Wednesday, May 19, 2010

ilham perisine tecavüz etmek

yabancılaşmadan nefret ediyorum diye girebilirim söze sanırım. mis gibi hayat burda dururken bütün gün yabancılaşma teziyle uğraşmak çok enteresan. daha önce de söylemiştim, hayatın anlamıyla hobi olarak ilgileniyorum ben artık.

sahil burası. tezi üstümde bir baskı olarak hissetmeye başlayınca buraya kaçtım. bugün mutlu olamayacağımı biliyorum. basit bi telefon görüşmesini gözümde çok büyütmeye başladım, yeni kulaklığımın sesi iğrenç ve tezi bitirmem gerek. ama bütün bunların baskısını üstümde hissetmemeliyim. bunların midemi bulandırmasına izin vermemeliyim. vay be siyah uçurtma yapmak kimin aklına gelmiş.

sahil burası. hayat enerjim 3 civarlarında seyrediyor. kendimi kanırtmamayı öğrendim neyse ki. kendi halime bırakıyorum. kitap okumaktan gözlerim sulanmaya başladı ama iğrenç kulaklığımın basının güzel gelmeye başladığını da inkar edecek değilim. ama bazen asıl güzel olanın efes extra olduğunu görmek gerek.

sahil burası. yanımda çok küçük bişey yatıyor. biraz önce abisinin ve annesinin peşinden koşarken düştü ve düştüğü pozisyondan kıpırdamayarak yatmaya devam etti. sanırım rahat geldi çimenler ona. annesi şimdi kaldırmaya çalışıyor ama bebek itiraz ediyor, yatmaya devam etmek istiyor. işte buna derim: "düştüğün yeri seviceksin."

bu arada sahil burası. kendimi "into the wild"daki çocuk gibi hissediyorum. sanki bi gün bu defteri biri okuyup "paylaşılmayan mutluluk yaşamaya değmez" diyecekmiş gibi geliyor. sorun hakkaten sorun olunca trajedisinden çözülemiyor. uçurtma da dünyanın en saçma şeyi, tıpkı uçan balon gibi. ama yine de siyah uçurtma iyi bi fikirmiş. korku filmlerinin başlangıcında küçük kız çocuklarının seksek oynaması gibi bişey.

siyah uçurtma türbülansa girdi ve irtifa kaybederek denize düştü, bütün sahil yasa boğulduk.

sahil burası. tamam kendimi tekrar etmeye başladım. "msn tavlasının adalet anlayışı" , "mayın tarlası bayrakları ve sezgi" konularında tez yazacak kadar msn de vakit geçirdikten sonra buraya geldim.

meteorolojiye oturmaya giderek "son yarım saattir rüzgar esmemesine çok sevindik" demek istiyorum şuanda. biram bitti ama her zamanki gibi migrosa gitmeye üşeniyorum. sonsuza dek burda durmak istiyorum.

.......

meteorolojiyi arayıp küfür etmek istediğim nadir anlardandı. eve kim gidecek hiçbir fikrim yoktu. ama erken kalkan erken yol alırdı.

ağaçlara şaşıran iki kadın: sizi seviyorum. bence de ağaçlar çok enteresan bişey ve buna şaşırma yeteneği çok az kişide var, tadını çıkaralım.

aldım bira geldim, aldım aldım geldim. (deli diilim ben durun nereye götürüyosunuz --> günde 1 kere düşünüyorumdur bunu) çok hızlıydım gerçekten de, kendimi tebrik ederim.


eve gitmezsen buzgibi karanlık bomboş sahilde yapayalnız kalırsın işte.


şurda bi ağaç var. bi tane yeşil ağaç var daha doğrusu ve onun yanında bi tane kırmızı yapraklı ağaç var. işte ben bu kırmızı yapraklı ağaca gidip sarılmak istiyorum. çünkü bu yeşil ağaç sola yatmış çok hafif, kırmızı ağaç da sola yatmış ama baya fazla yatmış; resmen sırnaşıyo yeşil ağaca. halbuki yeşil ağaç dünyanın en sıradan gereksiz ağacı ve kırmızı ağaç çok güzel. ama yine de sevmiş işte yeşil ağacı. öyle bişey.

acaba bi sonraki çişimi nereye yapacağım, çok merak ediyorum. bi gün de şurda otururken biri bana soru sormasa çok şaşırırım.

eve gitmek üzere ayağa kalkıp bisikletime yürürken kırmızı ağaca bakıp "sen benden daha başarılısın" diyorum.



not: bi sonraki işeyeceğim yer çok ilginçmiş cidden

4 comments:

santralin said...

saymadım sayamadım, fakat demezsem çatlarım..

içinden "quote" edilesi en az on cümle var, böyle kafanın aklından öperim.

living maze said...

:D

synonimus said...

rasyonel olmadığın zamanlarda çok güzel bi insan oluyormuşsun sen. varoluşu irdelemekten çok varoluşa şaşırmak daha keyifli aslında...

living maze said...

aa synonimus nerelerdesin sen ya, özledik