Sunday, July 4, 2010

ne bunalımı arkadaş eşşek kadar evrende

başlangıçta kimsenin ilgisini çekmeyecek ama okudukça sapıklığın sınırları hakkında fikir verebilecek bi hikaye anlatıcam şimdi:

bundan 2-3 yıl önce bi gece myspace'te gezinirken bergraven adında isveçli bi metal grubu buldum. profillerinde 2 tane çok güzel şarkı yüklüydü, bi tanesi tatlı melodisi olan deneysel bi şarkı; diğeri inişli çıkışlı, fısıltılı karanlık bi şarkıydı. hemen gruba arkadaşlık talebi yolladım ve bir de gaza gelip, grubu tesadüfen bulup çok beğendiğimi ifade eden bi mesaj attım (sarhoştum).

mesajıma cevap gelmedi; hatta mesajıma cevap gelmediği gibi arkadaşlık isteğim de reddedildi. herhalde türk olduğum için böyler yaptılar diye düşünüp, çok gıcık oldum. ama şarkıları acaip güzel; tam istediğim gibi, dinlemesem olmuyo yani. bu durum bana şu olayı hatırlattı: http://livingmaze.blogspot.com/2008/04/svlar-birbirine-kartnda-sorun-kmamas.html. ben sevdiğim grupları, şarkıları falan çok fazla seviyorum; o yüzden üzülüyorum böyle şeyler olunca. şu rüyayı gören biinsanım ne de olsa: http://livingmaze.blogspot.com/2008/10/benim-blogumu-niye-kapatyosunuz-ulan.html ayrıca o tatlı melodili kısa şarkı bi kaç gün sonra profilden kaldırıldı, ona da çok üzüldüm.


bergraven'la işim bitmemişti. belli bi zaman aşımından sonra tekrar arkadaşlık talebi yolladım, bu sefer kabul edildi talebim. sonra grup yeni bi albüm çıkardı. arkadaş olduğumuz için, egom rahatsız olmadan doya doya sevdim, dinledim bu albümü. önder'e yolladım, o da çok beğendi ve sürekli dinlemeye başladı.

daha sonra önder myspace'ten bergraven'la arkadaş olmaya karar verdi ama ben ilk arkadaşlık talebi yolladığımda kabul etmediklerini söylediğim için, önder işi garantiye alarak myspace avatarına grubun son albümünün kapağını koydu. bu davranışıyla önder'in ne kadar sümsük bi insan olduğunu görebiliyoruz.

neyse, geçen gün yolda giderken bergraven'ı ilk keşfettiğimde profilinde yüklü olan o tatlı melodili kısa şarkıyı hatırladım. birden bire dünyadaki en güzel şarkının o olduğuna karar verdim ve tekrar dinlemek istedim. ama şarkı profilden kaldırıldığı için dinleyemezdim artık. bu yüzden bergraven'a konuyla ilgili bi mesaj atmaya karar verdim. dedim ki "bundan 2 yıl önce myspace'te isimsiz kısa bi şarkınız vardı, işallah onu sıradaki albüme koyarsınız, çok güzeldi çünkü" dedim. tam bi ruh hastası hareketi. 2 kere arkadaşlık talebi yollamış, 2 sene önce bi anlığına profilde yüklü lan şarkıyı hala hatırlıyo ve sürekli mesaj atıyo. önder de benimle dalga geçti zaten, "kimse bergraven'a myspace'ten mesaj atmıyodur; senin 2 yıl önce attğın mesaj, mesaj kutusunda kesin en üstte duruyodur ve şu anda onların gözünde cevap alamadığı halde sürekli mesaj atan bi sapıksın sen" dedi. ne biçim arkadaşbu.

yazdığım bu mesaja da cevap gelmedi. ama ben "zaten soru sormamıştım ki" diye avuttum kendimi. bi kaç gün sonra önder, araştırıp grubun beyni olan par gustafsson'ın blogunu buldu. bir çeşit müzik blogu bu. par beğendiği grupları, albümleri falan tanıtmış orda. hemen follower'ı oldum sayfanın. benden sonra önder de follower oldu ve şimdiye kadar yaptıklarımız yetmezmiş gibi; bi de blogdan mesaj attı par'a. resmen 2 tane sapık türk var, sürekli arkadaşlık talebi yolluyolar, mesaj atıyolar, takip ediyolar gibi bi durum oluştu. önder'le, par'ın kesin bizden nefret ettiğine; hatta ilk fırsatta türkiye'ye gelip bilgisayarımzıdaki bergraven mp3'lerini silmeyi düşündüğüne dair kabuslar görmeye başladık. bu arada tabi ki par, önder'in de blogdan attığı, şarkıların isveççeden ingilizceye tercümelerini yayınlaması ricasını içeren mesajına cevap yazmadı ve biz bi kez daha sapıklığımızla kalmış olduk.

son olarak dün unirocktaydık. önder par'a, blogdan sorduğu soruya cevap vermediği için çok sinirliydi. "sanki" dedi "binlerce mesaj geliyo da, artistlik yapıyo cevap vermiyerek." sora ben de "zaten bana da bi teşekkür etmedi, o kadar da övdüm şarkıları.." dedim. "bi thanks yaa.. 6 harf yazıcak alt tarafı, bu kadar mı zor" diye de ekledim. bi süre sonra, bize dönüp bakmayan zengin bi kıza aşık, aynı hatta çalışan minibüs şöförleriymişizcesine dertleşmeye başladık. ben "bi kelime yazıcak ya, bi kelime, insanım ben de yaa.." diyerek yalvarırcasına isyan ediyordum. önderse "onu ne kadar sevdiğimizi anlayamıyor" diyerek ağlamaklı bi şekilde uzaklara bakıyordu. en sonunda tekrar sinirli haline dönüp "ben ne yapacağımı biliyorum, sanki türkiye'de festival düzenleyen bir organizatörmüşüm gibi davranıp ne kadar para istediğini sorucam. artık buna da cevap yazmazsa küfür ederim." dedi.

bi yandan ben de kendi kendime konuşuyordum: "fake hesap açarak kendime isveçli kız süsü verip mesaj atsam" dedim "cevap yazmamasının ırkçılığından kaynaklanıp kaynaklanmadığını anlarım." sonra bi an duraklayıp acaba delirdik mi biz diye düşündüm. insan en sevdiği gruba kendini bu kadar rezil etmez çünkü di mi?

5 comments:

önder said...

sümsük ve ne biçim arkadaş olmama rağmen çok eğlendim okurken. par'ın arkadaşlığına ihtiyacım olmadığını anladım, o senin kadar renkli bi insan olamaz.

living maze said...

hihihi:D

synonimus said...

yalnız aynı tarzlarda fekat farklı renklerdeki kıyafet kombinasyonları....

living maze said...

hıhım, yaz kreasyonum

Anonymous said...

popondaki kırmızı şeyle seni farketmemek imkansızdı, tam foto çekilirken arkadan geçiyodum ve farkettim seni, yakalansaydım ben de başka bi sapık olucaktım, hallahkorumuş