Thursday, January 7, 2010

varoluşçuluğun avantajlarından yararlanmak ister misiniz?

normalde en geç 2 de yatan biinsanken, final haftamda 3 te yattım. hatta bazen 4 te ve 5 te bile yattığım oldu. şimdi sınavlarım bitmesine rağmen hala 3'te falan yatıyorum ve böylelikle ders çalışmam gerekmeyen gece 2 sonraları dünyanın nasıl biyer olduğunu hatırlıyorum yıllar sonra. gece 2 den sonra herkes uyuduğu için dünyada derin bi sessizlik oluyormuş, tam blog yazmalıkmış.

sınavlar bittiğinden beri sürekli film izlemeye başlayınca aklıma geldi, bi ara "neden sevdiğimiz şarkıları 1000'lerce defa dinleyebiliyoruz da sevdiğimiz filmleri sadece 3-5 kere izliyoruz" diye düşünmüştüm. aslında bunu iyice düşünüp bi sonuca varmıştım ama o zamanlar her düşündüğümü sağa sola yazmadığımdan unuttumgitti şimdi.

hayatımın çok uzun bir süresini filmden anlamayarak geçirdim. hatta bi oyuncu için "kötü oynuyor" dediklerinde nerden anladıklarını çoğu zaman çözemiyordum. çok net değilse ben bunu asla farkedemezdim. ayrıca film beğenme eşiğim çok düşüktü; gerçi bunu dünyanın en gereksiz filmi üzerinde bile düşünebilecek birşeyler bulan renkli iç dünyama bağlıyorum. hayatımın bi 20 yılını saçma sapan korku filmlerini ve holivud klişelerini izleyerek harcadıktan sonra, zamanla ilgim avrupalı yönetmenlere, bağımsız filmlere, film festivallerine falan kaymaya başladı. zamanla kötü oyunculuğun da ayırdına varmaya başladım tabi. sonra zaten korku filmlerini neredeyse tamamen hayatımdan çıkarıp film açısından daha güzel bir döneme girdim.

şimdi konumuza geri dönersek, yani "neden sevdiğimiz şarkıları 1000 lerce kere dinliyoruz da sevdiğimiz filmleri 3-5 kere izliyoruz" konusuna; aslında ben bikaç kere sevdiğim filmlere sevdiğim şarkılar gibi davranmıştım. mesela nightmare before christmas'ı bi hafta boyunca hergün severek izlediğimi hatırlıyorum. ama o zaten müzikal olduğundan ve içindeki her parçaya ayrı ayrı bayıldığımdan o bir filmden çok, bi müzik albümü dinlemek gibiydi benim için. atmosferi güzel olan bir klibe sahip upuzun bi şarkı diyebilirdim ben ona. aynı kozmik karanlık fantastik atmosfer addams family ve beettle juice'ta da olduğundan onları da defalarca izledim tabiy ki. üstelik onlar müzikal diildi.

bunların dışında haddinden fazla izlediğim bir film de legends of the fall'du. ama onda da izleme nedenim filmin harika olmasından ziyade tristan karakterine hayranlığım sayılır. bir de her fırsatta izlediğim vampirle görüşme var.

neyse yukarda bahsettiğim filmleri nerden baksan 12'şer kere izlemişimdir ama işte 20 yaşımdan sonra izlediğim hiçbi filmde bunları izlerkenki zevki alamadım. ya ben büyüdüm ya da izlediğim filmlerin çoğu güzel olunca o hiyerarşi kayboldu. en son yıllar önce mulholland dr ı çok beğenip 4-5 kere izlemiştim; o benim bi filmi 3 ten fazla son izleyişimmiş demek ki.

sonuç olarak "neden sevdiğimiz şarkıları 1000 lerce kere dinliyoruz da sevdiğimiz filmleri 3-5 kere izliyoruz" sorusunun cevabını şimdi düşünemiyorum çünkü saat 4 e geliyo ve ben yatsam iyolur.

21 comments:

Tunai said...

o 1000 in süresiyle 3-5 kerenin süresi kesin denk geliyordur ama şöyle bir durum var ki insan geliştikçe o dinlediği şarkı için "eeeh bu ne lan böyle" deyip bi nefret/tiksinme ile dinlemeyi bırakıyor o şarkıyı


filmler öyle değil ama eskiden sevdiğim bir filmi şimdi beğenmiyorum diyemiyorum hatta mümkün mertebe elimin altında bulunduruyorum ki açıp açıp izleyeyim hiç olmassa sahne sahne

benim filmler ile ilgili bir durumum benim için geçerli olan bi teorim var bi film mutlaka bi şekilde bana gelicek ben filmleri o şekilde izleyebiliyorum hiç böyle kendi isteğimle filme gitmiyorum ya da medyanın vs vs nin pompalamasıyla bi filme gidemiyorum illa bi olay olucak ve ben o filme sürüklenicem ya da bi şekilde o film benim gözüme giricek(tesadüf konusu gibi)

örnek vereyim mesela inglorious bastards ın çıkacağını biliyordum ve "izlesem seveceğim" gibi bi önyargıya sahiptim film çıktı çıktığını biliyorum ama ne sinemaya gitmek ne netten indirmek gibi bi girişimde bulunmadım ve bir gün tamamen planlanmamış bir şekilde arkadaşıma gittim ve ordaki ortamda da bu filmi izlemek üzerinde bi kaç kişi hem fikir olduk o gün gitmeseydim belki hala izlemeyecektim mesela hala reservoir dogsu izlemedim kendim açıyorum ama olmadı izleyemedim bi türlü bakalım ne zamana denk gelicek merak ediyorum daha yazının devamı varda şu sınavdan önceki kısa vaktimi biraz daha kafa rahatlatıcı şeylere harcayayım galiba uzun bi konuşma fırsatımız olucak tekrar

Jack said...

zaman ve sıkılma arasındaki ilişkiden yola çıkarsak şu sonuca varıyorum.

1 film ortalama 90~120 dakika
1 şarkı ortalama 3~4 dakika
1 şeyin tekrarından sıkılmak için gerekli süre ortalama 300~500 dakika

( hepsi ortalama rakamlardır, değişiklik gösterebilirler )

120 dakikalık bir filmin alternatifi 4 dakikalık bir şarkıyı 30 kere dinlemektir dersek, filmi 1 hafta boyunca her gün izlemek yerine parçayı 210 kere dinleyebiliriz demek ki. (210 aslında çokça büyük bir rakamdır) neyse, varmak istediğim nokta ya da hipotezim desem süper olcak, aslında çok basit. film/ müzik izlenebilitesi arasında 1 - 30 oranı var.

basit bir araştırma yapalım, begüm şahin'in last.fm profilinde en çok dinlediği ilk 5 şarkıya göz atalım.

1- Thomas Newman – New Fish / 849 kere
2- Bergraven – Drömmen om undergång / 413 kere
3- Novembers Doom – Serenity Forgotten / 377 kere
4- Deftones – Fireal / 367 kere
5- Shining – Och Med Insikt Skall Du Forga / 322 kere

yukarıdaki 1-30 oranını baz alırsak en sevdiği filmi yaklaşık 28 kere izlemiş olması lazım begüm'ün. ( ardından 13, 12, 12, 11 geliyor. yani bu da toplamda 5 filmi 76 kere izlemek anlamına gelir ki, bu begüm gibi birisi için bile çok fazla bir rakamdır) demek ki neymiş 1-30 oranı eksik kalan bir teoriymiş. araya marjinal fayda ve film izlemek için vazgeçilmesi/gözden çıkarılması gereken zamanın fazla olması ( örnegin filmi 4'er dakikalık dilimlere ayırarak izlemek isteyen birisi yaşasaydı dünya üzerinde daha dengeli bir sonuç elde ederdik, ya da bu film/müzik ikilemini yaşamazdık bile)gibi detaylar giriyor.

sonuç olarak bu ikilemin zaman ile arasında pozitif bir ilişki var fakat yetersizdir diyebiliriz.

-sosyal bilimlerde araştırma yöntemi diye bişey olmamalı diyen birileri varsa seve seve hamburger ısmarlayabilirim.

living maze said...

@tunai: aslında dediğin şey sırf filmler konusunda değil; dünya üzerindeki herşey için geçerli. yani mesela biz filme gitmesek film tam vaktinde bize gelse, biz şarkıya gitmesek şarkı bize gelse gibi.. ama işte 2010 yılındayız ve last fm bize bişeyler tavsiye ediyo, biz de indirip dinliyoruz; hatta bazen iyice ileri gidip o tavsiye etmeden biz kendimiz araştırıyoruz(biz derken ben); bu biraz kanırtma oluyo. hayatın kozmiğine aykırı gibi. şarkı beni bulsa daha iyi gibi.

öte yandan beni tesadüfen bulmuş şarkılar kadar sevebiliyorum onları da. bu nedenle kozmiğe tecavüz etmekte bi sakınca görmüyorum hala.

living maze said...

@jack: işin daha da vahim yönü last fm sadece winampte çalanları hesaplıyor. yatmadan önce, okula giderken yolda, balkonda ya da sahilde mp3 playerla dinlediklerimi eklersek bunun 2 katı kadar daha artıyordur dinleme sayım.

o diil de izlenen filmleri skroplayan bi last.movie tarzında site olsa hoş olurdu. hangi gün hangi filmi izlemişiz, en çok izlenen filmler gibi yıllık bir göstergemiz oldurdu.

filmi 4 er dakikalık periyodlarla izlersek dengelenebileceğine dair fikrini beğendim. ayrıca matematiğin süpermiş, hamburgeri bana ısmarla:)

ama şunu da söyleleyim: şarkı uzunluğunu ortalama 3-4 dakka alman düşündürücü. ben olsam 5 derdim, filme de ortalama 90 dakka derdim, oran olurdu 19 ve 19, 1 e 30'a göre baya kapatması kolay bi oran. yine de ben asıl meselenin müzik dinlerken başka şeyler de yapılabildiğinden ve hiçbişey yapmasan da sana(sana derken insanlara) hayal gücünü çalıştırma imkanı bıraktığından, filmi tekrar izlemekten daha tercih edilebilir olduğunu düşünüyorum. ne yaparsan yap film şarkı kadar içselleşmiyor.

Jack said...

filmlerin avukatı olabilir miyim bugünlük?

şöyle ki, film izlerken fiziksel aktivite anlamında yiyip içmek dışında başka bir şey yapamadığımızı biliyoruz. fakat mental olarak, aynı anda hem video klip izlemiş (gibi) oluyorsun, hem müzik dinliyorsun, hem bir hikayeyi ve sanatı görsel olarak inceleme fırsatın oluyor ve aynı anda birçok kişi ile aynı şeyi anlayıp hissetme olasılığın artıyor. şimdi filmleri 4 dk'lık dilimlere ayırmak yerine 4 dk'lık filmleri izlediğimizi düşünelim. içerisinde müzik var, görsellik var, hikaye var, var oğlu var. e bi de soundtrack sevdiğimiz bi şarkıysa tamam işte. yalnız şarkılar kadar kısa film olmadığından yine bir çıkmaza girebiliriz. uzun vadede şarkılar filmleri döver.

bi de başka bi çıkarımım da şarkıların filmler kadar kompleks şeyler olmaması bizim onları içselleştirme aşamamızda pozitif yönde etkisi olan birşey. basit olana doğru eğilimimiz var biraz da. teknolojinin ontolojik kökenlerine kadar gidebilirim bıraksan. gitmeyim en iyisi.

Tunai said...

Uzun vadede şarkılar döver mi ?

Bence tam tersi bir film şarkının verebileceğinden çok daha fazla duygu verebilir bir insana uzunluğuna oranlarsak.

