Friday, November 4, 2011

dozum iyi

yaptığım tek spor günde iki kere vapura koşmaktı ve gözüme çaylar demliyordum. neyse ki henüz hiçbi vapuru kaçırmamıştım ve doktorun verdiği ilaçlara başlayınca gözümün biraz düzeldiği söylenebilirdi. bunlar hayatımdaki tek iyi gelişmelerdi ama hayattan beklentim iyice düştüğü için bana oldukça tatmin edici geliyorlardı.

geçen gün yine sabah koşumu vapura yetişerek tamamlayıp vapur inişinde bienale doğru yürürken, sattığı hiçbir şeyin ne işe yaradığını bilmediğim bi dükkanın karşısında büyülendim. o karmakarışık kimisi motorumsu kimisi borumsu kimisi vidamsı çeşitli metal parçalarından oluşan yapının önünde hipnotize olmuşken; zaten ben de vapurda bu kapitalist dünya içindeki herşeyin ne kadar da nevrotik olduğunu düşünmüş ve neden daha fazlasını istemem gerektiğini bir türlü anlayamamıştım; o dükkanın her yerine bıcır bıcır saçılmış irili ufaklı bilinmez metallere artık robotluğumdan ötürü mü yakın hissettim, yoksa dükkanın karmakarışıklığı beynimin içini mi andırmıştı ya da belki de onların ne işe yaradığını bilmiyor oluşumun ve bir çoğunun ne işe yaradığını asla bilemeyecek oluşumun o tatlı büyüsü falan mı olmuştu bilmiyorum, sanırım bütün bunların birleşmesiyle içimin içime sığmadığı bi coşku yaşadım.

ben böyle bi dükkan açmalıyım diye düşündüm. evet evet kesinlikle. neden daha fazlasını istemek zorunda olduğumu anlayamıyordum. ben kesinlikle jeneratör, hidrofor ve hatta çim biçme makinası yedek parçası satmalıydım. neyi dengede tuttuğunu bilmediğim membranlı denge tankı satmalıydım ben. membranlı denge tankına yeterince yakın olursam beni dengede tutabilirdi.

No comments: