş bi çocuk daha istiyomş yapamamış. annesinin ölümü için kendini suçluyo falan ben de böle dondurma yiyorum karşısında dünyevi dünyevi. çukulatalar ağzıma bulaşıyo. ciddi dinlemeye çalışıyorum, yemiyim iki dakka diyorum ama o zaman da eriyo aşşaa doğru akıyo dondurma.

sonra kendimi tutamayıp "pfı" diye güldüm. kadına da şey dedim "ya dondurma bitince anlatsanız olur mu böyle kendimi çok ciddiyetsiz hissettim" kadın da önemli diil canım diyip anlatmaya devam etti. böylelikle aynı absürd durum 5 dakika daha devam etti. ve de artık kendimi ciddiyetsiz hissettiğimi o da bildiği için durum daha da absürd oldu. ne biçindi ya.