Sunday, June 19, 2011

kim görebilir karanlığın içindeki aydınlığı?

dünya burası. canlı bi organizmayım. dünya azıcık yörüngesinden kaysa, ya da güneş farklı bi reaksiyon gösterse yok olmam 8 saniyeden uzun sürmez. bu kadar geçici bi durum için çok fazla anlam arayışı içindeyim.

dünya burası. akciğerlerimiz falan var. ne kadar gereksiz bi ayrıntı. o kadar gereksiz ki heralde aslında yokuz diyorum. bu kadar saçmabişeyolamazçünkü.

Monday, June 13, 2011

örümcek ne yer-2

geçen gün işteyken ders çalışıyordum. çok fazla ders çalışmaktan sinirim bozulmuş yarı gülme krizine girmiştim. o gün yapılacak pek iş olmadığı için 100 sayfa bitmişti ama ben çalışmaya çok geç başladığım için ve daha bitirilecek bir sürü kitap olduğu için "tamam bugünlük bu kadar yeter bırakıp yazı falan yazayım" diyemiyordum. kendime zorla ders çalıştırtmaya devam ettim. bi tane "yalvarıyorum nolur ders çalışmayalım begüm" eşiği var ona gelene kadar zorluyorum kendimi. zaten oraya geldikten sonra zorlasam da almiyo bilgileri bu kız.

neyse işte nolur ders çalışmıyalım yalvarması eşiğinden 1 derece geride ders çalışırken, o bunaltının içinde kafamı kitaptan kaldırarak buff diye nefes verip bi anda küçükminik bi örümcekle göz göze geldim. ama bu örümcek öyle sanıldığı gibi masanın üstünde geziyor ya da uzaktaki bi yerde yürüyor falan değildi. ağ yapma sürecinin başlangıcında tavandan aşşağı ağıyla inerek benim kafa hizama kadar gelmişti. yani yaklaşık 1 buçuk metrelik bi ağ ile tavandan inmişti bu örümcek ve hala da alçalmaya devam ediyordu. bu kadar küçükminik bi örümceğin odama dünyanın en büyük evini inşa etmeye çalışmasını biraz garip buldum ama onu engellemedim.

örümceğin ağ yapımı süreci içinde bir aşşağı bi yukarı gitme gibi aşamalar olduğunu gözlemledim. aslında çok komikti. ağ ile 1 buçuk metre aşağı iniyor sonra yukarı çıkıyor sonra tekrar iniyor tekrarçıkıyor tekrariniyor; en önemlisi bazen dönerek iniyordu. dönerek inmesi çok komikti; o dönerek inerken benim yarı gülme krizim tam gülme krizine dönüşüyordu.

odaya girip çıkanlardan birine örünceğimi gösterecektim ama sonra "bunun burda neyşi var atalım bunu" dicek diye korktum. gerçi peygamberimizi kurtarmış olduğu için belki de böyle ilkel önerilerde bulunmazlardı. (peygamberimiz derken lafın gelişi) en sonunda dayanamayıp birine gösterdim ve hiç tepki verdi mi vermedi mi verdiyse de ne dedi hatırlamıyorum.

örümcek iyice yayıldığı için oturma pozisyonumu ona göre ayarlamıştım ve 3 satırda bi örümceğe bakıp acaba sıradaki dönerek inişini kaçırdım mı diye düşünüyordum. o esnada çok çişim geldi ve örümceği rahatsız etmeden tuvalete gittim.

döndüğümde örümcek eski yerinde yoktu; hatta başka yerde de yoktu. hiçbi iz bırakmadan gitmişti. çok üzüldüm, bu bi örümcek tarafından 2. terk edilişimdi. 1'sini daha sonra anlatacağım.

Monday, June 6, 2011

gereğinden fazla mastar halinde

FAREYİ KÜÇÜMSEMEYİN

Skinner meşhur koşullanma deneylerinden birinde, yaşlı bir fareyi labirentteki peyniri bulabilmesi için kutuya bırakır. Fare doğru manivelayı bulacak, ona basacak ve hücredeki peynire ulaşacaktır. Skinner'ın fareden beklediği sadece budur; üstadı Pavlov'un köpeğinden beklediğinden biraz fazlası, başka bir şey değil.. Farenin psikolojisi, ne düşündüğü, içsel motivasyonu Skinner'ın umrunda değildir.Skinner'ın bu düşüncesi bilinç dışını göz ardı ettiği için eleştirilecek, Carl Rogers ve Maslow tarafından ayıplanacak, Kierkegaard tarafından anlamsız bulunacak, Glasser tarafından gerçek dışı kabul edilecek ve belki Skinner, Perls tarafından dengesiz biri olarak nitelendirilecektir. Her neyse deneye dönelim. Skinner doğru davranışı sergilemek ve peyniri kapmak için farenin biraz zamana ihtiyacı olduğunu düşünür. Fareyi kendi edimsel çabasıyla baş başa bırakıp diğer işlerini yapmak için oradan ayrılır. İşlerinin yoğunluğundan mıdır yoksa sönme mi gerçekleşmiştir bilinmez, Skinner fareyi labirentte unutur. Aradan bir kaç gün geçer ve bir gece Skinner labirentte unuttuğu fareyi karşısında konuşurken bulur. Fare biraz sitemkar biraz da minnettar bir dille, şunları söylemektedir:

"Eski dostum Skinner, sen gittikten sonra bir hayli uğraştım, manivelayı buldum. Ama peyniri bulamadım. Her tarafa baktım peynir yoktu. Sanırım beni labirentte unuttuğun gibi, peyniri koymayı da unutmuşsun... Yaşlanıyorsun. Her neyse, senden bir haber alamayınca düşünmeye başladım. (Bu sana şaşırtıcı gelebilir ama öyle.) Algı ve bilincimi devreye soktum, geçmişimi çözümledim, öz saygı geliştirdim, kendimi gerçekleştirme sürecine girdim, olaylara bir bütün olarak baktım ve biraz da senden kaptıklarımla, peyniri aramak için labirentin sınırlarını aştım, ülkeler geçtim, şimdi Uzay Doğu'da bir keşiş manastırındayım. Peyniri bulamadım ama yaşamın anlamı gibi bir şeyler buldum. Yeni dostlarıma başımdan geçenleri anlattım. Şimdi anlıyorum ki..." Daha fare sözünü bitirmeden Skinner kan ter içinde uyanır. Baş ucunda Freud rüya analizi yapmaktadır. "Sevgili Skinner, şimdi seni çocukluğuna götüreceğim. Yol açıksa 2-6 yaşa kadar gidebilirsek iyi olur. Belki çocukken bir fare sütünü çaldı ve bunun sende yaratmış olduğu bastırılmış öfke duygusu tüm bu yaşananlara ortam hazırladı..."


Bunu ben yazmadım, KPSS çalışırken kullandığım İhtiyaç Yayınları'nın Rehberlik kitabının ünitelerinden birinin sonundaki -psikolojik danışma kuramlarının içeriği ve temsilcileriyle ilgili bilgilerimizi pekiştirmek için yazılmış- bir okuma parçası bu. Ama bi an okurken bunu ben mi yazdım acaba diye şüpheye düşmedim değil. Cidden süper bi kitap, bilgiler ve şakalar havada uçuşuyo. Şu fareye bak ya idolüm resmen.