az önce jules et jim'i ağzım açık bi şekilde izledim. çünkü 1962 yılında çekilmiş bu filmdeki catherine'in nevrotikliği, benim içimdeki nevrotiğin tıpatıp aynısıydı. eğer mantığımı nevrozumdan daha fazla ciddiye alıp, onu kontrol altında tutmaya çalışmasam, uygun şartlar altında ben de tıpkı onun gibi davranırdım. Catherine benim içimden geçenleri hiçbir süzgeçten geçirmeyip harfiyen söyleyen/davranan bir izdüşümdü.
filmden alıntıladığım bir dialog:
Jim:
Neyin var?
Catherine:
Bu gece yalnız uyumak istiyorum.
Kendi odana git.
Jim:
Peki ama neden?
Catherine:
Öyle istiyorum.
Jim:
Söyle neden?
Catherine:
Söylenecek bir şey yok.
Jim:
Yanında böyle yatacağım,
uslu duracağım.
Catherine:
Durmazsın.
Ayrıca uslu durmanı da istemiyorum;
midemi bulandırıyor.
Her gece bir kabus oldu.
Hiç doğmayacak çocuğumuzu düşünüyorum.
Sınava giriyormuşum gibi geliyor.
Artık dayanamayacağım.
Jim:
Ama birbirimizi seviyoruz, önemli olan da bu.
Catherine:
Hayır, ben de önemliyim
ve ben seni daha az seviyorum.
Onun için dürüstçe
birbirimizden vazgeçmeye çalışalım.
Ayrılırsak ve ben sonradan seni
sevdiğimi anlarsam, bu benim sorunum.
Hadi Gilberte'e dön.
Her gün mektup yazıyor sana.
Jim:
Haksızlık ediyorsun.
Catherine:
Biliyorum, ama ben kalpsizim.
Bu yüzden de seni sevmiyorum
hiçbir zaman da kimseyi sevmeyeceğim.
Ayrıca ben 32 yaşındayım,
sen ise 29.
40 yaşına geldiğinde bir kadın isteyeceksin.
Ben 43 yaşında olacağım.
25 yaşında bir kadın bulacaksın.
ve ben salak gibi ortada kalacağım.
Jim:
Belki de haklısın. Yarın gidiyorum.
Üç aylığına ayrılalım.
Catherine:
Acı çekiyor musun?
Ben artık çekmiyorum.
Çünkü iki kişi birden acı çekmemeli.
Senin acıların geçince
ben devralırım.

0 comments:
Post a Comment