Saturday, August 27, 2011

in the shadow of the existence

seminer burası. pröfösör beyin korteksi ve öğrenme arasındaki ilişkiyi açıklarken son olarak müzik dinlerken öğrenme veriminin azalacağını söylüyor. ama kısık sesli klasik müzik hariç diyor, o nedense beyindeki alfa dalgalarını arttırarak öğrenmeyi kolaylaştırıyormuş. benimle aynı seminerde bulunan yüzlerce insan belki bu açıklamadan tatmin oldu ama benim aklıma şunlar geldi:


1) bu durum piyano ile yapılan post modern besteler için de geçerli mi?
2) klasik müziğin iniş çıkışı dikkatimizi dağıtmaz mı?
3) klasik olmayan bir müziğin içinde piyano solosu duysak alfa dalgalarımızda bir değişiklik olur mu?
4) sadece piyanoyla yapılan bir bestede mi alfa dalgaları daha çok artıyor yoksa yaylıları da içeren bir bestede mi?
5) beyin klasik müziği diğer müziklerden tam olarak hangi yönüyle ayırarak alfa dalgalarını arttırıyor?
6) bu çıkarımı destekleyen deneyler klasik müzikten hoşlanan denekler üzerinde mi yapıldı yoksa ona karşı nötr olan denekler de deneye dahil miydi?
7) klasik müizkten nefret eden biri için aynı şeyler geçerli olur mu?

..........

98) alfa dalgası nedir yahu? (burda artık iyice sinirlenmiş)
99) alfa dalgası dalga şeklinde mi ilerler yoksa parçacık mı?
..........


24 saat boyunca bu soru sorma hızıyla yaşayıp soruların sadece 100'de birine cevap bulabildiğinizi düşünün, işte benim agnostik dünyama hoş geldiniz.

Saturday, August 13, 2011

tutarlı bir fontta hiçbir x bileşeni slash'lerle paralel değildir

galata köprüsü burası. bizim karşı apartmana benzeyen kadını sollayıp buraya geldim. bizim karşı apartmana benzemesi elbette ki boyutlarından değil, giydiği kıyafetin renklerinden kaynaklanıyordu. kendimin renklerine bakınca benim de karşı apartmanın önüne parketmiş arabaya benzediğimi farketmem uzun sürmedi.

bugün toplantıdan çıkınca taksime gitmeye karar verdim. yani madem hiç arkadaşım yok -ama neyse ki yalnız iyi vakit geçirebildiğim günlere geri dönmüştüm- bi yerde oturup yazı yazmak eğlenceli olabilir gibi görünüyordu. bundan muhtemelen bir ay önce tam bu saatlerde "yanlışlıkla" varoluşa dair olan katarsisimi yok etmiştim ve aslında belki de o yazı bundan 20 sayfa önde falandır. ama ne olur ne olmaz tekrar ikna olurum falan şimdi diye dönüp de tekrar okumam çünkü hayatın anlamı katarsistir ve katarsis için ruhmolekülü gerekir.

işte ben de tam bu yüzden taksimde ruhmoleküllerinin bol bulunduğu bir mekan olan kiliseye gittim ve şu an sahip olduğum ruhmoleküllerinin bende kalıcı olmasını diledim.

ruh moleküllerimin son iki gündür akıl almaz yükselişi resmen havanın yağmurlu olmasından kaynaklanıyordu. içimdeki iskandinav melankolisi ne anlama geldiğini bilmediğim ama temel güven duygusu boşluğumu dolduran bir canlılığa dönüşmüştü. halbuki kısa bir süre önce hiç ruhum kalmamıştı ve bunu kabullenmek üzereydim. hatta sanırım bundan 3 sayfa önce artık üretemeyeceğimi, yükseklisans falan yapmaya çalışmayıp ortalama bir öğretmen olmayı kabullenip en kısa zamanda evlenerek bundan sonra hiçbir şeyi sorgulamaksızın ve mücadele etmeksizin hayatımdaki dinamizmi çocuklarıma bağlı kılıp ve hatta ara ara kocamla kavga edip barışarak yakalamaya karar vermiştim. sonra neyseki yağmur yağdı ve kendime geldim.

Saturday, August 6, 2011

ne için cezalandırılıyorum?

bi gazetede tesadüfen ufoların görüntülendiği fotoğraf kareleri vardı, onlardan biri de buydu:
























pihihi şukardanadama bak ya

dışarda çok ses var, içerde uzay, kendime çaylar demliyorum*

3 buçuk günlük iznimin birinci günü burası. uyandıktan sonraki 2 saati bi şekilde yaşayıp gittikten sonra, saat tam 13:30 da kendimi 10 üstünden mutlak bir 3 ün içinde buldum. evi toplayıp bisiklete binecek ve yarın adaya gitmek üzere hazırlık yapacaktım ama evren tarafından bana "evde oturup efendi efendi iç" şeklinde bi teklif sunulmuş gibi geldi.

yavaş yavaş dolaba aktım. ömüşün yarısını içtiği şeftali suyu ve bi aydır dolaba koymaya üşendiğim, önderle buluşmamızdan artan zehirli votkayı, barbarosun sevabına doldurduğu buzlarla birleştirip, ömüşün sevgilisinin evimizde unuttuğu sigaralarla birlikte içerek melisin yolladığı şarkıyı kendimi tamamen güvende hissettiğim tatlı bir sonsuzluk özlemiyle dinlemeye başladım. tanıdığım herkes bu durumda olmama bir katkı sağlamıştı.


*halimden konan anlar - kendime çaylar