Tuesday, April 13, 2010

Sanırım iyi bi fikir diildi - 2

vize haftası. dün 15:15'te iki sınav arka arkaya vardı. yani hiç ara vermeden 2 tane kağıt dağıtıp 2'şer soru soruyolar, sen 1 saat 15 dakka boyunca ikisini de yapıosun.

saat 14:50'de falan okuldaydım ben, sonra 14:55'te sevgi geldi. önderi de bekleyelim dedik. o sadece sınavlardan birini yapıcak ama bizimle birlikte giricek sonuçta. 15:00'da geldi önder.

amfinin önüne gittik. içerde başka bi sınav vardı, o yüzden içeri girmedik. sonra saat 15:15 oldu ama içerdeki sınav hala bitmedi. etrafta bizden başka öğrenci olmadığı için hafiften kıllanmaya başladık. sonra önder içeri girip içerdeki sınavın ne sınavı olduğunu sordu. meğer içerdeki sınav bizim sınavımızmış, 14:30 da başlıyormuş aslında; biz saati yanlış almışız.

hemen içeri girip apar topar oturduk, sadece yarım saatimiz kalmıştı ve bu süre içinde ikisini de yetiştirmemiz gerekiyordu. bu benim başıma daha önce de gelmişti (http://livingmaze.blogspot.com/2009/06/abdurrahman-dillipapuc.html)
yine o zamanki gibi büyük bi soğukkanlılıkla düşüncelerimi toparlayıp ışık hızıyla kağıda aktardım. sınav tarihini doğru alacak kadar zekam olmasa da düşüncelerimi toparlayıp en hızlı şekilde yazacak yeteneğim vardı çok şükür. blog'un ve blogun 5 katı kadar da evde-sokaklarda yazdığım yazıların bana sağladığı bi avantajdı bu.

yanıtlarda çok ayrıntıya girememiş olsam da sınavlarımın iyi geçtiğini söyleyebilirim gönül rahatlığıyla, temel noktaları yazıp yorumlayacak zamanım oldu. ama sınavdan çıktıktan sonra sınavdaki aceleyi üstümden atamadım. sevgi de benimle aynı durumdaydı. sınav kağıdına hepsini boşaltamadığım düşünceler içimde kalmıştı. sonra sevgiden, bi soruyu eksik aldığımı öğrenince iyice huzursuzlandım.

içimdeki enerjiyi bir türlü boşaltamıyordum. çenem düşmüştü. eve koşarak gitmek istiyor, sürekli soruyu eksik aldığım için değinemediğim thomizmden bahsetmek istiyordum. sevgi bi süre sonra sakinleşti ama ben pis bi insan olduğum için bi suçlu bulmaya çalıştım, bi, sınavın 14:30'da olduğunu hocadan duyup, hocanın yanlış bildiğini düşünerek bu bilgiyi bize iletmeyen önder'i suçluyor; bi sınav tarihini bana eksik yazdırdığı gerekçesiyle sevgiyi suçluyordum. önder'in boğazını sıkıp sevgi'nin saçını çekerken; akıl hastanesinden beni almaya gelenlere "deli diylim ben durun nereye götürüyosunuz" diye bağırmak istiyordum.

neyse bu sabah uyandığımda aklıma ilk olarak sınav geldi. keşke en alta hocaya bi not yazsaydım diye düşündüm. aslında yazacaktım ama vazgeçmiştim. keşke sınavı yarım saatte yetiştirmem gerektiği için fazla ayrıntıya giremediğimi belirtseydim ve yazımın iğrençliğini özensizlik olarak algılamasaydı diye düşündüm. o notu yazmaktan vazgeçmek sanırım iyi bi fikir diildi.

1 comment:

öküz said...

seninki iyiymiş yine.. ylisansta 24 saat gecikmeli gitmiştim sınavlardan birine..

geldiğimde yeller esiyordu salonda(hatta binada).. aksi gibi, çalışmıştım da:(

not yazmaktan gucunmamak lazım.. bazı durumlarda hayat kurtarabiliyor..