Monday, April 30, 2012

sopamız fırlatık

apartmanımızın en altında, otopark olması amacıyla yapılmış bi kısım var ama otopark olarak kullanılıyor sayılmaz. orda apartman sakinlerinin kullanmadığı bazı eşyalar ve abimle benim bisikletlerimiz var. geçenlerde orayı kiralamaya karar vermişler, bu nedenle yöneticimiz girişe şöyle bir yazı asmış: "otopark kiraya verileceğinden orda eşyası olanlar eşyalarını diğer tarafa taşısın"

yazıyı okuduğumda ben, o heran kiraya verilmek üzere olan apartman bölümünden bisikletimi biran önce kurtarmak istedim ama sözkonusu yazıdaki "diğer taraf"ın neresi olduğunu bilmediğim için bu girişimi, diğer tarafın yerini öğrenene dek ertelemeye karar verdim. aslına bakılırsa apartmanda benim bilmediğim bir "diğer taraf" olduğundan şüpheliydim ve eğer öyle bir yer yoksa, aşşağısı kiraya verildiğinde bisikletimi nereye koyacağımla ilgili içimde küçük bi kaygı bulutu oluştu. öte yandan eğer diğer taraf diye biyer yoksa o zaman yazıda "eşyalarını diğer tarafa taşısın" yerine "başka bi yere taşısın" yazarlardı diye düşünerek içimi biraz rahatlatır gibi olsam da yine de "diğer taraf" ın varolmama ihtimali hala devam ettiğinden kaygı bulutlarım tamamiyle dağılmadı.

gel zaman git zaman bir hafta boyunca her apartmandan çıkışımda ve apartmana girişimde gözüm o yazıya tekrar takıldı. en az 7x2=14 kere o yazıyı görüp bisikletimi kurtarmak isteyip "diğer taraf" bilinmezliğine çarptım.

bugün yine 16. kez bisikletimi kurtarmak isteyip "diğer taraf" belirsizliği rutinimi yaşadıktan sonra eve geldim. yemek yerken abim, aşşağının kiraya verileceğini ve bisikletleri diğer tarafa taşımamız gerektiğini söyledi. en az benim kadar dünyevi meselelere ilgisiz olan abimin, içinde "diğer taraf"ı barındıran bu cümleyi kararlı bir şekilde kurmuş olması içimdeki kaygı bulutunu tamamen dağıttı. çünkü demek ki "diğer taraf" gerçekten vardı, abim oranın yerini biliyordu ve bisikletimi heran yok olmak üzere olan o ölümcül apartman boşluğundan kurtaracaktık. sonra merakımı tatmin etmek için abime diğer tarafın neresi olduğunu sordum. bilmiyormuş. bilse bisikletleri çoktan oraya alırmış ama bilmediği için o da hergün diğer taraf belirsizliğinde takılıyormuş.

abime, o zaman neden cümlesini diğer taraf diye bi yer varmış ve yerini de biliyormuş kararlılığıyla söyleyerek beni geçici olarak ilüzyon bi iyimserliğe büründürdüğünü sordum. o da, diğer tarafın neresi olduğunu benim bildiğimi varsayarak ve onun bilmediği anlaşılmasın diye o şekilde söylediğini açıkladı. sonra diğer tarafın neresi olduğuna dair bi kaç varsayımda bulunduk ama hiçbiri tatmin edici değildi.

yarın derhal diğer tarafın yerini öğrenmeye karar verdik.

Saturday, April 21, 2012

biraz içedönük olur musunuz, rahatsız oluyorum da

sabaha karşı 4 buçukta telefonuma mesaj geldi. acayip panikledim, bu saatte -eğer sarhoş bi aşık değilse- bana olsa olsa intihar etmeye çalışıp sonra kendisini kötü hissedince korkan biri falan mesaj atmış olabilir varsayımıyla telefona bi baktım, TURKCELL. yuh dedim, 1 saat küfür ettim. beni sabahın 4 buçuğunda panik içinde uyandırdığı yetmezmiş gibi bi de mesajda telsiz kullanım ücreti gibi neidüğü belirsiz bi şeyden ötürü 1.21tl mi kestiklerini yazıyorlardı.

o sinirle tekrar uykuya daldım. bütün gece rüyamda kah turkcell'i polise şikayet ettiğimi, kah genel merkezi arayıp sabahın köründe attıkları mesajları ve o sonsuz kampanya mesajlarını artık bana atmayı kesmeleriyle ilgili tartıştığımı gördüm. kimbilir ne tırt bişey olan o telsiz kullanım ücretinin beni zerre ilgilendirmediğini ve eğer bunun benden alınması gerekiyorsa ille de bu cumartesi sabaha karşısı mı yapılması gerektiğini sorup durdum.

Friday, April 13, 2012

gözlemci, dalga fonksiyonunu çökertti

cicenk:
bişey dicem
şrödinger demiş ki
bu demiş deney demiş
büyük şeyler için gözlenemez demiş
ondan sonra da
gözlenebiliyosa
valla çok absürd olur demiş

begüm:
aey5xertyu7c8ıv69jb8ogbupıou

cicenk:
o yüzden kedi paradoksunu
ortaya atmış
euhfauhs
gerçekten de günlük hayatta öyle şeyler olsa
çok tuhaf olurdu asuhdauh

begüm:
evet ya
günlük hayatın bug ları
ya ama enteresan işte
büyük parçaları küçük parçalar oluşturmuyo mu
nası ikisinin kuralları farklı oluyo
yine kendime yabancılaştım
böle dünya diye biyer varmış
çiçek var begüm var
bu kadar detaylı bi saçmalık

cicenk:
hayatımda görmedim

begüm:
hıhı
ya da tek hayatımda gördüm sadece

cicenk:
ya belki
bi daha geliyosundur dünyaya

begüm:
başka gezegene geliym
bi dahakine

cicenk:
tamam

begüm:
koskoca uzayda hep aynı gezegene mi geliym

cicenk:
filip bu yeniden dünyaya gelme olayına şöyle yaklaşmıştı bi keresinde
o zaman neden hep daha fazla insan var?
euhfalks

begüm:
ahuehuahue evet

cicenk:
ben de belki kutup ayıları insan olarak geliyodur demiştim

begüm:
loızsyfnzuılongoş

cicenk:
ve nesli tükenen tüm diğer hayvanlar
asuhdaj

begüm:
hıhı birleşip insan olarak gelebiliyolardır
fizik kuralları gibi
ahiret kuralları var
1 zürafa 2 timsah yarım fil birleşip

cicenk: 2 papağan+
asdlşkajoışilda,ild
lsaşdkşalidş

begüm:
bi insan olarak gelebiliyolarmış
ama böle bi sürü denklemler var talebe göre
3 papağan yarım zürafa 2 ördek de oluyo

cicenk:
mesela acaba ben neden kısa boyluyum

begüm:
ama 3 papağan yarım zürafa 1 fil olmuyo
yetmiyomuş

cicenk:
halbuki tamam bi zürafa
değil ama
bi zebra seçseydim
1 70 gelseydim

begüm:
ahuheuhue
bileşimindeki hayvanlara bakmak lazım


cicenk:
nasılımdır acaba
sence
sen hangi hayvanlardansındır

begüm:
ben 3 balık bi baykuş 1 karga 2 maymundan oluşuyomuşum
ahuhuahu

cicenk:
oluşuyomuşum euhfuha

begüm:
hıhı

cicenk:
keşke nüfus cüzdanında

böyle bi hane olsa
şöyle bi kod mesela 3B1B1K2M

begüm:
kujyzbnlıoegymtoşltmgoexm

cicenk:
tc kimlik numarası
asudahhdalşk

Sunday, April 8, 2012

kant üniversiteye yapıştı /nietzsche

dünya hiçbir zaman bu kadar dünyevi olmamıştı ve bu benim canımı sıkıyordu. sonra neyse ki çiçek bana biraz nietzsche okudu da kendime geldim. onun satırlarını okuyunca sanki en iyi arkadaşımı yıllar sonra tekrar görmüş gibi oldum ve deyim yerindeyse yeni bi kolum ve bacağım çıktı.*

işte size nietzsche'den bi sayfa:

"Güçlü toplumların, yönetimlerin, kısacası tiranlığın olduğu yerde yalnız filozoflar aşağılanmıştır. çünkü felsefe insanlara hiç bir tiranlığın ulaşamayacağı bir sığınak, içselliğin mağarasını, yüreğin labirentlerini sunar ve bu da tiranların canını sıkar. Yalnızlar buraya sığınır ama burada aynı zamanda onları çok büyük bir tehlike beklemektedir. ÖZGÜRLÜKLERİ İÇİN içeriye kaçmış olan bu insanlar aynı zamanda dış dünyada da yaşamak ve gözle görülebilir olmak zorundadır; doğum, ev, eğitim, ulus, şans ve başkalarının ardı arkaSı kesilmeyen istekleri gibi durumlardan dolayı onlar, eli kolu sayısız insani bağ ile bağlanmıştır.

Benzer şekilde yönetimlerin, sırf egemen fikirler olduğu için sayısız fikre sahip oldukları farz edilmektedir. Değillenmeyen her ifade bir doğrulama olarak kabul edilir, yıkmayan her el kol hareketi bir onaylama olarak yorumlanır. Ruhlarında özgür olan yalnızlar bilirler-kendilerine hep şu veya bu şey içinde, kendilerinin düşünüş tarzından farklı olan bir görünüm vermek zorundadırlar 'gerçek'ten ve dürüstlükten başka bir şey istememelerine rağmen, bir yanlış anlamalar ağına bulaşırlar. Ve güçlü arzularına rağmen, yaptıkları her şeyin üzerine, bir sahte fikirler, kolaya kaçma, yardı yolda verilen ödünler, göz yuman sessizlik ve yanlış yorumlamalar sisinin çökmesini engelleyemezler. Böylece onların tepelerinin etrafında MELANKOLİ bulutları kümelenir, çünkü böyle tipler GÖRÜNÜM ZORUNLULUĞUNDAN, ÖLÜMDEN NEFRET ETTİKLERİNDEN DAHA FAZLA nefret ederler ve onların bu konudaki inatçı keskinliği onları değişken ve tehlikeli hale getirir.

Zaman zaman, ıstıraplı bir şekilde kendilerini -saklamanlarının, kendilerine dayattıkları kısıtlamanın intikamını alırlar. Gizlendikleri mağaralarından yüzlerinde korkunç bir ifadeyle çıkarlar, böyle zamanlarda onların sözleri ve eylemleri patlamalara dönüşür ve kendilerini yok etmeleri bile mümkündür. Schopenhauer böylesine tehlikeli bir biçimde yaşadı.

Sevgi isteyen, onlarla birlikte olduklarında en az tek başına oldukları zamanlardaki kadar açık ve dolaysız olabilecekleri dostlara, varlıklarıyla sessizlik ve benzemezlik havasından iz bırakmayacak türden dostlara ihtiyacı olanlar tam da böyle münzevi insanlardır. Onları dostlarından kopartın giderek büyüyen bir tehlike yaratmış olacaksınız. Henrich von Kleist 'ı yok eden şey bu sevgisizlikti. Ve sıradışı insanların en ürkütücü panzehiri , onları tekrar dışarı çıktıklarında volkanik patlamaya yol açacak kadar kendi içlerine doğru sürmektir.

Ama işte yine burada, böyle korkunç koşullar altında yaşayabilen üstelik de bir galip olarak yaşabilen bi yarı tanrı karşımıza çıkmaktadır. Ve eğer onun münzevi şarkılarını duymak isterseniz, BEETHOVEN'IN MÜZİĞİNE kulak verin."



*italikler nietzsche'nin lafı hep

Thursday, April 5, 2012

a true addams

rüyamda okyanusun içinde, devasa kayalıklar arası bi güzergahta güvenli denizaltımla gezinirken, etrafı keşfetmek ya da onun gibi tırt bi sebeple denizaltının dışına çıktım. o esnada çok öldürücü bi denizcanavarı kayalıkların ötesinde belirdi, aksi gibi denizaltının kapısını bi türlü bulamadığım için, ondan kaçamadım. kafama siyah poşet geçirerek canavara karşı kendimi kamufle mi etsem diye düşünürken panik içinde uyandım. saat 5 buçuktu. kendime, muhtemelen denizaltının temel güven duygumu; siyah poşedin ideal benliğimi temsil ettiği psikanalizini yaparken aklıma akşam pişirdiğim ıspanağı dolaba koymadığım geldi. ıspanağı dolaba koymak için pıtır pıtır mutfağa gittim. dünya hala aynı yerindeydi.

ıspanakla işim bittikten sonra sıcacık yatağıma dönüp, insana en az bi denizaltı kadar temel güven duygusu veren yumuşak, ılık yorganıma sarılarak tekrar uykuya daldım. bi sonraki rüyamda lezbiyendim; ayrıca böcekler, inşaatlar ve marilyn manson'lar vardı. psikanaliz konusunda daha çok yolum olduğuna karar verdim.