Sunday, June 27, 2010

şarkıyı o kadar çok dinledim ki solist artık sıkılarak söylüyormuş gibi geliyor

dünya burası. hayatımın başka birinin rüyası olup olmadığını, neden hiçlik yerine varlığın olduğunu, hatta varlığın bile gerçek anlamda varolup olmadığını bilmiyorum ama birşeyleroluyor işte. neler oluyor? bir şarkı çalıyor mesela; kendi duygu, düşünce ve algılarımdan ibaret hayatımın huzur dolu amaçsız bir anına gidiyorum. görünen o ki kötü bir durumda alternatif bi çıkış noktası olarak görüp, bu şarkının içine kaçmışım. garip bi dedektifimdir. ne zaman dedektifimdir desem bi gece önce gördüğüm rüyayı hatırlamamın bilimsel bi açıklaması olabilir mi peki?

eğer hiçbir şey değişmiyorsa yeterince iyi kaybedemiyorsun demektir. o halde herşey değiştiğine göre belki ben iyi kaybetmişimdir. ilginç olan şeyse bütün bu değişimlerin beni tam da başladığım noktaya getirmiş olması. aslında bu da ilginç değil; çünkü biliyorum ki hatalar hep en başta yapılıyor, gerisi determinizm.

netice itibariyle dünya burası. bölüm sonu canavarını yendik ama prenses bu şatoda da değil. işte harikalar civarında olmak tam böyle birşey. prenses "harika" olanı temsil ediyor ve sen hep etrafındasın. hiç yakalıyamıyosun çünkü prenses gerçek değil;
bu dünyadan olmayan bi mucize o. ama gerçek olup olmaması önemli değil zaten çünkü prensese yaklaşmanın insanın üstünde bıraktığı his gayet gerçek; üstümüzdeki algılar ve hisler dışında neyin varlığından emin olabiliriz ki? yani bu noktada bilmeyenlerle birlikte emin olmayanlar da yanıyor.

bu arada "prenses" metaforuyla "insan" kastetmiyorum, ben harikalar civarında olurken, hayatın anlamı gibi bi his var onu yakalamaya çalışıyorum.

Thursday, June 24, 2010

daha önce hiçbi telefon benimle dalga geçmemişti

benim bibuçuk yaşında bi kardeşim var, çok tatlı bişi. yoldan geçen her 3 kişiden 2'si sevmek için duruyo mutlaka. neyse geçen gün babalar gününde onunla apartmanın önünde babamları bekliyoduk, 2 tane teyze yine "aa ne tatlı şey bu" diyerek durdu. sonra bana bakıp "ANNESİ de güzelmiş zaten" dediler. işte ben o an ANNESİ değil de ablası olduğumu çaktırmadım ama feci bozuldum. çocuk doğurmuş gibi bi halim mi var benim yaa. resmen topluma göre çocuklu bi kadın konumundayım, kendimi hiç bu kadar yaşlı hissetmemiştim.

Sunday, June 20, 2010

i know what to do and i do it well*

bir varmış bir yokmuş, efe adında çok zeki, araştıran, düşünen, uzaylıları çok seven, kitap yazan bir genç varmış. efe kırmızı tuborgu çok severmiş, haftada bikaç kez 3 tane kırmızı tuborg alıp, kimi zaman arkadaşlarıyla kimi zaman da evde kendi kendine afiyetle içermiş. fakat her anne gibi efe'nin annesi de çocuğunun bu alkol alışkanlığına üzülüp, evde içki içilince gergin bir atmosfer yaratır, zaman zaman da durumu sözlü bir şekilde eleştirirmiş.

birgün efe'nin annesi tutumunda değişiklik yapıp, efe'ye bira alarak bir sürpriz yapmak istemiş. çocuğunun hangi birayı sevdiğini bilmeyen anne, her zaman gittikleri bakkala "bizim çocuk hangisinden alıyosa ondan ver" demiş; bakkal da -artık elinde kalanları kakalamak için midir nedir- 3 tane kırmızı tuborg yerine, 2 tane normal tuborg ve bi tane EFES LIGHT'ı efe'nin annesine "sizin çocuk bundan içiyor" diyerek satmış.

annesi eve biralarla geldiğinde efe çok sevinmiş. biralardan birinin EFES LIGHT olması bianiçin ortamda gergin bi hava estirdiyse de, efe moralini bozmayarak güle oynaya hemen normal tuborgları içmeye girişmiş. normal tuborglar bitip yeterli gelmeyince efe biraz daha içmek istemiş fakat dolaba gidip EFES LIGHT'ı görünce bütün hevesi kaçmış. alkol oranı 8 olan kırmızı tuborg'dan sonra alkol oranı 3 olan bi efes light, sadece göz göze gelindiğinde bile efe'ye soğuk terler döktürmeye yetiyormuş.

efe bir kaç kere daha buzdolabına EFES LIGHT'ı ziyarete gitmiş fakat bir sonuç elde edememiş. dolaba en son ziyaretinde, artık EFES LIGHT'la yaklaşık 3 dakka kadar bakıştıktan sonra pes ederek onu da tüketmeye karar vermiş. rengi ayçicek yağı, tadı asidi kaçırılıp üstüne su eklenmiş normal efes gibi olan bu birayı bütün cesaretini toplayıp iğrenerek de olsa içmiş. fakat yıllardır ilk defa birine EFES LIGHT satıldığı için kutunun üstünde 1 parmak kalınlığında toz varmış ve efe kutuyu incelediğinde son kullanma tarihinin 3 ay öncesini gösterdiğini farketmiş. EFES LIGHT yüzünden ölerek tarihe geçmek Efe'nin hayallerinden biri değilmiş ama gerçekleşmiş işte..


söylentilere göre ölümünün ardından efe'nin hayaleti dünyada gezinip sadece EFES LIGHT içenlere gözüküyor; dolayısıyla ölümü deneyimlediği için, öbür dünyanın mahiyetine ve varlığın nedenine dair hakikatleri sadece onlara anlatıyor. bu yüzden bi gün siz de EFES LIGHT içmek zorunda kalırsanız üzülmeyin. kaderinizi sevin.



Marilyn Manson - Fundamentally Loathsome

Saturday, June 12, 2010

her şeyin ölçüsü insandır. /protagoras

bi gün biriyle -kimdi hatırlamıyorum ama kesin burayı okuyan biridir- konuşurken çok komik bişey anlatmıştı. başından geçen bi olaydı, baya gülmüştüm. "bunu kendi başıma gelmiş gibi anlatabilir miyim" demiştim ve bu anının telif hakkını istemiştim. sonra aklıma süper bi fikir geldi. ben de ona başıma gelen komik bi olayı anlatıcaktım ve sözkonusu anılarımızı değiştirecektik. bu değişimden sonra ben, aslında onun başından geçmiş olan olayı kendi başımdan geçmiş gibi anlatacaktım ve o bir daha o olayı kendi başından geçmiş gibi anlatamayacak; benim başımdan geçmiş gibi anlatabilicekti sadece. aynı şekilde aslında benim başımdan geçmiş olan olayı da bir daha ben kimseye kendi başımdan geçmiş gibi anlatamayacak, o arkadaşın başından geçmiş gibi anlatacaktım. tabi bu anı değişimi daha önce birbirimizden başka kimseye anlatmadığımız anılar için geçerli olabilirdi. nasıl olsa iki insan arasında yaşanan bi sürü şeyin hiç olmamış gibi falan yapılması gayet sık rastladığımız bi durum, bence bu anı değişimi de iki taraf için de karlı olucaksa yaygın bi şekilde kullanılabilir. gerçekliği bükmek gibi bööle, uuv hoşumagiddi.