Ayrıca uzunluğuna oranlarsak verdiği duygular açısından marjinal faydası daha fazladır

Bir şarkı 1 bilemedin çok nadir 2 duygu haline sokarken bizi film bin bir çeşit ruh haline sokmakla kalmaz bir de üstüne bizi içine alır alabilir görsel olarak da hayal edemeyeceğimiz şeyleri verebilir

Şarkı açısındansa filmden kat kat özgürdür çünkü hayal gücü bana aittir film gördüklerinde sınırlıyken bir şarkı insanlara dinleyen insan miktarı kadar hayal imkanı sağlayabilir (en az hatta)

Jack said...

Tunai zaten seninle aynı şeyleri söylemişiz ilk cümlen hariç. onu da yanlış anladığın için olsa gerek.

"yalnız şarkılar kadar kısa film olmadığından yine bir çıkmaza girebiliriz. uzun vadede şarkılar filmleri döver."

burada ilk yorumdaki formüle etmeye çalıştığım abuk şey ile alakalı miktar konusunda yorum vardı. zaten 4 dakikalık filmlerden bahsetmiştim. kaç tane 4 dakikalık kısa film bulabilirsin 4 dakikalık şarkılarla kıyaslamak için? milyon kere katlar şarkılar ve bu da uzuuun vadede "finish him" e neden olacaktır. bi de ben bugün filmlerin avukatıyım biliyorsun. aynı saftayız.

Tunai said...

Eheh evet :) ya saf önemli değil ben biraz filmlerden girip objektif bişeyler yazmaya çalıştım her ikisinin de yanlarını yanaklarını göstermeye çalıştım bi yerden bi fikir yakalarız belki diye

living maze said...

bikilete binince bi aydınlanma yaşadım: bisiklete binerken şarkı dinleyebiliyoruz ama film izleyemiyoruz. filmde izlediğimiz hayatlar ne kadar bizimkine benzese de başkalarının hayatları. bu nedenle kendi hayatımızın soundtracki olabilen görüntüsüz şarkılar bize daha yakın. çübkü bize görüntü vermediği için biz hayallerimizdeki imgeleri onun üstüne yerleştirebiliyoruz, tabiyki onları daha çok dinleriz, filmler 4 dakkalık süper şeyle rolsaydı da şarkıları tercih ederdik bence.

filmi bi kere izleyip ordaki düşünceyi, ordaki görseli kaptıktan sonra, onu pekiştirmek için 100 kere daha izlemeye gerek olmuyor. ama şarkıda her dinlediğinde özgür bi platformda hislerini yeniden kurgulayabilirsin.

gerçi filmleri savunmanızı da anlamıyor değilim, çok mantıklı gerekçeler gerçekten de.

Tunai said...

Ben herhalde bisiklete binerken şarkı dinleyemem kesin düşerim ya da kaza yaparım (yazı yazma olayım gibi, bisiklet kendi başına bi güzellik zaten biraz film gibi sürekli aynı yerde dolaşsan da dolaştığın yer aynı kalmıyor ki


"filmi bi kere izleyip ordaki düşünceyi, ordaki görseli kaptıktan sonra, onu pekiştirmek için 100 kere daha izlemeye gerek olmuyor. ama şarkıda her dinlediğinde özgür bi platformda hislerini yeniden kurgulayabilirsin."

Bence tekrar izlenesi filmler vardır öyle değilse ben neden pulp fictiondaki boksörün macerasını tekrar tekrar izliyorum bence takdir edilmesi gerek (çünkü adam maç yapıyor süper bi efor sarf ediyor orda peşine sevgilisinin yanına geliyor onun gönlünü hoş ediyor zaten hemen uyuya kalıyor sabah da kaza yapıyor o beyin sersemliğiyle bir kovalamaca üstüne bir kavga ve ardından bütün bunlar yetmezmiş gibi kazık attığı adamı kurtarırken vücudunun salgıladığı adrenalin, tabi 720p izlememin de etkisi vardır)

Ordaki olayı yerleştirsem de kafama tekrar onu izlemem gerekbiliyor bazen (ihtiyaçlarımı bırakın bana lükslerimi verin ben ihtiyaçlarım olmadan da yaşarım)

living maze said...

o dünyayı seviyorsun o yüzden o dünyaya girmek istediğin zaman izliyorsun o filmi sadece. 100 kere izlemiyorsun sonuçta. gerçi 100 kere o dünyaya girmek isteyebilirsen 100 kere de izlersin. yine bu genellikle kendi dünyanı tercih ediyor oluşunu değiştirmiyor. şarkıda daha çok kendi dünyanvar. ben şarkının avukatıyım:)

Jack said...

"kendi hayatımızın soundtracki olabilen görüntüsüz şarkılar bize daha yakın"

evet bu çok daha mantıklı. hayatın akışına müdahale etmediği sürece güzel bir detay olabiliyor arka planda çalan soundtrack. bazen filmler ve şarkılar müdahale edebiliyor hayatın akışına, ama zaten biz çoktan izin vermiş oluyoruz ona. öte yandan bunu böyle anlatıyor olmamız hayatımızın bir film olduğunu kabul ettiğimiz anlamına geliyor. öyleyse başkalarının hayatlarını film olarak izlemektense kendi filmimizi izlemek daha keyiflidir diyebiliriz. işte bu yüzden filmler daha az izleniyor olabilir. kendi hayatlarımızdan ya da filmlerimizden kaçma dürtüsü ne kadar ağırsa o kadar çok film izliyoruz. bu dürtü hafif ise müzik dinliyoruz bazı bazı ama her zaman değil. müzik 2 farklı yerde de kullanılıyor. hem kaçış, hem kabulleniş aşamasında. fakat film ne yazık ki sadece kaçış esnasında dediğim gibi. aynı şey kısmen kitaplar içinde geçerli. tabi kitap kendi yazdığımız kitap değilse.

living maze said...

çok güzel toparladın, süper oldu.

Nickfallin said...

Şu resmi artık değiştirsen...

living maze said...

ehahe kalsın ya, ne önemi var resmin.

önder said...

drommen çok güzel cidden ama ben daha kısa oldugu icin fasa yı daha çok dinliyorum. film de uzun bişey olduğu için çok izlenmez. ayrıca film izlerken ikinci bir aktivite yapmak güç. o yüzden şarkılar en iyi dostlarımızdır. (yazdıklarınızı okumadım)

living maze said...

@önder: biz de onu dedik yaklaşık olarak ama çok daha süper şeyler de dedik. keşke okusaydın ama hakkını kaybettin artık.

fasanın sonunu sevmiyorum çok geriyo:/

living maze said...

sonu derken, ortasından itibaren gerliyorum. hayat 20 dakikalık şarkılar dinlicek kadar uzun diil ama 9 dakkalık drommnenlar için herzaman vakit vardır:p

önder said...

fasa'nın girişi o kadar güzel olmasa ben de çok dinlemem. aslında en güzel şarkı det andre liket onun da başı kötü. o yüzden çok dinlemiyorum. bi filmi 1000 kere izlemiyorsak filmlerin gelişim ya da final kısmı daha güzel geliyor diye olabilir mi acaba ?

living maze said...

humm, ben bazen şarkıların sadece sevdiğim kısımlarını dinliyip gerisini geçiyorum ama filmlere pek yapmadım onu.

önder said...

ben çok sevdiğim şarkıyı yarım bırakırsam ya da kıs bi bölüm dinlersem kendimi kötü hissediyorum. tamamen dinlemeden rahat edemiyorum. film de öyledir ama.. en son soulkitchen'ı izledim. ilk yarısı ikinci yarıya göre çok iyiydi. ama bi kez daha izlesem ilk yarıyı izleyip bırakamam. düşündükçe enteresan geldi bu durum. ama bu konuyu kendime dert edinmem kadar enteresan değil.