Saturday, February 11, 2012

hala bizimle sadece bloglarına baslik bulabilmek icin arkadaslık ettiğinden şüpheleniyoruz /eray

kendimi köyden gelmiş gelin gibi hissetmeye başladığımdan beri hayatımdaki bi takım enteresanlıklar gözüme çarpmaya başladı. mesela günümün önemli bi kısmı evi toparlamakla, çamaşır bulaşık yıkamakla, yemek yapmakla geçiyordu ve bilgisayara format atmaya bile girişemeyecek kadar teknolojiye ilgisizdim. dağ keçilerinin sindirim sistemi bile medeni insanların ilgilendiği gündem maddelerine oranla daha çok ilgimi çekiyordu ve canımın istemediği konulara kafamı çalıştırmayı reddediyordum.

geçen gün kendimi çamaşır suyunda beklemiş "patik" durularken yakalayınca küçük bi gülme krizine girdim. o esnada üstümde sadece don olduğu için, bi süre sonra üşüyüp aceleyle eşofman altımı -arkası öne gelecek biçimde- ters giyince üstümde şalvar varmış görüntüsü oluştu. bunun üzerine hergün yeni bi hobi mottosuyla hayatını idame ettiren melise yağlı boya fırçalarımı vermeyi teklif ettim çünkü artık benim onlara ihtiyacım yoktu. zaten sıklıkla medeniyetin bu gereksiz ilerleyişini sorgulayıp duruyorken belki de daha ilkel bi hayatı tercih etmem iyiydi.

daha sonra mutfağa zeytinyağlı kereviz yapmak için gittiğimde dolapta asla kimsenin yemeyeceği portakalları gördüm. çünkü abim zaten meyve yemiyordu ve ben de c vitamini gerektiğinde görece pratik soyumlu mandalinayı tercih ediyordum. bu evde portakal satın alma potansiyeli taşıyan tek bi kişi yaşamadığından, heralde bunları bize biri getirmişti ve portakalları biraz inceleyince bunu satın alan kişinin portakalların güzelliğine dayanamadığı için satın aldığına karar verdim. çünkü adeta platonun idealar aleminden dünyamıza düşmüşçesine yusyuvarlak tupturuncu ve püppürüssüzdüler.

portakal sıkacağımızı annem taşınırken götürdüğü için bunları limon sıkacağında sıkarak kerevizimi portakallı kereviz haline getirmeye karar verdim. kerevizin portakallı kereviz haline gelmesi için sadece 1-2 portakal sıkmak yeterli olacakken ben limon sıkacağında portakal sıkma işini çok eğlenceli bulup hepsini sıkmaya, sıkarken bi yandan da içmeye başladım. yaklaşık iki saat sonra bütün portakalların suyunu içmiştim ki; sanki sabah uyanıp durup dururken "bugün neden iki kilo portakal yemiyorum ki" diye düşünüp bütün bunları yapmışım gibi geldi.

bütün gün portakal suyu içtiğim için yapılacak diğer şeyler birikmişti. halihazırda ders çalışmam, çarşafları değiştirmem, kaşlarımı almam ve duş yapmam gerekiyordu ama ben hangisinden başlayacağımı bilemiyordum. dolayısıyla ben de bu işleri alfabetik sırayla yapmaya karar verdim. yani: çarşaf, ders, duş, kaş şeklinde ilerlemek bana zaman kazandırabilirdi.

No comments: