Monday, July 5, 2010

bugün çok haklısın

dün gece pencereden odama bi kelebek girdi. odadaki lambanın etrafında dönmeye başladı. lambanın kenarına çarptığı için pıtır pıtır kanat sesleri geliyor sürekli. onun o hassas kanatlarıyla sürekli bir yerlere çarpıyor olması çok sinirimi bozdu. ayrıca böceklerin hipnotize olup ölene dek ışığın etrafında döndükleri haberini okuduğumdan beri biraz daha hassas yaklaşıyorum bu konuya. dolayısıyla, zaten dişimi fırçalamaya gidicektim; ışığı kapatıp pencereyi sonuna kadar açarak gittim. planlarıma göre ışık sönünce kelebeğin hipnotize hali bitecek ve kelebek odadan çıkışı aramaya başlayıp pencereyi bulacak. bunu yapmak için 5 dakika gibi geniş bi süresi var.

neyse odaya geri döndüm pıt pıt pıt kanat sesi yoktu, gittiğine karar verdim. camı kapatıp uyumak üzere yattım. sabah 4'e doğru pıt pıt pıt sesleriyle uyandım. gidememiş. evrendeki en gerizekalı kelebeğin bu olduğunu o zaman anlamam lazımdı.

acaip uykum vardı, gözümü kapatsam tekrar uyurdum hemen. ama kelebeğin odadan çıkamamış olmasıyla ilgili korkunç senaryolar kurdum yanlışlıkla. mesela bacağının ısınmış ampüle yapıştığını ve o yüzden ışık kapanınca ordan uzaklaşamadığını düşündüm. ama kendini ordan kurtarmaya çalıştığı için kanat çırpmaya devam ediyordu. tekrar ışığı açmaya karar verdim. böylelikle bacağı biraz daha ısınıp eriyince kaçabilecekti. (çok iyi bi insanımdır) elimle onu ampülden koparamam çünkü ben kelebekten korkuyorum sanırım. o kadar gerizekalı ki hep yanlışlıkla ağzıma girecekmiş gibi geliyor; ya da ne biliym saçıma takılıp kurtulamicak falan, kurtulmaya çalışıcak ama oynaşıcak sürekli. pıt pıt pıt. can çekişen kelebeğe dokunamam ben. ölüme dokunmak gibi bişey bu, varoluşsal kaygı yaratıyor bende.

neyse ışığı yaktım ama kelebek ampule falan yapışmamış, camdan geçmeye çalışıyormuş her zamanki gibi. pıt pıt pıt. tek günlük ömrünü camdan geçmeye adamış bu canlıyı kurtarmak için yine pencereyi sonuna kadar açıp perdeyi çekerek tuvalete işemeye gittim. ışığı da kapattım ki lambaya sarmasın yine.

tuvaletten geldiğimde kelebeği hala camdan geçmeye çalışırken buldum. salak yemin ediyorum gerizekalı bu kelebek ya. 20 santim yanında açık pencere var hala camdan geçme derdinde. pıt pıt pıt. bu beyinsizlikle odama kadar gelmiş olması; hatta 1 saatten fazla hayatta kalması bile çok esrarengiz.

kelebeğin bu camdan geçme kararlığını kırmak için tekrar ışığı açtım. "bak dünyada güzel şeyler oluyo ışık falan" diye cümleler kurdum sabahın 4 buçuğunda. "camın peşini bırak artık" dedim, "camın ardında sana vaadedilen o topraklara kavuşucaksın birazdan sabırlı ol" dedim. birden pıt pıt pıt sesi kesildi. cama baktım etrafında değil, lambaya baktım etrafında değil. ee başka bi ilgi alanı yok zaten. gittiğine karar verip uyudum ben de tekrar.

sabah uyandığımda yine pıt pıt pıt odanın içinde yankılanıyordu. görünen o ki kelebek camdan geçme mesaisine yeniden başlamıştı. anladığım kadarıyla dinlene dinlene yapıyor bunu. bu sefer tam da pencerenin açılan kısmında sürdürüyordu çalışmasını. hemen pencereyi açtım. kısa bir süre sonra kelebek yanlışlıkla çıkışı buldu.

artık o özgürlüğüne ve vaadedilen topraklara kavuşmuştu. muhtemelen bu kurtuluşu, 12 saatlik çalışmanın sonucunda camdan geçmeyi başardığı yönünde yorumluyordu. umarım dışardaki hayatını daha mutlu geçirir. ama ben onun bu salaklıkla, benim penceremden çıkar çıkmaz başka bir evin penceresinden içeri gireceğini düşünüyorum. üstelik herkes benim kadar iyi de davranmayacaktır ona.

8 comments:

öküz said...

off... bir ara stephan king romanında hissettim kendimi.. "kelebekler!!"

babanem, ölen sevdiklerimizin kelebek kılığında evlerimize geldiğini söylerdi. benzer her kelebekte "acaba bu hangisi? kim?" diye düşünür bünye.
belki seninki de öyle bir şeymiştir..

living maze said...

