Saturday, October 15, 2011

kafam çok karıştı ve dünyadaki yerimi unuttum

bienal burası. ilk iş günüm. burda çalışanlar eserlere dokunulması konusunda çok sinirli. belki bi hafta geçtikten sonra ben de onlar gibi olurum ama henüz bunu ölümcül hata olarak görmeyen biri olduğumdan abartılı tepki gösterdiklerini düşünüyorum. o derece ki bi ara güvenlik sinirli bir halde yanıma gelip, mezartaşı odasından benim olduğum tarafa doğru biri yeşil pantolonlu, biri deri ceketli olmak üzere şüpheli bir üçlünün yaklaştığını söyledi. dediğine göre her yere dokunuyorlarmış ve bu yüzden gözüm üstlerinde olmalıymış.

güvenliğin ses tonundan sanatın büyük tehlike altında olduğunu hissedip merakla üçlüyü beklemeye başladım. fakat garip bi şekilde bi anda her yer yeşil pantolonlu ve deri montlu insnalarla doldu. yani yeşil sayılabilecek o kadar çok pantolon gördüm ki, dünyada bu kadar çok yeşil pantolon bulunmasına gerçekten çok şaşırdım. ayrıca bu yeşil pantolonluların yanlarında bazen ilk bakışta deri olarak algılanabilecek montlular da bulunuyordu ve belki bi metreye kadar yakınlarında olan kişileri de onların arkadaşı varsayarsak, pek çoğunun bi üçlü oluşturabilmeleri olasılıklar dahilindeydi. sonra ben insanlara bakarak acaba şu pantolon da yeşil sayılabilir mi, bu mont gerçek deri mi ve o algısal ayırtediciliği olmayan diğer kişi onların arkadaşı mı diye düşünürken içeri yemyeşil pantolonlu biri girdi.

pantolon o kadar yeşildi ki kesinlikle yeşilliği tartışmaya açık değildi, evrendeki en yeşil pantolon kesinlikle oydu. yanında parlak deri montuyla ışıldayan biri ve onlara coşkuluyla eşlik eden üçüncü biri de vardı. araları o kadar iyi ve o kadar yanyanaydılar ki onlar gerçek bi üçlüydü. kimse onların üçlü olmadığını söyleyemezdi.

güvenlik göz ucuyla bana onları işaret etti. ben de gözümü üstlerine koydum. hiçbi şeye dokunmadan mutlu bi şekilde etrafı gezip gittiler.

No comments: