Friday, December 23, 2011

sanki benim olmadığım bi dünyada yaşanıyor. /melis

ılık bi kış gecesi spora gitmek üzere evden çıkmıştım. sevgili arkadaşlarım spor salonuna gitmeden evvel barlar sokağında bibira içmeye karar verdikleri için öncelikle onların bulunduğu bara doğru yol aldım. oraya vardığımda melis ve müge'nin oturduğu 3 kişilik masanın 3. sandalyesinde tanımadığımız bi adam olduğunu gördüm. adam özü itibariyle diğer masaya aitti ama arkadaşlarımın 3. sandalesinde konuşlanmıştı; yani birazdan benim orda oturmam gereken sandalyede oturuyordu. ama aslında orası aynı zamanda kendi masasının diğer sandalyesi olarak da yorumlanabilirdi. çünkü biraz dar bi yere sahip olunduğu için masalar bitiştirilmişti.

adamın yanına yaklaşıp şöyle dedim "buraya ben oturmak istiyorum." biraz afalladı. o afallarken ben de bu isteğimin -evdeyken rahat bilgisayar koltuğuna oturan kediciği kaldırmaya kıyamayıp bütün günü rahatsız piyano sandalyesi üstünde geçirmiş biri olduğum göz önünde bulundurulursa- çok iddialı bir istek olduğunu düşündüm. adam hafif sinirli bi şekilde kendi masasının diğer sandalyesine geçip kendi sandalyesini büyük bir olgunlukla bana bıraktı. sonradan öğrendiğime göre adam zaten başından beri oraya oturuyormuş ve aslında sonradan gelip onun dibine oturan benim kendi arkadaşlarımmış. onların adamı rahatsız ettiği yetmezmiş gibi ben de gelip kaba bi şekilde onu yerinden etmiştim. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı.

adamın beni öldürmemiş olduğuna sevinirken aklıma bulaşıkları dolaba yerleştirirken düşündüğüm bi espiri geldi. hani türk filmlerinde adam "birini seviyorum" der ve sonra arkadaşı "kim o şanslı kız" diye sorar ya, ben de mesela çok depresyonda olup sürekli ölsemkeşke diye düşündüğüm bi günde "öldürmek istediğim biri var" diyen biriyle karşılaşırsam "kim o şanslı kız/erkek" desem komik olur diye düşünmüştüm. ama bu espiriyi bi katille karşılaşana dek yapamayacağımı anlayınca çoküzüldüm. halbuki aslında komik bile değildi, o kadar üzülmeye gerek yoktu.

yan masadaki bana kızgın adamın yanına bi süre sonra arkadaşı geldi. amerikan üssüyle yaptıkları anlaşmadan bahsetmeye başladılar. sanırım yanlış kişiyi kızdırmıştım. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı. ya beni öldürürse düşüncesi bütün beynimi kapladı. ama ben problem çözmek için yaratılmıştım, annemin karnındayken boynuma dolanmış kordonu tam doktor beni sezaryenle almaya karar verecekken kendi kendime çözmüş olmam bunun kanıtı sayılabilirdi.

bi süre sonra yan masaya tekrar kulak misafiri olduğumda bu sefer yapacakları bi "radyasyon denemesi"nden bahsettiklerine tanık oldum. "acaba bu radyasyon denemesinin deneği ben mi olacağım" sorusu bütün beynimi kapladı. hemen biramı bitirip koşarak kaçtım. sosyalleşilecek gün vardı sosyalleşilmeyecek gün vardı.

No comments: