Monday, October 25, 2010

kabus gibi boktan bi durumdan kurtulmanin en iyi yolu uyanmaktir /eray

bu sabah sahilde kabataş'a yürürken bi ara denizle aramdaki tek engel olan o yüksek kaygan duvarımsı şeyin üstüne çıktım. orada yoluma devam ederken "tam şimdi kayıp denize düşersem nolur acaba?" diye düşünmeye başladım. bi şekilde sudan çıkmayı başarırdım elbette ama üstüm başım ıslanmış olurdu. öyle ıslak bi biçimde yaşayamayacağımdan etraftaki dükkanlardan havlu ve kıyafet alıp kurulandıktan sonra onları giyerdim. olayın şokunun atlatılması, insanlara açıklama yapmak, kurulanıp giyinmek falan nerden baksan 2 3 saattimi alır. ayrıca biranönce marmara denizine bulanmış bedenimi yıkamak isteyeceğim için derhal evin yolunu tutmam gerekirdi ve yapmayı planladığım hiçbi şeyi yapamadan günüm bu şekilde heba olurdu. ayrıca bütün bu olaylar esnasında kızgın bi şekilde içimden hep şu cümle geçerdi "haftada 1 gün iznim var onda da denize düştüm."

Thursday, October 21, 2010

yapmam gereken şeye gelene kadar bir sürü yapmam gereken şey var

geceydi. üstümüzde kocaman bir gökyüzü uzanıyordu ve açık havada yatakların üstüne uzanmıştık. fonda bergraven çalıyordu, bergraven'ı herkes seviyordu bu ülkede. ay tam olarak yarımaydı ve olması gerektiğinin 8 katı büyüklüğündeydi.

şarkı bitince yataktan kalktım. içkimi alıp ilerdeki dans gösterisini izlemeye gittim. bi takım kafeslerin içinde şimdiye dek hiç karşıalşmadığımız garip hayvanlar vardı. etrafında da siyah kıyafetleriyle dans eden, uçan adamlar. gösteriye biraz baktıktan sonra yatağa geri döndüm. dünyamızı saran o sonsuz gökyüzünü ve çok hızlı hareket eden o gri bulutları izlemeye devam ettim.

uyandım.

Sunday, October 17, 2010

astral kama sutra

eve gelince özgür 4 saatimin 1 saati yemeye, bi saati internete geri kalanı da ya yazı yazmaya ya da kitap okumaya gidiyor. ama hep bu kitap ya da yazı esnasında acayip uyku bastırdığı için bu etkinlikleri verimli yapamıyorum. geçen gün, sabah 7 de kalkacak olmasına rağmen gece 3 te yatan bi öğrenciyle sohbet ederken ona uykusuzluğunun sırrını sordum. kahve dedi. kahve, doğru ya, herkes kahve içtiğine göre kahvede bi hikmet olmalıydı.

bunun üzerine dün eve gelip günlük rutinlerimi yaptıktan sonra saat 10 gibi yazı yazmaya başladım ve acayip uyku bastırdı. aklıma hemen kahve geldi. ama kalkıp kahve yapabilecek kadar enerjim olmadığından uyuyup kaldım.

ertesi gün; yani bugün yine eve gelip günlük 2 saatimi bir şekilde harcadıktan sonra sıra yazı yazmaya geldi ve yine acayip uyku bastırdı. bu sefer pes etmeyip kendimi güç bela kaldırdım oturduğum yerden. kahveyi yaptım sonra da içtim. anibi değişim yaşadım. uykum açıldı. göz kapaklarımı kontrol edebiliyordum artık. kahve başarmıştı, kahve hayatımın yarısının uykuyla heba olmasını engelleyebilirdi. artık herşey çok farklı olacaktı. ama bir yandan da içimde bir sıkıntı vardı. daha önceki kahve deneyimlerimde geceleri uyuyamamıştım. gerçi o türk kahvesiydi amaolsun.

Wednesday, October 13, 2010

geceleri uykumun gelmesi gibi bi sorunum var

yatak burası. sıcacık yorganın altında yatıyorum. dışarısı buz gibi ve sağanak yağmur yağıyor. şu an benim yerimde olmak isteyecek milyonlarca; hatta belki milyarlarca insan var dünyada.

dünyada dedim de aklıma geldi; dün minibüste işe giderken dünyayı düşündüm. burasının dünya olduğunu.. bu söz konusu yuvarlak şeyi dünya olarak düşününce çok tanıdık gözüküyor. ama aslında onun üstünde dünya falan yazmıyor. ona biz dünya dedik, sonra da bu tanımı benimsedik. başlangıçta bize hiç bilgi verilmemişti, eğer insanlığın bin yıllardır üst üste eklediği bilgiler olmasa hiçbir şeyden habersiz bir organizmadan fazlası olamayacaktık.

aynı şekilde insan olduğumuz da bizim üstümüzde yazmıyor. bize en yakın gelen şey bile (yani kendimiz) hakkında hiçbir fikrimiz yok. bir iki psikolojik yapı inceledik, atom böldük diye bişey biliyoruz sanmayalım. bu konuşan, bunları yazan organizma tam olarak kim/ne hiçbir fikrim yok.

(aa ben bundan bahsetmişim zaten 3-4 blog aşşada)

Sunday, October 3, 2010

ölmekten kimseye zarar gelmez

kitap okurum biraz diye düşündüm bu gece, sonra yazı yazarım, bişeyler araştırırım.. ve birden deprem oldu. deprem gecenin seyrini bi anda değiştirdi. önce kalamar kızarttım, sonra votka koydum, şimdi de sucuk pişirdim onu yiyorum. ölümü çağrıştıran bişey olur olmaz hemen nasıl hedoniste dönüştüğümü ben bugün yine anlıyamıyorum.