Thursday, April 15, 2010

zararın neresinden dönülse hakkaten de kardır.

yazılarından hep kin besleyen, nefret dolu, şanssız bi kişilik olduğunu düşündüğüm nietzsche'nin geçenlerde ecce homo(kişi nasıl kendisi olur) kitabını okurken, sandığımın aksine çok mutlu biinsan olduğunu farkettim. insanlara olan nefretinin altında hiçbir kötü niyet olmadığını söylemiş. onun sorunu sadece kurumlarla, hristiyanlık ve benzeri hayatı yadsıyan toplumsal sistemlerle.

son yazdığı kitaplardan biri olan ecce homo, herhalde nietzsche'nin ilk okunması gereken kitabıymış ama benim asıl söylemek istediğim bu adamın cidden mutlu olduğu. çok fazla ortak nokta bulduğumdan ve söylediklerinin bende bi karşılığı olmasından o coşkuyu anlayabildiğimi düşünüyorum. hatta bi yerde "schopenhauer her konuda olduğu gibi bu konuda da yanılmıştı" dediğinde, baya eğlendim. çünkü schopenhauer'in "hayatın anlamı" kitabını okurken ben de bu cümleyi nerden baksan 20-25 kere kurmuştum.

sonra mutlu insanların (bildiğim tek mutlu insanlar ben ve nietzsche şuanda) benzer özellikler taşıdığını düşündüm. çünkü şöyle: nietzsche diyor ki "çok kötü bi hastalık geçirdim, migren ağrılarım, kansızlığım ve kas erimem vardı. bunları yaşarken hayata evet dedim." şimdi düşününce ben de geçirdiğim ameliyatlardan ve haftalar süren kusma süreçlerimden sonra hayatın sağlıklıyken gayet güzel biyer olabileceğine karar vermiştim.

sonra bedensel esenliğe herşeyden önce dikkat etmeye başlıyor insan tabi. ben mide asidi demeye başlıyorum. kerevizler, pırasalar; sağlıklı besinler hayvada uçuşuyor, vakitlice yatıp vakitlice kalkıyorum, 25 yaşımda emekli gibi yaşamaya başlıyorum. nietzsche'nin bu konudaki düşünceleri de benimkine benziyor. diyor ki "öncelikle beslenme sorunu", "bi bardak içki beni canımdan bezdirir" diyor. (kesin mide asidi demek istiyor) ayrıca iklimin metabolizma üzerindeki etkilerinden bahsedip kuru bi havası olan yerlerde felsefenin oluşmasını hiç de tesadüfi bulmuyor. "kas çalışmadan açık havada yeşermeyen hiçbi düşünce sağlıklı olamaz diyor". benim evde masa başında yazmak yerine bisikletle sahile gidip yazmam ya da en kötü ihtimalle balkonda yazmayı tercih etmem de aynı sebepten.

sonra mutlu insanda (yani nietzsche ve kendimde) gördüğüm bir başka şey benim "keyif" olarak adandırdığım unsur. beethoven için kurduğum cümlelerin aynısını o da klasik müzik için kurmuş. müzikten çok keyif alıyor.

bunun yanında yalnızken kendini iyi hissetme konusu var. ne zaman insanların arasına karışsam onların sağlıksız bakış açılarıyla empati yapmak durumunda kaldığım için pisleniyorum. kendi bakış açım bazen onların güçlü umutsuzlukları arasında törpülenmeye başlıyor. kendimle senkronizasyonu tekrar yakalayabilmek için inzivaya çekilip, tekrar kendimi anlamam gerekiyor. nietzsche'ninse zaten yalnızlığı pek çok yerde yerilir (halbuki adam mutlu ellemesenize) buna benzer bi sürü şey daha çıkarılabilir ama ilk bakışta gözüme çarpan temel noktalar bunlar.

ve son olarak, arasının bozulduğu arkadaşı wagner ile ilk başlarda övüp sonradan hemfikir olmadığını anladığı schopenhauer için yazdığı şu satırlar var:

"Wagner müziğini ruh coşkusunun gücü olarak yorumladım. Yanlış yorumladığım görünüyor. Görünen bir başka şey ise, Wagner ve Schopenhauer'i ne ile bu kadar renklendirdiğimdir. Onları renklendiren bendim. Ben, onları kendim yücelttim... Her ikisi de yaşamı yadsır ve suçlar. Bu yüzden onlar, benim çok uzağımdadır."

13 comments:

Anonymous said...

evet niçenin öyle bir etkisi var hatta beni o yüzden pek sarmamıştı çünkü bazı söylemleri benim söyleyipte eskittiğim şeylerdi

Mantis said...

nietzsche'nin mutlu olmasıyla bir problemim olamaz. onun gibi yüksek düzeyde bir düşünürün kendi hayatıyla mutlu olması, onu kutsaması, o aşamaya akılcı süreçler sonunda vardığı kanıtıyla beraber gelir.

fakat nietzsche'nin söylemindeki nefretin kaynağı, dinler, sosyal sistemler, kurumlar. bu olguları yaratan da insanın kendisi. nietzsche alpler'de inzivaya çekilmişken, doğayla bir bütün olarak, hayatı kendine olumlu kılıp mutlu olmuş olabilir. aynı hayatı ben yaşasam ben de mutlu olabilirdim. ama sosyal hayatta "dinginlik" kaynaklı bu mutluluğu yakalamak aynı beyin yapısı için mümkün olmayabilir. zira orada, o nefret söylemine yol açan sistemlerin mucidi insanlar oluyor.

zaten insan ürünü sistemleri bu kadar yadsıyıp, insan'dan "üstinsan" diye bir arayışa girmek bana pek çekici gelmedi hiç. filozoflar hep diğer filozoflarla falan takıldıkları için mi insanın aptallığına kani olamıyorlar bilemiyorum. üstinsan'dan kasıt biyolojik olarak geçirilen bir evrimse de, bu da bilimsel veriler ışığında mümkün değil. zira evrim olumlu yönde gelişen bir süreç değil. evrene dair diğer her şeyde olduğu gibi, o da hep rastgele.

living maze said...

@efe: nietzsche nin mutlu olabilme sebebi tamamen insnalardan kopuk yaşaması bence. kendimle pek çok ortak yön bulduğum için bunu söylemeye muktedir hissediyorum kendimi. nietzsche kendisini diğer insanlardan soyutlayıp farklı gördüğü için, kendi zihinsel dünyasında başarılarıyla övünebiliyor. emeklerinin işe yaradığını görmek, kendini gerçekleştirebilmek, geldiğin son noktadan memnun olmak mutluluk için gayet yeterli.

Anonymous said...

el yumruğu yemeyen kendi yumruğunu değirmen sanırmış gibi bir ilüzyona da yol verebilir ama aşırı soyutlanma sanki ve belki de tek başına mutluluk böyle bir yenilgiden kaçış bilinçli olmasa da. çünkü toplum insanı her türlü yargılıyor ve neredeyse toplumun tamamının gözünde iyi olmanın mümkünü yok. ne bileyim bu açık görüşlü birinin islami bi ortamda kendini rahatsız hissetmesi veya dar görüşlü birinin açık görüşlü insanlar tarafından yargılanması gibi birşey. buarada empatik kirlenme olayına hasta oldum.

living maze said...

kendisini gerçekleştirmiş bi insanın başkasının yumruğunu ciddiye alacağını sanmam.

senin olduğun şeyle anlaşamayıp doğal elemeyle eleniyo herkes ve yalnız kalıyosun, bişeyden kaçmak sayılmaz bu. bi süre sonra yalnızlıktan rahatsız olup orta yolda buluşmaya çalışma hakkımı saklı tutuyorum ben mesela.

evetben said...

Bazen buradaki yorumları okurken habertürk yorumlarını okuyomuşum gibi hissediyorum.

Anonymous said...

elenen daha çok yalnız kalan insanmış gibi sanki ama dünya senin etrafında döndüğü için senin bakış açın biraz farklı olabilir, from a certain ego of view seninki yani.

yumruk olayını sen kendini iyi bilen insan başkasının ne düşündüğünü zaten sallamaza bağlamışsın ama ben daha çok mantis'in bahsetttiği şeyi destekledim yani toplumdan kendini soyutlayınca objektif olarak bir çok yargıya sonuca varabiliyorsun ama hayatın içinde bu yargıların varetmek var bir de. yani düşüncede kalan gerçeklenmemiş şeylerle de insan ne kadar kendini gerçekleştirir bilemiycem artık, çünkü kendini gerçekleştirmenin alt metinlerinden biri de kendi varlığını ortaya koymak bu varlığı ortaya koyabileceğin bir yer yoksa kendi kendine koymuş oluyosun biraz. ayrıca erkeğin malı meydandadır. hem siz gerçekleri kaldıramazsınız.

living maze said...

insanlardan uzaklaşmak derken ıssız adada tek başına yaşamaya başlamaktan bahsetmiyorum ki kendini gerçekleştirmek mümkün olmasın. tabi ki hala insnalarla iletişim sözkonusu; sadece karşındakini hayatında tutmak için inanmadığın şeyler yaparak maymun olmuyosun. çünkü nasıl olsa toplumsal olmayan hayatında, kendi zihninin içinde huzuru yakaladın; o yüzden boktan bi ilişki yerine kendi yalnızlığını tercih edebiliyosun. buna hayat kalitesiyle birlikte yükselen katlanma eşiği denebilir.

