Thursday, May 10, 2012

bana başlık bul o zaman


geçen gün trende bi koltuğa bindim ve giderken tren delinmiş de duvarın içinde pamuksu bişey varmış gibi bi yer vardı. kitap okumaya çalıştım ama gözüm ikide bi trenin duvar içi pamuğumsusuna takıldı. doğrusu metal yığını gibi görünen bu trenin, duvar araları pamukla dolu sevimli bişey olma ihtimali, okuduğum kitaptaki narsistik zedelenebilirlikten daha çok ilgimi çekmişti. sürekli o pamuğumsunun ne kadar yumuşak olduğunu merak ettim ve yol boyunca, onu parmağımla ittirerek yumuşaklığını denetleme hayali kurdum. sonra acaba sert şeylerin içinde yumuşak şeyler olması mı daha iyi; yoksa yumuşak şeylerin içinde sert şeyler olması mı daha iyi diye düşündüm. dışı sert içi yumuşak şeye örnek olarak aklıma içi kremayla dolu çukulata kabuğu geldi; dışı yumuşak içi sert şeye örnek olaraksa aklıma fıstıklı lokum geldi. sanırım biraz acıkmıştım ve ikisinin de kendine özgü hoşlukları vardı.

haydarpaşaya yaklaşınca ve trende nerdeyse kimse kalmayınca kalkıp trenin delik duvarını elledim. pamuk kadar yumuşak olmasa da sünger kıvamında bişey vardı yüzeyin içinde. içi kremalı çukulata diilse de, trenimiz o an benim için kinder pingui'yi andırmıştı. trenden inmek üzere arkamı döndüğümde bi kaç kişinin beni izlediğini gördüm. sonuçta herkes trendeki delik duvarın içindeki süngerin ne kadar yumuşak olduğunu merak edebilirdi, bunda bu kadar abartılıcak ne vardı anlayamadım.

bi keresinde de vapurda giderken dışarda oturuyordum. tam karşımdaki koltuğun altındaki ahşap yüzeyde böyle nasıl desem, havaya kalkmış iplikler oluşmuştu. yani ahşabın aşınmasıyla oluşmuş bi takım temellerini yerden alan asi ipçikler vardı. onların da acaba sert mi yoksa yumuşak mı olduğunu çok merak etmiş ve yol boyunca gözümü karşı koltuğun altından alamamıştım. bazen karşı koltukta oturan kişinin ayağı o iplikimsileri gölgelemiş ve bu durum beni sinirlendirmişti. şöyle ayağımı uzatıp karşı koltuğun altını bi yoklamayı düşünmüş ama sonra karşı koltukta oturan kişilerin bu durumu nasıl karşılayacağını kestiremeyerek çekinmiştim. kendi koltuğumun altına bakmış ama benzer bi fizik olayıyla karşılaşamamıştım. sonra bu bastırılmış merak yol boyunca ayağımı bi uzatsam nolur ki şeklinde bi çatışmaya dönüşmeye başladı. bi kaç kere gerçekten de bunu yapmanın direğinden döndüğümü hatırlıyorum. sonunda vapur iskeleye yanaştı ama karşı koltuktakiler inmediği için ben de henüz inmiyordum. çünkü hepsi gittikten sonra koltuğun altını inceleyecektim.

karşı koltuktakiler inince vapurda nerdeyse kimse kalmamışken ayağımı uzatıp koltuğun altında pıtpıt dolaştırdım ama ayakkabı olduğu için tabi ki hiçbişey anlayamadım. koltuğun altını ellemek de garip geldiği için bu konuyla ilgili daha fazla girişimde bulunmadım. ama bence o iplikimsiler göründükleri kadar yumuşak diildiler. yani bi konuyu aşırı merak ettiysek ve merakımız sonuca ulaşmadıysa mecburen varsayım yapmamız gerekiyordu ve ben varsayımımı onların sert olduğu yönünde kullanıyordum.

No comments: