Sunday, May 2, 2010

tanrıyla yeterince vakit kaybettik

çok uzun süre "özgür irade var mıdır" üzerine düşünüp yazdıktan sora, camus'nun bu konuyla ilgili "özgür iradenin olup olmaması beni ilgilendirmez; ben yalnızca kendi özgürlüğümü deneyebilirim" sözüyle karşılaştım. bu cümleyle iki yıl önce karşılaşsam herhalde özgür irade üzerine o kadar kafa patlatmama gerek kalmazdı.

evet, sadece kendi özgürlüğümüzü deneyebilirdik, bu kadar basitti. bize ayak bağı olan, olmak zorunda bırakıldığımız herşeyden sıyrılabilirdik. sahip olduğumuz özgürlük imkanını elimizden geldiğince gerçeğe dönüştürebilirdik. bu sadece özgürlük konusunda değil; her konuda böyleydi. varoluçşçuluğu tek bir cümlede özetlemişti camus.

sahip olduğumuz potansiyeller vardı: seçmek, istemek, hissetmek, haz almak, düşünmek; bu imkanları doğru oranlarda kullanarak mutlu olmaktan başka çaremiz yoktu. herkes bunların oranlarını ve içeriğini kendisine göre ayarlayacaktı, bunları geliştirmeyi deneyecekti hep, hep yolda olacaktı; çünkü mükemmel olmanın bir koşulu da hep yolda olmak, hiç tamamlanmamaktı.

zeki olup olmadığımla ilgilenmiyordum, ben sadece kendi zekamı deneyebilirdim; bende ne kadar zeka potansiyeli varsa, onu dibine dek ortaya çıkarabilirdim. iyi biri olmanın mümkün olup olmadığını bilmiyordum, ben yalnızca iyi olmayı deneyebilirdim; iyi olmak mümkün değil diyerek kimse sınırlandıramazdı beni, "herkes kötü" diyerek beni kötü olmaya mahkum edemezdi kimse. "özgürlük imkansız, daha iyi bi dünya ve insan mümkün değil" diyerek baştan oyunu terk etmenin hiçbir anlamı yoktu. sonuçta emek vermekten başka birşey yoktu süreç bazında. sadece neye emek vereceğini seçecektin. tam şu an teze değil bloga emek vermem gibi.

bütün bunlardan önce yapacağımız tek şey kendimize gerçekten ne istediğimizi sormak ve buna olabildiğince dürüst cevap vermek. buna cevap verirken zaten pek çok şeyle yüzleşecek, gerçekleri kabul edecek ve "ben"imizle tanışacaktık. işte bu noktadan sonrası, ipleri elimize alıp kendi hayatımızı deneme vakti..

23 comments:

Jack said...

gerçekleştiremeyeceğimiz eylemlerin varlığı özgür olmadığımızı gösterir mi? ben beynimi görmek istiyorum misal. bi de özgür iradeler kesişip, çatışırsa ne yapıcaz?

pi.es: aranızda kendi beynini gören var mı? ya da bunu başaran biri yaşamış mıdır duyduğunuz, gördüğünüz? -ama genel anestezi olmadan yapılan beyin ameliyatı muhabbetine girmeyelim lütfen.

biliyorum varoluşu maddesel gerçeklere bağlamış oluyorum böyle de fakat aksi takdirde metafiziğe giricekmiş gibi geliyor. metafizik sevmediğimden diil -sevilebilir yanları da var aslında- sadece ne biliyim pozitivist olasım tutuyor bazen.

living maze said...

ahaha o diil de ben geçen gün seni rüyamda gördüm, onu yazıcaktım sana unuttum bak:D

bizim evin karşısına taşınmışsın, doğumgününmüş. ben seni tanımıyorum tabi, bi arkadaşım doğumgününe giderken beni de tesadüfen götürüyo. orda ortaya çıkıyo sen jackmişsin ben living maze mişim. bihi ne alakasız di mi

yorumuna birazdan kahvaltı ederken cevap düşünücem, güzel sorular sormuşsun her zamanki gibi.

living maze said...

gerçekleştiremeyeceğimiz eylemlerin varlığı özgür olmadığımızı göstermez bence. gerçekleştiremeyeceğim şeyleri niye düşünüyorum ki zaten. onu bi unutiym. mesela çin ve mısır benim olsun, tüh olmadı hiç özgür diyilim. özgürlük bu diyil dosdum. gerçekleştirme ihtimalim olan şeyleri istemekle başlayabilirim özgürlüğe.

ama tabi şöyle bişey var seni bi odaya kapatsalar yemek falan vermeseler hiç özgür olmazsın. gerçi hala intihar etmekle orda mal mal oturmak arasında bi seçim özgürlüğün olur ama öyle özgürlüğün allahbelasını versin. benim bahsettiğim böyle dışsal bi özgürlük diildi aslında, yani şunu almak şuraya gitmek falan gibi diil, kendini oluşturmak, kendini seçmek konusundaki özgürlüktü.

kendi beynini niye görmek istediğini ise anlıyamadım.

Jack said...

ben de bu gece rüyamda gördüğüm jane doe'yu sen yaptım öyleyse, ödeştik. özgür irademle hem de ahaha. neyse,

gerçekleştir-e-meyeceğimiz derken insani kabiliyetlerin üzerinde olabilecek şeyleri kastetmedim tam. misal çok zengin olmayı istemek bir özgürlük ise, çok zengin olmakta bir özgürlük olabilmeli. her istediğimizi alamıyoruz bazen. e tabi böyle yazıca özgürlük=istekler gibi oldu ama kısmen de öyle zaten.

beynimi görmek istemek biraz varoluş ile alakalı. son yazdığım paragraf onu anlatıyordu ilk yorumda. düşünüyorum öyleyse varım diyemediğim anlar geliyor. (hani ordan bi yerden çıkıp gelmiyorlar tabi, ben çağırıyorum) görmediğim şeylere inanma-mak gibi bu biraz. elbette beynimiz var, bilim bunu defalarca kanıtladı. beynimi görmeden varlığına inanmıyorum dememin bir mantığı da yok kesinlikle. illa ki bi beyin ya da ona benzer bişi vardır.

fakat kimse tanrıyı da görmedi. anlatabiliyor muyum? bu felsefi bi çıkmaz aslında, beyni görmek istemekten bahsediyorum hıhı.

living maze said...

ya öyle düşünürsen herşeyden şüphe edebilirsin ki. mesela belki de dünya yuvarlak diildir, o gördüğümüz uydudan çekilmiş fotoğraflar fotoşoptur. gitmediğin hiçbi yerin varlığından emin olamazsın ve evren atomlardan oluşmamış da olabilir. hatta tarih gerçek değil masaldır hıhı. bi noktadan sonra pozitivizm bile bi inanç meselesi oluyo

Jack said...

pozitivizmin bir inanç meselesi olduğunu neden ben daha önce düşünemedim acaba.

oha, eğer bunu başka kimse düşünmediyse frankfurt okulu falan bunun üzerinde çalışsın hemen. pozitivistler çok pis göt olsun istiyorum.

living maze said...

niye ya pozitivistler iyi çocuklar, sen kimleri tutuon?

bence en iyisi agnostizm ya görmediğin şeye inanmican, iddia da etmicen, haddini sınırını bilicen arkadaş.

Jack said...

ben pozitivistleri de post-modernleri de sevmiyorum ya. modernistleri de sevmem hatta. taraf tutmaktan ziyade bişeye anti olmayı seçerim genelde. kuşkucu bi yapıdan ötürü. bu bağlamda yine de bi taraf tutuyorsun diyebilirsin. haklısın da kısmen. o zaman critical theory yanlısıyım diyeyim. habermas'çıyım. frankfurt okulunun hastasıyım.

living maze said...

habermas mı? ehaheh ilginç bi zevkin varmış. sosyoloji mezunu musun?

Jack said...

uluslararası ilişkiler mezunuyum ama yine de sosyoloji ve siyaset felsefesi gibi konulara ilgi duyabiliyorsun. daha çok teorik şeyler ilgimi çekiyor falan filan. sen kimi tutuyorsun?

living maze said...

ben çok kaypağım ya hepsine hak veriyorum ve sürekli değişiyo fikirlerim.

bu ara şeye taktım kafayı: evrnein nasıl olduğu bize evrendeki amacımız hakkında bişey anlatıyo mu? yani demek istediğim doğaya bakarak, onu inceleyerek nasıl yaşamamız gerektiğini anlayabilir miyiz? dünyanın evrenin içinde çok küçük bir yer kaplaması, bütün bunların yanında insanın kısa ömürlü minicik hassas bir canlı olması onun kendi hayatını fazla ciddiye almaması gerektiği anlamına mı gelir?

Jack said...

ne yalan söyleyim bende kaypağım. zaten critical theory de kaypak bi teori olduğu için seviyorum. soruya dönecek olursam,

bence bizim varlığımız evrenin ve dünyanın şu an ki şartlarına sahip olmasıyla alakalı. dolayısıyla zaten aramızda bi uyum olmasaydı var olamazdık. var olma konusunu geçtikten sonra amacımız konusunda pek bişey söyleyemeyeceğim, çünkü irademiz dışında var olduğumuz için bir amaca hizmet etmeyi ya da hayatlarımızın anlamını aramayı bu bağlamda kesmeliyiz diyorum. yani etrafımıza bakarak elde edebilceğimiz tek bilgi etrafımız bize müsade ettiği için burada olduğumuz olur. onun dışında başka alanlar üzerinden tabi ki fikir yürütüp, kritik yapıp, tartışabiliriz.

ayrıca evrenin çok büyük olması, bizim de ufacık olmamız bence süper bişey. düşünsene etraf (evren) sadece dünyadan oluşsaydı ne kadar boktan olurdu.

bi de kendimize tabi önem vercez çünkü varlık bence tüme varan bişey. en ufaktan başlayan ve gittikçe büyüyen. şu moskova menşeili iç içe geçmiş bebekler gibi. en ufak parça sensin. ona değer vermezsen zaten büyük parçayı görmeyi aklımızdan geçirmek saçma olur.

son olarak algıladığımız kadar var olduğumuzu düşünüyorum. fiziksel boyutumuz çok mühim diil.

living maze said...

hmm evet söylediklerinin hepsine katıldım, çok güzel yaklaşmışsın.

peki tanrı'ya inanıyo musun? neden hiçlik değil de varlık sence? (röpörtaj gibi oldu)

Jack said...

bu soruyu sormamış olmalarını diliyorum insanların hep. ama bazen inanıyorum bazen inanmıyorum diyeyim. çocukken anneyi bazen sevmek bazen sevmemek gibi. işime gelirse.

şu an işime gelmediği için detaya pek girmiyorum. sen ne düşünüyorsun pekiğ? (eğer bi fikir beyan etcek olsaydım kesinlikle bu konuda da kaypak olduğunu rahatça söylerdim).

living maze said...

zaten bu konuda kaypak olduğum için zincirleme olarak diğer konularda da kaypaklaşıyorum.

ilk başta ateisttim maddenin öncesiz ve sonrasızlığına inanıyordum. ardından madde o kadar önemliymiş gibi gelmedi ve öncesiz sonrasız olanın kendi halinde, bize karışmayan bir tanrı olduğuna karar vererek deist oldum. sonra ben nerden bileyim maddenin nasıl oluştuğunu be diyip agnostik oldum. ama "neden hiçlik değil de varlık" sorusu kafamı işgal etmeye devam etti. o devam ettikçe tabiatı maddenin devinimi gibi kuru bi gerçeklik olarak görmek kendi bilincimi yadsımak gibi görünmeye başladı, böylece bilincimin bir çeşit tanrı olduğuna karar verdim ki bu duruma da panteizm denebilir. şimdilerdeyse "neden" sorusunu sormanın insanın bug'ı olduğuna karar verdim. sanırım bu yanlış bir düşme tarzıydı, doğaya aykırıydı, evreni bununla açıklamak mantıklı değildi.

işte bu 5 yaklaşım arasında kaypakça geziyorum. hergün başka bi tanrı anlayışıyla uyanıyorum desem abartmış olmam.

