Saturday, February 27, 2010

bırakınız

marmaris burası, dün uçakta korkmamak için havaalanında bira içtim ama 1 birayla ne kadar rahatlanabilirdi ki..

uçaktan korkuyorum ama acaip zevk de alıyorum aynı zamanda; hatta iniş için alçalırken sanırım orgazm oldum. bi ara pilotumuz konuşup "şu an 9820 metre yükseklikteyiz, bulunduğumuz yerde hava sıcaklığı -55 derece ama uçağın içi siz kendinizi evinizde hissedesiniz diye sıcacık" dedi. bense "kımon düüyd 9820 metre yüksekte ve hava -55 dereceyken sırf uçağın içi sıcak diye kendimizi evimizde hissedicek diilim" diyip, uçağın kanadı kopsa noolur acaba diye düşünmeye devam ettim.

neredeyse 1 metre alçalsak farkedip bi sürü his hissedecek kıvamdayıdm ve uçağa binmeden önce içtiğim bira yüzünden acaip çişim vardı. halbuki çok sistemli davranıp 2 kere işemiştim ama neyse ki çişimin yine gelmesine gıcık olmak yerine, ilk defa gideceğim uçak tuvaletine doğru kozmik bir yolculuğa çıktım.

tuvalette şunu farketim: insan işerken 9820 metre yüksekte olması hiç umrunda olmuyor. biriki titreştik, alçaldık falan; yerimde oturuyo olsam aklım çıkabilirdi ama tuvalette bu konuyla ilgili birşey hissetmedim.

çişimi yapana dek uçağın korkunç biryer olduğuna inanıyordum, tıpkı bacağımı düşünce gücüyle uyuşturduğumu iddia edene dek modern tıbbın güvenilir olduğuna inandığım gibi. gerçi sorunun psikolojik olduğunun söylenmesini takriben 3 saat sonra bacağımın iyileşmiş olması biraz düşündürücüydü benim açımdan ama mesela kafam yarılsa ve bana kafandaki bu yara psikolojik deseler, terminatör gibi onu da 10 saniyede iyileştirebilirmişim gibi geliyo.

o diil de havaalanında bira içerken "imdaat, hayat çok zor" diye bağırasım gelmişti, şimdi onu hatırlayınca komiğime gitti. irvin yalom'un schopenhauer tedavisi kitabında kız, sabah kahvaltıda ne yiyeceğine karar vermeyi zor bulup hayatını mutsuz geçirmeye karar vermiş insanlardan sıkıldığını gibi bişey söylemişti. kitabı okurken ona çok hak vermiştim. ama mide asidi bunalımıyla varoluş kaygısı yaşarken ve bu hisleri hiçbir düşünceyle durduramazken; bir de sabah kahvaltısında ne yiyeceğine karar vermek gerekmesi hakkaten de zor olabilir diye düşünmüştüm "imdaat hayat çok zor" diye bağırasım varken.

bu sabahsa uyanıp odaya dolan güneş ışığını görünce resmen çok sevindim. içimde hayat enerjisi gibi bişey kıpırdandı. kasvetli havaların verdiği bir ilham gerçeği vardı ama güneşin üstümdeki olumlu etkisini de yadsıyacak değildim.

balkona çıktım hava resmen t-shirtle durulabilir gibiydi. meğer istanbul ne karanlıkmış; adeta londra'da yaşıyormuşuz diye düşündüm. bir yandan etraftaki muzları yerken; bir yandan da odanın içinde yürümeye başladım, keyfim yerindeydi.

yemek yemek üzere otelden çıktım. önce kaybolmamak için hep düz gideyim dedim ama sonunda düz yol bitti, sağa ya da sola dönmek zorunda kaldım birşekilde ve bunlardan çok fazla oldu. belki şu an kaybolmuşumdur ama kaybolmadığım sürece yeni bi yere gitmiş sayılmayacağımdan bunu pek dert etmeyi düşünmüyorum.

aslında kaybolmamak için yürüdükçe geçtiğim sokakların krokisini çizmeyi düşündüm ama sonra vazgeçtim çünkü artık aşırı sistemli olmayı azaltmaya çalışıyorum. sezgilerime ve hafızama güvenmeye karar verdim biraz. döndüğüm sokakların köşesindeki dükkan isimlerini aklımda tutmaya çalıştım, sağa dön sola dön derken bi anda kendimi sahilde buldum. resmen içgüdülerim beni hemen denize getirmişti. palmiyeler deniz ve güneş güzel şeylerdi. hayatım boyunca sahil kenarlarında yaşadığım için kendimi şanslı hissettim.

tamşuan denizde yüzen kırmızı bi tuborg var, ona bakınca arkadaşımı görmüş gibi seviniyorum. uzanabileceğim bir mesafede olsa onu denizden çıkarıp sarılabilirdim. gerçekten de çok sevebilirdim onu ve onun beni sevip sevmemesi umrumda olmazdı.

.........

artık otele dönmem gerekiyordu, geldiğim yolları hatırlayıp hatırlayamayacağım konusunda merak içindeydim. geri dönüp yürümeye başladım. ama sahile gelirken döndüğüm son sapağın hangisi olduğunu aklımda tutmayı unuttuğumdan, doğru yolda olup olmadığımdan emin olamadım. kaldırımda -saatlerdir orda oturuyormuş gibi görünen- gençlere "ben bikaç saat önce burdan geçtim mi" diye sorasım geldi ama bunu sorarsam kesin geleceğe dönüşteki martin'i arayan diğer martin gibi gözükecektim, o yüzden soramadım. sonra kendim biraz sağ biraz sol yapıp tesadüfen buldum geldiğim yolu. bi noktadan sonrasını da direkt hatırladım zaten. sezgilerimle ve hafızamla gurur duydum.

7 comments:

Jack said...

geçenlerde bende aynı şeyi denedim hatta deneyimlerimi yazıcaktım da bloguma, sonra unutuldu gitti. bu blogu okuma nedenim de aslında biraz da bundan ötürü, düşünüpte üstünde durmadığım bi çok şeyi üşenmeden aktarıyorsun çünkü.

living maze said...

eheheh bunlar da önemli şeyler, birinin üstünde durması lazım.

why so serious? said...

begüm sen tam bir cilginsin.

synonimus said...

dükkan ismine göre yön hatırlamak -bilimsel olarak kanıtlanmış- bir kız davranışı. emin ol erkek olsaydın yürüdüğün yolun geometrik krokisi kafanda oluşurdu. kafanda dediysem kafanın üstünde şekiller belirmesinden bahsetmiyorum tabi.

bu arada "etraftaki muzlar" derken? sağda solda serpiştirilmiş muzlar mı var marmaris'teki otel odalarında?

living maze said...

@synonimus: benim şekil-uzay yeteneğim o kadar gelişkin olmadığından, dükkan ismi aklımda tutmak daha mantıklı geldi.

yok kendi muzumuzdu sanırım.

synonimus said...

insanın kendi muzu gibisi yok. bunu bir yazına başlık olarak da kullanabilirsin.

living maze said...

ehahe saol