Tuesday, December 21, 2010

elimizden geleni yaptık; hatta 2 r fazlasını

bugün işten çıkınca finlandiya'dan gelen arkadaşımı görmeye gidicektim, o yüzden acelem vardı ve derhal yemek yemek zorundaydım. trene doğru koşar adımlarla ilerlerken yolumun üstündeki kokoreççiyle şöyle bi diyalog yaşadım:
"Meraba, bi kokoreç alabilir miyim? acı olmasın.
Adam cevap vermeden direkt kokoreci yapmaya başladı. ben çok acelem olduğu için yerimde duramadım, sürekli pozisyon değiştirdim ve ilerigeri yürüdüm. çünkü sanki hareket edince pişme süreci hızlanacak gibi mantıksız bir inanca sahiptim. adamsa benim bu tedirgin enerjimden zerre etkilenmeyerek bütün sakinliğiyle kokoreci yapmaya devam etti. bir süre sonra:
"borcum ne kadar? içerde ödeyeyim." dedim. adam "5 lira" dedi ve içeri girdim. (eminim kokoreççi buna çok sevindi.) ödeme işlemi -abartmıyorum- en fazla 3 saniye sürdü ve bu kadar çabuk bitmiş olmasından ötürü hayalkırıklığına uğradım. şimdi tekrar tedirgin bi şekilde şu lanet olası pişmeyen kokoreçleri beklemek zorundaydım. bekleyişe bir süre daha devam ettikten sonra şöyle bir soru geldi:
"paket mi olsun elde mi?"
bu soru üzerine düşünmeye başladım. 20 metre ötedeki tren istasyonunda yiyeceğim için elde diyebilirdim ama o 20 metreyi elde kokoreçle gitmek zor görünüyordu. hem ben oraya varır varmaz tren gelirse... derken tereddütlü bir şekilde "paket olsun" dedim. adam benim tereddüt ettiğimi farkederek eski cevabı umursamadan yeni bir cevap beklemeye başladı. bunun üzerine ben de düşünmeye devam ettim.
...ya hemen tren gelirse ama neden hemen gelsin ki 15 dakkası var ama acaba ben bunu 15 dakkada yiyebilir miyim? aslında yemek dediğin 5 dakkada bile yenebilir. peki bu adam paket yapmayı mı daha çok seviyor yoksa "elde"yi mi? neden bilmiyorum ama içten içe "elde" yapmak istediğini hissediyorum diye düşünürken ağzımdan şöyle birşey çıktı:
"evet paket olsun ama fazla karmaşık bir paket olmasın, heran açabilirim çünkü.
adam gülümsedi. onun bu içten gülümsemesini görünce heralde bugün kimsenin ondan karmaşık olmayan bi kokoreç istemediğini düşündüm.
karmaşık olmayan pakedimi alıp teşekkür edip yakşamlar diledikten sonra çocuklar gibi şen bi şekilde koşarak istasyona doğru gittim. hatta arkadan şu avatardaki bebiş gibi görünmüş olabilirim. sadece onun biraz daha büyüğü ve siyahı olabilir. hatta fonda angst skvadron - we miss them çalıyordu ve bu herşeyi daha da anlaşılır bir hale getiriyordu.

koşarak tren istasyonuna giderken yolda aklıma danseden zürafa geldi çok güldüm. son ameliyatımı olmadan hemen önce hastane odasında, doktor operasyonun nasıl yapılacağını anlatırken yanlışlıkla düğmesine basmam ve zürafanın iğrenç bi şarkı eşliğinde çılgınca dans etmeye başlaması.. sonra uzun bi süre kapatma düğmesini bulamamamız ve doktorun danseden zürafanın gürültüsü eşliğinde beni nasıl keseceğini anlatması.. benim onu dikkatlice dinliyormuş gibi yapmaya çalışırken durumun absürdlüğüne elimde olmadan ayı gibi sırıtmam. burdan çıkarılabilecek tek bir sonuç var: demek ki bi gün bi zürafa gelip en dramatik anlarınızı bile gölgeleyebilir.

2 comments:

Buro said...

Sen geçenlerde de hem trene yetişmeye hem de karnını doyurmaya çalışırken trene geçkalayazmıştın. Konser gidiyordu neredeyse.
Ya da bilmiyorum, ben uydurdum şimdi.

Açlık insanın başına dert sonuçta.

Living Maze said...

hıhı aynen öyle olmuştu, yazık bana:(