Jack said...

bu "neden" sorusu şey gibi yaa. dur örnekle açıklayim.

-bugün sinemaya gitmicez.
-niye?
-yağmur yağıyor.
-niye?
-e bulutlu hava falan
-niye?
-e çünkü doğa olayı bu detay bilmiyorum.
-niye?
-niye mi bilmiyorum? o kadar zeki diilim sanırsam.
-niye?
-genlerimde olmalı.
-niye?
-annemle babamın ailelerine sormak lazım.
-niye?
-belki de hiç karıştırmamak lazım onları yaşlılar falan.
-niye?
-kalp krizi falan geçirtmek istemiyorum insanlara.
-niye?
-çünkü bu sorumluluğu kaldıramam.
-niye?
-meh.


bu böyle gider. demek istiyorum ki her şey hakkında "neden" sorusunu sorabiliyoruz. ama herşey. o yüzden nedenlerden önce insanlık olarak nasıllarla ilgilenmeliyiz bence.

Jack said...

fakat neden sorusunu sormak çok eğlenceli. ayrıca özgürlük güzel bişey. anında yorumların gözükmesi falan.

living maze said...

hehe özgür hissettin kendini dimi.

bence sen o dialogda neden demişsin ama aslında nasıl sorusuna cevap vermişsin hep.

neden diyince bilinçli bir varlığın amaçlamasını anlıyorum ben snaki. yani neden sinemaya gidiyoruz? çünkü evde canım sıkıldı, öyle istedim gibi. neden yağmur yağıyor? çünkü bizi ıslatmak istiyor gibi.

bu sorunun evrenin varoluşu konusunda sorulması hatalı çünkü geleneksel anlamda tanrıya inanmıyorum. "neden" diye sorunca bilinçli bir tanrının bu seçimindeki amacı sorguluyormuşum gibi oluyor.

bu yüzden varoluş konusunda nasıllarla yetinmek gerek. "neden" i ise canın istedikçe hobi olarak düşünmek en iyisi.

Jack said...

heh hakkaten.. neden ve nasıl bazen anlam kaybı yaşayıp birbirinin ikamesi olabiliyorlar. ama bunu açıklamak çok zor işte.

diyelim ki su yüz derecede kaynıyor. bu bilgiye neden ve nasıl sorularını sorduğumu farzet.

nasıl? işte moleküler düzeyde blah blah titreşiyorlar blah blah..

neden? canı öyle istiyor.

senin de dediğin gibi "neden" sorusu bilinçli varlıklara sorulabilcek bişey. ama bu örnekte birbirinin ikamesi olabiliyorlar. fakat ben yine de çok derinlerde "neden" sorusunun herşeye sorulabileceğini düşünüyorum. yanıt almak maksadıyla değil sadece bi bug olduğu için. "nasıl" sorusu ise daha çok saf bilgiye ulaşmak için bilimin sorusu diye düşünüyorum.

bi de alakasız olcak ama Mencken diye bi adamın bi sözü var aklıma geldi yazayim dedim.

"filozof karanlık bir odada olmayan bir kara kediyi arayan kör bi adamdır. teolog ise onu bulan adam."

living maze said...

blah balah demek:D

bence de neden diye sormalıyız hem belki insanın bug ı diildir süper bişeydir.

bu arada sen baya zeki bişisin, arkadaş olalım mı?

Jack said...

hamburger ısmarlarsan bi de ilerde yapcağın bir parçaya adını koymama izin verirsen neden olmasın?

living maze said...

tamam bu teklif benim için de uygun. sana msn imi verirdim ama böyle milyonların önünde olmaz, nasıl olucak?

Jack said...

milyonlara gözlerini kapamalarını söyleyebiliriz veya daha basiti e-mail atabilirsin. elde etmek zor olmasa gerek.