öyleyse eğer beni hiç sevmeyen bi yakınımmış, sürekli odadan çıkmaya çalıştı:)

ayrıca bugün yolda yürürken de bi kelebek ısrarla gelip suratıma çarptı, kelebekler kesinlikle beni sevmiyo bunu anladım.

termal don said...

tekrar ışığı açmaya karar verdim. böylelikle bacağı biraz daha ısınıp eriyince kaçabilecekti.
(çok iyi bi insanımdır)

gecenin bi yarisi begum gozlerinde seytani pariltilar ve yuzunde ayni seytani gulumsemeyle isigi acip kapatmaktadir...bi yandan da nihahaha nihahaha demektedir...
tik-tik
tik-tik
nihahaha
isik her kapandiginda yuz ifadesi kelebegin zihnindeki karanlikta kuculup sonmekte isik acildiginda yeniden devlesip onu yutucakmis gibi olmaktadir kahkahalar beyninde yankilanmaktadir
nihahaha nihahaha
minik kelebek sonunda dayanamiyip kalp krizi gecirir ama olmez
kriz sirasinda beyni oksijensiz kalir ve bi eblege donusur
evet artik "eblek bi kelebek" tir
ve kimse bu kafiyeyle uzun sure hayatta kalamaz bebegim

Anonymous said...

kelebeği hafifçe tutup dışarı bırakmak yerine saatlerce onu dışarı çıkmaya manüpüle etme savaşının kelebeğin saatlerce cama vurup çıkamayışından ne kadar az zavallıca olduğu tartışılır. insanoğlu acınası bir varlık olduğunu unuttuğunda sadece zavallılaşır.

living maze said...

kelebekten korkuyorum dedim ya öyle tutmalı bişey yapamam.

ayrıca hiç acınası bir durum yok burda, kelebeği tutup atmaktan daha eğlenceli bence kelebeği manipüle etmek.

insanoğlunun acınası zavallı bir varlık olduğunu düşünüp; dolayısıyla kendini de böyle kabul ederek acınası ve zavallı bir hayat yaşamak yerine, kendine mutlu bi hayat inşa etmeni tavsiye ederim.

Anonymous said...

gayet acınası işte kelebekten korkup ondan daha çok çırpınıyosun, bir insan olmana ve nispeten daha çok beynin olmasına rağmen, o da kendi sıkıştığı dünyadan ve dışarısından habersiz sen de en az onun kadar hapissin. bunu görebilmek ve bunlara rağmen mutlu olabilmek daha gerçeğe yakın bir, daha sağlam temelli bir mutluluktur çünkü zaman gelip ilüzyonlar ortadan kalktığında sen hala sensindir, sen zaten bunlara rağmen mutlusundur, insanların zavallılıkları ortaya çıktığında onlardan nefret etmessin sen zaten onları o acınası taraflarıyla sevmişsindir, insan böyle olmasaydı olmazdı zaten bazı güzellikler onları görmüşsündür. ben sana hiç bişey tavsiye etmem sen acınası bir varlık değilsin çünkü.

living maze said...

bir şeye acınası demenin, ona senin yüklediğin kişisel bi anlam olduğunu görememişsin. eğer görebilseydin o zaman kendi "acınası" perspektifini gerçek bilgi zannetmezdin.

kelebeği dışarı çıakrmak için verdiğim çaba beni eğlendirdi, hatta bunu sonradan bloga yazarken 2. defa eğlendim. dolayısıyla kendimi iyi ve mutlu hissettiğim bu zaman dilimini ben "eğlenceli" olarak anlamlandırdım.

bir şeyi ben eğlenceli olarak anlamlandırıyorsam o şey benim için (acınası değil) eğlencelidir. eğer olaya yüklediğim bu anlam örtüsünü kaldırırsam, altından yine "acınası" bir hareket değil, nötr bir hareket çıkar.

ayrıca olayı deneyimleyen benim ve bu benim hayatımın bir bölümü, dolayısıyla birinin gelip bunu başka şekilde anlamlandırması olayın benim için olan anlamında bir değişiklik yaratmıyor.

sonuç olarak "yaptığın acınasıdır." diye saatlerce ısrar etsen de, benim anlamlandırma gücümü kendi anlamlandırma hegamonyana alamayacaksın.

Anonymous said...

ben senin eğlenceli perspektifini de görebiliyorum ama sen bu kelebek eğlencesinde kendinin kelebekle benzer taraflarını göremiyosun, bilgi kesinlikle kimsenin perpektifi değildir ne kadar çok perspektif olursa gerçek bilgiye daha yakın olur.

hegamonya ha, grup ismi yapalım bundan eğer bi pokemon ismi yapmadılarsa çoktan,
senin kelebeğin yaşamı hakkındaki anlamlandırma uğraşlarından farksız olur gibi yani benim seni anlamlandırmam, evet bugün çok haklısın.