Anonymous said...

olayın başını kaybettin galiba başkasının yumruğunu ciddiye almayan insandan çıktı o ki öyle bi insan toplumsalı başkasını ciddiye almıyorsa ve kendini gerçekleştirme fiilinin temeli toplumsal yaşama dayanıyorsa biraz çelişkili olmuyormu dmek istemiştim. konu ilişkinin tutunması değil öyle bi ilişkide de varolabilmekti yani sen düşünceni uygun koşullarda saklarsan o düşünce tabi var olur ama eğer düşünce veya varoluş gerçekten sağlamsa her yerde varolabilmesi gerekmezmi, senin dediğin gibi yaparsak olayı tımarhanedeki insanların da kendine göre bi sosyal yaşamı var ve kimisi napolyon olduğunu zannediyor kimisi herkül. bişeyler daha soylicektim ama unuttum hadi yine ucuz kurtuldun:)

living maze said...

başkasının yumruğunu ciddiye almamak, başkasını ciddiye almamak anlamına gelmiyor bence. ben onu başkasının yumruğu kendininkinden daha kötüdür lafına ithafen söylemiştim.

bir hatanın hata olması bunu sana kimin farkettiğiyle değişen birşey değildir çünkü. orda yumruğu kendine başkası da atsa, sen de atsan yanlış yaptığın şeyin ne olduğu ve sonuçları oranında acır canın.

ilişkide var olmak konusunda da ne demek kastettiğini anlamadım. yani sen kendin olursun, taviz verebildiğin şeylerden taviz verirsin, ama veremeyeceğin noktada beğenmeyen gider. burda kaçan taraf değil; senin olduğun şeyle geçinemeyen bir karşı taraf var. özellikle tek bi insanla anlaşmakta ısrar etmenin de anlamı yok, o gider başkası gelir.

Anonymous said...

çok uzadı ve koptu olay. biraz düz olmaya çalışıcam, kendini yalnızlığa veya senle aynı veya çok benzer dialektlerle dolu bir dünyaya hapsedersen gelişmek oldukça güç, sadece insan olarak düşünmemek gerek bunu bir kitap bile olabilir sadece düşüncelerini beğendiğin insanların kitaplarını okumak gibi, ilişkide varolmak ise azca şoyle, insanın tamamen objektifleşmesi çok zor olduğundan ona bir objecktif yoneltilmeli bir düşman belki ve sen savaştan sağ çıkarsan o zaman gerçekten sağlamdır senin verdiğin savaş yoksa en küçük düşmanda yenilgiye uğruyor köşene çekiliyorsan ancak kendi sınırların içinde varolursunki bu da kendini gerçekleştirme fiiline bir engel. öf baydım

living maze said...

köşene çekilme diye bişey yok. sadece onun senden istediği kişi olmuyosun o da gidiyo. tabi sonuçta hangi konuda anlaşamadığınız ve neden gittiği belli olduğundan, elbette ki onun düşüncesini de bi gözden geçirirsin. yine de sana uymuyorsa kendine zorla uygulatamazsın.

ayrıca sen gitmek istersen bu da yenilgi değildir. bir şeyin yenilgi olabilmesi için istediğin şeyi başaramamış olman gerekir. gitmeyi istiyosan, gidince mutsuz olmayacaksan bu neden bi yenilgi olsun?

ayrıca gerçek bi tane değildir herkesin yaptığı kendince haklı olabilir. dolayısıyla bazı savaşlarda iki taraf birden kazanmış; ya da iki taraf birden kaybetmiş olabilir.

Anonymous said...

üstünmen'in tanımında da vardı hatta buna benzer birşey sanırım yani üstünmen hertürlü dezavantajdan avantaj yaratabilen insandır, ben zorla birşeyi uygulatmaktan hiç bahsetmedim, mesela mini etek giyen kadınların çoğunluğu ben bunu erkeklerin ilgisini çekmek için giyiyorum demez eğer bu savları doğruysa tamamen ne bilim rahatlık moda gibi unsurları temel almışsa bunu giyerken kendinden bu konuda eminse kadını camiyede atsan örtülü kadınların arasına da bıraksan o kadın rahat hisseder ve hatta isterse örtülü kadınlarla da çok rahat muhabbet eder edemezlerse o diğerlerinin problemidir hatta ve zıttı. tabi bu örnekteki kadın evet erkeklerin ilgisini çekmek istiyorum savını da savunabilirdi, farketmez burda varlığını düşünceni vs. sağlam temellendirebilmek önemli. nasıl bir örtülü kadın benim inançlarım böyle diyince söylenecek birşey kalmıyorsa aynı şekilde. tabiiki o gidiyorsa yapılacak birşey yok dediğin gibi.(sonsözüsoylediğinisandınbiandimi)