Saturday, July 24, 2010

bütün bilgi birikimin kakanın içinde /önder

sağımda güneş bütün pembeliğiyle batıyor, solumda dolunay var, çimenler, ağaçlar, deniz ve şehrin ışıkları loşluk içinde ahenkle varoluşuyor, kulağımda det andra liket çalıyor; kısacası herşey görevini çok iyi yapıyor. işte o esnada ben düşünüyorum: "sahi nası susturmuştum yıllar önce şu herşeyi bozan sesi?" hemen ardından sıkıntılı, derin bi nefes vererek denize bakıp rahatlamak için kafamı defterden kaldırıyorum, tanımadığım birinin bana nişan aldığı fotoğraf makinesiyle göz göze geliyorum. rahatlayamıyorum. bu benim başıma bi kaç kere daha gelmişti.

ilk olarak tanımadığım birinin fotoğrafımı çekmesi bundan yaklaşık 6-7 yıl öncesine rastlar. taksimde galatasaray lisesi'nin önünde, geç kalmış o zamanki erkek arkadaşımı bekliyordum. hava çok soğuktu ve üstümde hiç sevmediğim lanetli kalın mont vardı. beklemekten yorularak okulun merdivenlerine oturup "amma da geç kaldı ya, terk mi etsem acaba" diye kara kara düşünürken bi flaş patladı ve ışığın geldiği tarafa baktığımda beni hedef almış bir manuel makineyle karşılaştım. daha sonra fotoğrafçı çocuk, makinenin arkasından kafasını çıkartıp sevimli bi şekilde gülümseyerek ortadan kayboldu.

bir başka hikayede hava 9438759347 dereceydi. okuldan henüz çıkmış, tramvay durağında tramvay bekliyordum. bir süre sonra gelmeyen tramvaydan sıkılıp durağın kenarındaki demirlere yaslanarak trafikte sıkışmış otobüsleri izlemeye başladım. birdeniçgüdüsel olarak diğer tarafa dönünce yine beni hedef almış bi fotoğraf makinesiyle karşılaşıp irkildim. fotoğrafçı kişi bu sefer sinsi sinsi sırıtıp uzaklaştı.

bir başka fotoğraf hikayesi geçenlerde unirock'a giderken başıma geldi. vapurun cam kenarında oturmuş dışarıyı izliyor gibi yapıp aslında karşı koltukta benimle aynı yaşta gibi olan ama parmağını emen sorunlu kızı, onu rahatsız etmeden izlemeye çalışıyordum. ben denize bakar gibi kendimi kamufle edip kızı incelerken başka birileri de beni inceliyormuş demek ki. birden bi flaş patladı ve ben bi refleksle o yöne bakınca bana dönmüş bi fotoğraf makinesiyle birbirine pis pis sırıtan 3 genç gördüm. bunlara biraz gıcık oldum açıkçası ama yine de tepki vermedim.

bir başka hikayeye de şu yazının son paragrafında değinmiştim: http://livingmaze.blogspot.com/2009/11/zamannda-fransaya-kapitulasyonlar-verip.html

sonuç olarak bu olayların bi kısmı (birincisi) hoşuma gitmişti ama insana bi görüntüsü olduğununun hatırlatılması bakımından düşününce (bazen bunu hatırlamaya hazır olmuyorum) ve yapan kişilerin niyeti de göz önüne alınırsa zaman zaman rahatsız edici bir durum oluyor.

2 comments:

Merope said...

zavallı kediler naapsın şat şuk habire zorla model oluyorlar bize :) telif hakkı ödemek gerekir mi acaba onlara ?

living maze said...

hıhığ en azından zorla model yaptığımız kedilere su falan versek iyi olur. (şakalı bi soruya ilk defa duyarlı ciddi bi cevap verdim, çok sıkıcı bi hareketmiş hakkaten)