Monday, October 24, 2011

insanlara yardım etsen kendini iyi hissedersin, tabi yardımın başarıyla sonuçlandıysa /melis

bienal burası. beyaz bi taburenin üstünde bezmiş bir halde otururken melis'e şöyle birşeyler söylüyorum: ".....keşke güzel bişey sevsek. sevicek güzel bişey bulamıyorum. aa ne güzel cümle oldu, belki bu cümleyi sevebilirim."

o cümleyi sevmem bitince yine sıkıntı basıyor. aslında buna sıkıntı denmez, kendimi kötü hissetmiyorum; sadece hayatımı anlamsız hissediyorum. ders çalışmayı deniyorum. belki bu kitabın bi yerlerinde öğrenmeye değecek birşeyler bulurum ya da belki bana birşeyleri merak ettirir diye umut ediyorum. ama ders çalışma motivasyonum sıfır çünkü bir iç anadolu şehrinde öğretmen olmak için yapılmadığım çok belli. zaten ders çalışırken kendimi güvende hissetmiyorum. sanırım bu haldeyken kendi düşüncelerimden başka bişeye odaklanmam mümkün değil. ayağa kalkıp ileri geri yürümeye başlıyorum.

aslında burası öyle saçma biyer ki bienalde çalışmak için yapıldığım söylenebilir. ama hayatımda güzel giden bi kaç şey olması şartıyla. aslında kötü giden bişey de yok. sadece, zaten hiçbi zaman gitmeyen ve gitmemesine çok alıştığım şeyler var; ama böyle olduğunu bildiğim için artık onlar da işe yaramıyor. yeşil olmak bile bundan daha iyi diye düşünüyorum sık sık. belki de dünyada bu kadar çok yeşil pantolon olmasının sebebi budur.

patronumuz anlamsızlık batağına düşmüş beni ve sıkıntıdan kendini yutmak üzere olan melis'i görünce "siz ikiniz dönüşümlü olarak denizi izleyin" diyor, sonra cetveller tehlikede olduğu için diğer odaya gidiyor.

bu evrenin dış mimarisi çikolatalı gofret şeklindeyse hiç şaşırmam.


No comments: