Tuesday, September 7, 2010

begüm'ün istediklerini yapmayacaksam begüm olmamın ne anlamı var?

I. BÖLÜM

dün, geçen gün yakışıklı gençten aldığım biletin konserine gidecektim. planlarıma göre saat 19:00'da işten çıkacak, 19:32 treniyle haydarpaşa'ya gidecek, sonra 20:10 gibi bi vapurla karaköy'e geçecek ve nihayet 20:35 sularında bi taksiye atlayıp CRR'nin önünde inecektim. muhtemelen arada taksi bulmak, vapur beklemek gibi engellerle karşılaşacağımdan ucu ucuna, yani tam 21:00'de konser sonunda olurmuşum gibi gözüküyordu.

neyse 19:00'da işten çıktım. bi an belki hızlı olursam 19:12 trenine yetişirim gibi geldi ama hem para çektiğim için; hem de trenin yerini bulamadığım için 19:12'yi kaçırdım. sonra "madem 19:32 trenine 20 dk var, o halde yemek yiyeyim" diye düşündüm ve yapımının hızlı olacağını düşünerek bi dürüm söyledim. dünyanın en yavaş dürümcüsüne dek geleceğimden habersiz zamanlardı.. gerçi bilmiyorum, belki de dürümcünün hızı normaldi de dürüm hiçbi zaman hızlı yapılmıyordu. sonuçta etinin pişmesi lazım.

dürümün yapılmasını beklerken dürümcünün yavaşlığından soğuk terler dökmeye başladım. "acelem var biraz hızlı olur musunuz" da diyemedim çünkü böyle bi şeyi seslendirirsem mörfi kanunları kesin dürümcüyü daha da yavaşlatacaktı. görece olarak 20 yıl kadar bekledikten sonra bi tren geçip gitti. çok korktum. resmen dünyanın en yavaş dürümünü beklerken konseri kaçırmıştım. bi sonraki tren 19:52'deydi ve 19:52'yle konsere yetişebilme şansım hiç yoktu; ayrıca burdan harbiye'ye gidecek daha hızlı bir ulaşım yöntemi de yoktu.

sakin olmaya çalıştım, umutsuzca saate baktım ve saatin 19:25 olduğunu gördüm. o halde bu tren neyin nesiydi? erken geçen bi 19:32 mi; yoksa geç kalan bi 19:12 mi? 19:12'nin geçişini gözlerimle gördüğüm için 19:12 olmasına pek ihtimal vermiyordum ama trenler genelde 2-3 dk. gecikirler, hiç 7 dakka erken geldiklerine de rastlamamıştım.

dürümcü dürümümü yapmaya devam ederken, ben "acaba 19:12'yle 19:32 arasında başka bi tren vardı da ben mi görmedim"i araştırmak üzere, dürümcüye "bi tren saatlerine bakıp geliyorum" diyerek tren istasyonuna doğru yol aldım. yol boyunca dürümcünün "acaba geri gelecek mi?" diye hakkımda paranoya yaptığını düşündüm. halbuki ona güven vermek için hırkamı ve suyumu masada bırakmıştım.

tren saatlerine bakıp 19:12'yle 19:32 arası bi tren olmadığını görünce tekrar panik oldum. gişedeki adama "demin geçen 32 treni miydi?" diye soramadım çünkü cevabın "evet" olmasından korkuyordum ve zaten beni bekleyen bi dürümcü vardı.

koşarak dürümcüye geri döndüm (zaten istasyonla dürümcü arası 20 saniye falan) dürüm yapımı hala tamamlanmaktan çok uzak görünüyordu. halbuki ben onu biran önce paketletip tren istasyonunda yerimi almak istiyordum. demin geçen tren 12 treni mi, 32 treni mi bilmiyordum ama hala her şeye ramen konsere gitmeyi deneyebilirdim. kimbilir belki 52'ye binsem bile kozmik bana bi kıyak yapıp fizik kurallarıyla oynayarak bu sefer trenin haydarpaşa'ya 35 dakkada değil; 15 dakkada gitmesini sağlayabilirdi.

(görece olarak) 10 yıl sonra dürümün yapımı bitti ama gerçek hayatta herhalde 3 dakka falandır o. sonra onu paketletip (paketleme de bi 15 yıl sürmüştür ama belki de 2 dakka sürmüştür) hemen tren istasyonuna geldim tekrar. bu sefer gişedeki adama "demin geçen 32 treni miydi?" diye sormaya cesaret edebildim.




II. BÖLÜM

gişedeki adam "demin geçen 32 diildir heralde" dedi. çokaz rahatlamış hissettim kendimi ama cümlenin sonundaki o belirsizlik anlamı veren heralde alttan alttan canımı sıkmaya devam etti.

normalde umumi yerlerde yemek yemememe rağmen, durakta beklerken yemek üzere dürümümü pakedinden çıkarttım çünkü gecenin devamında bi daha yemek yemeye vaktim olmayacaktı. ama dürümü paketten çıkarır çıkarmaz hemen poşedi uçtu ve onu takip edip yakaladım. poşedi yakalayayım derken mp3 player'ım bankın boşluklarının arasına girdi ve onu çıkarayım derken çantam yamulduğu için, içinden sarkan kalemim yere düştü. kalemimi alayım derken poşet tekrar uçtu ve ben sonunda tam her şeyi organize etmeyi başarmışken tren geldi. saat tam 19:32'ydi.

apar topar dürümü tekrar paket yapıp trene bindim. baktım trende çok fazla kişi yok hemen dürümü tekrar yemeye koyuldum. pek fazla kişi olmasa da sonuçta tren bomboş değildi ve içerde olan 3-5 kişi yemek yerken bana bakıp durdu. yine de ben onları görmezden gelip yemeye devam ettim. dürümü bitirdikten sonra su içtim, su içtikten sonra peçeteyle ağzımı sildim, hala bakıyorlardı. sonra ilaç içtim, sonra çantamdan sakız çıkarıp ağzıma attım, sonra saçımı düzelttim, hala bakıyorlardı. sonra hırkamı giydim, sonra dudak nemlendiricisi sürdüm, (lanet olsun yapacaklarım hiç bitmiyordu) sonra çantamdan telefonumun saatine baktım, hala bakıyorlardı. sonra mp3 player'ımı taktım, ensemi kaşıdım, tişörtümü düzelttim ve tren durdu. haydarpaşa'ya varmıştık. yol boyunca 2 saniye kıpırdamadan durmamış olmamıdüşündükçe gülme krizine girdim. tren boyunca hiç sabit durmadığım yetmezmiş gibi şimdi de durup dururken gülerek deli olduğumu iyice kanıtlıyordum.

haydarpaşa'da beni kötü bir sürpriz bekliyordu. saat 20:10'du ve bi sonraki vapur 20:35'teydi. 20:35'e binersem zaten karaköy'e varmam 21:00'i bulurdu. ordan da daha taksi var ohooo.. artık herşey bitmişti. büyük heyecanlarla giriştiğim, tek başıma yılmadan mücadele ettiğim, ilk kez iş çıkışı bir şey yapma girişimim başarısızlıkla sonuçlanmıştı. belki 5 dakika geç kalsam olurdu ama 15 dakika geç kalırsam içeri alınmazdım. 20:35'e binmek demek en az 15 dakika geç kalmak demekti.

umutsuzca kadıköy'e doğru yürümeye başladım. dolmuşla taksime mi gitsem diye düşündüm ama onun dolmasını beklemek, köprü trafiği falan derken 1 saat sürerdi kesin. keşke trenden söğütlüçeşme'de inip metrobüsle geçseydim karşıya diye düşünüp pişmanlıklar içinde kıvrandım. hayat çok acımasızdı, herşey çok kötüydü. ölsemkeşke diye geçirdim içimden.

sonra birden canlandım. hala geç değildi. yoldan geçen ilk minibüsü durdurup beni metrobüse götür dedim "öndeki arabayı takip et" tonlamasıyla.



III. BÖLÜM

minibüs beni 5 dakkada metrobüse götürdü. ordan ilk metrobüse binip 15 dakka içinde mecidiyeköy'de buldum kendimi. metrobüs yolculuğu esnasında o kadar gergindim ki iğrenç enerjimden herkese esrarengiz bi stres bulaştı. deprem karıncaları gibi kıpraşıp durdular.

metrobüsten iner inmez koşarak taksiye bindim, "CRR'ye gidicez" dedim. mörfi yüzünden bütün kırmızı ışıklara denk geldik ama tam 21:00'a 2 kala CRR'nin kapısındaydım. içeri girip oturdum. yakışıklı biletix gencinin bana salondaki en güzel yeri verdiğini şaşırarak farkettim ve konser başladı.

konserin ilk 30 dakikasını ağzım açık izledim. sonraki 30 dakikasını tüylerim diken diken olarak izledim. sonrakini 30 dakikasını hipnotize olarak izledim. sonraki 30 dakkasını herşeyi inceleyerek izledim. son 15 dakkaya girdiğimizde ise benim eve dönüş vasıtalarım bitmeye başladığından panik içindeydim. konser biter bitmez kendimi hemen dışarı çıkardım.

3 comments:

anonim muse said...

resmen omrun eksilmis ya
hic gitmeseydin daha iyiydi

hatta hic yazmasaydin
resmen okurken omrum eksildi:S

önder said...

çağırsaydın keşke

Living Maze said...

@eray: yoo ben gittiğim için çok memnunum

@önder: aa gelir miydin? bilsem çağırırdım valla, hiç arkadaşım yok sanıyorum boşu boşuna.