Friday, May 27, 2011

sunshine, my only sunshine

evburası. telefonun çalar saati çalmadığı için uyku saati konusunda çığır açmak zorunda kaldım. bi süredir saat 23 ile 24:00 arası uyuyup sonra 2 buçuğa kadar uyanık kalıp 2 buçuk-6 buçuk arası 2. bir uyuma gerçekleştiriyordum; daha doğrusu gerçekleştiremiyordum çünkü saat çalmıyordu, belki de çalıyordu? ama sonuç olarak bi süredir 23:00-06:00 arası uyuyup, 6'da şaşkın bi şekilde yataktan sıçrayarak 24:00 olmasını umduğum saatin bana sabah olduğunu acı bi şekilde hatırlatmasına tanık oluyordum. hatta bu satırları yazarken kafamda bitmeyecekmiş gibi görünen bi hastane sabahı çağrıştı, o derece sıkıntılıyım. bu çağrışımın, senaryolar arasında bi bağlantı olmamasından yola çıkarak, duygu benzerliğinden kaynaklandığını düşünüyorum. bence çağrışımlar 2'e ayrılıyor:

1) benzer senaryoya sahip olduğu için akla gelenler
2) uyandırdığı his benzer olduğu için akla gelenler

neyse ben de sonunda saatin çalmamasının gizemini çözmek için bi deney yapmaya karar verdim. saat 23:00'te uyumadan evvel telefonu hafızama yazdığım bi açıyla bi kağıdın altında olmak suretiyle başucuma yerleştirdim. uyandığımdan telefonun yeri değişmiş mi diye bakacaktım, eğer değişmişse bu hatırlamadığım bir zaman diliminde telefonun alarmını kapattığım anlamına gelecekti ama değişmemişse telefonun hiç çalmadığı anlamına gelecekti. vakit gelince sanırım telefonun yeri değişmişti; sanırım diyorum çünkü uyanınca deney sonucunu incelemeyi unutup suç aletinin yerini birden bire değiştirdim. ama o kadar da kağıdın altında gibi değildi sanki bilmiyorum ki. bu deneyi yarın yine yapmayı düşünüyorum ama bi geceyi de daha 1 saatliğine uyumak için yatıp ertesi gün uyanarak heba etmek istemiyorum, o yüzden artık yeni bi taktik izleyip 23-3 arası uyuduktan sonra bi de 5 buçuk-6 buçuk arası uyumayı düşünüyorum. bi saatlik uykudan uyanmayı başaramıyorsam kendimin 4 saat uyumasına izin verebilirim.

aslında benim bu yazıyı yazarken asıl bahsetmek istediğim bana son zamanlarda oldukça komik gelen "görünmez ilaç"tı. uzun bi süre önce öksürüğüm dolayısıyla doktora gittim ve bana astımım olmamasına rağmen astım ilacı verdi. ben daha önce hiç böyle bi ilaç kullanmamıştım, garip bi sistemi var. kapağı açıyorsun, önce sağa döndürüyorsun sonra sola döndürüyorsun çıt diye bi ses geliyor, sonra ilacı derin bi nefes alarak içine çekiyorsun ve sonra da ilaç kalıntılarından kurtulmak için ağzını çalkalıyorsun. işte böyle. neyse ben ilacı aldığım ilk gün prospektüsünü okuyarak yukarda bahsettiğim adımları teker teker uyguladım ve sonunda ilacı içime çektiğimde herhangi bir değişiklik hissetmedim. değişiklik derken bi tadı ya da hacmi ya da partikülü yok. ama zaten prospektüste de bu durumdan bahsetmiş, yani tat değişikliği olmayabilir ama adımları doğru uyguladığınızdan eminseniz ilacı kesin içinize çekmişsinizdir diyo. bu açıklama bana hiç tatmin edici gelmedi çünkü ben hiçbi şeyden emin olamam. dolayısıyla yaklaşık 20 gündür falan bi oyuncağı önce sağa sonra sola döndürüp çıt sesi duyduktan sonra göya "ilacı" içime çekip ardından bu hayali ilaçtan kurtulmak için ağzımı çalkalamaya gidiyordum. ortada hiç somut bişey olmamasından dolayı sonunda kendimi delirmişgibi hissedip hergün, sabah akşam bu işlemi uygularken gülme krizine girmeye başladım. yaptıklarım piaget'nin bilişsel gelişim kuramındaki işlem öncesi dönem çocuğunun sembolik oyununa benziyordu.

Thursday, May 5, 2011

L

öksürük şurubu içtiğimden beri deli gibi öksürüyorum; hakkaten öksürük şurubuymuş dedim, çok minimal bi espiri ama güldürüyo. sonra parantezi kapatmayı unuttuğum için odanın kapısını açık unutmuşum gibi bi rahatsızlık oluştu, sonra parantezi kapatayım derken bu sefer de gülen smiley nin gözleri yokmuş gibi oldu ve ben çoküzüldüm, bi şekilde notaların bana bişeyler anlatmaya çalıştığını farkedip onların seslerini dinlemeye koyuldum. uzun cümle kurmaya ve onun içindeki şeylerin kah gramer kurallarını aşıp kah birbiriyle bağlantısız olup ayrı eve çıkmalarına bayıldığımı herkes anladı. amaböyleçağrışımgibişeylerolunca harflerin boyutu gittikçe küçülse ve cümleyi bitirip nokta koymak yerine fade out bi bitiş yapmak isterdim.

Monday, May 2, 2011

kapıdan çıkmak her insanın yaşadığı bir olay

bugünü şöyle geçirecektim:
sabah 10 gibi uyanıp kitap okuyacak, 11'de güzel bir kahvaltı yapacak, 12'de bisiklete binip yazı yazacak, 5 gibi eve gelip duş alacak, 6 gibi yemek hazırlayıp yiyecektim. 6'dan sonra müzikli yazılı kitaplı filmli bir kısım olabilir; gece de arkadaşım gelecek.

fakat bugün şöyle oldu:
sabah 10 gibi uyanıp kitap okumaya başladım ve 1.5 sayfa sonra kitap bitti. meğersem sondaki 20 sayfa kaynakçaymış. yeni bi kitaba da başlayamadım çünkü bütün kitapları okumuştum.

sonra güzel bir kahvaltı yapayım dedim ama annem bu ara çok çalıştığı için evde pek birşey yoktu. gazetelere bakıp biraz chat yaptıktan sonra bisiklete binmek üzere hazırlanıp aşşağı indim. garaj kapısının kilidinin bozulmuş olduğunu acı bir şekilde farkettim. kapıyı açamadığım için bisikletimi de çıkaramadım; dolayısıyla binemedim. fakat eve geri dönmek de olmazdı.

şimdi sahil burası. yürüyerek geldim. buraya kadarki kısım planla alakasız gittiği için bundan sonraki kısımla ilgili de beklenti içine girmemeye karar verdim. mesela duş alırken şampuan bitebilirdi. (ki zaten en son çok az kalmıştı), yemek yaparken bütün tencereler esrarengiz bi biçimde yok olabilirdi ve hatta belki arkadaşım temel güven duygusu eksikliğinden kaynaklanan hastalık derecesinde sevgi ihtiyacıyla başetmeye çalışırken kuralcı annesiyle olan ilişkisini benimle tekrar edip davetimi, üzerimde hakimiyet kurduğu şeklinde yorumlayarak kafasındaki imgemi zayıflatmak suretiyle bilinçdışı tarafından gelmemeye manipüle olabilirdi.

dolayısıyla plan planlayarak varoluşa şirk koşmaya gerek yoktu. sürüklenelim gitsindi.